|
A
ÂBÂDİ
Eskiden kullanılan kâğıtlardan birinin adıdır. Hint âbâdîsi de denilirdi.
Hindistan'da Devletâbâd şehrinde yapıldığı için bu adı almıştır. Sarımtırak
renkli, güzel ve parlak bir kâğıttır. Kur'an ve murakkalarda
kullanılırdı. Dut ağacı elyafından yapılan bu kâğıtların bir zamanlar Avrupa
taklitleri görülmüştür;
(Frenk
âbâdîsi)
ABADİ KAĞIT
Ham ipekten yapılan bir kağıt türüdür. Dut ağacı elyafından da yapılır.
ABİR
Mürekkebe katılan güzel koku. Genellikle beyaz sandal, sümbül kökü, kırmızı gül,
turunç ve iğde çiçekleri, narenciye otlarıyla bir miktar dövülmüş misk
karışımıdır.
AB-RU
Su yüzü
ACEM KÖSTEĞİ
Eski yazmalarda kitap dikildikten sonra, dibinde ve iç tarafından, bir kısmı
kitaba, bir kısmı da cilde gelmek üzere yapıştırılan,
ince tıraş
edilmiş deri parçası. Bu şekilde yapılan ciltler çok sağlam olurdu.
ACEM SANATKAR
Türkiye'ye dışardan gelen sanatkârlara denirdi. «Arap olmayan» anlamına gelirse
de bizde doğuda bulunan milletlere Acem denmiştir. Bunlara Asya Türkleri de
dahildir. Bu deyiş bugün yalnız İranlılar için kullanılır.
ÂDİLŞAHİ
Eskiden kullanılan kâğıtlardan birinin adı. H. XI. (M. XVII.) yüzyıl başlarında
kullanılmıştır.
AĞAÇ
Tezhipte kullanılan süsleme motiflerindendir. Servi, hurma, hayat ağacı,
meyveli, ya da çiçekli ağaçlar tezhip unsuru olarak kullanılmıştır.
AHAR
Şap ve yumurta beyazının karışımından oluşan bir alaşım.
Nişasta,
yumurta akı, nişadır, kitre, zamk-ı Arabi, üstübeç, beyaz şap, balık tutkalı,
un, hatmi çiçeği, taze gül yaprağı, pirinç gibi maddelerden, yapılan ve ham
kâğıtların terbiyesinde kullanılan sıvı. Bu maddeler tek tek veya karışık olarak
kullanılır.
Kâğıt iki şekilde aharlanır :
1
- Ahar yapılacak
madde sıcak suda eritilir, kıvamınca karıştırılıp kâğıt buna daldırılır.
2- Sünger veya pamukla ahar kâğıdın üstüne sürülüp
kurutulur. Bir kat ahar
sürülmüşse tek aharlı; iki veya daha fazla sürülmüşse çift aharlı
denir, buna kısaltılarak çiftâli de denilmiştir. Ahar kâğıda iki üç
defadan fazla sürülmemelidir, aksi hâlde zamanla çatlar. Ayrıca kâğıda ahar
sürüldükten sonra, bir hafta geçmeden kâğıtları mührelemek lâzımdır.
Yazıların çeşitlerine göre aharın cinsi değişir. Yalnız bir tarafına yazı
yazılacak kâğıtlara (levha) kalın ahar;
kitap yapraklarının iki tarafına ince ahar yapılırdı. Kâğıdın cinsine göre
birkaç kat sürüldüğü de olurdu. Meşk kâğıtlarına kolaylık olsun diye kalın
ahar sürülmüştür. Âhar ve mührelenmiş kâğıtlar, zamana, rutubet, küf ve
kitap kurtlarına karşı daha dayanıklıdır.
Eskiden en güzel aharlar İstanbul'da yapılmıştır. Beyazıt semtinde, eski
Askerî Tıbbiye karşısında aharlanmış, mührelenmiş kâğıtların satıldığı eski
kitaplarda kayıtlıdır. Ayrıca hattatların kendi kâğıtlarını aharladıkları
da bilinmektedir.
Aharlanmış kâğıt mürekkebi emmediği için, yanlış yazıldığında ıslatarak
silmek mümkündür. Hattatlar ellerini tükürükleyerek veya yalayarak
yanlışlarını düzelttiklerinden «mürekkep yalamak» deyimi ortaya çıkmıştır.
AHARLI KAĞIT
Bitki boyasıyla boyanmış kağıda ahar sürülerek elde edilen kağıt.
AHENİN KALEM
Demir kalem.
AHENK
Harflerin yapılarının, estetik ölçülerinin, hem münferit hem de diğer
harflerle uyum içerisinde olmasıdır. Bunlar da tenasüp ve terkiple ifade
olunmuşlardır.
AKARDEON EBRUSU
Dalgalı ebru
AK DERİ
Eskiden kâğıt yerine kullanılan ve üzerine yazı yazılan derilere verilen ad.
Koyun ve keçi derileri kuruduktan sonra kazınır. Üzerine sert taş ile sürtülmek
suretiyle, pürüzleri giderilerek, yazı yazmaya hazır hâle getirilirdi. Papirüs
denilen yapraklardan daha dayanıklı idi. Uzun müddet kalması istenilen kitaplar
bu deri üzerine yazılmıştır. Tirşe adı da verilir. Avrupalılar, daha çok
Bergama'da yapıldığı için, Pergament (Parşömen) derler.
AKKASE
Yazma eserlerde, vassale gibi ekleme biçiminde olmayıp, bir kâğıdın kenar ve
orta kısımlarının ayrı renklerde boyanmasına ve bu şekildeki kenarı başka,
ortası başka renkli kitaplara verilen ad.
ÂKLAM
Kalemler:
Eskiler, altı daha sonra yedi ve en sonunda on iki türlü yazı olduğunu kabul
ediyorlardı. Bunların hepsine birden aklâm deniyordu.
AKLAM-I SİTTE
Altı yazı türü demektir. Bu isimle anılan altı cins yazı birbirine tabi, ikili
gruplar halinde şöyle gözden geçirilebilir; Sülüs-nesih, muhakkak-reyhani,
tevkii-rika.
ALTIN MÜREKKEBİ
Özel bir şekilde dövülerek mikronla ölçülecek kadar inceltilmiş yüksek ayarlı
altın varaklarının koyu Arap zamkı mahlulü veya bal yardımıyla bir çini tabakta
uzun emekle ezilmesi ve suyla yıkanıp süzülerek bir başka tabağın dibinde
toplanması, bize bu mürekkebin esası olan altın zerrelerini verir.
ALİ KURNA
(A-li-gorna)
Eskiden ve özellikle sülüs yazı için kullanılan kâğıtlardan birinin adı.
İtalya'da Livorno'da yapılan bu kâğıtta (A. Ligorna) kelimesi, soğuk
damga ile vurulduğunda «Alikurna» şeklinde yazılmıştır. Battal ve evsat
olarak iki boyu vardır. Battal büyük, evsat ise eser-i cedid, kadardı. Katlı
olanlarına Çifte ali, renkli olanlarına ise Alikurna boyalısı
denirdi. Ahar, bu kâğıtlara da uygulanırdı.
ALİKURNA
BOYALISI
Bk. Alikurna
ALT
BÖLÜM
Fasıl. Yazmalarda bölüm içinde yer alan küçük ayırımlardan her biri.
ALTI KALEM Bk. Aklâm-ı
sitte.
ALTIN CETVEL
Yazma sayfalarında metin çevresine çizilen altına cetveldir. Bunlara siyah
tahrir çekilir.
ALTIN TABAĞI
Altın ezmeğe mahsus tabaklara denir. Büyük ölçüdedirler. Mertebanî
tabaklar bu işe uygundur. Ayrıca, bunlardan ufak ve ateşe dayanıklı kapların
içine konan küçük tabaklara da altın tabağı denir.
ALTIN TOZU
Çoğunlukla fermanlarda kullanılan, altın tozundan yapılmış rıha verilen ad.
Ayrıca bk. Rıh.
ALTIN VARAK
İnce tirşeler arasında çekiçle do ve döve inceltilen altın levhalara verilen
ad. iyi bir altın varak elde etmek için yaklaşık on bin çekiç darbesi
gereklidir. Yapıştırma levha hâlinde tezhip de kullanılırdı; Ciltlerde ise,
meşinin üstüne yumurta akı sürüldükten sonra altın varak yapıştırılır, bunun
üzerine istenilen yazı ile hazırlanan ısıtılmış kalıp basılmak suretiyle şekil
verilirdi.
ALTIN YALDIZ
Türk kitap kaplarında genellikle bütün yüzeyi kaplamaz. Ya tezyin edilen
kısımlar üzerindeki kabartma süslere, sarı ve yeşil olmak
üzere iki renk yaldız
sürülür; veya kabartmalar deri renginde bırakılıp zemin yaldızlanır. Yaldız suyu
yapmak için parmak ucu ile bir varak alınarak çukurca bir tabakta zamk-ı Arabî
ve mumsuz balla birlikte ezilir, önce donuk çamur rengi olan altın mahlûlü, ezme
sonucunda açılır ve altın rengini alır. Bundan sonra tabağa yarıya kadar filtre
olmuş su doldurulur, altının zamkı erir ve toz hâlinde altın tabağın dibine
çöker. Su boşaltılır. Müzehhip, dipteki altın tozlarını jelatinli su ile ezerek
fırça ile alıp işler. Süzülen suda kalan yaldızdan zerefşan kâğıt
yapmakta yararlanılır.
ALTLIK
Hattatların, yazı yazarken kâğıtlarını üzerine koydukları destek. Birçok kâğıt
üst üste konur, alt ve üstüne tıraş edilmiş meşin, renkli kâğıt veya ebru
yapıştırılarak altlık elde edilirdi. Yumuşak ve sünger kâğıdına benzeyen ara
kâğıtlar yapıştırılmaz, dört ucundan tıraş edilerek hepsi birden meşinle
tutturulurdu. Ara kâğıtlar 4-5 mm kalınlıkta olana kadar üst üste konmalıdır.
Üst ortası çiçekli veya manzaralı olan altlıklar da vardır. Bunlar zamanın
meşhur mücellit, müzehhip ve ressamlarına yaptırılırdı. Meşhur mücellitler
altlıklarına imza da koyarlardı. Edirne işi bir altlıkta 1138 H./1769 M.
tarihiyle «Mehmed Vehbi” imzası görülmüştür.
Ayrıca, Ord. Prof. Dr.
A. Süheyl Ünver'in notlarında, yazarken kâğıt kaymasın ve el kâğıdı
kirletmesin diye üste katlanan bir kısmı da bulunan altlıklar olduğu
belirtilmiştir.
ALTTAN AYIRMA ŞEMSE
Klâsik ciltlerdeki, şemse türlerinden birinin adı. Motifin zemini altınla
doldurulmuş, motifler kabartma şeklinde üstte ve deri renginde bırakılmıştır.
Ayrıca bk. Şemse.
AMME
Kur’an-ı Kerim’in 30. cüzü. Hattatlar bu cüzü Kuran’dan ayrı yazarlardı.
ARA
SÜSLER
Sayfaların metin aralarındaki boşluklarına yapılan süsler.
ARABESK
Girift.
AŞKİ
Altının varak hâline getirilmesi işleminde kullanılan kuzu derilerinin kireçten
çıkarıldıktan sonra etten ayrılan tarafının üzerinden yağları ve fazlalıkları
almak için yararlanılan iki kulplu bıçağın adı. Bu şekilde hazırlanan
derilerden tirşe ile zar yapılırdı.
ATLAMA ŞİRAZE
Formaya dikilmeyerek yalnız yapıştırılmış olan şiraze. Bunlar süs niteliğinde
olup, formaya dikilen şiraze kadar sağlam olmadığından makbul değildi.
ATLAS
ÇİÇEĞİ
Bk. Sadberk.
AVADANLIK
Hattatlarla kâtiplerin yazı için kullandıkları araçlar. Kalem, hokka,
kalemtıraş, altlık, makta v.b. «.Abadanlık» kelimesinden alınmıştır.
AYAK
Yazmalarda sayfa sırasını belirtmek amacıyla, bir sonraki sayfanın ilk harf veya
kelimesi, bir önceki sayfanın alt köşesine yazılmıştır. Bu yazıya ayak adı
verilir. Çoban, murakıb, müş’ir, müşîr, müşîre veya.
payende
de denilir. Ayrıca reddade
(geri döndüren), müşahide (gözcü),
ta'kibe
(izleyen) ve garip
kelimelerinin de bu anlamda kullanıldığı olmuştur.
AYIRMA
RUMİ
Bk. Rûmî.
AYIRMA ŞEMSE
Ya şekiller ya da zemin, altın ile doldurulmak suretiyle yapılan şemselere
verilen ad. Yapılış şekline göre alttan ayırma şemse veya
üstten ayırma şemse
adım alır.
AYNALI YAZI
Arap harfleriyle karşılıklı yazılan yazılar. Harfler veya kelime yazıldıktan
sonra simetriği de yazdırdı. Çifte vav, çifte hu, aynalı Muhammed yazıları buna
örnektir. Müsennâ yazı veya çift yazı da
denir.
B
BAB
Fasıl, bolüm. Yazmaların içindeki büyük bölümlerden her biri.
Bâb-ı HUMAYUN
Topkapı Sarayı'nın Ayasofya’ya bakan birinci kapısına
verilen ad.
Bâb-ı SELAM
Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Hümâyûn'dan sonra gelen ikinci
kapısı olup daha ziyade Ortakapı diye anılır.
Bâbüssaâde
Arz kapısı, taht kapısı.
Topkapı Sarayı’nın üçüncü kapısı olup Enderûn ve Birûn’u birbirinden ayırırdı.
BAĞA
Kaplumbağa kabuğu. Sıcak suda yumuşatılarak tespih, kutu, baston, kaşık, tarak
gibi eşyalar yapılır.
BAĞDAT KAĞIDI
Bir zamanlar Bağdat'ta yapılmış kâğıtlara verilen ad. 656'da Moğolların
istilâsı üzerine, kâğıtçılık Tebriz, Şam ve Mısır taraflarına göçmüştür.
BALIK TUTKALI
Morina balığının damağından yapılan yapıştırıcı madde. Ahar yapımında
kullanılırdı. Daha sonra bu maddenin yerine jelatin kullanılmıştır. Nişasta
aharının üzerine balık tutkalı çekildiğinde, kâğıtlar rutubetli bir yerde
kaldıklarında yapışabilirler.
BASKI KALIBI
Kitap kaplarına kabartmalı süsler basmakta kullanılan kalıp.
BAŞ
Ayın (ع), mim (ﻡ) gibi eski harflerin satırın üstünde kalan baş
tarafı.
BAŞLIK
1-Yazmalarda
ilk sayfanın üst başına yapılan süslemeli levhalara verilen isim. Metin sayfanın
ortasından, bazen da üçte birinden başlar, üstüne besmele veya uygun bir deyişle
süsleme yapılır, buna başlık veya
serlevha
denirdi.
2-
Yazmalarda ve eski basma kitaplarda kitap adı.
BATTAL
Bk. Battal kâğıt.
BATTAL EBRU
Belirli bir şekli olmayan ebrulara verilen ad. Battal adı verilen büyük boy
kâğıtlarla yapıldığı için bu adı almıştır.
BATTAL
KAĞIT
Büyük kesimde kâğıtlar hakkında kullanılan ad. Yalnızca battal da denir.
BEDAHŞİ LACİVERT
Tezhipte kullanılan koyu lâcivert boyanın adı. Solmayan bu boya Bedahşan'dan
geldiği için bu adı almıştır.
BELLUT (bulut)
ŞECERİ
Palamut ağacı. Külü bir çeşit ahar yapımında kullanılır.
BERAT
Osmanlı Devleti teşkilatında bazı vazife, hizmet ve memuriyetlere, tayin
edilenlere vazifelerini icra etmek üzere, padişahın tuğrası ile verilen
mezuniyet veya tayin emirleri.
BERK
Tezhipte kullanılan yaprak şekilleri. Berk, Farsça «yaprak» demektir. Üçlü
yaprak motiflerine seberk, beşlisine pençberk, uzunca ve kenarları
tırtıllı olanlarına berk-i ıtri denilir.
BERK-İ HALKARİ
Halkârî işlerindeki yaprak motiflerine denir.
BERK-İ ITRİ
Itır yaprağına benzeyen süsleme motifi.
BESMELE
"Bismillahirrahmanirrahim"in kısa ifadesi.
BESMELE OKU
Besmele'deki sin harfinin çekilişinden hasıl olan uzun çizgiye verilen addır.
BEŞ
KOLLU YILDIZ
Bk. Beşli yıldız.
BEŞLİ
YILDIZ
Türk süsleme sanatında kullanılan bir yıldız şeklidir. Beş kollu yıldız da
denir. Mührü Süleyman denilen altı kollu yıldız gibi beşli yıldız da tılsım
olarak kullanılmıştır. Tabanları olmayan üç üçgenin birbirine geçmesinden
meydana gelen bu şeklin 3 ve 5 gibi mistik özelliği olan sayılarla, göz şeklini
ifade eden üçgen ve nazara karşı kullanılan pençe «5» ile ilgisi vardır.
BEŞ YAPRAK
Bk. Pençberk.
BEYAZA ÇEKME
Eski şekli «tebyiz». Yazma eser müsveddesini temize çekme.
BEYAZİ
Uzunluğuna açılan yazma kitaplara verilen ad. Beyazî kelimesini daha çok
İranlılar kullanmış, Türkler bu çeşit kitaplara Sığır dili demişlerdir.
BEYZA-İ
TUĞRA
Bk. Beyze.
BEYZE
Tuğra’nın kısımlarından olup, sağdan sola ve yukarı doğru çekilen çift
şekil.
Bk. Tuğra.
BEYZİ
Oval.
Yumurta biçiminde olan.
BEZEME
Hattın bezenmesi; tezyinat, süsleme.
Çoğunlukla yazma, bazen de basma kitaplarda görülen tezhip, minyatür v.b.
süsleme.
BEZEME YAZILARI
Ana bir tip olmayıp, merak ve değişiklik isteği sonucudur. Bezeme yazılarının
çifte yazılar, tuğralar, eşya, bitki, hayvan, yapı biçiminde ve resimli yazılar
gibi çok çeşitli şekilleri vardır.
BEZİR İSİ
MÜREKKEP
Ketentohumu yağının yakılması suretiyle meydana gelen isten yapılan mürekkebin
adıydı. İçi sırlı çanaktaki beziryağı, üzerine fitil konulmak suretiyle yakılır;
üstüne de is toplamak için içi sırlı bir kapak asılırdı. Yağ bitene kadar
yandıktan sonra kapakta biriken is, tavuk tüyü ile başka bir kaba alınır, daha
sonra içine belirli ölçüde zamklı su doldurulmuş mermer büyük bir havana
boşaltılırdı. Burada havaneliyle vurularak karıştırılır, bu iş iki üç ay
sürerdi. İyi mürekkep ancak üç ayda imal edilebilirdi. Koyu siyah, akıcı,
solmayan bir mürekkepti. Bu mürekkebe hattatlar biraz mazı atarlar, böylece
solmaz ve rutubetten etkilenmezdi.
BIÇKI
Eski mücellitlerin meşin tıraş etmek için kullandıkları balta şeklinde âlet.
BİLLUR MÜHRE
Camdan yapılan mühre. Kaz yumurtası biçim ve büyüklüğünde olup, kâğıt
cilâlamakta kullandırdı.Ayrıca bk. Mühre.
BİNUKAT
Ebced hesabında noktasız harf; harflerin noktalarım koymadan yazılan yazı, Bk.
Mühmel.
BİTKİSEL MOTİFLER
Tezhip sanatında kullanılan motiflerdir.
Çeşitleri:
Çiçekler :
hataî (stilize), realist çiçek
motifleri (vazolu-vazosuz), minyatürdeki çiçekler.Yapraklar:
seberk, pençberk, sadberk...Ağaçlar :
yapraklı veya meyveli ağaçlar,
hayat ağacı, servi…
BİTME İŞARETİ
Bk. Temme, Temmet.
BİZ
Ebruya şekil vermek için kullanılan tahta saplı ve muhtelif kalınlıklarda
metal-çelik çivi uç kısmı sivri olan alet.
BOĞUM
Kamış kalemlerin ortalarına tesadüf eden, kapalı ve hafif çıkıntılı kısımlarına
verilen ad. iki boğumlu, üç boğumlu...
BORDÜR
Klâsik ciltlerde, kapağın dış kenarını çevreleyen kısma denir. Yerine göre
pervaz, ulama, kenar suyu gibi isimler alır.
Bordür üzerine yuvarlak veya beyzî şekilde parçalar konmuş ise bunlara kartuş
pafta denir. Dendanlı, kitabeli bordürler vardır.
BOYA EZMEK
Ebruda, Toprak boyaların mermer zemin üzerinde destiseng yardımıyla ezilip
inceltilmesi işlemidir.
BOYNUZ GILAFI
Kalemtıraş ve benzeri bıçaklar için boynuzdan yapılan kılıflara denir. Boynuz
sıcak suda yumuşatılarak levha hâline getirilip sonra kılıf yapılırdı.
BOYUN
Arap harflerinin bükülme yerlerine verilen ad.
BÖCEK
MÜHRE
Bk. Mühre.
BÜLÜK-Ü RUMİYAN
Memleketimizin yerli sanatkârları toplu hâlde çalışır ve zevkimizi dışardan
gelecek etkilere karşı korumak isterlerdi. Bir araya toplandıklarında onlara
«Anadolulular bölüğü» anlamına Bölük-ü Rumiyan denirdi. Bk.- Acem sanatkâr.
BÖLÜM
Yazma eserlerin kendi içinde bölünebildiği büyük ayırımlardan her biri, bab.
BUKETTİ ŞEMSE
Bir kaideden, bir sap üzerinde tek merkezden çıkartılarak, tabiatta olduğu gibi,
dalların ortasına veya ucuna küçüklü büyüklü çiçekler oturtularak şemse hâlinde
toplanmıştır. Bazen bu dallar bir vazonun içinden çıkartılmıştır. Buketli,
şemseler oyma şeklinde veya kızdırılmış kalıpla deri üzerine yapılmış, kap
üzerindekiler özellikle elle işlenmişlerdir.
BULUT
XV. ve XVII. yüzyılda yaygın olarak kullanılan tezhip motiflerindendir. Stilize
edilmiş ve kıvrımlarla uzatılmış bir bulut izlenimi verir. Yardımcı motif olarak
kullanılır ve süslemeyi doldururlar. Bazen da desenin çıkış noktasını simgeleyen
zemin olarak kullanılmıştır. Çin bulutu da denilmiştir.
Nakışlar arasında yer alan, stilize edilerek bir
bulut izlenimi veren ve münhanilerle uzatılmış özel bir formdur. Çin bulutu da
denir.
C
CAM MÜHRE
Bk. Mühre.
CAVA KALEMİ
Cava'da yetişen bir
bitkiden yapılan bu kalem abanoz gibi sert ve içi doludur. «Hacı Hattat Efendi
üç Cava kalemi açmıştır : Yazı kalemi, Hereke kalemi, Secavent kalemi…”
Hattatlar ince çizgi çizmek ve küçük yazılan yazmak için bu
kalemi kullanırlardı. Pirinç üzerine yazılan iblâs sûreleri, sancak Kuranları
, bu kalemle yazdırdı.
CAVİ KALEMİ
Bk. Cava kalemi.
CEDİD
Bk. Eser-i cedit. Arapça da yeni demektir.
CEDVEL
Yazma kitaplarda ve
levhalarda yazıyla kenarı ayırmak üzere altınla çekilen çizgilere verilen ad.
Tek çizgi veya biri kalın biri ince iki çizgiden ibarettir. Kırmızı (lal) ve
başka renkli cetvel de kullanılmıştır. Jengârla yapılan tirşe renkli cetveller,
jengâr kâğıdı yiyerek sayfayı yırttığı için, makbul değildir.
Yazıyı çerçeveleyen çizgi. Ayrıca bk. Kuzulu
cetvel.
CEDVEL ÇEKMEK
Yazmalarla, levhaların
sayfa kenarlarına çizgi çekilmesine denir. Cetveli müzehhipler çekebildiği gibi
bu işi kendine meslek edinenler de vardı, bunlara cedvelkeş denirdi.
CEDVEL KALEMİ
Cedvel çekmeğe mahsus
kalem, tirling.
CEDVELKEŞ
Yazma kitapların sayfa
kenarlarına ve yazı levhalarının etrafına yaldız veya mürekkeple çizgiler
çekerek onları çerçeve içine alan sanatkâr. Kalemkeş de denir.
CELİ
Hattın kalın nevileri
hakkında kullanılan bir terimdir, özellikle büyük levhalarda veya taş üzerine
yazılan kitabelerde kullanılmıştır.
CELİ DİVANİ
Harekesiz yazılan divaninin XVI. asırda İstanbul'da doğan harekeli, süslü ve
haşmetli şekline celi divani adı verilmiş, bu da devletin üst seviyedeki
yazışmalarında kullanılmıştır.
CELİ KALEMİ
Büyük boydaki yazılar
için kullanılan kalemlere denir. Ya çok kalın kamıştan veya her hattatın kalem
açışına göre, tahtadan yapılırdı. Çok büyük yazılar için bu tahtadan kalemin
kat'ı boydan boya kesilir ve mürekkebin kolay akmasını sağlamak için içine
sünger yerleştirilirdi.
CELİL
Celî yazının Abbasiler dönemindeki adı.
CELİ-NÜVİS
Celî yazıyı güzel yazan
sanatçı; büyük yazı yazan.
CELİ SÜLÜS
Sülüs yazının yaklaşık 9 mm.’den kalın yazılarına verilen addır. Sülüs
yazıya göre bu yazıda hatlar daha belirgin bir hal alır.
CENDERE
Ciltlenecek kitap
dikildikten sonra dibinin yapıştırılması için mengene olarak kullanılan,
tahtadan, iki ucu vidalı âletin adı.
CENKAR
Bk. Jengâr.
CEYLAN DERİSİ
Üzerine yazı yazılacak duruma getirilen ceylân derisi. Kâğıttan önce
kullanılmıştır. Müze ve kütüphanelerde kûfî yazıyla ceylân derisi üzerine
yazılmış Kur'an ve sûreler bulunmaktadır.
CEYLAN
KAĞIDI
Bk. Ceylân derisi.
CİHARYAR-I GÜZİN
Hz. Ebubekir, Hz. Ömer. Hz. Osman ve Hz. Ali için özellikle Sünnî
Müslümanlar tarafından kullanılan bir tabir.
CİLBEND
Yazma kitap ciltlerinin
muhafazası için kullanılan kutu; içindeki bir kurdele çekilince kitap dışarı
çıkar.
Ayrıca yazı ve resim konulmak üzere bir kenarından bez ile
yapıştırılmış iki mukavvadan ibaret kapaklara da cilbent adı verilir. Ağız
tarafından ve yanlarından küçük şeritlerle bağlanır.
CİLT
Türkçe'ye Arapça'dan
geçen bu kelime «deri» demektir. Yazılı eserlerin korunması amacıyla yapılan
kitap kapları da çoğunlukla deriden yapıldığı için cilt adını almıştır.Kâğıdın icadından önce, balmumu levhalar ve papirüs üzerine
yazılan yazıların saklanması için iplerle bağlı tahta kapaklar kullanılmıştır.
Parşömen kullanılmaya başlanınca katlanıp forma elde edilmiştir. Cilt ve
ciltçilik kâğıtçılıkla birlikte gelişmiştir. İlk Türk ciltleri Doğu Türkistan'da
Mani dinini kabul eden Uygur Türklerine aittir. Cilt sanatının Çin'den Türklere
geçtiğini ileri sürenler varsa da Çinlilerin tomar hâlinde baskı yaptıkları göz
önüne alınınca bu mümkün görülmemektedir.Klâsik Türk ciltleri aynı yüzyıllar içindeki diğer Îslâm
milletlerin kitap kapları ile karşılaştırılırsa bazı özellikler görülür. Meselâ
Îrân çevresinde yapılan ciltlerin kaplarının iç yüzlerinde katı' süsler ince ve
çok renklidir. Türk ciltlerinde ise iç kısım genellikle kalın katı' (oyma) süslü
ve sadece merkez madalyonundan ibaret, bazen de köşebentlidir. Zemin tek veya
iki renklidir. Bazen dıştaki süsleme, derinin rengi değiştirilmiş olarak, kabın
iç yüzünde de tekrarlanır.Deri ciltlerde uygulanan klâsik üslup, şemseli cilt
tarzıdır. Kapaklar üzerindeki süslemeler kabartma olduğundan, kitap rafa veya
rahleye konduğunda sürtünerek ezilmemesi için, kabartmaların en üst kısmı, düz
kısımlardan aşağıda tutulmuştur.Ciltte süslemelerin kapak, Sertap ve mıklep üzerinde
yapılmış olması Türk üslûbunun özelliğidir. Doğu ciltlerini batınınkinden ayıran
özellikler ise şöyle sıralanabilir :Klâsik ciltlerimizde sırt (dip) yuvarlak değil düzdür;
kapaklar kitap boyunda olup, dışarı taşmaz; şiraze, sırta ipek iplik dikilip
elle örülür; sırtta yazı olmaz, eserin adı zahriyede veya kitap yaprağındadır; alt kapağa iki parça (Sertap ve
mıklep) eklenmiştir; iki kapak, mıklep ve Sertap birer süsleme düzeyidir.Klâsik bir cilt, tezhip, nakış, deri tıraşlama, murakka,
hâk, hat, katı' ve ebru sanatlarının ürünüdür. Genellikle birçok sanatkârın
ortak çalışması ile meydana gelmiştir.Cilt süsleme üslupları, bu ciltlerin bulundukları kültür
alanlarına göre değişik şekillerde ise de, bu değişiklik yapılış özelliklerinden
çok süsleme ve kullanılan malzeme konuşunda kendini gösterir. Türk - Îslâm cilt
sanatının tarihteki gelişiminde şu üsluplar tespit edilmiştir :Hataî (Kâşî,
Horasan, Buhara, Dihlevî), Herat (Herat, Şiraz, Isfahan), Arap (El-cezire,
Halep, Fas), Rûmî (Selçuk), Memlûk (Mısır), Türk (Diyarbakır, Bursa, Edirne,
İstanbul, Şukûfe, Rugan «Lake», Barok), Mağribî (ispanya, Sicilya, Fas), Lake
(Iran, Hint), Buhara-yı cedit.
CİLT ARA KAPAĞI
Ciltlenmiş bir yayında
dış kapak ile ara kapak arasında bulunan yaprak. Cilt ara kapağının ön ve arka
yüzünde yazı bulunmaz. Metni cilde bağlayan dayanıldı iki yapraktan biridir.
Diğer cildin iç kısmına yapıştırılır. Osmanlı ciltçiliğinde en güzel ebru
örnekleri cilt ara kapaklarında görülür.
CİLT KANADI
Kitap kapağı yerine
kullanılan bir terimdir.
CİRAN
Ciltte kullanılan beyaz
ceylân derisi.
CÖNK
Halk şairlerinin
dikdörtgen biçiminde uzunlamasına ciltlenmiş olan şiir mecmualarına verilen
addır.
H. X.
(M. XVI.) yüzyılın
tanınmış kişilerinden, Bursa'yı ikinci vatan seçen ve yazılarını uzunlamasına
defterlere yazan Dede Efendi, bu ismi mahlas olarak kullanmış, kendisine Dede
Cöngî denilmiştir.
CÜZ
Bir iki formadan ibaret
küçük kitaplara verilen ad. Kuran'ın ayrılmış olduğu 30 kısmın her birine cüz
denir. Genelde 20 sayfa bir cüz sayılır.
CÜZ GÜLÜ
Yazma Kur'an-ı
Kerim'lerde cüzlerin başlangıcında sayfa kenarına yapılan yuvarlak tezhip.
Bk. Gül.
CÜZLÜK
Cüz teşkil edecek büyüklükteki kâğıda verilen ad; yirmi sayfadan meydana gelen
forma. Bugün on altı sayfadan oluşan forma, eskiden yirmi sayfa idi.
Ç
ÇAHARKUŞE
Harap olmuş kitap kapaklarının dört köşesine geçirilen meşin eklere verilen ad.
ÇAHARKUŞE
CİLT
Kenarları yaklaşık birer santim, eninde deri ile çevrilmiş, ortası ebru, kumaş
veya kâğıt kaplı cilt. II. Beyazıt devrinde ciltlenmiş kitaplar genellikle
çeharkuşe kumaş kaplıdır. Bu kumaşlar çoğu zaman ufak karelidir.
ÇAKMAK MÜHRE
Her iki tarafından tutularak kullanılan, ağaçtan yapılmış merdane biçimindeki
mühre. Ellerin arasında kalan kısımda ağaç oyulmuş ve içine 4-5 cm eninde, 10-12
cm boyunda, 1-1.5 cm kalınlığında sert bir taş yerleştirilmiştir. Bu taş
Süleymaniye taşı, zebercet (yeşim) veya akiktir. Ayrıca Bk. Mühre.
ÇÂRDANK
Bk. Talik.
ÇARK-I FELEK
Merkezden çevreye genişleyerek açılan eğrilerin oluşturduğu yuvarlak süsleme
motifi.
ÇÂR
KUŞE
Bk. Çaharkuşe.
ÇÂR
KUŞE CİLT
Bk. Çaharkuşe cilt.
ÇEHAR KUŞE Bk. Çaharkuşe.
ÇEKMEK
Âharlanacak kâğıdın, şaplı suyun içine batırılıp çıkarılma işlemine denir.
ÇENGAR BATTAL
Eskiden kullanılan büyük boy renkli kâğıt.
ÇERBE
Şeffaf kâğıt, yağlı kâğıt.
ÇEVRE KESMEK
înce, düz bir levhanın üstüne çizilen çizgilerden keserek şekilli parçalar
meydana getirmek. İnce kâğıtları çeşitli şekillerde kesip oyarak elde edilen
şekiller başka kâğıda yapıştırılarak çok güzel süslemeler
yapılmıştır.
Buna katı’a, sonraları da oyma denilmiştir.
ÇIKARMA
Hocanın, talebenin yazdığı meşkin altına, yapamadığı harfleri tekrar
yazmasına verilen isimdir.
ÇIPLAK SATIH
Tezyinatta, üzerinde süsleme bulunmayan kısımlara verilen ad.
ÇİFALİ
Bk. Tekali
ÇİFT AHARLI
Üzerine iki veya daha çok ahar sürülmüş kâğıda çift âharlı denir. Buna
kısaltılarak Çiftâli de denilmiştir.
ÇİFTALİ
Bk. Çiftâharlı
ÇİFT DİKİŞ
Çift dikişle dikilen ciltli kitaplara verilen ad.
ÇİFT
KUZU
Bk. Kuzulu cetvel.
ÇİFT
PERVAZ
Bk. Pervaz,
ÇİFT
YAZI
Bk. Aynalı yazı.
ÇİFTE
AHARLI EBRU
Üzerine önce nişasta, sonra yumurta akıyla ahar sürülmüş ebrulu kâğıtlara denir.
ÇİFTE
AHARLI KAĞIT
İki
yüzüne ahar sürülmüş kâğıtlara verilen ad.
ÇİFTE ALİ
Alikurna kâğıdının katlanıp kısaltılmış olanları.
ÇİFTE VAV
Eski yazılardaki vav (و) harfinin aynalı yazılmasıyla meydana
gelen şekil. Bu ve bunun gibi yazılara hatt-ı müsennâ da denilirdi.
ÇİFTEKUŞ
Kuş şeklinde filigranlı bir kâğıdın adı. Venedik'te yapılan bu kâğıtlara
Çiftekuşlu Venedik kâğıdı da denirdi.
ÇÜHAR-Gûşe
Bk. Çaharkuşe.
ÇİLE TAHRİR
Hattatlar arasında kurdele yerine kullanılan bir tabir. Tahrir, sayfanın yazı
kenarlarını çevirmek üzere dört tarafına çekilen çizgiye denir.
ÇİN
BULUTU
Bk. Bulut
ÇİN MÜREKKEBİ
(siyah)
Susam yağından elde edilmiş is karası, jelatin, Borneo kâfuru, misk
karıştırılarak yapılan dört köşe çubuk şeklinde bir çeşit kuru mürekkeptir.
Gerektiğinde su ile küçük bir tabakta ezilerek kullanılır.
ÇİNTAMANİ
(Çintemani)
Bir süsleme motifi. Taman, Çinli ve Japonlar da Buda'nın sembolüdür. Biri üstte
ikisi altta üç inci tanesi ile şimşeğe benzeyen iki yatay şekilden ibarettir,
inciler, bir noktada birbirine yaklaşan, iç içe daire motiflerinden oluşurlar ve
bazen yalnız olarak süslemede bulunurlar. Kaplan çizgisi ve beneği veya
pars beneği de denilmiştir.
Orta Asya'dan gelen bu motifi Türkler
birçok yerde hattâ kumaşlarda kullanım şiardır.
ÇİVİT
Daha çok Yemen, Hindistan, Pakistan ve Çin’de yetişen bir tür ot. Bu ottan elde
edilen koyu mavi boya. Kırmızı, yeşil, sarı renkli olanları varsa da daha ziyade
koyu mavi olanı kullanılır.
ÇOBAN
Bk. Ayak.
D
DAKİK
Buğday değirmende öğütülürken havaya karışan ve değirmenin duvarlarına çok
ince zerreler hâlinde yapışan un. Bir çeşit ahar yapımında nişasta yerine
kullanılırdı.
DAL
Tezhip motifi. Levhaların köşelerine yapılan çiçek demetine verilen ad.
DALGALANMA
Tezhip de ve resimde dalga gibi eğri çizgiler meydana geldiğinde verilen ad,
DAMAR MÜHRESİ
Bk. Mühre.
DARÜ'L-KÜTÜP
Kütüphane, kitaplık.
DEFE
Yüz adetlik altın varak (b. bk.) paketi.
DEFFE
Kitap cildinin iki kapağından her biri.
DEFFETEYN
Bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılıp kapanır iki kanat şeklinde
çift sayfalara verilen ad. Üzerlerine dinî ve sembolik resimler yapılır,
bazıları büyük kitaplara kap olarak kullanılırdı. Fildişinden olanları da
vardır. Sanatkârlar arasında deffeteyn, doğrudan doğruya kitap cildine denir.
DEFNE
DALI
Süsleme motifi. Defne ağacının yapraklarına benzer.
DEFTER
Eskiden cilt yerine kullanılan bir terim. Birçok kâğıdın birbirine bağlı olarak
bulunduğu mecmua demektir.
DELAİL-İ HAYRAT
Ayet, hadis ve duaları içine alan yazma kitap. Bazılarında Kabe ve Ravza-i
Mutahhara’nın el çizimi minyatüre benzer resimleri vardır. Buna kısaca Delail
veya Delail-i Şerife adları da verilir.
DELAİL
Ayet, hadis ve duaları içine alan yazma kitap. Bazılarında Kabe ve Ravza-i
Mutahhara’nın el çizimi minyatüre benzer resimleri vardır. Buna kısaca Delail-i
Hayrat veya Delail-i Şerife adları da verilir.
DELAİL-İ ŞERİFE
Ayet, hadis ve duaları içine alan yazma kitap. Bazılarında Kabe ve Ravza-i
Mutahhara’nın el çizimi minyatüre benzer resimleri vardır. Buna kısaca Delail
veya Delail-i Hayrat adları da verilir.
DENDAN
1-
Farsça'da «diş» demektir. Eski yazıda sin ( س ) harfinin dişlerine ve
yazıda buna benzer bir, iki ve üç harfin yan yana gelmesiyle meydana gelen
dişlere verilen isim, Sin
dişlerine verilen addır.
2- Tezhip terimi olarak, başlıklarda, giriş çıkış ve dönüş yerlerinde,
kendine mahsus yapılan ve dişe benzeyen şekillere de dendan adı verilir.
DERİ
Eski Türk ciltleri genellikle deridendir. Bu iş için, üzerine kabartma bezemeler
işlemeye en uygun olan ve meşin denilen koyun, derisi, sahtiyan
denilen keçi derisi ve rak adı verilen ceylan derisi kullanılmıştır.
Bu derilerin çeşitli kısımlarına şu isimler verilir : Hayvanın baş tarafına
gelen deri kısmına kafa, baştan kuyruğa kadar olan kısma sırt.,
kenara gelen kısma etek denir. Derilerde kurt yeniklerinden meydana gelen
izlere de okra denilir.
DERİ
CİLTLER
Deri üzerine kalıpla kabartma, gömme veya elle yapılan, çizme, oyma teknikleri
ile hazırlanan cildi erdir.
DERİ
KAPLI
Üzerine deri veya ak deri kaplanmış kitaplar hakkında kullanılır.
DERİ
TIRAŞLAMAK
Ciltçilikte kullanılan derinin, tıraş bıçağı ile istenildiği kadar inceltilmesi
işlemine denir.
DERKENAR
Yazma kitaplarda, sayfa kenarındaki beyit veya yazılar.
Esas yazının kenarlarına yazılan yazı. Çıkma yazı. Yazının/resmin alt ya da yan
taraflarındaki boşluklara yazılan kısa not yazıları.
DESTE
Tezhip terimi olarak, on yaprak altın varaktan ibaret pakete denir.
DESTESENK
Ezme işleminde kullanılan, billur veya mermerden yapılmış âlet. Somaki, porselen
ve diğer sert taşlardan da yapılır ve özellikle tezhipte kullanılan boyaları
ezmekte kullanılırdı.
DESTEZENK
Bk. Destesenk.
DESTİSENK
Bk. Destesenk.
DEŞTİ
Eski bir yazı çeşidi.
DEVAT
Hokka ve kalem mahfazası işini aynı zamanda gören divit'in. Arapça ismi.
Türkçe'de divit olarak isimleşmiştir. Bk. Divit.
DEVLET
ÂBÂDÎ
İpekten
yapılan kâğıtların bir çeşidi. Buna âbâdî de denir. Hindistan'ın Devlet-âbâd
şehrinde yapıldığından bu adı almıştır.
DIŞ
PERVAZ
Levhaların dış tarafına veya boya ile çekilen pervaza verilen ad.
DİMİŞKİ
Şam (Dimeşk)'da yapılan ve eskiden kullanılan düşük kaliteli kâğıtlardan birinin
adı. Âlî'ye göre, zamanında kullanılan kâğıtların en
âdisi idi
DİŞİ OYMA
Bk. Katı'
DİP
Bk. Sırt
DİP KÖSTEĞİ
Şirazeler örüldükten sonra kitabın sırtına yapıştırılan ince meşin. Şirazeler de
buna yapışır ve dikişlerle kolonlar bu deri altında yapışmış olarak kalır.
Modern ciltlerde bu deri yerine bez veya kâğıt yapıştırılmaktadır. Bu işe dip
tutmak denir.
DİP
TAŞI
Altın varakçıların üstünde altın dövdükleri mermer taş.
DİP
TUTMAK
Şiraze örüldükten sonra, kitabın sırtına deri, bez veya kâğıt yapıştırmak. Bk.
Dip kösteği.
Dival
Kadife üzerine sırma ya da gilapdanla kabartma
olarak yapılan iğne işi. İşlenecek desenler mukavva veya deri üzerine çizilir.
Bunlar kesilerek gergef veya kasnağa gerilen kadife üzerine yerleştirilir.
Gergef veya gilaptan bu kalıpları örtecek şekilde işlenir. Bindallı kadın
elbiseleri ile birlikte bohçalar, keseler, örtüler dival işi olarak bu teknikle
süslenir. Türk el işleri arasında divalin yeri büyüktür.
DİVANİ
Türklere özgü, hareketli ve girift bir yazıdır. Bu yazıda harf ve kelimeler
birbirine kaynaşmıştır, birbirlerine ulaşa ulaşa gider, sona yaklaşınca
yükselmeğe başlar. Bu hat, ferman, berat ve menşur yazmak için
kullanılmıştır.
İran'da resmi yazışmalarda kullanılan ta'lik hattı Osmanlı'ya Akkoyunlular
(1467-1501) yoluyla XV. asırda geldiğinde, kısa zamanda büyük bir şekil
değişikliği geçirerek Divan-ı Hümayun'daki resmi yazışmalara mahsus olduğundan
dolayı "divani" adını almıştır.
DİVANİ
CELİSİ
Asıl divanîden daha gelişmiş ve teferruatlıdır.
DİVANİ
KIRMASI
Divanî île rik'anın birleşmesinden meydana gelen bir yazı çeşididir.
DİVİT
Aslı devat'tır. "Devat" kelimesi Türkçe'de divit olarak isimleşmiştir.
Kalemleri koyacak bir kutu yanında
kapaklı hokkasıyla, beldeki kuşağa çaprazlamasına sokularak taşınan ufak bir
yazı takımıdır. Pirinçten, bakırdan yapılmış divitlerin, ufak yayvan sandık
şeklinde olanları bulunduğu gibi, yuvarlak bir mahfaza yanına tutturulmuş
hokkalı şekilleri de görülür. Gümüş ve altından yapılmışları olanları da
vardır. Mürekkep konulan hokka, kalemliğin yanına yapıştırılırdı. Hokkaların,
biri mürekkep diğeri lal denilen kırmızı boya koymağa yarayan iki bölümlüleri
olduğu gibi, iki üç hokkalı divitler de vardı. Kalem koyulan bölümün uzunluğu 25
cm
kadardı.
Hattatların, ayrıca kalemdanları da olurdu. Buna kubur da denilmiştir.
Eski divitlerin, hokkalarının alt tarafına, kalem ucu kesmekte kullanılan
maktanın bir zincirle bağlanması için küçük bir halka yapılmıştır.
Divitlere, kuşağa sokulduğunda kaymasın diye bir kılıf yapılır ve buna divit
şiltesi denilirdi.
Divit yapan, esnafın oturduğu, Üsküdar'daki Kazasker Ahmet Efendi Mahallesi,
eskiden Divitçiler adıyla anılırmış. Kambur Ahmet adındaki divitçinin yaptığı
divitler uğurlu sayılıp, yüksek fiyatla alıcı bulurmuş. Bu divitçi, hokkanın
altına ve kalemdanın gövdesine «Seyyid Ahmed» damgasını vurmuştur.Ord. Prof. Df. A. Süheyl Ünver'in «Divitçilerimiz ve Eserleri»
adlı yazısında Usta Mehmed'ler, Abdüllâtif, Baha, Fennî, Hüsnü Arif, Hilmi, Hacı
Ömer, İbrahim, Kumkumacı zade, Mehdî, Mehmed b. İsmail, Mustafa, Resmî, Rumî,
Seyyid Hasan, Şehrî adlı divitçilerin eserleri anlatılmıştır.
DİVİTŞOR
Bk. Milhez.
DOLAMA
DAL
Tezhipte, helezon şeklinde kıvrılmış dal ve yapraklardan meydana gelen
süslemenin birbiri içine düşen yuvarlak kısımlarına verilen addır.
DÖNBABA
Süslemede kullanılan bir çiçek biçiminin adıdır. Turna gagası da denilir.
DÖVME
ALTIN
Yaprak (varak) hâlinde altın.
DUDAK
Sayfaların ön kenarlarının bozulmaması için sertâbın iki yanında alt kapak ve
mıklep boyunca bırakılan fazlalığa denir.
DûDE
Mürekkep yapımında kullanılan is. «Halis beziryağı birkaç tane toprak çanağa
doldurulup rüzgârsız yerde toprağa ağız hizasına kadar gömülür, serçe parmağı
kadar fitil ile yakılıp üstlerine başka çanaklar kapanır. Bir miktar sonra kuş
kanadı ile üstteki çanak bir kâğıda sıyrılır.
Ekmek hamuru içinde pişirilip
mürekkep yapılacak hâle gelir”.
DURAK
Müzehhep
çiçeklere verilen ad. Bunlar kitap süslemesinde genellikle
âyetlerin söz başlarına veya sonlarına konulduğu için bu adı almışlardır.
Vakfe de denir.
DÜZ LEVHA
Bk. Kubbe levha.
E
EBRU
Su yüzeyindeki toz
boyalara kâğıt tatbik olunarak yapılan boyama. Koyu kitreli veya tuzlu suyun
yüzüne damlatılan, bal kıvamındaki zamklı su ile koyulaştırılmış çeşitli
renkteki toprak boyalara, ince bir tel ile istenen şekiller verilir; ebrûlanacak
kâğıdın bir yüzü bu-boyalı yüzeye değdirilip kaldırılır. Kitre üzerine yapılan
şekilleri sabit kılmak için boyalara sığır veya koyun ödü damlatılır. Suyu ve
kitresi akıtılan kâğıt, daha sonra düz bir yerde kurutulur. Kâğıt kurutulurken
sıcağa ve güneşe karşı olmamalıdır. Ebrûlanacak kâğıtların biraz kabaca ve
boyayı emen cinsten olmasına da dikkat edilmelidir. Evvelce tutkallanmış
kâğıtlar bu işe yaramaz, çünkü boyayı çekmezler.
Ebru,
desenine ve yapanına göre isim almıştır. Çeşitleri: Akkâse, battal, çifte
aharlı, Hatip ebrusu, Necmettin ebrusu, somaki, kumlu, taraklı, kılçıklı, tarama
veya gelgit ebrusu, hafif ebru
EBRU
FIRÇASI
Bir ağaç dalına at kılı takılarak
özel olarak hazırlanır. Ortası boş bırakılmıştır.
EBRULU
Kâğıt
Üzerine boya ile
somakiye benzer damarlar yapılmış kâğıda verilen ad. Eskiden bu kâğıtlar kitap
ve defterlere kap olarak geçirilirdi.
ECZA-İ ŞERİFE
Kur'an, sureler, en'amlar,
evrad gibi varak hâlinde yazma cüzlere verilen ad.
Amme, Tebareke, Kad-seme, Vez-zariyat surelerine de ecza-i
şerife denilir.
EDİRNE
KIRMIZISI
Al renk yerine kullanılan bir
deyimdir. Türk kırmızısı da denir.
EDİRNE
Kârî
Edirne'de yapılan lake ciltlere
verilen ad. Bu ciltlerin üzerinde renkli nakış ye resimler vardır, nakışların
üzerine vernik çekilmiştir. Lake ve ruganîds denir.
EHL-İ HİREF
Hiref, hirfet
kelimesinin çoğulu olup, «sanatlar, meslekler» anlamına gelir. Sanat erbabının
toplu olarak isimlerinden ve ücretlerinden bahseden kayıtlarda rastlanan ehl-i
hiref deyimi de sanat ehli, sanatkâr anlamındadır.
EJDER MOTİFİ
Eski Türk nakış-resimlerinde, minyatürlerde görülen bir motif. Bereketli
yağmurlar yağdıran veya fırtınalar koparan bir kudret
sayılan ejder, bulut şeklinde tasvir edilmiştir. Bir yılan şekli verilen bir
bulutun bazı yerlerine küçük kıvrımlı kuyruklar, eklenerek şimşek
resmedilmiştir.
EKSPRESYONİST HAT SANATI
Ekspresyonist terimi genellikle büyük ölçüde bozulmuş ve abartılmış hislerin ya
da hissi unsurların ön planda olduğu hat türünü tasnif için kullanılır.
EL TAŞI
Ebru yapımında kullanılacak boyalan ezmeğe yarayan taş.
EL YAZMASI
Elle yazılan kitaplara
verilen ad. Gerek müellif gerekse müstensih tarafından
elle yazılmış kitap. Daha çok "yazma eser" ve "yazma"
şeklinde kullanılmıştır.
ELİF
Arap alfabesinin
birinci harfi olan elif, ayrıca tuğranın dört bölümünden birisidir.
Tuğrada dik olarak yukarıya doğru çekilen üç paralel çizgiye
elif veya tuğ denir.
ELVAN Kâğıt
Renkli kâğıt. Elvan,
renk anlamına gelen «levn» kelimesinin çoğuludur.
Yazıya çok önem veren Türkler elvanı bilir, al, yeşil,
pembe, mavi, siyah, renk yermek için,
bitkilerden yapılma boyalar kullanırlardı.
EN’AM
Kur’an’ın bazı surelerinin yazıldığı kitapçık.
En'am-ı Şerif de .denir. Bunlar güzel bir yazı
ile yazdırılıp, tezhiplenerek iyi bir cilt yaptırılırdı.
ENBUB
Kesildiği gibi kalan, ağzı düzeltilmemiş kalem.
ENVANTER
Döküm, liste.
ERKAM-I Divâniye
Bk. Siyakat.
Erkek oyma
Bk. Katı'
ESER-İ CEDİD
Eski kâğıtlardan
birinin adıdır. Kâğıdın başında Arap harfleriyle ve soğuk damga ile «eser-i
cedit» yazılı olduğu için bu adı almıştır. Cedid de denir.
ESMA-İ HÜSNA
Allah'ın en güzel ve şerefli doksan dokuz ismine verilen isimdir.
ESRE
Eski yazıda harfi “i” sesiyle
okutmak için harfin altına konulan küçük çizgi.
ESTAMPAJ
Taşa mahkuk olan yazıların üzerine kağıt konmak suretiyle kalıbının
alınması.
ESTETİK
Duygu ilmi manasını ifade ederse de bugün sanattaki güzelliğin
mahiyetinden bahseden ilim; güzellik duygusu uyandıran, güzel olan.
ETEK
Hat terimlerindendir. Hilyenin
göbek altındaki kısmına verilen addır. (Bk.Hilye). Ciltçilikte derinin kenar
kısımlarına da etek denir (Bk. Deri)
ETEKLİ VAV
Düz şekilde yazılan
vav'lar (و) hakkında kullanılan bir deyimdir.
EVAHİR
Son dönem, ustalık dönemi.
EVAİL
İlk dönem, çıraklık dönemi.
EVASIT
Orta dönem, kalfalık dönemi.
EVSAT
Kâğıdın orta boyu için
kullanılır. Bk. Alikurna.
EZME YALDIZ
Tezhip ve cilt işlerinde
kullanılan bir nevi sulu yaldız. Zamk-ı Arabî su içinde
eritilip, bu suyla gereği kadar altın varak ezilir; elde
edilen macun birkaç defa yıkanır. Jelatinli su ile karıştırılarak fırça ile
sürülür.
EZ NEV
Yeniden. Üstadın talebesinin meşkine koyduğu ve o kısımdaki yazıyı yeniden
yamasını istediğini ifade eden kelime.
F
FAHRİ OYMASI
Bursalı Fahri adlı oyma
ustasının, çok meşhur oymalarına verilen ad.
FAİDE
Faydalı olan bend, fıkra. Bk. Fevâid.
FASIL
(Bölüm)
Yazmalarda bütünü meydana getiren ayırımlardan her biri.
FASİH’ÜL-KALEM
Kaleminden çirkin yazı çıkmayan ve son derece güzel yazı yazan hattat.
FERAĞ
Yazma eserlerde eserin son sayfasındaki son satırlara denir.
FERMAN
Ferman, kelime itibariyle emir, irade, buyruk anlamlarını taşır.
Baş tarafı
tuğralı ve çoğu kez tezhipli uzun kâğıtlara yazılmış padişah buyrukları.
Bir iş veya maslahat siparişini mutazammın padişah tarafından verilen yazılı
emir.
FERSUDE
Eskimiş, yıpranmış, solmuş,
eski yırtık.
FETHA
Arapça’da üzerine konulduğu harfin “e” ya da “a” sesi ile okunmasını sağlayan
eğimli düz çizgi şeklindeki işaret, hareke. “Üstün” de denir.
FEVAİD
Yazma kitaplarda, kitabın baş veya
sonuna ya da boş yapraklarına, kitabı okuyanlar
tarafından eklenen yararlı bilgiler; faideler.
FIRFIRI
Kırmız böceğinden çıkarılan, mora çalan kırmızı renk.
FİGÜRATİF HAT SANATI
Figüratif Hat Sanatı, figürlerle hat elemanlarını değişik şekillerde bir araya
getirmektedir.
FİHRİST
Bir kitabın içinde bulunan bab ve
fasılları kısaca ve alfabetik olarak gösteren cetvel.
Bazı yazmalarda son derece güzel tezhipli ve geometrik
süslemeler içinde fihrist yer almıştır.
FİLİGRAN
Eski kâğıtların
dokusunda bulunan, aydınlığa tutulunca görülebilen çizgi, resim,
yazı gibi şekiller. Avrupa'dan gelen eski kâğıtlar
filigranlı ve daha çok enine su çizgilidir. Doğudan gelenlerde ise bunlar yoktur
ve karışık zeminlidir. Bu kâğıtlar ham olarak gelir ve
âharlanırdı.
FRENK
ÂBÂDİSİ
Bk. Âbâdî.
FRENK
KAĞIDI
Avrupa'dan gelen
kâğıtlara verilen addır. Bunların içinde en beğenilen
İngiliz kâğıdı idi. Yaldızlı İngiliz kâğıtları takrirlik
olarak kullanılmıştır.
G
GARİP
Bk. Ayak
GARVA
Kesildiği halde henüz düzeltilmemiş kalem.
GEÇME
Tezhip de, birbiri
içinden geçer biçimde tertip edilen geometrik çizgilerden ibaret
süsleme şekilleri, örgü de denilir. Kenarsuyu
(bordür) ye yalın hâlde olmak üzere iki büyük bölüme ayrılır.
GEÇME NOKTA
Tezhip motifi. Birbirinin altından ve üstünden geçmek üzere çeşitli şekillerde
ve düzgün biçimde yapılan nokta. Mücevher nokta da denir. Surelerde âyet
aralarında çok kullanılmıştır.
GELGİT
EBRUSU
Bk. Tarama ebru.
GEOMETRİK MOTİFLER
Yalın, geometrik
biçimlerden oluşan süsleme motifleri özellikle
Anadolu Selçukluları döneminde yaygın olarak ciltte ve
tezhip de kullanılmıştır.
GERSEF
Bk. Lika.
GEVAŞ
Bk. Nakş-ı âbî.
GEZLİK
«Eğri kılıcın ağzı».
Kalemtıraş yerine de kullanılırdı. Gez açmağa mahsus küçük
kalemtıraş. Ayrıca bk. Kalemtıraş.
GILDIRGAÇ
Mücellit
terimlerindendir. Kitaplar ciltlenirken kenarlarını kesmeye yarayan
rende biçiminde âletin adıdır.
GİRİFT
Motifleri birbirine
girik ve içice olan süsleme. Kıvrım ve dallar, örgü gibi
birbirinin
içinden geçmektedir. Geometrik olanlarına geçme denir. Avrupalılar girifte,
İslâm memleketlerinden geldiği için, yanlış olarak, arabesk demişlerdir.
GİRİFT YAZI
Harfleri birbiriyle
içice girmiş yazı. Bir yazı çeşidi değil yazılma biçimidir.
Sanatkârane de olsa okunması güç olduğundan makbul sayılmamıştır.
GÖBEK
Hat terimi olarak,
Hilye-i şerifin, Peygamberin vasıflarının yazıldığı yuvarlak
kısmına
verilen ad. Ayrıca bk. Hilye.Şemse ciltlerin ortasındaki motife de göbek denir.
GÖBEK
GÜLÜ
Şemselerin ve yıldız
biçimindeki geometrik orta süslemelerin merkezine
yapılan
küçük ve yuvarlak çiçekler.
GÖMME ŞEMSE
Süsleme yapılacak
yerlerin mukavva ile birlikte derileri de kesilmiş ve sonradan, kabartma süsü
kavi başka deri buralara yapıştırılmışsa buna gömme şemse denir. Bu usûlle
yapılan şemselerde motifler sürtünme ile yıpranmaz. Ayrıca Bk. Şemse.
GUBARİ
Eski harflerle yazılan, çok ince bir çeşit
yazının adı. Gubar, Arapça'da toz demektir.
Toz gibi, ince ve çok küçük karakterli yazı.
Yazı, toz gibi ince yazıldığından bu adı
almıştır.
Bir pirinç tanesi üzerine Kelime-i
Şehadet yazılabilecek derecede küçük yazı. İnce şekilli hurde yazı. Yazıldığı
hat türüne göre Nesih Gubarisi, Ta’lik Gubarisi gibi isimler alır. Gözle
seçilemeyecek boyuttaki hat yazıları.
GUNİ-İ TEBRİZİ
Eskiden kullanılan yazı
kâğıtlarından biri. Lui Tebrizî de denirdi. Bk. Kâğıt.
GÜL
Yazma kitapların sayfa
kenarlarında görülen, çevresi tezhiplenmiş, ortası boş, yuvarlak motifler.
Ortalarına o sayfadaki komi yazılırdı. Çok çeşitli süslemeleri yapılmıştır. Daha
çok Kuran'da, durulacak veya secde edilecek âyetler hizasında görülür. Bunlara
vakıf, vakfe, secde, hizip, sure, cüz gülü gibi (Bunlara Bk.) isimler verilir.
GÜL
GONCA
Tezhipte, hataîlerin
yanına gonca biçiminde eklenen motifin adıdır.
GÜLCE
Rozet. Gül şeklinde
yuvarlak motifler. Ciltlerin katlarına madenî kalıplarla basılan yuvarlak
süsleme.
GÜMÜŞSUYU
Minyatürlerde akarsular
gümüş suyu ile boyanmıştır. Gümüş, jelatin suyu içinde eritilir, kâğıt üzerine
sürülür. Mührelenince su gibi parlar. Yalnız gümüş, hava oksijeniyle temas
edince oksitlendiğinden zamanla kararır ve kâğıdı yırtar.
H
HABEŞİ
Eskiden Habeşistan'da yapılan bir
yazı kâğıdı türü.
HAFIZ
Kur’ân-ı Kerîm’i tamamen ezberleyen ve ezberinde tutan kimse.
HAFIZ-I KÜTÜB
Kitapları hıfzeden, saklayan;
kütüphaneci. Bizde Cumhuriyet'ten önce kütüphaneler çoğunlukla yazma eserlerden
oluşur ve kütüphanecilere hafız-ı kütüb denirdi. En önemli ve son örneklerinden
biri, Beyazıt Devlet Kütüphanesi hafız-ı kütübü İsmail Saib Efendi'dir.
HAFİF EBRU
Üzerine yazı yazılmak üzere
hazırlanan ve çok açık renk boyalarla yapılan ebru. Bk. Ebru.
HAKK
Kazıma; bir şeyin üstünü çelik
kalemle yazı veya resim olarak oyma işi.
HAKKAK
Mühür ve resim kazıyan,
oyan sanatkâr. Ağaç, taş, maden üzerine resim yapan, yazı yazan kişi.
HALEZON
Sümüklü böcek kabuğu. Bk. Miskale.
HALKAR
Yalnız altınla yapılan
süsleme. Halkârî (hallikârî «yaldızlama işi») de denilir.
Halk arasında helkâr, hefkâr şeklinde de görülür.
Halkârın hazırlanmasında, önce altın, varak, yuvarlak dipli
çini tabakta 3-5 damla Arap zamkı veya süzme bal, ile ezilir. Ezilmiş altından
küçük bir zerre avuç içinde parmakla yayıldığında gözle görülmeyecek kadar
ufalıyorsa veya ezilmiş altın üzerine bir damla temiz su damlatıldığında altın
zerreleri bu damlanın üzerine çıkıyorsa işlem tamamdır.
Ezilmiş altını Arap zamkından
temizlemek için tabağa bol su konup fırça ile altının suya karışması sağlanır.
Bir süre sonra zerreler tabağın dibine çökmeğe başlar. Ezilmeden kalan ve hemen
çöken altın parçalarına
müşair denir ve bunlar
yeniden ezilmelidir. Altın tamamen dibe çöktüğünde zamklı su; tabak sarsılmadan
dökülür.
Ezilmiş altın, jelatinli su ile karıştırılarak, fırça ile
sürülmek suretiyle kullanılır.
İşlenecek
halkâr
deseni» yapılacağa yer büyüklüğünde ince bir kâğıda taslak hâlinde çizilir.
Dikine olarak iğnelenir ve bir çıkın içine kokmuş söğüt kömürü tozu ile
silkilerek yapılacağı yere geçirilir. Eğer koyu renk kâğıda geçirilecekse,
tebeşir tozu da silkme işleminde kullanılabilir. Kömür tozu izleri ince kurşun
kalemle tespit edildikten sonra bir kürk parçası ile zemin temizlenir.
Desenlerin ortası sulu altınla, gölgelendirilir ve
kenarlarına koyu altınla tahrir çekilir. Açıklı koyulu gölgeler çeşitli
kalınlıkta fırça kullanılarak yapılır. Daha sonra zermühre ile parlatılır.
Halkârda özellikle donuk bir parlaklık istendiğinden, zer mührelenirken araya
saman kâğıdı denilen ince, yarı şeffaf ve parlak kâğıt konur.
Aharlı ye hafif renkli kâğıtlarda halkâr daha güzel görünür.
Halkâr tarzındaki süslemede stilize ya da gerçek biçimiyle her cins çiçek ve
deşen çizilmiştir. Bazı kitapların her sayfasında ayrı motifli halkârî süsleme
görülür.
Açık renk kâğıda yapılan
halkârlarda desenlerin dış kenarına, uygun renkte tahrir çekilir, buna tahrirli
halkâr denilir. Bazen da desenlerin iç
ya da dışı
hafif renklendirilerek boyalı halkâr elde edilir, buna da zer-şikâf
adı verilir.
Sırf altınla yapılan nakışlara denilir. Ekseriya tahrir
çevrilmez. Çevrilirse tahrirli halkâr denir.
Yine altından hafif gölgeler konur. Ve bazen da hafif renklendirilir ki o zaman
Şikâf tâbir olunur.
HALKAR GÖLGESİ
Halkâr adı verilen
yaldızlı süsleme şekillerinde beliren gölgelere verilen ad.
HALKARİ
Bk. Halkâr.
HAMAİL
Gümüşten dört köşe,
kabartmalı veya telkari tarzında yapılan, içine âyetler ve küçük din kitapları
konulan kap, muska, insan üzerinde taşınmaya mahsus olan dua veya küçük din
kitabı.
HANBALIK KAĞIDI
Çin'in iyi cins âbâdî
kâğıdına verilen ad. Hanbalık, Pekin'in eski adıdır.
HANÇER
Tuğra'da beyzelerin devamı olarak sağa uzanan çift kola verilen isim.
HANÇERE
Bk. Kol.
HANE-İ KALEM
Maktada, kalemin
üzerine oturmasına mahsus olan yuvanın adı.
HANZAL
SUYU
Bk. Kâğıt. Har mühre : Bk. Mühre.
HAREKE
Arapça ve Eski Türkçe
yazıların az bir kısmında, sesli harflerin yerini tutmak üzere, sessiz harflerin
üst veya altına konulan işaretler.
HARİRİ
Eskiden ipekten yapılan
bir cins kâğıda verilen ad.
HARİRİ
HİNDİ
Harirî kâğıdın Hindistan'da yapılan türü.
HARİRİ
SEMERKANDİ
Semerkant'ta yapılan
harirî kâğıt. Boyutları Hindistan'da yapılandan daha küçüktür.
HARPİ
Süslemede kullanılan
mitolojik hayvan motiflerindendir. Yarı insan yarı hayvan biçiminde yapılır.
HARREREHU
Bk. Ketebe.
HASEKİ KÜPESİ
Süslemede kullanılan
küpe biçimindeki çiçeğin adıdır.
HASANEYN
Hz. Peygamberin torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için kullanılan tabir.
HAŞEBİ
Ağaç liflerinden
yapılan eski yazı kâğıtlarına verilen ad.
HAŞİYE
Kenar, pervaz; bîr kitabın, sayfa
kenarına veya altına yazdan yazı; bir eserin metnini şerh ve izah eden kitap.
HAT
Yazı. Bazen da, hüsn-i
hat gibi, «güzel yazı» anlamında kullanılmıştır.
Arap
"yazısı zamanla ve özellikle Türklerin elinde çok gelişmiş, büyük bir estetik
değer kazanmıştır. Bu gelişmelerle birçok yazı çeşidi ortaya çıkmıştır:
Ma'kilî, küf î, aklâm-ı sitte (altı kalem, şeş kalem : sülüs, nesih,
muhakkak, reyhanî, tevki*, rik'a), talik, divanî, siyakat, icazet...
Bunlara
şikeste, sünbülî, seçeri, celiler,
hurdalar, mülâsıklar, kırmalar, gubariler
ve bezeme yazıları da
eklenirse İslâm yazılarının sayısı çok artacaktır. Bunların bir kısmı sanat
endişesi ile bir kısmı da pratik gaye ile ortaya çıkmıştır. Ama her iki şekilde
de daima güzellik fikri hakim olmuştur.
Böylece
hüsn-i hat «güzel yazı, yazı güzelliği» adı altonda güzel sanatların bir
kolu, hattatlık adı altında da bir sanat mesleği meydana gelmiştir.
Hat sanatı
uzun. yıllar levhalarda resmin, de yerini tutmuş ve şaheserler meydana
getirilmiştir.
HATAİ
Merkezinde lotusu,
andıran stilize edilmiş bir çiçek, motif i ve etrafındaki dallarda stilize çiçek
ve yapraklar bulunan süsleme biçimi.
Ayrıca eskiden kullanılan kâğıtlardan birinin adıdır.
Türkistan'da Hatay şehrinde imâl edilir, ham olarak gelir ve âbâdî gibi
aharlanıp mührelendikten sonra kullanılırdı. Ağaç elyafından yapılmıştır.
HATAYI
Bk. Hataî.
HATEM
Mühür.
HATİME
Bitiş. Yazma kitaplarda müellifin
eserini bitirirken yazdığı duaları, hattatını, varsa müzehhibini belirten
yazılan kapsayan son yaprak.
El yazması kitapların son sayfası, genellikle eseri kaleme alan
hattatın imzası burada bulunurdu ve kitabın ilk sayfaları gibi son sayfası da
tezhiplenirdi.
HATİP EBRUSU
H. XII. (Milâdi XVIII.)
yüzyılda Ayasofya hatibi olduğu bilinen zatın yaptığı ebrulara ve benzerlerine
verilen ad. Belirgin olmayan dörtgen köşelerinde renkli çiçek desenleri şeklinde
tertiplenmiş ebrulardır.
HATTAT
Hat yazan kişi. Güzel
yazı yazan sanatçı. Son Abbasî halifesi Musta'sım Billâh'ın. kölesi
olduğu söylenen Amasyalı Yâkut-ı Musta'sımi'ye kadar kalemin ağzı düz
kesilirdi. Yakut eğri keserek tahrif-i kalemi bulmuş ve aklâm-ı sitteye
yeni bir biçim kazandırmıştır. İşte Yakut'a, sanatta yaptığı bu
yenilikten dolayı hattat denilmiş, hat ve hattatlık Yakut'la seçkin bir
sanat ekolü hâline gelince kelime terimleşmiştir. Yakut'tan önce güzel yazı
yazanlara katip denildiği gibi hattat da deniliyordu, fakat Yakut 'tan
sonra yalnız hattat kelimesi kullanılmış, katip ve küttâp denilmemiştir.
Mîr Ali Herevî'ye göre hattat olmak için beş şey gerektir:
Birincisi dikkat-i tab', ikincisi yazıdan anlamak, üçüncüsü elde kuvvet,
dördüncüsü emek çekmek, beşincisi yazı için lâzım gelen kâğıt, kalem ve
mürekkebin en iyilerinin bulunması
HATT-I İCAZET
İslâm yazılarından
birinin adı. "Kırma" da denilir. Sülüsle nesih arasındadır. Hattat
icazetnameleri, vakfiyeler ve dua kitapları, Kuran'ların bilhassa sure
başları bu yazı ile yazılıdır. Elif başları kıvrık ve harfler de kıvrılmaya
meyillidir.
HATT-I
İLHANİ
İlhanlılar devrinde ve
daha çok Anadolu'daki binalarda kitabe olarak kullanılan keşideli yazı.
HATT-I
Mağribî
Cezayir, Tunus,
Faslıların yazılarına verilen ad. Kûfî'nin acemice yazılmış şeklidir.
HATT-I
ŞECERİ
Uydurma bir yazıdır.
Tanınmış hattatların hiçbiri böyle bir örnek bırakmamıştır. Yazıyı iyi
öğrenemeyenler arasında sanki ağaç dallarını tabiî yönlerinde keserek yazının
şekline göre dizmiş ve düzenlemişler izlenimini bırakır. Bunlar çoğunlukla
tanınmış hattatların herhangi bir yazıları üzerinden bu dalları eğip bükerek
yapılmıştır.
HATT-I
ZERENDUD
Altınla yazılmış cel'î
yazılar.
HAYVAN MOTİFLERİ
Süslemede iki şekilde
kullanılmıştır : Yalın hayvan biçimleri (harpi «yarı insan-yarı hayvan»,
simurg, anka, ejder...), stilize hayvan motifleri (rûmî «stilize hayvan
organları»).
HAZİRE
Etrafında duvar veya çit bulunan ağıl, mezarlık.
HEFT KALEM
Batılı müellifler talik
yazı biçimini de aklâm-ı sitteden sayarlarken, bazıları ta'likin eklenmesiyle,
rik'a, sülüs, muhakkak, reyhanı,nesih,
tevkî', talik yazılarının, hepsine birden “heft kalem” (yedi kalem)
derler.
HELEZONİ KALEM
İçinde helezona çizgiler bulunan ve süslemede kullanılan nokta.
HELKAR
Bk. Halkâr
HENDESİ TEZYİNAT
Doğru ve eğri
çizgilerden meydana gelen süsleme; geometrik süsleme.
HERAT CİLDİ
Özellikle Herat'ta
yapılan bir cilt biçimi. Şemseli fakat yaldızsızdır.
HEREKE
KALEMİ
Bk. Cava kalemi.
HERKAR
Bk. Halkâr.
HİBR
İyi cins mürekkep.
HİLBE
boytohumu (ebru sanatı)
HİLYE-İ ŞERİFE
Süs anlamına gelen Arapça bir kelime. Hazreti Peygamberin vasıflarını anlatan
hat eseri.
HİLYE
Süs anlamına gelen Arapça bir
kelime.
Peygamberin vasıflarını ve Allah'ın adlarını ihtiva eden yazılar.
Hazreti Peygamberin vasıflarını anlatan
hat eseri.
Kâğıda
yazılarak mukavvaya yapıştırılırdı.
Levhanın ortasına bir daire yapılır, sülüsle oklu besmele,
yuvarlak olarak ve besmelenin sağından başlayarak Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali
isimleri ile göbek adı verilen dairenin orta kısmına nesihle Peygamberin
vasıfları yazılır. Etek adındaki alt kısımda ise âyet ye hilye-i
şerifenin devamı ile yazanın adı kaydedilir. Sağ ye solunda Peygamberin
torunları Hasan ve Hüseyin'in adı yazılıdır.
HİND
ÂBÂDİSİ
Bk. Âbâdî.
HİND KAĞIDI
Pamuktan yapılan ve
minyatürde kullanılan kâğıt.
HİND KALEMİ
Hindistan'dan gelen bir
kalemdir. İçinde çok az boşluk vardır ye üzeri
beneklidir. Boğumları oldukça uzundur. Çok sert olduğundan hattatlar bu kaleme
pek ilgi göstermemişlerdir.
HİNDİ
Orta kalitede kâğıt
çeşitlerinden biridir. Hint'te yapıldığından bu adı alır.
HİZANETÜ'L-KÜTÜB
Kütüphane
HİZİB GÜLÜ
«Hizp: kışını, bölük».
Yazma Mushafların hiziplerinin baş tarafına konulan, etrafı yuvarlak, içi boş
süsleme. Genellikle her beş sayfada bir sayfa kenarına konulur (Bk. Gül).
HOKKA
Küçük Kutu” manasına gelen Arapça bir kelimedir.
İçine mürekkep konulan yuvarlak kap.
Eski hokkalara mürekkep
doğrudan doğruya konulma; Lika denilen ham ipekten bir tutam, hokkanın içine
yerleştirilip de mürekkep bunun üzerine dökülürse, lika, mürekkebi sünger gibi
emer ve kalemin hafifçe likaya bastırılmasıyla, lüzumu kadar mürekkebi kalemin
ağzını bular.
Çok
sanatkârane olanları, kapaklı ve kapaksızları vardır. «Eskiden çok kıymetli Çin
gülabdanlarının boğazını kırarak dip tarafından hokkalar yaptırırlardı. Ağızları
ve dipleri gümüş ve altın kapak ve ayaklarla süslenirdi. Bunlar sair porselen,
altın ve gümüşten yapılırsa da Çin'de hokka olarak yapılıp gelmişleri yoktur.
Kütahya'da çinî hattat hokkaları da yapılmıştır.
HOKKA TAKIMI
Yazı yazmak için gereken bir veya
iki hokkayı ve kalemleri koyacak yerleri olan takım. Bunlar çoğunlukla uzunca
bir tepsi üzerinde iki hokkadan meydana gelir. Birine mürekkep diğerine rıh
konurdu. Kırmızı (sürh) mürekkebe mahsus ayrıca küçük hokkaları vardır.
HOŞ NÜVİS
İranlıların «hattat» karşılığı
olarak kullandıkları terim.
HUB NÜVİS
Güzel yazı yazan, İranlılar
«hattat» anlamına kullanmışlardır.
HURDA
Kırma yazılar biraz daha ince
yazılırsa hurda adını alır. Talik hurdası, nesih hurdası gibi çeşitleri vardır.
Bunların daha incelerine ise gubarî denilir.
Hurda
nakış
Bk. Minyatür.
HURDA TEZYİNAT
Özellikle
levhalardaki kelime ve harflerin süslenmesi için yapılan bezemeler.
HURDE
Farsça küçük anlamında bir kelime. İnce karakterle yazılmış hat yazısı.
Alışılmış boyutlardan daha küçük boyutta yazılmış hat yazıları.
HURUF-I MÜTESELSİL
Hiç kalem kaldırmadan, devamlı bir
satır hâlinde yazılan yazılar.
HURUF-U
MÜHMELE
Arap elifbasındaki noktasız harfler.
HUTUT-I SİTTE
Altı yazı, şeş kalem, aklâm-ı
sitte.
HÜSN-İ HAT
Güzel yazı, yazı güzelliği.
Estetik değeri olan İslâmi yazılara hat ya da hüsn-i hat, böyle yazanlara da
hattat denir. Eskilere göre «Hüsn-i hat için kalemin âlâsı, mürekkebin râ'nâsı,
kâğıdın zibâsı gerektir.»
Hüsn-i hatla Kur'an-ı Kerim, cüz, bilye, kitap,
murakka, kıt'a, meşk, ferman ve i'lamlar yazılmış; ayrıca mimarî süsleme unsuru
olarak da kullanılmıştır. Bk. Hat.
I
Istampa baskılı cilt
Soğuk ıstampa, üzerine modelin
kazındığı bir demir levha kızdırıldıktan sonra derinin üzerine bastırılır. Bu
Istampa modeli meşin üzerine bir altın yaprakla bastırılarak yaldızlı cilt elde
edilir
ITRİ
Uzun, girintili çıkıntılı yaprak motifi. Hat ve kitap süslemelerinde,
tezhipte kullanılır.
Süsleme
motifi. Bir tür yaprak şeklidir. Itır yaprağına benzediğinden bu adı almıştır.
Berk-i ıtrî de denilir.
İ
İBDA'
Yaratma; sanatın her
devirde ve her yüzyıla ait bütün ayrıntılarını bildikten sonra, şimdiye kadar
yapılmamış, yeni bir çığır açma; yeni, ayrı ve bir esasa bağlanmış üstün
örnekler.
İ’CAM
Noktalama işlemi.
Harfleri
noktalama, yazıya nokta koyma.
İCAZET
Hat öğrencisinin belirli seviyeye geldiğinde hocasından aldığı diploma,
yeterlilik belgesi.
İCAZETNAME
Hat öğrencisinin belirli seviyeye geldiğinde hocasından aldığı diploma,
yeterlilik belgesi.
İlimde ve
yazıda öğrenimini bitirenlere verilen belge; hattat icazetnamelerine son asırda
ketebe kıtası denilmiştir. İcazetnamede, silsilenamedeki gibi, kimin
kimden yazı öğrenmiş olduğu sıra ile gösterilir. Kıtalarda ise yalnız öğrenci ve
öğretmenin ismi ile dualar yazılmıştır. İcazetname almadan önce yazıya ketebe
konulamaz.
İÇ
Arap harflerinin
karınlı veya tekneli olanlarının çizgi içindeki kısımlarına verilen isim.
İÇ KAPAK
Dış kapaktan sonra gelen, bazen
boş bazen da eserin adı ve vakıf mühürlerinin bulunduğu yaprak.
İÇ YÜZ
Kapağın iç tarafı. Bâzı
ciltlerde tıraş edilmiş deri tezyin edilmeden düz olarak yapıştırılmıştır.
Selçuklular zamanında ciltlerin iç yüzlerindeki süsleme, kızgın demirin
bastırılması ile yapılmış belli motiflerden ibarettir. XV. yüzyıldan sonra
birçok Türk cildinde iç kısım, ya oyma (katı') şeklinde veya dıştakinin aynı
kabartma şekillerle süslenmiştir.
Ebru kâğıt
kaplanmış veya âyet yazılmış müzehhep iç yüzler olduğu gibi, nadiren iç yüzde
halkârî süslemelere de rastlanır.
İHCAM
Hat veya tezhipte harfi ya da motifi bir hamlede yazmak.
İHCAMSIZ
Hat veya tezhipte harfi ya da motifi bir kaç hareketle, duraklayarak yazmak.
İKLİL
Taç. Bk. Ser sûre.
İLHANİ
İlhanlılar devrinde Anadolu'da
yaygın olarak kullanılan keşideli bir yazı türüne verilen ad.
İNCE YAZI
Eski yazıların bir sanat gösterisi
olarak ince yazılması.
Bk. Gubarî
İ’RAB
Hareke. Harekeleme işlemi.
İS MÜREKKEBİ
İs mürekkebinin terkibindeki is, yakılınca is veren bezir yağı, balmumu, neft
yağı, gaz yağı gibi maddelerden elde edilir. Çıradan veya zeytinyağından çıkan
is, çok yağlı olduğu için makbul sayılmaz. İs mürekkebinin terkibine giren ve
onu kağıt üzerinde tespit eden arapzamkıdır. İs mürekkebi yapmak için pek çok
formüller yazılı olarak devrimize kadar gelmiştir.
İSFİDAÇ
Bk. Üstübeç.
İSTİF
Yazı Düzenlemesi.
“Bir şeyi
birbiri üzerine ve sıra ile dizip yığmak” demek olan bu kelime, eski yazıda
kelimeleri birbiri üzerine çıkararak dizmek yerine kullanılmış bir terimdir.
Hattatlıkta değerli olan, ne kadar üst üste olursa olsun kolay okunanıdır.
Rakım Efendi, sülüs istifte çok başarılıdır. Muhsin zade Abdullah Bey,
yazacağı yazıyı kurşun kalemle istifler; âz okuma bilen bir çocuğa gösterip
çocuk okuyabilmişse onu yazarmış
İSTİNSAH
Nüshasını çıkarmak, kopya etmek. Eskiden, müellifin yazdığı ya da hazırladığı
kitabı elle çoğaltma işlemi. Bu işi yapanlara müstensih denilir.
J
JAPON KAĞIDI
Japonya'da su kenarında yetişen saza benzer bir bitkinin lifleri ayrılarak, elle
yapılan, krem renkli, parlak, çok sağlam ve pahalı bir tür kâğıt. Özellikle,
yazma eserlerin onarımında kullanılmaktadır.
JENGAR
Bakırdan elde edilen parlak yeşil renkte boya. Jeng, Farsça'da «pas» demektir.
Bakır pası renginde boyaya da bu ad verilmiştir. Cetvellerde sık kullanılmıştır.
Yalnız, bakır oksitlendiğinden bu boyaların sürüldüğü yerlerde zamanla yırtılma
ve kırılmalar görülür.
JENGARİ
Bk. Jengâr
K
KAFTAN GİYDİRMEK
Üstat tarafından, öğrencinin beğenilen harf, kelime veya cümlesinin daire içine
alınarak başarısının taltif edilmesi.
KAF-I TÜRKİ
"Kef" yazıldığı halde (g, ğ) olarak okunan kef harfi.
KAĞIT
Hat sanatının en önemli malzemelerinden biri de kağıttır. Eskiden kağıtlar bugün
olduğu gibi doğrudan doğruya yazı yazabilecek şekilde fabrikadan çıkmazdı.
Hariçten (Çin, Hindistan, Buhara, Avrupa...) olsun, yerli imalathanelerden
(Kağıthane, Yalova, Bursa, Beykoz...) olsun ; gelen kağıtlar, pürtüklü ve
kalemin yürümesine müsait olmayan bir haldeydiler. Hatta bazıları mürekkebi
yayarlardı.
KALEMİŞİ
Tezhibin iç mimaride kullanımıdır. Mimaride duvarlarda, kubbelerde,
tavanlarda, sıva, taş, ahşap, bez gibi malzemeler üzerine renkli boyalar ve
altın varak kullanılarak yapılan süslemelere kalemişi ; bu süslemeleri yapan
kişilere 'kalemkar', desenleri hazırlayan kişilere de 'nakkaş'
denir.
KALEMTIRAŞ
Tig denilen kesici kısım, kıymetli malzemeden yapılmış sap ve bu ikisini
birbirine bağlayan parazvanadan meydana gelir. Boyu 10-20 cm arasındadır.
KETEBE
İmza. Hattatın eserine koyduğu imzası.
KIT’A
Tek bir kağıda yazılan yazı parçası.
KİTABE
Cami, mescit, medrese, kale, türbe, kervansaray, han,
hamam gibi bir mimarî eserin kapısı üzerine veya uygun bir yerine yerleştirilen,
üzeri kabartma yazılı taş levha.
KLASİK TEZHİP
Lâcivert zemin üzerinde altınla yapılan tezhiptir.
KOLTUK
Hat yazılırken yazılı sahifelerin uygun köşelerinde özellikle tezhip
yapılmak üzere boş bırakılan köşelerdeki kare veya dikdörtgen şeklindeki
alanlardır.
KUFİ
Kufi denilen yazının en temelli karakteri geometrik olmasıdır. Kûfi’nin hangi
çeşidi göz önünde bulundurulursa bulundurulsun, bu yazıda en çok göze çarpan
şey,bütün mimarlık eserlerinde olduğu gibi, parçaların kanavayı meydana getiren
parçacıkların dikey,yatay olmasıdır.
KUŞAK
Bir abidenin çevresini tamamen, yahut kısmen kuşatan
ve uzaktan okunabilmesi için celî şekliyle yazılmış olan yazılar.
KUŞAK YAZISI
Cami ya da dini bir yapının iç duvarının tamamını veya bir kısmını bir şerit
şeklinde kaplayan hat yazısı.
KÜLLİYE
Osmanlı zamanında Araplardaki bazı medreselere
üniversite kelimesinin karşılığı verilen bir isim.
L
LAHİT
Harç ile yapılan mezar, ölüleri koymaya mahsus sanduka
yerinde kullanılır bir tabir.
LAK
Bk. Lika
LAKE CİLT
Mukavva, deri veya tahta üzerine
uygulanan çeşitli boyamaların üzerine vernik sürülmek suretiyle hazırlanan
ciltlere verilen ad. Lake ilk defa 5000 yıl önce eski Mısırda tahta lâhitler
üzerinde görülmüştür. Sulu boya ile yapılan nakışların bozulmaması için, bir
sıvıda eritilen bir nevî reçine, boyalar üzerine kaplanmıştır. Bu, suda erimeyen
ve bozulabilecek altınlı ve sulu boyalı kap nakışları üzerine, korumak amacıyla
sürülen bir verniktir.
Ciltlerin
üzerine boya ve altınla çiçek v.s. resimler yapılır; üzerine rugan (bk.
rugan, rugani) da denilen vernik çekilirdi. Önce mukavva murakka
hazırlanır, murakkanın üzerine vernik çekilir; üzerine altın veya boya ile nakış
yapılır, üst üste birkaç kat vernik çekilirdi. Deri üstüne yapılacaksa,
sirkeli yumuşak bir bezle derinin yüzü temizlenerek yağı alınır, bu işlemle boya
veya altının deri üzerine düzgün olarak sürülmesi ve dökülmemesi sağlanır; boya
ve altından sonra da birkaç kat vernik çekilirdi
Türkiye'de bilhassa Diyarbakır Bursa, İstanbul ve Edirne
şehirlerinde lake cilt yapılmıştır. Önceleri rugani diye isimlendirilen bu
ciltlere, en güzel örnekleri Edirne'de yapıldığı için, Edirnekârî de
denilmiştir.
XVIII. yüzyıl sonlarında lake ciltlerde bir gerileme
başlayarak, sonraları Avrupai tesir altına girmiştir. .
LAKİT
Kırmızı boya. Hattatlarla Müzehhiplerin yazı ve tezhipte kullandıkları bu boya kırmız böceğinden
çıkartılır. Şapla işlenerek kırmızı renkli boya hâlinde bir tortu teşkil eder
LAL
EFŞAN
Celî divanî yazılarda harekelerden sonra gayet ince olmak üzere toz hâlinde
serpilen kırmızı boyanın adıdır.
Lâl-i BEDAHŞİ (Bedahşânî)
: Bedahşân
kırmızısı.
LASI
Bk.
Lika.
LAL MÜREKKEBİ
Lotur, Şekerci çöğeni, şap ve su belirli oranlarda karıştırılıp kaynatıldıktan
sonra suyu alınır; bunun içine “kırmızböceği” nin kurutulmuşu, iyice dövülerek
ilave edilir ve tekrar kaynatılır. Bu şekilde edilen lal mürekkebinin, pek cazip
kırmızı rengi vardır.
Kırmızı
mürekkep.
LEVHA
Kitap başlıklarına verilen ad. Başlık veya serlevha da denir.
Hüsn-i hatla yazılan ve çerçevelenerek duvara asılan yazılara da levha denilir.
Bu yazıların küçüklerine ise kıt'a denilir.
LİF
Bk. Lika
LİKA
Hokkanın içine yerleştirilen ham ipekten bir tutam. Eski hokkalara mürekkep
doğrudan doğruya konulmazdı. Mürekkep bunun üzerine dökülürse, lika, mürekkebi
sünger gibi emer ve kalemin hafifçe likaya bastırılmasıyla, lüzumu kadar
mürekkebi kalemin ağzını bular.
l —
Mürekkep hokkalarının dibine
konulan ham ipeğin adıdır. Arapça'sı milka'dır. İran'da ise kilke denir.
Kamış kalemin, hokkanın dibine çarpıp bozulmasını, kalemin ucunda çok mürekkep
kalmasını ve hokka devrildiğinde mürekkebin dökülmesini önlemek amacıyla
kullanılmıştır. Lif de denilmiştir.
Tuhfe-i hattatın'e
göre lika'ya. «peşm», «peşençe»,
«lası», «gersef», «zevane»,«penag” da denilmiştir.Mürekkep tortusundan katılaşan lika çıkarılıp yıkanır,
çürüyünce yenisi konurdu.
2-—
Lika, aynı zamanda yaldız altına sürülen maddenin adıdır. Lâk da denilir.
Zamk türünden bu madde önceleri yerli olarak yapılmış, sonra Avrupa'dan gelmeye
başlamıştır.
LU-İ TEBRİZİ
Eskiden kullanılan şeker rengi yazı kâğıtlarından birinin adıdır. Bk. Kâğıt.
Gûnî-i Tebrizî de denmişti
M
MADALYON SÜSLEME
Tezhipte ve ciltçilikte kullanılan
beyzî ve dilim süsleme motifi.
MAĞRİBİ YAZI
Bk. Hatt-ı Mağribî
MAHAT
Mücellit terimlerindendir. Kap ile dip (sırt) arasındaki açıklığa verilen addır.
Bu kısma meşin veya bez kaplanır. Kapağa hareket kolaylığı sağlar.
MAHKUK
Maden, taş, tahta vesaire üzerine demir kalemle çukur veya kabartma
olarak yazının oyulması.
MAHLAS
Asıl addan başka kullanılan ikinci ada verilen isimdir, şairler şiire
başladıkları vakit böyle ikinci bir ad alırlar, onu şiirlerinde kullanırlardı.
Devlet memuriyetine girenlerin bazılarına da amirleri tarafından mahlas
verilirdi.
MAHZUF
Bk. Mücerret
MAKAS
Bk. Kâğıt makası
MAKATTA'
Deri veya kâğıttan oyma şeklinde
yapılan işlere verilen ad. Bk.
Katı'a.
MAKATTA'
YAZI
Bk. Kesme yazı
MA'KİLİ YAZI
Hiçbir parçasında yuvarlaklık olmayan, düz, dik ve köşeli bir yazı biçimidir. Kûfî
yazı, bu yazıdan gelişmiştir.
MAKTA'
Makta 2-3cm eni,10-20 cm boyu olan, 2-3mm kalındığında kemik veya fil dişi bir
plakadır. Bağa ve sedeften yapılan da makbuldür.
Mikta veya kalem yastığı
da denir. Bir karış
uzunluğunda, kalınca bir parmak eninde ve yassıdır. Kalemi yonttuktan sonra
üzerine koyarak ucunu çıtlatmak için, yani dikine keserek yazı yazacak bir hâle
getirmek için kullanılmıştır. Kalemin oturduğu yuvaya hane-i kalem denir.
Makta genellikle fildişinden yapılmıştır. Altın kakmalı olanları da vardır. Ama
bunlarda da kalemin ucunun geleceği yere ufak ve konik bir fildişi parça
yapıştırılmıştır.
Makta ustaları mülga Mevlevî tekkelerinden ve bazen
Bektaşî'lerden çıkmıştır. Bu maktaların baş tarafında zarif bir Mevlevi sikkesi
ve altında talik yazıyla «Ya Hazret-i Mevlânâ» yazısı vardır. Daha altta
hendesî şekillerde çiçekler ve üstatların zarif ve girift imzaları görülür.
N. Rüştü Büngül'ün, Eski Eserler
Ansiklopedisi'nde makta
yapan üstatlar arasında Bursalı Fahrî, Edirneli Nakşî,
Çevrî, Resmî, Fikrî, Rıza ve
Eski Reşid
adları geçmektedir.
MEKTEP
Ekol.
Sanatta aynı esaslara tabi olan, aynı sanat prensiplerini müdafaa eden ve
o tarzda çalışan sanatkarlar grubuna denir.
MALAKARİ
Tavan ve duvarlara alçı ile az kabartma olarak yapılan tezyinat.
Kabartmalar gayet az kalınlıktadır ve ekseriya bir santimi geçmez. Bu tarz işe
malakarî denilmesi, mala gibi küçük bir aletle yapıldığı içindir.
MALİZME
Eskiden, 20 sayfadan ibaret cüz
yerine kullanılan bir terimdir
MATLAP
Yazmalarda sayfa kenarına
konan ye metinde dikkati çekmesi gereken noktayı işaret eden küçük yazılar; bu
yazıların süslenmesi.
MAZGALA
Bk. Zermühre
MECMA
Geniş karınlı, kare şeklinde
madenî hokkalara verilen ad. Bu tür hokkaların kapaklarına şecâb
denilirdi.
MECMUA
Yazma ya da eski basma kitaplarda
birden çok eserin yer aldığı cilt bütünü.
MEKKE TOPRAĞI
Varak hâline getirilmek için
tirşe ve zar içinde dövülen altının yapışmaması için kullanılan toprağın adıdır.
Eskiden İstanbul'un Anadolu yakasına Mekke toprağı adı verildiği için,
buralardan alınan toprağa da aynı ad verilmiştir.
MERTEBANİ TABAK
Merteban'da yapılan yeşilce
sırlı seramik tabak. Altın ezme işleminde kullanılmıştır. Bk. Altın tabağı
MESAHİF
Mushaflar, sayfa hâline getirilmiş
kitaplar, Kuran'lar.
MEŞİN
Cilt yapımında kullanılan koyun
derisi.
MEŞK
Hat eğitimi veren hattatın, öğrencisine harflerin nasıl yazılacağını gösterdiği
ders örneği.
Sülüs ve nesih yazı öğrenmek
isteyen kimse, yazı temrini yaptıranların bir satır yazısını meşk
itibar ederek, baka baka aynen taklit etmeğe
kalkar; bunu nazırlar ve meşki ile hocasına takdim eder.
Meşk tariflerinde harfler üzerinde ufak ve büyük noktalar,
hattâ talik çıkarmalarında noktalar arasında boş yuvarlak ve yaymalarıyla
tarifler vardır. Noktalar yan yana harflerin açıklıklarını, çizgiler de
harflerin yönlerini gösterir.
Hoca, öğrencisinin meşk taklidini alır, benzetilmeyen
harfleri, açıklamalarda bulunarak düzeltir, öğrencisi de bol bol tekrarlayarak
yazıyı öğrenmeye çalışır.
MEŞKETMEK
Hocasının verdiği örneklere bakarak hat çalışmak.
MEŞŞAKAHU
Bk. Ketebe
MECMUATÜ'R-RESAİL
Risaleler mecmuası.
MIKRAZ
Kesecek âlet, makas. Bk. Kâğıt makası.
MISKALE
Kazınan (hâkkolunan) kâğıdın pürüzlerini düzeltip, eskisi gibi parlatmak için,
çoğu zaman deniz böceği kabuğundan yapılan âlet.
Minkaf, halezon
terimleri de bu anlamda
kullanılmıştır.
MISTAR
Satar çizmeye yarayan âletin adıdır. Üzerinde sıra sıra bükülmüş
ibrişim gerili bir mukavvadan ibaret olan mıstar, kâğıdın altına konur; üstünde,
temiz bir bezle sarılı parmak gezdirilerek kâğıtta hafif kabartma çizgiler
meydana getirilirdi. Çeşitli geometrik düzenlemelerle hazırlanmış mıstarlar
vardır,
MISTAR
KALEMİ
Yazma kitapların kenarlarına yaldız veya boya ile yapılan çizgileri çizmeğe
yarayan âletin adıdır. Demirden pergel şeklinde idi. Boya yahut yaldız iki çatal
arasına konur, öylece çizilirdi.
MİBREE
Hattatların ve kâtiplerin kalem yontmak için kullandıkları kalemtıraşın,
Arapça adıdır.
MİBRET
Eğe cinsinden bir âlet. Kamış kalemin elyafı ile diğer kısımlarının
temizlenmesinde kullanılırdı.
MİHZELE
Mürekkep süzecek âlet; keçe veya çuhadan olur.
MİCREDE
Divitin temizlenmesinde kullanılan âletin adıdır.
MİDAD
Yazı mürekkebi; yazı yazmaya mahsus siyah veya renkli sulu madde.
Dude
(b. bk.) denilen isten yapılır.
Gûlzar-ı Savab'da. bir kaç çeşit mürekkep yapımı tarif edilmiştir.
Mürekkebe, iyi akması için, kaynatılmış nar kabuğu suyu
konur.
«Hokkana lika koy, üzerini isle yapılmış mürekkeple doldur,
biraz sirke yahut koruk suyu kat, biraz da aşı, zırnık kâfur koy; karıştır».
Eskiden mürekkebi dövmek ve inceltmek için kervanlarda develerin üstüne,
yanlarına şişeler veya fıçılar içinde asarlarmış. Develer hareket ettikçe
mürekkep karışır, kendi kendine dövülürmüş. Ya da hamamlarda kapı tokmaklarına
asılır, kapı açılıp kapandıkça mürekkep çalkalanıp incelirmiş.
MİDAD-I MUTAVVAS
Kuruduktan sonra çok parlak duran mürekkep.
MİDAK
Sürh adı verilen kırmızı boyayı ezmekte kullanılan âlet. Mermer veya somakiden
düz olarak yapılır; üstüne konan madde, mermer veya billurdan bir âletle
ovularak ezilir.
MİFREŞE
Kamış kalemlerin birbirine veya mahfazaya çarparak bozulmaması için, divitin
kalem konan kısmına yerleştirilen örtü. Genellikle çuhadan yapılmıştır.
MİFREZ
Kalemin yarılması işinde kullanılan kalemtıraş.
MİHATTA
Hattatların, kalemin ucundaki kılları almada kullandıkları âlet. Mürekkep lif
(lika) ile kullanıldığından, yazarken, çürüyen lif parçaları kalemin ucuna
takdirdi. Bunları almak için mihatta kullanılırdı.
MİHFERE
Yanlışları düzeltmek için, yazıyı kazımakta kullanılan kalemtıraş, bıçak.
MİHRABİYE
Ucu ince tığlarla biten, mihrap şeklinde kitap başlığı, serlevha. Mihrak : Bk.
Milhez.
MİHRAS
Renkli mürekkep yapmakta kullanılan maddeleri ezmeğe yarayan âletin adı. Buna
havan da denilirdi. Somaki, pirinç veya mermerdendi.
MİKLEB
Eski ciltlerde alt kapağa sertâb ile bağlanıp, üst kapak ile kitap arasına
girerek sayfa kenarlarım koruyan, ucu sivri parça. Sivri uçtan kenara olan
uzunluk, kapak eninin yarısına eşittir. Türkçe'si karga'dır. Eski Türk
ciltlerinde mıklebin üst ve iç tarafı da cilt kapağı kadar süslüdür, iç yüzlerde
görülen kat'ı süslemelere mikleb içinde de rastlanılan. Mikleb, okuma
sırasında, kalınan, sayfayı göstermek için de kullanılır.
MİKLEME
Kalem koymak için kullanılan
kutunun Arapça adıdır. Daha çok
kalemdan
adı ile anılmıştır. Çoğunlukla
mukavvadan ve beyzî olanları kullanılmıştır.
MİKRAS
Kesecek âlet, makas. Bk. Kâğıt makası.
MİKŞAT
Kamış kalemin kabuğunu soymaya yarayan âlet.
MİKTA
Bk. Makta
MİKYASSÜ-L HAT
Bk. Sülüs
MİL’AKA
Hattatların kullandıkları küçük kaşığın adıdır. Lal, sürh gibi sulu boya maddesi
ile rıh'ın hokka ve kâğıda aktarılmasında kullanılmıştır.
MİLHEZ
Mürekkep karıştırmakta kullanılan âletin adıdır. Mihrak ve Farsça
divitşor
da denilmiştir.
MİLKA
Bk. Lika
MİNEKARİ
Mine işleri; mavi renkle işlenmiş iş;
MİNKAF
Bk. Mıskale
MİNYATÜR
El yazması kitapları süslemek için sulu boya ile yapılan ve metindeki olayları
yansıtan figüratif resimlere verilen ad. İtalyanca "minature" kelimesinden
alınmadır. Türkçe'de küçük nakış anlamına hurda nakış denilmiştir.
Minyatür (kitap resmi) şarkın resim tarzıdır. Minyatür
sanatında en ileri giden ülke İran olmuştur. Fakat Türk sanatçıları da kendi
üsluplarında nefis örnekler vermişlerdir. Osmanlılarda Fatih zamanından
itibaren kitaplara minyatür yapılmağa başlanmıştır. Bunda Padişah'ın sanat ve
resme olan ilgisi etkili olmuştur. Minyatür 18. yüzyıl sonlarına kadar devam
etmiş, sonra resim sanatımız batıya dönmüştür.
Minyatürde figürler birbirini kapatmayacak şekilde üst üste
dizilir; geride kalan figürler kâğıdın üst tarafında gösterilir; perspektif
yoktur; insan figürleri önemlerine uygun irilikte yapılır; manzaradan uzaklığı
renk ve boy oranı ile belirtilmez; en ince ayrıntı dahi minyatürde gösterilir;
renkler ışık gölgesiz ve düz olarak sürülür. Toprak boya kullanılır. Boya sabit
olsun diye XVIII. yüzyıla kadar yumurta sarısı katılmış fakat
kuruduktan sonra boya yeniden kullanılmadığı için yumurta sarısı yerine (içine
bir damla saf pekmez veya iki damla üzüm suyu karıştırılarak) tutkal
kullanılmıştır. Minyatürlerdeki akarsular ise gümüş suyu (b.bk.) ile
yapılmıştır.
Kitap resimleri, Hint kâğıdı,
aharlı kâğıt veya parşömene
yapılır. Boyalar üç aylık beyaz
kedinin ense tüyünden yapılma fırça ile sürülür, bir tek tüy veya samur kılı
ile ince hatlar çizilir. Konu, önce ince fırça ve uhra denilen kiremit
rengi boya ile desen hâlinde bir kâğıda çizilir. Altın, boya sürülmeden önce
kullanılmalıdır. Boyadan sonra Çin mürekkebi ile ince ayrıntılar tamamlanır
MİSİN
Bk. Meşin
MİTREŞE
Kalemler birbirine çarpmasın
diye kalemdanların içine konulan çuha örtü.
MİZANÜ'L-HAT
Bk. Sülüs
MİSTAR (SATIRLIK)
Hat sanatında satır çizgilerini belirtmeye yarayan ve mıstar (satırlık) adıyla
tanınan bir basit alet benimsenmiştir.
MOTİF
Süs, sık sık yinelenen çizgi
süsü;,bir biçimin konusu. Osmanlı ciltlerinde; hataî, rûmî, bulut, penç, yaprak,
gonca, geçme» nilüfer, ıtır yaprağı, gül, tepelik, orta bağı, tığ en çok
kullanılan motiflerdir. Manzara, arabesk ve canlı hayvan motiflerine rastlanmaz.
Memlûk ve Selçuk ciltlerinde stilize ye arabesk motif
görülür. Herat üslûbunda stilize motifle birlikte manzara ve hayvan figürleri de
bulunur.
MUVVEÇ YAZI
Eski harflerle yazılan yazılardan
birinin adı. Yılankavi çizgilerden ibaret olan bu yazıyı 1908'den sonra
İsmail Hakkı Baltâcıoğlû)
icat
etmiştir. Yeni harflerin kabulüyle diğerleri gibi tarihe karışmıştır.
MUHAKKAK
Sülüs yazının yatık ve uzun
çizgileri olan çeşidine verilen ad. Nadiren murakka ve kıtalar yazılmış, besmele
dışında fazla kullanılmamıştır."
Sülüs yazıya göre harfleri daha düzümsü, çanakları genişçe ve
derin olmayan yazıdır. Kuyruğu olan harflerin kuyrukları daha uzuncadır.
MUHARRİR
Tahrir eden, yazı yazan, katip, yazar, bir mevzuu yazı ile anlatan.
MUHAŞŞA
Haşiyeli kitap.
MUHAŞŞİ
Haşiyeyi yazan kişi.
MUHAYYER
Eski kâğıt çeşitlerinden birinin
adıdır. Lui Tebrizî gibi bu da şeker renktir. Bk. Kâğıt
MUKABELE KAYDI
Kopya edilmiş nüsha ile aslının
karşılaştırılıp kontrol edilerek bunun, kitabın zahriyesine veya hatimesine
kaydedilmesi. Bu kayıt görülen kitapların doğruluğuna daha çok güvenilir.
MUKAVVA
«Kuvvetlendirilmiş». Klâsik ciltlerde ilk zamanlar tahta kullanılmış, daha
sonra bunun yerini mukavva almıştır. Cilt için kullanılacak mukavva şöyle
hazırlanır: İstenilen kalınlığı sağlayacak kadar kâğıt, suları aksi yönde olmak
üzere yapıştırılır. Kolanın içine kabı kurttan korumak için şap, tenekâr, tütün
suyu gibi zehirli maddeler katılır Bu suretle hazırlanmış mukavva iyice
kuruduktan sonra tahta gibi sert olduğundan eğilip bozulmaz. Böyle mukavvalara
murakka mukavva denilir.
MURAKIB
Bk. Ayak
MURAKKA’
Yazı parçalarından meydana gelen hat albümü.
1-Hattatların ayrı ayrı
kâğıtlara yazdığı ve bir araya toplanarak mecmua (körüklü)
hâline
getirilen meşk ve yazılara verilen ad.
2 — Birkaç kâğıdın suları aksi yönde olmak üzere üst üste
yapıştırılmasıyla elde edilen mukavvaya verilen ad. Üzerine yazı sayfası
yapıştırılır veya cilt kapağında kullanılır.
MURAKKA MUKAVVA
Bk. Mukavva
MURASSA CİLT
Kıymetli taşlarla bezenmiş cilt. Mine veya mercanla işli ciltler hâlen müzelerde
mevcuttur.
MUSANNA
Usta elinden çıkmış, sanat eseri, çok süslü
MUSAVVİR
Eskiden insan resmi ve tablo yapan sanatçı. Ressam
MUSHAF
Sayfa hâlife getirilmiş şey. Türlü sayfalardan meydana gelen kitap; sonradan
Kur'an anlamında kullanılmıştır.
MUŞTA
Baskı âleti (Bk. Kalıp); .Vaşsale demlen kâğıt yapıştırmaların ekini
belli etmemek için mücellitlikte kullanılan âlet.
MUVAKKİTHANE
Vakit tayinine yarayan saat gibi aletlerin bulunduğu yerler hakkında
kullanılır bir tabir.
MÜCEDVEL
Sayfa kenarları cetvelli olan kitaplar hakkında kullanılan bir terini.
MÜCELLİT
Kitap ciltleyen, ciltçi.
MÜCERRET
Eski yazıda noktasız harflerle yazılan şiir ve nesirler hakkında kullanılan bir
terim. Mahzuf veya Mühmel de denilmiştir.
MÜCEVHER NOKTA
Bk. Nokta, Geçme nokta
MÜELLİF
Kitabı yazan kişi.
MÜELLİF HATTI
Yazmanın başka bir hattat tarafından değil, yazarın kendi el yazısıyla yazılmış
aslı.
MÜELLİF
MÜSVEDDESİ
Yazarın hazırladığı, beyaza çekilmemiş yazma eser. Mühmel : Bk. Mücerret.
MÜFREDAT
Hat öğretiminde, elifba’da bulunan harflerin tek başlarına yazılması ve ikili
olarak birbirlerine bağlanarak yazılması.
MÜHRE
Kâğıtlar aharlandıktan sonra parlatma için kullanılan âletin adıdır. Bazen
kalemtıraş kabzasının ucu da bu iş için kullanılmıştır. Kaymasını sağlamak için
biraz sabun sürülür. Müzehhiplerin altını parlatmak için kullandıkları akike de
mühre denilmiştir,
Mühre çeşitleri:
Böcek mühre :
Deniz böceklerinin kabuğundan
yapılmıştır.
Cam mühre :
Yuvarlak veya kalın camdan yapılmıştır.
Çakmak mühre
: (b. bk.)
Damar mühresi
: Tezhiplerde yaldızlanan
yaprak damarlarını, süslemelerin girintili çıkıntılı yerlerini parlatmak için
kullanılan, açılmış kurşun kalem biçiminde mühre. Tırnak mühresi de
denilir. Har mühre :
Katır boncuğu.
Zer mühre : Yaldız cilalamaya yarayan ucu akik mühre.
MÜHRE TAHTASI
Üzerinde kâğıt mührelenen âletin adıdır. Pesterek de denilmiştir.
Ihlamurdan yapılan ve ortası çukurca olan bu tahta çeşitli boylardadır. Tek
parça olması şarttır.
MÜHRELİ KAĞIT
Ahardan sonra mühre sürülerek parlatılan ve kalemin üzerinde kaydığı kâğıt. Bu
kâğıtlar mürekkebi emmez.
MÜHRESENK
Akik türünden bir taşın adıdır. Bir sopaya takılarak, tezhip nakışlarını ve
yaldızlan mührelemekte kullanılmıştır.
MÜHREZEN
Kâğıtların üzerine mühre vuran
sanatkâr.
MÜHÜR
Yazma eserin kime ve niçin ait olduğunu göstermek amacıyla basılmıştır. Kitabın
hangi kütüphaneye ait olduğunu gösteren "demirbaş
mührü",
sadece bağışlanan kitaplara
vurulan ve bağışlayanın adını taşıyan "bağış mührü", "vakıf mührü" ve
yalnız isim bulunan "zat mührü" gibi çeşitleri vardır.
Eski mühürlerimiz taşları, madenleri, sapları ve kazınmaları
bakımından güzel sanatların bir kolu halindeydi.
Meşhur hakkâkların çeşitli maddeler üzerine kazıdıkları
isim," mısra, âyet ve istifler büyük sanat değeri taşımaktadır. Üzerine akik,
yakut, firuze, yeşim taşı kakılmış mühürler vardır.Manzum mühürler de yaygın olarak kullanılmıştır.
«Şair, Hamit'in dedesi Abdülhak Molla'nın
mühründe
"Çaresaz ola
hakim-i mutlak
Bula her derde deva Abdülhak
beyti"
kazılı imiş.
MÜLASIK
(İltisaklı) bitişik.
Aralık verilmeden
yazılan
yazı. Bk. Hat.
MÜLEMMA ŞEMSE
Motifin hem zemini, hem de
kendisi altın yaldızla işlenerek yapılmış şemse.M. Zeki Pakalın, Osmanlı
Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü1nde
«Renkli şemseler hakkında
kullanılan bir tâbirdir. Kabın şemse veya köşebent kalıbının Basılacağı kısmın
münasip noktalarına, kap meşinine zıt renklerde meşin parçalar yapıştırılarak,
üzerine kalıp basılmak suretiyle yapılırdı. Yaldız işleme aradan görününce renk
renk meşinler kitaba başka bir güzellik verirdi» demektedir.
MÜLEVVEN ŞEMSE
Bu şemselerde tek renk
deri kullanılmayıp, bezemeler cilt kapağında kullanılandan başka renkte deri
ile kaplanmıştır. Bu şekilde renkli derilerle yapılan mülevven şemse ciltte,
motifleri üstten veya alttan ayırma tarzında altınla bezemek mümkündür.
MÜMSİHA
Hattatlarla kâtiplerin kalemin
mürekkebini silmek için kullandıkları beze verilen ad. Bu bez siyah ve yumuşak
olurdu.
MÜNHANİ
Kelime olarak "eğri çizilmiş"
anlamındadır. El yazması kitap süslemelerde 11. yy ile 15. yüzyıllar arasında
çok sık kullanılan bir desen çeşididir. Birbirine yapışık kümeler halinde olup
kendine özgü bir renklendirme özelliğine sahiptir.
Eğri, Bk. Selçuklu münhanîleri.
MÜREKKEB
Yazı yazmakta kullanılan
maddenin adıdır (Bk. Midad). Dûde denilen bezir veya kandil isinden
yapılmıştır. Süleymaniye Câmii'nde, kandillerin isi hava cereyanı ile özel
olarak yapılmış bir odacığa toplanır ve mürekkep yapımında kullanmaları için,
hattatlara verilirmiş.
MÜREKKEB
YALAMAK
«Okuyup yazmak, ilim öğrenmek»
yerine kullanılan bir deyim. Bezir isi mürekkeple aharlı kâğıda yazılan yazının
yanlışı yalamak suretiyle silindiği için bu deyim ortaya çıkmıştır.
MÜREKKEBAT
Hat öğretiminde, öğrenciye terkip ve tertip yeteneği kazandıran, cümle
şeklindeki yazı örneklerinin çalışılması.
MÜRGDAR ŞEMSE
Çiçekleri arasındaki dalların
üzerinde kuşlar bulunan şemselere verilen ad.
MÜRSEL VAV
Vav harfinin yazılış
biçimlerinden biri. Bu türlü vav harfi yuvarlak yazılırdı.
MÜSENNA
İki
kat, iki katlı; iki kısımdan meydana gelmiş, iki noktalı harf.
MÜSENNA YAZI
Düz ve ters olarak yazılmış hat istifi. Simetrik. Soldaki sağdakinin ters
şeklidir.
t ve kitap süslemelerinde, tezhipte kullanılır. Itır yaprağına benzediği için bu
adla anılır.
MÜSTENSİH
İstinsah eden; kitabın kopyasını
çıkaran kimse.
MÜSVEDDE
Karalama, taslak; beyaza
çekilmek üzere ilk kez yazılan ve üzerinde düzeltmeler yapılan yazı.
MÜŞAHİDE
Bk. Ayak
MÜŞAİR
Halkâr için altın ezme
işleminde, ezilmeden kalan ve hemen çöken altın parçalarına verilen ad. Bunların
yeniden ezilmesi gerekir. Bk. Halkâr.
MÜŞEBBEK
Şebeke şekline sokulmuş, ağ ve
kafes gibi örülmüş olan.
MÜŞEBBEK ŞEMSE
Deri ince ince oyularak cild
kapağının içyüzüne yapıştırılmak suretiyle yapılan şemse. Katı'a şemse de
denilir.
MÜŞİR Bk. Ayak
MÜŞ'İR Bk. Ayak
MÜŞİRE Bk. Ayak
MÜTEFERRİK
Dağınık, ayrı ayrı; içinde
değişik, eserlerden parçalar bulunan yazma eser.
MÜTESELSİL
Bk. Huruf-ı müteselsil.
MÜZEHHEP
Eski yazmaların tezhipli
olanları. Baştan sona tezhipli kitaplar yapıldığı gibi yalnız ilk, bazen ilk ve
son yaprağı tezhipli kitaplar da vardır. Kuran'ların ilk iki, diğer yazma
kitaplarınsa birinci sayfası çoğunlukla tezhipli olur.
MÜZEHHİP / MÜZEHHİBE
Tezhip yapan sanatkâr. Bunların
çarşıları vardı. Müzehhipler arasında hattat olanlar bulunduğu gibi, birçoğu
kullandığı boyayı da kendisi yapardı.
Tezhip yapan erkek / hanım. Ezilmiş
toz altınla birlikte sulu guvaj boya ile tezyinat yapan sanatkâr.
MÜZNİB
«Suç işleyen, günahkâr». Bk.
Ketebe
N
NADİR NÜSHA
Fazla nüshası bulunmayan yazma
eser.
NAKIŞ
Eskiden boyalı resimlere,
minyatürlere verilen ad. Yazma kitaplara renkli olarak yapılan süsleyici
resimlere, minyatürlere nakış, yapanlara da nakkaş denilirdi. Buna tasvir
ve şebih yazmak (b. bk.) da denilirdi. Yapanlar nakkaş, musavvir,
şebihnüvis adlarını alırdı.
NAKIŞ RESİM
Minyatür.
NAKIŞHANE
Nakış yapılan yer; resim
atölyesi karşılığında kullanılmıştır.
Fatih Sultan Mehmet,
yeni sarayında bir saray
nakışhânesi kurmuş ve başına da Özbek asıllı Baba Nakkaşı getirmişti.
Lâle devrinde ise milli resim ve oymacılığımız üzerine albümler hazırlayan özel
nakışhâneler bulunmaktadır.
NAKKAŞ
Yazmalara minyatür ve tezhip
yapan sanatkâr, özellikle kitaplara minekârî resim yapanlara denilmiştir. Nakkaşlık İranlılar tarafından
geliştirilmiştir. Şark nakkaşlarının başı üst ad
Bihzad'dır.
NAKŞ-İ
ẬBİ
Su ve zamk ile karıştırılmış
boyaların kâğıt üzerine sürülmesiyle yapılan resimlerdir. İranlıların gevaş
tâbir ettikleri bir usûl ile yapılırdı. Bu usûlde boyalar şeffaf değildir,
renklerin içinde beyaz vardır. Bunu da çoğunlukla beyaz veya altın bir astar
zemin üstüne işlerler ve boyaları beyaz boya ile karıştırırlardı.
NAKŞ-I ZERKAR
Yaldızla yapılan süslemelere
verilen ad.
NAZIR
Eski kitaplıklarda denetleme işini yürüten kişi.
NECMEDDİN ENRUSU
Meşhur hattat, mücellit ve ebrûzen
Necmeddin Okyay'ın buluşu olan çiçekli ebruya verilen ad.
NEMEKAHU
Bk. Ketebe
NESEHAHU
Bk. Ketebe
NESİH
Bir yazı çeşidi.
Sülüs’e tabi olup, onun üçte biri kadardır. Bu yazı teknik
bakımından sülüsün üçte ikisini neshetmiş ve üçte biriyle de ona tabi olmuştur.
Daha çok kitap istinsahında kullanılmıştır. Kûfî yazının, köşelerinin yuvarlanması ile meydana
gelmiştir. Abbasî veziri İbn-i Mukle'nin kûfîyi değiştirerek nesih yazı
sitilini meydana getirdiği rivayet edilir. Daha çok Kur'an-ı Kerim'ler nesihle
yazılmıştır. Murakkalar ve bilyelerin göbekleri de nesihle yazılmıştır. Türk
hattatlarınca çok kullanılmış bir yazıdır.
NESTALİK
Osmanlılarda ta'lik adı verilen
yazıya İranlılar, «nesih» ile «talik» ten bozma olarak «nestalik» demişlerdir.
NEŞŞAF KAĞIT
Sünger kâğıdı gibi gözenekli bir
kâğıt. Mürekkepçiler bunu mürekkebi süzme işinde kullanmışlardır.
NEVREGAN
Mücellitlerin mukavva ve deri
oymakta kullandıkları âletin adıdır. Eğri ve ağzı keskin olan bu bıçağın ucuyla
katı' da yapılırdı.
NİGAR
Eskiden resim, suret, insan
resmi yerine kullanılan, Farsça bir kelimedir.
NİGARENDE
Bk. Nigârî
NİGARHANE
Eskiden resim ve tasvir yapanların
çalıştıkları yer.
NİGARİ
Eskiden insan resimleri yapan
ressama verilen ad. Nigârende de denirdi.
NİHLE
Cam üzerine nakşedilmiş ebru
NİŞANLI ŞİRAZE
Bk. Şiraze
NİŞASTA AHARI
Nişastanın pişirilmesiyle
yapılan âhar. Bu âhar sürülen kâğıt kolay silinirdi. Çifte âharlı ebru yapımında
da, yumurta âharının altına bu âhar sürülmüştür.
NİZAMŞAHİ
XVII. yüzyılda
kullanılmakta olan bir kâğıt cinsi.
Ayrıca bk. Kâğıt
NOKTA
Kur'an-ı Kerimlerde âyet ve
cümleleri ayırmak, yazmalarda durakları belirlemek için kullanılmış küçük yıldız
ve çiçek şekillerine verilen isim. Muntazam, geometrik olanlarına mücevher
nokta, altı köşelilere şeşhâne nokta, beş yapraklılara pençberg
denilir. Diğer şekilleri: geçme nokta, yaprak nokta,
helezonî nokta, zerender-zer
nokta... (bunlara bk.).
NOKTA DEMİRİ
Mücellit terimlerindendir.
Noktalar üzerine vurulan demirin adıdır. Bununla ciltlerde nokta yapılır.
NOKTASIZ YAZI
Arşivde, kimi nedenlerle
noktasız olarak yazılan yazı. Siyakat, tevkî, divanî kırması gibi yazıların
noktasızlarına rastlanmaktadır.
NÜSHA
l — Bir eserin elle yazılarak
çoğaltılmış olanlarından her biri.
2 — Tezhip terimi. Talik yazı ile eğimli yazılan levhalarda
yazı ile çerçeve arasına üçgen şeklinde yapılan süslemenin adıdır,
NÜVİS
Yazan, yazıcı.
O
OKLU BESMELE
Sin (س) harfi çekilerek
yazılmış olan besmele,
OKRA
Ciltte kullanılan derilerde kurt
yeniklerinden meydana gelen izlere denilir.
OYMA
Bk. Katı'
Ö
ÖRDEK
BAŞI
Tezhipte
kullanılan zümrüdî yeşil renge verilen ad.
ÖRGÜ
Bk. Geçme
P
PAFTA
Bk. Kartuş-pafta
PALI
Mücellitlerin kullandıkları
derilerin tıraşından çıkan parçalara verilen ad.
PAHINI ALMAK
Tıraş edilen derilerin kalan
pürtüklerini temizlemek, deriyi bir defa daha inceltmek.
PAPİRÜS
Nil kıyılarının bataklık
kesimlerinde yetişen «Cyperus papyrus» adlı bitkiden yapılan bir tür yazı
kâğıdı.
PARAZVANA
Bk. Prazvana
PARÇA SU
Bk. Kesme
PARÇALI ŞEMSE
Eski kitap ciltlerinin kapları
üzerine yapılan bir şemse çeşidi. Kitabın kabını kaplayan meşinin ortası
kesilerek ve başka bir meşin, üzerine hazırlanan şemse parçası buraya
yerleştirilerek yapılır.
PARS BENEĞİ
Bk. Çintemani.
PARŞÖMEN
Mısır'dan papirüs alamayan
Bergamalıların koyun, keçi ve özellikle dana derisinden yaptıkları bir tür yazı
kâğıdı.
PAYENDE
Bk. Ayak
PENAG
Bk. Lika
PENÇ
Tezhipte, açılmış küçük gülleri andıran, beşli, ufacık süsleme motiflerine
verilen ad.
PENÇBERG
Beş dilimli yaprak. Âyet aralarında görülen beş yapraklı tezhiplenmiş şekiller.
Bk. Nokta.
PENÇHANE NOKTA
Bir yuvarlak nokta beş dilime ayrılmışsa verilen ad.
PERDAHT YOLU
Yazma kitapların başlıklarıyla levhaların kenarındaki süslere verilen ad.
PERGAMENT
Bk. Ak deri, parşömen.
PERSPEKTİF
Eşya ve nesnelerin uzaktan görünüşü; nesneleri bir yüzey üzerine
görüldükleri gibi çizme sanatı.
PERVAZ
Yazı levhalarının kenarlarına
yapıştırılan kâğıtlara verilen ad. Genellikle ebrûdan olurdu. Tek renk kâğıt
yapıştırılmışsa «tek pervaz», ince şerit hâlinde ikinci bir kâğıt daha
yapıştırılmışsa «çift pervaz» denilir.
PESEND
Altın süslemenin zer mühre sürülüp parlatılmasıyla elde edilen parlak yaldızlı
işlere verilen ad.
PESTEREK
Bk. Mühre tahtası.
PEŞENCE
Bk. Lika
PEŞM
Bk. Lika
PİRİNÇ AHARI
Bk. Âhar
PRAZVANA
Kalemtıraşın bıçağıyla sapı
arasında bulunan ve çoğu zaman pirinçten yapılan bir çeşit madenî bilezik.
Prazvana da denilir. Altın veya gümüşten prazvanası olan kalemtıraşlar da
vardır.
R
RABITA
Bk. Ayak
RAHLE
Üzerine Mushaf, kitap konulmak
ve yanına oturarak okumak için kullanılan, iki yandaki ayakları oymalı, kenar
pervazları ve üzeri düz tahtadan küçük masanın adıdır. Birbirine geçmiş iki tahtadan
yapılan ve (X) biçiminde olanlarına geçme
rahle
denilirdi. Selçuklular devrinde
tahta oymalıları, sonradan sedef kakmaları yapılmıştır.
RAK
Ciltte kullanılan ceylan derisi;
ince tıraşlanmış deri.
RAKAM
Yazı yazma.
RAKAMEHU
Bk.
Ketebe
RAKIM
Yazan, çizen.
RAMAD
Müzehhipler altın döverken
tirşenin kenarlarından dışarı taşan parçalara verilen addır. Ramad, Arapça'da «ateşin külü» demektir. Taşan altın
parçaları küle benzediği için bu kelime kullanılmıştır.
REALİST ÇİÇEK DEMETİ
Lake ciltlerin süsleme
motiflerindendir. Vazolu veya vazosuz resmedilmiş ve üzerine "vernik
çekilmiştir. Tabiattaki biçimiyle resmedilmiş çiçek motiflerine, stilize çiçek
motiflerinden ayırt edilmesi için, verilen addır
REDDADE
Bk. Ayak
REMZİ MOTİFLER
İşaret ve sembol biçimli motifler,
RESSAM
Eski yazma ve levhalara çizgi ile
boyasız resim yapan sanatçı.
REYHANİ
Bir yazı tarzı.
Muhakkak'a tabi olup onun ince
kalemle yazılanına verilen ad. Kalınlığı sülüs
kadardır. Bu yazıda gözü kapalı harf yoktur. Kurban ve dualar
yazılmıştır, İbn Bevvâb tarafından icat edildiği söylenir.
REYHANİ
BESMELE
Reyhanî hattıyla yazılan
besmele. M mimlerin gözü açık yazdır ve sin'den sonra çizgi (keşide)
bulunmaz.
RIH
Mürekkeple yazılan yazıyı kurutmakta kullanılan tozun adıdır. Farsça «kum» demek
olan rik'den bozmadır. En kullanışlısı Manisa dağlarından çıkarılırdı. Aslında
kırmızı olan kum, fırınlanınca sararır, çeşitli renklere boyanırdı. Siyahı, moru
ve yaldızlı olanı vardı. Hattatlar yazılarında rıh kullanmaz, açık havada
kuruturlardı. Çünkü rıh kullanılan yazıda incelik kalmazdı.
Porselenden yapılmış, delikli rıhdanlara konur, yazı
üzerine dökülüp, kuruyunca parmakla temizlenirdi.Name-i hümayunlarda altın rıh kullanılırdı. Bu rıh doğrudan
doğruya altın tozu idi.
RIHDAN
Kurutma tozu rıh'ın konduğu
kabın adıdır. Yazı takımını tamamlayan rıhdan, takıma uygun olarak cam, maden,
gümüş veya altından yapılırdı. Çoğunlukla üstü delikli silindir şeklinde veya hokka biçiminde yapılmıştır. Bazen da
rıh tabak biçimli bir kaba konularak küçük bir kaşıkla yazının üstüne dökülürdü.
RİK'A
Tevki' yazıya tabi olup onun ince kalemiyle yazılan yazıdır.
Okuyup yazması olan her Osmanlı'nın günlük yazışmalarında kullandığı ve ağzı 1
mm.yi geçmeyen kamış kalemle yazılan rıka hattı, eskiden yazanın kendi
anlayışına göre elden çıkıyorken, XIX. asırda, Babıali Rik'ası diye
isimlendirilen ve resmi işlerde kullanılan bir nevi ile yazılmıştır ki bunun
öncüsü, Mümtaz Efendi (1225/1810-1287/1872) olmuştur.
Türklerin ortaya çıkardığı bir
yazı tarzıdır. Ayrıntılar ortadan kalkmıştır. Mim harfinin gözleri kapanmış, sin
ve benzeri harflerin de dişleri ortadan kalkmış, iki ve üç noktalar (-)
ve ( ^), ( v ) hâlini almıştır. Kolay ve hızlı yazılabildiği için el
yazısına esas olmuştur.
RİK'A
Üzerine yazı yazılan kâğıt ve deri parçaları.
RİSALE
Küçük kitap; risale, mecmua
yerine de kullanılmıştır. Ama daha çok mecmuati'r-resail olarak, içinde
birden fazla eser bulunan kitaplar hakkında kullanılmıştır.
ROKOKO
Mübalâğalı süsleme üslûbu. Klâsik
cilt süslemesi, XVIII. yüzyıl sonlarında Avrupa'nın etkisiyle değişerek bu tür
süslenmeye başlanmıştır. Mecazi olarak «modası geçmiş, çirkin olan şeyler»
hakkında da kullanılır.
ROZET
Bk. Gülçe
RUBU'
Büyük boy kâğıdın dörde
bölünmesiyle meydana getirilen eski yazma kitaplara verilen ad.
RUGAN
Sütten veya ot tohumlarından
çıkarılan yağlar.
RUGANİ
Ciltlerle, kubur gibi
sanat eserleri üzerine yapılan nakış
ve
resimlerin parlak görünmesi için üstlerine sürülen maddenin adıdır.
Boya, mürekkep, ahar, ebru mecmuası'nda
ruganî yapmak usûlü hakkında şu izahat vardır ; «64 dirhem
ardıç sakızı, 240 dirhem şarap ruhu, 16 dirhem damla sakızı, 32 dirhem Venedik
terementisi. Evvelâ şarap ruhunu düz bir şişe içine koyup sonra 3 parmak miktarı
ince tatlı su kumu içine gömüp, ruhun içine ardıç sakızını koyup, ocakta kum
içinde hallola. Badehu damla sakızı başka kapta eritip şişeye karıştırılacak,
sonra terementi dahi bu suretle eritilip şişeye katılacak, badehu cümlesi bir
yerde tekrar kaynatılıp, tamam kaynadıktan sonra bir mendil veya tülbent içinde
sıcak iken süzülecek, fırçası daima içinde saklanacaktır. Sürülürken daima sıcak
sürülecektir. Âlâ ve parlak olur.».
RUK'A
Yazılmış kâğıt, mektup Yazı
yazılacak kâğıt, deri parçasına ruk'a denilir. Vesikalarda geçer.
RUMİ
Süsleme terimi. Hayvanların kanat,
bacak ve bedenlerinin stilize edilmiş şekillerinden oluşan ve kökeni Orta
Asya'ya dayanan, çok yaygın bir Türk süsleme biçimi. Rûmî'nin üzerinden ayrı
parçalarla daha ufaklarının yapılmasıyla meydana gelen şekle ayırma rûmî;
rûmî'lerin birbirine geçirilmesi ile meydana gelen şekle sarılma rûmî;
levha kenarlarının iç pervazlarındakilere üç iplik rûmî denilir.
Türk süslemesinin klâsik üslûbudur. Eskiden Anadolu'ya
diyar-ı Rûm denildiğinden rûmî adını almıştır.
RUMİ ŞEMSE
Kitap ciltlerinin üzerine
yapılan ve güneşe benzediği için şemse adı verilen süs motiflerinden birinin
adıdır. Sivri, ucu kıvrık rûmî motiflerinden meydana getirilir.
RUMİ TAHRİR
Kitap ciltlerinin üzerine süs
olarak çekilen siyah çizgilerin adıdır
S
SADBERG
Yüz yaprak; birçok yaprağın
oluşturduğu çiçek şeklinde süsleme motifi. Atlas çiçeği adıyla da
bilinir.
SAFİHA
Düz, yassı yüz; madenî
levha. Yazma eser başlıklarındaki, çoğunlukla dikdörtgen veya beyzî biçimde, düz
yaldız çekilmiş satıhlara da safiha adı verilir. Bazen bunlarda eserin adı
yazılıdır.
SAHAF
Eski devrin kitapçıları. Bayezid Camii avlusundan Kapalıçarşı'ya giden yolun iki
tarafındaki dükkânlar, eskiden sahaf dükkânı idi. Bugün Bayezid Camii
bitişiğinde Sahaf Çarşısı bulunmaktadır.
SAHAF KİTABI
Eskiden satışı az olup,
okuyucuları tarafından saklanan kitaplara verilen ad.
SAHTİYAN
Cilt yapımında kullanılan keçi
derisi. Sahtiyan, klâsik usûlde ıslatılıp yumuşatılarak bıçkı ile kâğıt
inceliğinde tıraş edilmek suretiyle hazırlanırdı.
SAK
Tezhipte çiçek motiflerinin saplarına verilen ad. Arapça sak, ağaçlarla
bitkilerin kök tarafı veya insanın baldırı demektir.
SAKAL
Mücellit ve tezhipçilerin altın
varaklan tutmak ve yapıştırmak için kullandıkları seyrek tüylü, genişçe fırça.
Sakala benzediği için bu adı almıştır.
SALBEK
Eski ciltlerde şemsenin iki
ucundaki uzantı süslemeye verilen isimdir. XVI. yüzyılda en güzel örnekleri
görülen salbekler XVII. yüzyılda büyümeye başlamış, giderek eski güzelliğini
kaybetmiştir.
SAMUR FIRÇA
Müzehhipler için en makbul olan
fırça. Uzun yanan bir mum alevine benzemesi ve. ucunda ancak birkaç telli kıl
bulunması şarttır.
SANCAK KURAN'I
Ceviz kabuğunun içine
yerleştirilerek gemilerin sancak direğine sancakla çekilen Kurban. Cava
kalemi ile yazılırdı. Bunlar için klâsik süslemeli, çok güzel mahfazalar da
yapılmıştır.
SANCAK MUSHAFI
Sancak başlarına takılan küçük Mushaf'lara verilen ad.
SAP
Tezhipte çiçek sapına benzetilerek yapılan şekiller.
SAPLAMA ŞİRAZE
Bk. Şiraze
SARILMA RUMİ
Bk. Rûmî
SARMA DAL
Tezhipte
çiçek ve yapraklı dalların kıvrılarak birbirine sarılmasından meydana gelen
süsleme motifine verilen ad.
SATAREHU
Bk. Ketebe
SATIRLAMAK
(mıstarlamak). Üzerine yazı yazılacak kâğıdı mıstar (satırlık, b. bk.)
üzerine koyarak hafifçe bastırmak ve böylece kâğıt yüzeyinde kabarık bir iz elde
etmek.
SAYFA KENARI
l —-Bir kitap sayfasının, yazılı bölümleri çevresinde kalan boşluğu;
2 — Bu boş kısma yazılan not, derkenar.
SAYKAL
Cilâcı, cila âleti.
SAYKAL-KAR
Yaldızcı.
SAYKAL-ZEN
Yaldızcı.
SAYKALLI
Yüzeyi parlatılmış kâğıt.
SAYKALLI
ABADİ
Uçuk krem veya beyaz parlak kâğıt.
SAZ KALEM
Kamıştan yapılan yazı kaleminin adı.
SAZ YOLU
Uzun dallar üzerine yapılan süslere denilir. Kıvrımdal adı da yerilir.
Daha ziyade çiçekli ye yapraklı olur. Rûmî motiflerinin ayrı hatlar hâlinde
aralarda kullanıldığı görülür.
SEBEB-İ TE'LİF
Yazılış sebebi.
SEBERG
Üç dilimli yapraklar. Bitkisel süsleme motifi olarak kullanılmıştır.
SECAVEND
Kur'an-ı Kerim'i mânaya uygun olarak doğru okumak için konulan işaret.
Mesela kaf(ق): durmayı; sad (ص): geçmeye izni; cim (ج}: durma veya
geçmenin caiz olduğunu; mim (م) : muhakkak surette durmayı gösterir.
Kelime, bu işaretleri koyan zâtın memleketi olan Secâvend şehrinden alınmıştır.
SECAVEND KALEMİ
Bk. Cava kalemi.
SECDE GÜLÜ
Kur'an-ı Kerim'de secde edilecek âyetlerin hizasına, sayfa kenarlarına yapılan
yuvarlak, içi boş süsleme. Gül şeklinde olduğundan bu adı almıştır.
SEDEFKARİ
YAZI
Bazı levhalarda görülen, sedef kakma suretiyle yazılan yazı.
SELÇUKLU EĞRİLERİ
Bk. Selçuklu münhanîleri.
SELÇUKLU
MÜNHANİLERİ
XI - XV. yüzyıl boyunca yazma kitap süslemelerinde çok sık karşılaşılan bir
üslûptur. Genellikle Selçuklular tarafından kullanılmalarına ve kavisli, yumuşak
ana yapılarına dayanılarak Ord. Prof. Dr.A.
Süheyl ÜNVER
tarafından, bu üslûba Selçuklu münhanîleri adı verilmiştir.
Genel olarak rûmîlerin ve kuş kanatlarının iç bünyelerinde
bulunan ayrıntılardan oluşup, kendine özgü bir renklendirme tekniğine sahiptir.
Daima birbirinin arkasından çıkacak şekilde çizilerek meydana gelirler. Her bir
münhanînin daralan kısmı kompozisyonun gerektirdiği belli bir yöne doğru
gittikçe incelerek devam eder.
SEMBOLİK HAT SANATI
İslam sanatı için edebi semboller kullanımının kendisine has tatbik
olunamazlığına rağmen günümüzün bazı hattatları bu yolu takip etmişlerdir. Hat
sanatının bu türünde batılılaşma, sanatın kaynağı ve sürecinde yine tesirini
göstermektedir.
SEMERKANDİ KAĞIT
Vaktiyle Semerkant'ta yapılan esmer; kaba fakat sağlam bir kâğıt. (Bk. Kâğıt).
SER SURE
Mushaf'ların sûre başlıklarına verilen ad. Dikdörtgen şeklinde tezhiplidir.
İklil, serlevha, başlık da denilir.
SERE
Tuğra'nın şekillerinden olup, tuğra metninin yazıldığı kısımdır. Bu kısımda
padişahın ve babasının adları yazılırdı. Bu kısma “kürsü” de denilir.
Bk. Tuğra.
SEREN
"Kef” harfinin üst çizgisi.
SER LEVHA
Başlık, yazma kitabın tezhiplenen başlık bölümü. Bir levha veya kitabın başına
yazılan yazı ve yapılan resme de serlevha denilir. Fatih devrinde kitap
başlıkları, ucu ince tığlarla biten mihrap şeklinde değil, sayfanın enince
uzanan uzun dikdörtgenler şeklindedir. Bu devirde pembemsi, mavi ve siyah» renk;
çiçek, dal, yaprak ve filiz motifleri, türlü geçmeler görülür.
Bazı yazmalarda bilhassa Kur’an–ı Kerim’lerde Fatiha ile Bakara suresinin ilk
ayetlerinin yer aldığı karşılıklı iki sayfa ve Sultanlara takdim olunan yazma
eserlerde ilk sayfa ile karşısındaki sayfa tamamıyla tezhipli olabilir.
SERPME
Benek benek serpiştirilmiş olan çiçek, yaprak ve benzeri süslemelere verilen ad.
SERPME
ALTIN
Serpme suretiyle yapılan ufak ufak aralıklı noktalardan ibaret yaldız süslemenin
adı. Püskürtme olanına zerefşân denilir (Bk. Zerefşân).
SERTAB
Klâsik ciltlerde mıkleple alt kapak arasındaki parça. Sayfa kenarlarını korur ve
mıklebe hareketlilik sağlar. Üzerinde âyet, beyit yazılı olanları vardır.
SEVAD
Siyahlık, yazı karalama.
SEVVEDEHU
Bk. Kelebe.
SIĞIR DİLİ
Uzunlamasına açılan kitap ve mecmualara verilen ad. Beyazî de denilir.
SIRÇA
Bk. Kalem sırçası.
SIRMA İŞLEMELİ CİLT
Deri üzerine sırma ile çeşitli motifler işlenerek yapılan cilt.
SIRMAKEŞ
Gümüşü haddeden geçirerek sırma
çeken sanatkâr.
SIRT
Ciltte alt ve üst kapağı
bağlayan kısım. Dip de denir. Klâsik ciltlerde sırt yuvarlak değil, düzdür. Yazı ya da bezeme yoktur.
SIVAMA
ALTIN
Kat kat sürülen altın. Bir kat
sürülene sürme altın denir.
SIVAMA
ŞEMSE
Zemini altınla kaplanmış olan
kitap kâplarının üzerindeki şemse.
SIVAMA YALDIZ
Her tarafı yekpare ve som olarak
yaldızlanmış süsleme.
SİLKME
Bir yazı ve motifi aynen bir
kâğıda çıkardıktan ve iğne ile dikine olarak deldikten sonra, o kâğıdı asıl
yüzey üzerine koyup üstünden içi kömür tozu ile dolu kese geçirerek iz bırakma
usûlüne verilen ad.
SİLKME
KALIBI
Silkme işinin yapılması için
hazırlanan, iğne ile delinmiş süslemenin bulunduğu kopya. Meşhur hattatların
silkme kalıplarına günümüzde de rastlanmaktadır.
SİLKME
KESESİ
Silkme yapmak için kullanılan
kömür tozunun konulduğu gözenekli torba.
SİLKME TOZU
Silkme işinde kullanılan, söğüt
kömürünün tozu.
SİMA' KAYDI
Yazma eserlerde kitabı kopya eden
kişinin yazdıklarını müellife okuduğuna ve müellifin de bunu dinlediğine dair,
yazmaya konulan kayıt.
SİMDUZİ
Deri üzerine gümüş işlemeli cilt.
Simin kalem
Gümüş kalem. Bk. Kalem.
SİTTE (Aklam-ı Sitte)
Hat sanatında 6 çeşit yazıya verilen isimdir. Bunlar; Sülüs, Nesih, Tevkii, Küfi,
Rika, Reyhani.
SİYAH MÜREKKEB
Eskiden neft, çıra isi, keçi
kılı isi veya beziryağı isinden yapılan mûrekkeb.
SİYAKAT
Bir yazı çeşididir. Irak'ta
Abbasîler zamanında icat edilmiş, Selçuklular zamanında Anadolu'ya girmiştir.Resmî ye özellikle mâlî işlerde kullanılmıştır, înce, girift
ve genellikle noktasızdır. Az yer kaplar ve çabuk yazılır. Rik'a ile bir
sayfalık bir yazı, siyakatla 4-5 satir tutar.
Siyakat noktasız ve nadiren de
noktalı olarak iki şekilde yazılmıştır. Kolay okunabilen şekli olduğu gibi, ancak
mütehassıslarca, okunabilenleri de vardır. Harfler, kelimeler, satırlar daima
birbirine yakın, hattâ bitişiktir. Asıl ismi erkam-ı divâniye olan
siyakat rakamları, siyakat
yazısı
ile kullanıldıklarından bu adı almışlardır. Onlu, yüzlü, binli rakamları okumak
zordur.
SOĞUK
DAMGA
Eski ciltlerde, süsleme şeklini
verecek kalıbın deri üzerine yaldızsız olarak basılması yoluyla elde edilen
bezemeye verilen ad.
SOĞUK İPLİK
Meşin şemse ciltlerin üzerine
soğuk iplik demiri ile çekilen çizgiye verilen addır. Bu çizgiler altınlanmaz,
boş bırakılır.
SOĞUK İPLİK DEMİRİ
Meşin şemse ciltlerin üstüne
çekilen çizgiyi yapmakta kullanılan âlettir. Balta şeklindedir.
SOĞUK ŞEMSE
Şemse kalıbı, yaldız
kullanılmadan, doğrudan doğruya cildin üzerine basılacak olursa buna soğuk şemse
denilir. Bütün İslâm ciltleri,
XV.
yüzyıla kadar bu şekilde
yapılmıştır. Motifler cildin derisi renginde yapılmıştır.
SOM ALTIN
Kaplama olmayan, yekpare olan
altın hakkında kullanılan bir terimdir. Parlak veya mat olanları vardır.
SOMAKİ EBRUSU
Somaki damarları gibi desenli
olan ebrulara verilen ad.
STİLİZE
Karakteri kaybolmadan
basitleştirilerek tezyînî ve şematik hâle sokulmuş biçim ya da motif.
Üslûblandırılmış.
SU ÇİZGİSİ
Eski kâğıtların dokusunda
bulunan, aydınlığa tutulunca görülebilen çizgi. Daha çok enine çizgilerdir.
SU DAMGASI
Bk.Filigran
SU İŞARETİ
Bk. Filigran
SU YOLU
Bk. Su çizgisi.
SUHUF
Sayfalar. Allah'ın dört kitaptan
başka, Cebrail vasıtasıyla bazı peygamberlere yolladığı emirler. 100 tanedir; Âdem'e (10), Şit'e (50), Idris'e (30), İbrahim'e (10)
yollanmıştır.
SULTANİ KAĞIT
Eskiden ipekten yapılan iyi cins
kâğıt. Bk. Kâğıt.
SUPARA
Eskiden mektep çocuklarının
okudukları kitaplara denirdi. «Elifba cüzü» yerine «elifba suparası» gibi. Az
sayfalı demek olan sukuf pare'den bozmadır.
Sûre gülü : Genellikle sûrelerin başladığı sayfa kenarına
konan, içi boş, b az an da sûrenin adı yazılı yuvarlak süsleme. Bk. Gül.
SÜLÜS
Sülüs de Kûfî gibi İslam yazılarının ileri, en olgun kollarından biridir, belki
de birincisidir. Hattatlık deyince sülüsün akla gelmesi de bundandır.
Her harfinin altıda dört parçası düz, altıda ikisi de yuvarlak olan yazıdır,
İslam yazıları içerisinde ümmu'l-hutût olarak isimlendirilmiştir.
Eski yazı çeşitlerinden biri. 2-3 mm kalınlığındâ kalemle, yazılır,
harfler yumuşak ve ahenkli döner,. Harflerin üçte iki parçası düz, üçte bir
parçası ise devirlidir. Bu Oran daima korunduğu için sülüs (=üçte bir)
adını alınıştır. Hattın esasını teşkil eder
ve hüsn-i hatta sülüs öğrenmekle başlanır.
Ümmıffl-hat Mikyasü'l-hat
ve mizanü'l-hat
diye şöhret bulmuştur.
Bütün hat çeşit ve kuralları sülüsten çıkmıştır. Kur'an, yazma kitap,
başlık ve sûre başları, hilyenin besmelesi, çoğu hat levhaları sülüsle
yazılmıştır.
SÜNBÜLİ
Bir yazı çeşidi.
SURE BAŞLIKLARI
Sûrelerin başladığı sayfalarda surenin baş kısmına yerleştirilen tezhip
formudur; genellikle surenin adı ; nerede nazil olduğu bilgisini içerir.
SÜRH
Kırmızı mürekkep. Yazma kitaplarda, konu başlıklarında ve metin aralarındaki
şekillerde kullanılmıştır.
Bab veya faşd başlıkları kırmızı mürekkeple yazılmış yazma
kitaplara da sürh denmiştir. Ateş renginde olanlara madenî sürh denir. Bu
türlü kitapların sayfalarına da siyah, mavi yahut altın cetvel çekilirdi.
SÜRME ALTIN
Bir kat sürülen altın. Yalınkat olduğu için çok makbul değildir. Kat kat
sürülene sıvama altın denilir.
SÜSLEME
Hattın bezenmesi, tezyinat, süsleme.
SÜTUN
Kitap veya yazmalarda sayfanın yukarıdan aşağıya doğru bölünmüş olduğu
kısımlardan her biri, kolon.
Ş
ŞAKK-I KALEM
Eski kamış kalemlerin ucunu dikine
olarak çatlatma. Sarih : Bir kitabı şerh eden, kitaba açıklama yazan kimse.
ŞEBİH
İnsan resmi. Tasvir de
denir. Eskiden insan resmi yapmaya şebih
yazmak
denilmiştir.
ŞEBİH YAZMAK
İnsan resmi yapmak.
ŞEBİHNÜVİS
Portre
yapan. Bk. Nakış.
ŞECAB
Mecma adı verilen geniş karınlı kare şeklinde madenî hokkaların
kapaklarına verilen ad.
ŞECERİ
Bk. Hatt-ı Şecerî
ŞEDDE
Eski yazıda üstüne konduğu harfi çift okutturan işaret.
ŞEFFAF KAĞIT
Bir resim üzerine konunca alttaki resmi görmek mümkün olan kâğıtlara denilir.
ŞEMSE
(Şems : Arapça'da güneş). Eski kitap ciltlerinin üzerine yapılan güneş şeklinde
süsleme motifi. Kapağın tamamını kaplayan meşinin üzerine yapıldığı gibi, ayrı
bir parça hâlinde kabı örten meşinin ortası hazırlanan parça büyüklüğünde
kesilip yerleştirilmek suretiyle yapıldığı da olmuştur. Parçalı olmayıp meşinin
üstüne yapılana yekpare şemse; parça hâlinde kesilip yerleştirilerek
yapılana parçalı şemse; etrafı zincir şeklinde bordürlü olana zincirli
şemse; kapakların mukavvası oyulup, içine kabartma olarak oturtulana
gömme şemse; şemse kısmı zeminden farklı renkte olana mülevven şemse;
sırf altın yaldızla basılana mülemma? şemse; kesilerek oyulmuş deriden
yapılana müşebbek (katı? a) şemse; cildin üzerine kalıpla kabartma olarak
basılan ve üzerine yaldız vurulmayana soğuk şemse; motif kalıbının zemini
altınla doldurulmuş, motifler kabartma şeklinde üstte ve deri renginde
bırakılmışsa alttan ayırma şemse; zemin olduğu gibi bırakılıp, yalnız
motifler altınlanmışsa üstten ayırma şemse denilir.
Şemseler Anadolu Selçukluları ve XV. yüzyıl Osmanlı kitap
kaplarında genellikle yuvarlak, dilimli, nadiren beyzidir. XVI. yüzyıldan
itibaren ise oval biçimde ve salbeklidir. Şemse, salbek, köşebent kompozisyonunu
kenarlarda bordur çevirir. Klâsik Türk cildlerinde genellikle şemse ile köşebent
arasındaki kısım boş bırakılmış, az sayıda ciltte ise bu kısım da süslenmiştir.
Şemselerde genellikle rûmî ve hataî motifler, geometrik
biçimler kullanılmıştır. Motif yerleşiminin çoğu zaman (S) harfi biçiminde bir
hat gelişimi üzerinde oluştuğu görülür. Süslemelerde adeta bir ters simetri
vardır.
ŞEMSELİ KAP
Kabında şemse bulunan kitap ciltlerine denir. Şemse, cildin
sağ
kapağı üzerine yapıldığı gibi, iki kapağa, iç kapak veya miklebe de yapılmıştır.
ŞERH
Bir kitabın ibaresini kelime kelime açıp izah ederek yazılan kitap.
ŞEŞ KALEM
l — Eski yazıda kullanılan altı yazı türü. Bk. Aklâm-ı sitte;
2 — Bu altı yazı
türünün altısını da çok güzel yazan sanatçı.
ŞEŞHANE NOKTA
Kur'an-ı Kerini'd.e ayet aralarında görülen altıgen biçimli süslü nokta.
ŞİKAF
Boya ile yaldızın birlikte kullanılması suretiyle yapılan süsleme. Halkârın
hafif renklendirilmiş seldi. Yazma kitaplarda, sayfa kenarlarında bu tür
süslemeler çok görülür.
ŞİKESTE
Eski yazı çeşitlerinden birinin adıdır. Kırık dökük şekilde olduğu için bu ad
verilmiştir. Kırma da denilir. Ayrıca talik yazının bir çeşidine de
şikeste denir.
ŞİRAZE
Klâsik ciltte kitabın yapraklarını düzgün tutan bağ ye örgü. Elle örülür ve 2
adet ince, uzun iğne ile çeşitli örgülere göre değişen kalınlıkta iki renk
ibrişim kullanılır. Cilt yapılacak kitabin sayfalan cüz cüz alınır. Ustalık ve
zevke göre yan yana dikilir. Dikişte kullanılan ipin uçları uzun bırakılır. Buna
kanad denilir ve kitabın cilde bağlanmasını sağlar. Esas cüzleri
birbirine ekleyen kısım/şirazedir. Kolonları formaların ortasından alınanlara
nişanlı şiraze, gelişigüzel yerlerden alınanlara saplama şiraze
denilir.
Çeşitleri;
Sıçandişi, sağ sol yolu, tek baklava, çift baklava, geçmeli, alafranga...
Modern ciltlerde de şiraze taklidi olan yapıştırma şeritler
süs olarak kullanılmıştır
ŞİRMAGA
Sapı balık derişi kaplanmış bıçak şeklinde kalemtıraş.
ŞUKKA
Arapça «parça» demektir ve kâğıt parçası anlamında kullanılmıştır. Yazına
eserlere sonradan /eklenen yazılara şukka denilir. Küçük ayrı kâğıtlara yazılıp
sayfa aralarına yapıştırılmıştır.
ŞÜKUFE
Mushaflarla yazma
kitapların basma çiçek şeklinde yapılan süsleme. Bu süsleme
altın üstüne üstübeçle yapılır. Şükûfe, Farsça «çiçek» demektir.
ŞÜKUFE ÜSLUBU
Tabiî ve üslûplanmış şekildeki çiçeklerle yapılan süsleme tarzı. Çiçek
minyatürleri, demet, buket, vazolu, vazosuz çiçekler, tek çiçekler şeklinde
yapılmıştır. XVIII-XİX. yüzyılların Türk süsleme biçimidir.
T
TABAKA
İnce yaprak hâlindeki kâğıda verilen ad.
TAHRİF-İ KALEM
Kalem değiştirme. XIII. Yüzyılda Amasyalı bir Türk olup, Abbasî halifesi
Muşta'simdin kölesi olan Yakut al-Muşta1simi, o zamana
kadar düz olan kamış kalem ucunu eğri keserek tahrif-i kalemi bulmuştur.
TAHRİR
Sayfanın yazı kenarlarını çevirmek üzere dört tarafına çekilen çizgi;
cetvellerin kenarına çekilen değişik renkli çizgiler; boya veya altınla işlenen
süsleme şekillerinin çevrelerine daha koyu renkte ve çoğunlukla mürekkeple
geçirilen çizgiler.
TAHRİR ÇEKMEK
Satırlar arasına yapılan yaldızların etrafına ve yazı çevresine mürekkep ve
fırça ile çizgi çekmek.
TAHRİRLİ HALKAR
Yazma kitapların sayfa kenarlarına altınla yapılan çiçek ve şekillerin, etrafına
tahrir çekilmiş olanlarına verilen ad.
TA'KİHE
Bk. Ayak.
TA'LİK
Ta'lik yazı, aslında Tevki hattının XIV. Asırda İran'da kazandığı değişiklikle
ortaya çıkan yazıya verilen isimdir ve orada daha çok resmi yazışmalarda
kullanılmıştır.
Yatık çizgileri uzun, dik çizgileri kasa bir yazıdır; yaygın ve hafif sağa,
geriye yatıktır, İranlıların kullandığı bu yazıya Osmanlılar talik, İranlılar
ise nestalik demişlerdir. Talik, levha, kitabe ye kitap yazısıdır.
Osmanlılarda ekseriya levhalarda kullanılmıştır. Yesarhâde Mustafa
izzet Efendi
bu yazının en büyük ustasıdır.
Talik'ın
üç çeşidi vardır. Şikeste, çârdank, kamış kalem. Şikeste, nesih'e yaklaşan
toparlanmış talik; çârdank, talik sülüsü; kamış kalem ise talik celisi, yani iri
taliktir.
Talik'ın incesine, hafi veya ince talik yahut
hurda talik denir.
TALİK KAĞIDI
Talik yazı yazmak için hazırlanan kâğıtlara verilen ad. Nakışlıya da ebrulu bir
kağıt üzerine bundan 4-5 mm ufak olan Hint âbadisi veya benzeri kâğıt ortasından
yapıştırılırdı. İstanbul'da bu kâğıdı hazırlayanlar kâğıdın köşelerine soğuk
damga basarlar yahut altın varak üzerine isimlerini yazarlardı.
TA'LİKAT
Bir kitabın içindekileri tashih veya açıklama maksadıyla sayfa kenarlarına
yazılan yazılar. Yazma eserlerde bu tür yazılara sık rastlanır
(derkenar). B azan da
bu tür yazılar ayrı bir eşer meydana getirir. Bunlara da ta'likat denir.
TARAKLI EBRU
Ebru için boya hazırlanırken
sudaki boyalara tarakla şekil verilmek suretiyle elde edilen ebru. înce yollu
bir görünümü yardır.
TARAMA EBRU
Gelgit ebrusu da denilir.
Kitreli suya konulan boyalar bir. iğne ile düzeltilerek bu desen elde edilir.
TARİF
Yazı öğrenenlere, hocaları
tarafından meşk etmeleri için verilen örnek.
TARRAH
Süslememi .desen çizen sanatkâr.
Eskiden resim yapanlara, özellikle bahçe resmi yapanlara verilen addır.
TASDİK
İcazetname'ye, talebenin hocasından başka hocaların koyduğu kayıt.
TASHİH
Hat sanatında harfin fazla veya pürüzlü kısımlarının, yalama yahut
tıraşlama suretiyle giderilmesi, eksik kısımlarının ise tashih mürekkebi ile
doldurulması suretiyle yapılan işlem.
TASHİH KALEMTIRAŞI
Ufak boyda, küçük söğüt yaprağı
biçiminde kalemtıraş. Burunları kavisli değil de üçgen şeklinde yapılan ve büyük
yazıların tashihinde kullanılan kalemtıraşlar da vardır.
TASLAMAK
Ciltlerin ve kitap mahfazalarının
hazırlanması anlamında kullanılan bir terim.
TASVİR
Resim, Bk. Nakış.
TAVLAMA
Kâğıdın sertliğini gidermek için
yapılan işleme denir. Aharı çok olan ve sert kâğıtları birkaç defa tek tek soğuk
sudan geçirip, ıslakken birbiri üzerine koyup, rüzgârsız bir yerde gölgede
kurutmak suretiyle uygulanır.
TAVŞAN AYAĞI
Tezhibde altının tozlarını
toplanla ve süpürme işinde kullanılan fırçanın adıdır. Bu iş için çoğunlukla
tüylü tavşan ayağı kullanıldığından bu ad verilmiştir.
TEBER
Ucu sivri demir. Ciltçilikte altın
yaldız üzerine tarama süs yapmakta kullandır.
TEBERRÜKEN
Başlanılan işin hayırlı ve bereketli olması için.
TEBYİZ
Bk. Beyaza çekme
TEFE
0n tane altın varağa deste, on
destesine tefe (veya defe) denir,
TEK AHARLI
Üzerine bir defa ahar sürülen
kâğıtlara verilen ad.
TEK DİKİŞ
Ciltçilik terimi. Tek dikişle
dikilen ciltli kitaplar için kullanılır.
TEK GÖBEK
Ortasına şemse yapılmış ciltlere verilen ad.
TEK KUZU
Bk. Kuzulu cetvel
TEK NÜSHA
Bilinen yalnızca bir tane nüshası olan eser.
TEK PERVAZ
Kenarlarına yalnız bir
renkte kâğıt yapıştırılmış plan levhalara verilen ad.
TEKALİ
: Eski kâğıt çeşitlerinden birinin
adıdır. Tek bir sayfadan ibarettir. Ayni kâğıdın iki sayfalı olanına cif ali
denilirdi.
TEKER
Ciltçilikte, kapların üzerine yekşah yapmak için kullanılan âletin adı. Buna
yekşah demiri de denir. Etrafında ufak dişleri bulunan saat çarkına: benzer
madenî bir dairedir. Yaldızların üzerinden yürütülünce
«yekşah»
adı verilen noktalar meydana
gelir;
TELATİN
Bir çeşit sağlam ve yumuşak sahtiyan olup, kendine özgü hoş bir kokusu vardır.
TELHİS
l—-Bir kitap veya fikrin özetini veren kitap ya da yazı.
2—-Sadrazamların
günlük olaylar özeti.
TEMELLÜK KAYDI
Yazma eserin ait bulunduğu kişiyi veya kitaplığı bildiren yazı, kayıt.
Genellikle zahriyede bulunur.
TEMME
Eski yazıyla yazılan kitapların bittiğini belirtmek üzere son sayfaya konulan
işaret. «Bitti, tamam oldu» anlamına gelir.
TEMMET
Yazma eserin bittiğini gösteren işaret . Kısaca temme üç mim veya
tek mim konulduğu da olmuştur.
TENASÜP
Ölçülü olma; hüsn-i hatta aranan bir vasıftır. Harflerin boyları,
kalınlıkları, harf aralıkları, kalem kalınlığına göre olmasıdır.
TENAZUR
Tersine denk durumlu olan süsleme şekilleri, simetri.
TENEKAR
Mukavva yapılırken, kabı kurttan korumak için kolaya katılan bir madde.
TERKİP
İstif anlamında, hat sanatında harf ve kelimelerin ahenkli bir surette
terkip edilmesi.
TEŞRİFAT
Yazıda harflerin, yerli yerinde ve tehir yapılmaksızın kullanılması.
TEV-EMAN
İkizler. Bir yazı çeşidi.
TEVKİ
Sülüs'e tabi olup, onun ihmal edilmiş şeklidir. Ayrıca bitişmeyen harfler
de birbirlerine bitiştirilerek yazılır.
2-3 mm kalınlığında ve
kelimelerin arası birleştirilerek yazılan yazı. Osmanlı Divanî yazısının esasını
teşkil etmiş, berat ye fermanlarda kullanılmıştır. Bazı eski tuğraların
imzalarında da bu yazıya rastlanır. Ayrıca tuğra kelimesinin Farsça'sı nişan,
Arapça'sı tevkiî'dir.
TEVKİİ
Bk. Tuğraî
TEZHİB
Yazma
kitaplarla murakkalarda, boya ve altın tozu ile yapılan
her türlü
süsleme ,işine tezhib denilir. Böyle eserlere müzehheb, "tezhib yapanlara
ise müzehhib denilir.
Arapça'da «altınlama» anlamına geliyorsa da, tezhip sözü
yalnız altınla işlenen süsleme için değil', toprak boyalarla yapılan kitap
tezyinatı için de kullandır. Hattâ bazı müzehhibler minyatür de yapmışlardır.
Yazılan kitaplarda zahriyeler, b.atimeler, kitapların ilk
sayfa başları, başlık, Kuran'larda bahis başlangıcı (sure başı, fasılbaşı), secde
kenarları ve değerli yazmaların sayfa kenarları tezhiblenirdi. Müzehhib, kalem
fırça (bi bk.) ile tezhip şekillerini kâğıt üzerine çizer, sonra şimşir veya
çinko üzerinde iğne ile delerek tezhiblenecek esas kâğıt üzerine tatbik eder ve
ince kömür tozuyla, delinen şekiller esas kâğıt üzerine silkilir. Elle bozmamak
için şekillerin dörtte bir kısımları silkilip, boyandıkça diğer kısımlara
geçilir. Sonra boya, altınlama ve mühreleme işlemleri uygulanır. Tezhibde bazı
boya ve yaldızlar kabarık gösterilmek istenirse, yaldız ve renk sürülmeden önce
yumurta sarısıyla karıştırılmış kalınca beyaz boya ile kapatılıp kuruması
beklenir. Sonra üzeri yaldız ye boya ile işlenir.
Türk tezhibi dört genel bölümde toplanabilir: l — Selçuklu
tezhibi, 2 -— Osmanlı erken devir tezhibi, 3 — Osmanlı klâsik devir tezhibi, 4 —
Batılılaşma dönemi tezhibi.
XV. yüzyılda genellikle rûmî üslûptaki kıvrımlı bezemeler,
Lâle devrinde kökler ile çiçekler, barok devrinde ise Avrupa Rönesans ve barok
kıvrımları taklit edilmiştir.
Teknik ayrılıklarına göre; zeminleri doldurulmuş ağır
tezhipler, katı', saz yolu, pesend, halkâr, altın varak yapıştırma, ezilerek
toz hâline getirme, serpme (zerefşan) ve püskürtme gibi çeşitli metotlar
tezhibe uygulanmıştır
TEZHİBCİ
Tezhip yapan, müzehhib.
TEZYİNAT
Hattın bezenmesi, tezyinat, süsleme. Süsleme veya
süslemeler demek anlamına gelen Arabça kelime. Zeyyene fiilinden üretilmiştir.
İslam sanatında cami, mescid, külliye veya saray gibi mimari yapılarda
gerçekleştirilen süslemelere denir.
TIĞ
Tezhibde desenin bitiminde
kullanılan bir yardımcı süsleme motifidir. Süslemeden boş kısma
geçiş, pek az örnek dışında, daima tığlarla yapılmıştır. Tığlarda motif genişten
dara geçmekte, incelerek son bulmaktadır.
Tığlar genellikle mavi ile çekilmiş, ancak eserine ve
tezhibine göre bu aha renge altın, kırmızı ve yeşil renkler de katılmıştır.
Sayfada yazı dışındaki süsler, mızraka benzetilerek bu isim
verilmiştir.
TILA
Eskiden hattatların aharladıkları kâğıdın üstüne sürdükleri madde. Kâğıtları
kaygan hâle getirirdi.
TIRNAK MÜHRE
Şemse kapları parlatmak için kullanılan, açılmış kurşun kalemi şeklindeki
mühreye verilen ad. Damar mühresi de denilir.
TİLMİZ
Öğrenci. Hat eğitimi alan kişi.
TİRFİL
Celi sülüs istiflerinde süs unsuru olarak kullanılan X
şeklindeki işaret.
TİRŞE
Üzerine yazı yazılacak şekle konulmuş hayvan derisine verilen ad.
iyisi genç dana
derisinden, adîleri koyun ve keçi derisinden yapılırdı. Eski yazılara göre tirşe
şöyle "yapılır di: Deri, kılları kesilip kireçlendikten sonra ağaçtan bir
dayanak üstüne serilir, içi kazınarak, yapışık kalmış et ve yağ artıkları
kaldırılır. Bol su ile yıkanır, temizlenir. Tahtaya gerilir, ete yapışık kısmına
ince elekten geçirilmiş tebeşir tozu serpilir ve yüzeyi sünger taşı ile
düzeltilir. Kıllı yüzeyi de sünger taşı ile düzeltilir. Bu işlem sırasında çok
dikkat edip deriyi yıpratmamak gerekir. Böylece hazırlanan deri çerçeveye
gerilerek özenle saçak ve kuru havada kurutulur.
Elde edilen tirşe (parşömen) ince
ve beyazdır. Buna verilen diğer bir ad ise
velin1 dar.
Tirşe beyaz, san ve kırmızı olmak
üzere üç çeşittir. Yazı derinin bir yüzüne yazılır. Ak deri adı da
verilir.
Ayrıca altın inceltmekte kullanılan deriye de tirşe denilir.
TİYN-İ
HİKMET
Hattatlar tarafından tebeşire verilen addır. Tebeşir çuhaya sürülür ve tebeşirli
çuha gezdirilmek suretiyle kâğıdın yağlılığı giderilirdi. Bu işlem kalemin
kâğıdın üzerinde gereğinden fazla kaymaması için yapılırdı.
TORBA
Ciltçilik terimi. Kitap kaplan taşlanırken derinin yapıştırılmasından önce,
kitabın üzerine iki taraf h konulup uç tarafı kitabin kalınlığına göre
yapıştırılan kâğıdın adıdır. Körük bunun üzerine yapıştırılırdı.
TOZ VARAK
Tezhip ve ciltte kullanılan, altın tozundan yapılma varaklara verilen ad.
Altın tozu, sıkıştırılarak yaprak hâline getirilmiştir.
TUĞ
Tuğra'nın kısımlarından olup sere'ye dikine olarak yukarı doğru
çekilen üç eşit hatta denir. Bunun yerine elif de denir.
Bk. Tuğra.
TUĞRA
Osmanlı devrinde, tahtta bulunan padişahın adına çekilen "tuğra", padişahla
birlikte babasının adını ve daima muzaffer olmasını dileyen bir duayı ihtiva
eden özel bir şekildir. Tuğra bilhassa XVI. asırda tezhipli olarak hazırlanırdı.
Tuğrayla padişahlar dışında, tarikat pirlerinin isimleri, yahut bir ayet veya
hadis yazıldığı da görülmektedir.
Tuğra dört bölümden ibarettir :
Sere
: Tuğranın alt tarafında bulunan
ve asıl metnin yazılı olduğu kısmın adı. Kürsü de denir. Bu kısımda
padişahın ve babasının adları yazılıdır. Sere, Osmanlı Padişahı
2. Mehmed'in
tuğralarında belirlenmeye başlamış, önceleri dörtgene benzerken, II.
Selim zamanında üstü daralarak üçgene benzemiş, daha sonra kaidesi
yuvarlaklaşmış, II. Mahmud tuğraları ile son şeklini almıştır.
Beyze
: Tuğranın sol tarafındaki
yuvarlak kısma verilen, addır. Yumurtaya benzediği için bu ad verilmiştir.
Tuğranın bu kısmı, tuğradaki baba adına işaret eden «bin» sözünün yazılış
biçimidir. Bazen dal (^) harfi, bazen da yalnızca tuğrayı tamamlayan
işaretler bu şekli alır. «Muzaffer»
kelimesi tuğraya
girdikten sonra bu kelimenin n (j) harfi sola doğru beyzeleri keserek
uzamıştır, iç beyzenin ortasında «daima» kelimesi yazılıdır.
Tuğ :
Tuğranın üst tarafındaki elif harfi şeklindeki çizgilerin adıdır. Bunlar bazen
elif (ا), bazen lam (ل), yahut ısı (J) harfinin çizgisi
olurlar,
Elif'(ا)
veya elif-lâm
(ل) da denir, Bazı
tuğralarda tuğların bir kısmı hiçbir harfin uzantısı değil, yalnızca şekli
tamamlayan işaretlerdir. Tuğların yanlarında flama şeklindeki kavislere zülüfveya.
zülfe''deniş.
Kol : Hançere
de denilir. Beyzelerin
devamı olan ve Muzaffer kelimesinin üzerinden geçerek paralel şekilde
sağa uzanan kısımlardır.
TUĞRA ÇEKMEK
Tuğra yazmak.
TUĞRAKEŞ
Osmanlı döneminde resmi evraklara tuğra yapan devlet görevlisi, Nişancı vekili.
Tuğra istiflemede hünerli hattat.
TUĞRA-NUVİS
Bk. Tuğraî
TUĞRAİ
Berat, ferman y.b.'ne tuğra
çekme işini yapanlara verilen unvan.
Tuğra nüviş ve
tevkiî de denilirdi.
TURNA GAGASI
Bk. Dönbaba
TÜRK ROKOKOSU
XVIII. yüzyılda Türk
süslemeciliğinde Batı'nın oluşturduğu Barok, Ampir ve Rokoko stilleri mahallî
karakterlerle karışarak «Türk rokokosu» ada yerilen yeni bir üslûbun
doğmasına yol açmıştır.
TÜY KALEM
Kaz, ördek ve benzeri
hayvanların büyükçe tüyleri, saplarından tıpkı kalem gibi sivriltilerek yazı ve
nakışta kullanılmıştır.
U
UHRA
Minyatürde desen çizerken
kullanılan kiremit rengi boyanın adı.
Bk. Minyatür.
ULAMA
Yazma kitaplarda yazı ve sayfa
kenarına su olarak yapılan birbirine bağlı kanca şeklinde süsleme.
Ü
ÜÇ BEYAZ NOKTA
Tezhib terimi. Zemin doldurmak
amacıyla, küçük bir üçgenin köşeleri dizilişiyle konulan beyaz boyalı üç noktaya
verilen ad.
ÜÇ İPLİK RUMİ
Tezhib terimi. Levha kenarlarının
iç pervazına zencirek yerine resmedilen rûmî şekillerden oluşan kenar şeridine
verilen ad. örgü şeklinde dizilmiş üç çizgide motifler yer almıştır.
ÜMMÜ'L-HAT
Bk. Sülüs
ÜNSİ
Kamış kalemin iki parçadan
meydana gelen kesik kısmının yazandan yana olan tarafına verilen ad. Diğer
kısmına vahşî denir.
Menakib-i Hünerveran, s.
10'da, hat çeşitlerine göre
vahşî ve ünsî oranı belirtilmiştir.
Tuğrakeş Hakkı Altunbezer'in tanıdığı büyük hattatlar
hakkında verdiği bilgilere göre;
«Şeşkalemcle maharet sahibi olan'
Rakım Efendi'm.n, Eğrikapılı Rasim
Efendilimi,
Kazasker Mustafa izzet
Efendinin, Şefik Bey'in, Sami Efendi' nin kalemlerinin ünsîsi ve
vahşîsi müsavi surette idi»
.
ÜSTADAN-I SEB'A
«Yedi üstad» anlamına gelen bir
terimdir. Yâkut-ı Mustasımî ile Ergun Kâmil,
Abdullah Sayrafî, Yahya-yı Sofi, Mübarekşah-ı
Süyufî, jMübarekşah Kutub
ve Şeyh Ahmed Sühreverdî
adlı öğrencilere hattatlarcâ bu isim verilmiştir.
Şeyh Hamdullah,
oğlu Mustafa Dede, damadı
ve öğrencisi Şükrullah, öğrencileri ve halazadeleri Celâl oğlu
Muhyiddin ve kardeşi Cemalüddin ile
Ahmed Karahisarî
ve Amasyalı Abdullah Çelebi,
Hamdullah tarzı bir okul geliştirmişler ve Osmanhlardaki Üstadân-ı Şeb'a'yı
teşkil etmişlerdir
.
ÜSTTEN AYIRMA ŞEMSE
Zemin deri renginde bırakılarak, yalnız kabartma şekillerin, altınlanmâsı
suretiyle yapılan şemse.
ÜSTÜBEÇ
İsfidaç da denilir. Ahar yapımında da kullanılan beyaz maddedir»
ÜSTÜBEÇ MÜREKKEBİ
Üstübeç zahmetlice ezildikten sonra Arap zamkı mahlulü ile karıştırılarak elde
edilir. Bilhassa Mushafların süre başlıklarını, altın zemin üstüne yazmakta
kullanılır.
ÜSTÜN
Arapça’da üzerine konulduğu harfin "e" ya da "a" sesi ile okunmasını sağlayan
eğimli düz çizgi şeklindeki işaret, hareke. “Fetha” da denir.
ÜSTÜNLÜ ESRELİ
Halk arasında harekeli yazıya verilen addır.
V
VAHŞİ
Kamış kalemin ortası kesik
ucunun yazıdan yana olan kısmına verilen ad. Yazandan yana olan kısmına ünsî
denir. Nesih, sülüs, rik'a'da vahşî taraf ünsîden dar, divanî, kırma ve
deşti'de daha geniş, nestalik'te ise ikisi de eşit olur.
VAKFE
Durak, durulacak yer; nokta. Bk. Durak.
VAKFE GÜLÜ
Ayetlerin söz başlarına veya sonlarına konan ve nokta görevi yapan tezhipli
çiçeklere verilen addır.
VAKIF GÜLÜ
Bk. Vakfe gülü, GÜL
VAKIF KİTAP
Herhangi bir kütüphane, cami ve benzeri bir kuruma vakıf olarak verilen kitap.
Böyle kitaplarda genellikle vakıf mührü bulunur.
VAKIF KİTAPLIK
Toplumun yararlanması
için sonsuz olarak bağışlanmış bulunan ve günün
şartlarına uygun bir hizmet vermekle yükümlü bulunan kitaplık. Padişah, sultan
ve devlet adamlarının kurdukları vakıf kitaplıkların birçoğunun koleksiyonları
bugün Süleymaniye Kütüphanesinde bulunmaktadır.
VARAK
1. Yaprak, tabaka, 2. Yazma eserlerden her bir yaprak. Ön yüzü (a), arka yüzü
(b) olarak numaralanır, l01, 3b v.b.
VARAK ALTIN
Bk. Altın varak
VARAKÇI
Varak altım hazırlayan ustalar.
VARAKÇILIK
Altın eziciîiği.
VASITİ
Kamış kalemlerin iyi cinsinden birine verilen ad. Gelibolulu Âlî,
Menakib-i Hünerveran'da
«Tahkik-i hakik hoş-nüvisan-ı
cihan ve rakam -giran-ı maaprif-nişan olan üstâdlara vâcibdir ki kalem kısmının
elbette vasilisini kullanalar» demektedir.
VASLA
İlk tuğraların bir kısmında padişah ve babasının isim ve unvanları ile tuğrayı
tamamlayan işaretlerden başka bazı şekiller daha bulunmaktadır. Bunlardan ilk
defa bahseden P. Wittek, bu şekillere «Vasla» adını verir.
Wittek'e göre vaslalar tuğranın bizzat tuğra sahibi tarafından çekilmiş
olabileceğini gösterir. Bilinen vaslalı tuğralar : Orhan, I. Murad,
I. Bay ezici, Emir
Süleyman, I. Mehmed, II. Murad (Şehzadelik tuğrası),
II. Mehmed (Şehzadelik tuğrası)
VASSAL
Bozulmuş ve dağılmış elyazması kitapları tamir eden ve kâğıtları yenileyerek
sayfaları birbirine birleştiren (vasi eden) sanatkâr. Sayfaları yapışan eski yazılı bir kitabın sayfalarını ayıran
sanatkâra da vassal denir.
VASSALE
l — Kâğıtları bozulup yırtılmış
yazma eserlerde bu kısımlara kâğıt eklenerek yapılan tamir biçimi. Her iki kâğıt
tıraş edilip birbiri üzerine bindirilmek suretiyle tamir yapılır ve ek
yeri belli olmaz.
2— Yazma kitaplarda kırılmış cetvellerin (cetvel kesiğinin)
tamirine de bu ad verilir. Çerçeve vaziyetinde kalan yan kâğıtlar, dikkatle
ortalarından yatay biçimde ikiye ayrılarak, asıl çerçeve içinde kalan yazılı
kısmın kenarları inceltilir ve çerçevenin ayrılan kısımları arasına sokulup,
muştalamak suretiyle yapıştırılır.
3— Metnin yazıldığı kâğıt ile yazı dışında kalan bölümü
meydana getiren kâğıdın ayrı cinslerden olması durumu.
VAZOLU ÇİÇEK MOTİFİ
Daha çok lake kitap ciltlerinde görülen realist çiçek motiflerinin bir
türüdür.
VEZİRİ
Yazma eserlerin dört köşe ve
kare biçimlilerine verilen ad. Bu kitaplar çoğunlukla küçük Boyutlu olurdu.
Y
YAKUT TARZI
Meşhur hattat Yakut-ı
Muştasımi nin yazdığı biçimdeki yazılara denir. Bu
şekildeki yazılarda sayfa iki veya.üç kısma ayrılır; her kısmın bir satırı
sülüs, diğer satırları nesihle yazılırdı.
YALDIZ
Bk. Altın yaldız
YAN KAĞIDI
Ciltçilik terimi. Araya konan ve Acem kösteği
(b. bk.) kendisine yapıştırılan kâğıda verilen ad.
YAPIŞTIRMA
ŞEMSE
Altın
yapıştırıldıktan sonra üzerine kalıp basılmak suretiyle yapılan şemselere
verilen ad.
YAPRAK
l —
Varak
(b. bk).
2 —
Yaprağa benzer süsleme motifi.
YAPRAK
DEMETİ
Yalnız yapraklardan
meydana gelen süsleme motifi.
YAPRAK NOKTA
Düzgün yapraklardan oluşan nokta.
YASTIK T
l-—Yaprak altının bıçakla üzerinde" kesildiği âletin adı.
2 —Tezhibde, altın
varakları istenilen büyüklükte kesmek için, varağın altına konan deriye de
yastık denir.
3 — Şiraze altındaki deri. Şiraze bunun üzerine oturur.
YAVRU
KALEMTIRAŞ
Bk. Kalemtıraş.
YAZI ALTLIĞI
Bakış açısının 90 derece olarak muhafazası ve kağıdın dizde düzgün durabilmesi,
eskilerin zır-ı meşk (meşk altı) dedikleri takriben 20x25 cm ebadında kaba
kağıtların üst üstte tutturulmasıyla hazırlanan bir altlığın diz üstüne
konulmasına bağlıdır.
YAZI ÇEKMECESİ
Eskiden
yazı takımlarıyla, kâğıt, kalem ye diğer malzemenin konulduğu kapaklı küçük
sandıklara verilen ad. Odada hattatın oturduğu sedir üstüne konurdu. Sadeleri
olduğu gibi işlemeli ve sedeflileri de
vardı.
YAZI HUDUDU
Levha ve murakkalarda yazının etrafına çekilen çizgilerin bütününe verilen ad.
Bu çizgilerin etrafına ya tezhip yapılır veya altın sürülür.
YAZI KALEMİ
Bk. Kalem
YAZI-RESİM
Eskiden bazı hattatların, yazılarını resim biçiminde düzenle
meleri sonucunda ortaya
çıkan istif
yazısı. Leylek, armut, kayık biçiminde yazılar meşhurdur.
YAZI SİLKELEMEK
Harf kenarları iğnelenen bir yazının, zemin rengine göre
kömür yahut tebeşir tozu ile yazı üzerinden gidilerek, yazının esas yazılacağı
zemine tespit edilmesi.
YAZI
TAKIMI
Yazı yazmakta kullanılan âletlerin tümü. Takım genellikle kenarlı bir tepsi
içinde iki hokka, bir rıhdan, bir süngerlik, bir kalemtıraş,
bir makta ve
bir makastan meydana gelirdi.
YAZALI CİLT
İç kapak ve mikleb içi bordürlerinde âyet veya beyitler yazılmış olan
cild.
YAZANA
Basılmamış, yazılarak çoğaltılmış.
YAZMA CİLT
Üzerleri sıvama varak altını yahut ezme altın sürülmek suretiyle kaplanmış olan
deriden ciltlere verilen ad.
YAZANA ŞEMSE
Kabartmalı olmayan şemse.
YEKPARE
SU
Bk. Kesme.
YEKPARE ŞEMSE
Kitap ciltlerinde kabın tamamını kaplayan meşinin üzerine .yapılan şemse.
YEKŞAH
l—-Demirden âlet,
2-—Yaldız sürülmüş deri zemine yekşah demirini kakmak
suretiyle yapılan cilt. Bu ciltler XVIII. yüzyılda çok görülür.
YELEN
Kamış kalemin açılması sırasında çıkan tozların temizlenmesinde kullanılan tüyün
adıdır. Kuş ya da tavuk tüyündendir.
YEŞİL ALTIN
Altının gümüşle karışmasından meydana gelir. Altınlar arasında güzel bir fark
gösterdiğinden tezhibde kullanılmıştır.
YILANKAVİ
Yılan gibi, S şeklinde kıvrılmış süslemelere verilen ad.
Z
ZAHRİYE
l —Mektup veya kâğıdın arka tarafına yazılan yazı; arkasındaki şerh.
2 — Yazma eserlerin başlık bulunan ilk sayfasından önceki,
temellük kaydı bulunan, çoğunlukla tezhipli ve bazen da boş sayfalarına zahriye
adı verilir. Bu sayfalarda bazen kitap başlığı, müellifi, meşkurların hükmü, bir
beyit v.b. yazalar bulunur.
Fatih, devri kitaplarında zahriye çift sayfa halindedir.
Kimi sayfayı tamamen kaplar, kimi de madalyon biçimindedir. Genellikle ilk
sayfada kitabın Sultan Mehmed b. Murad Han'ın mütalâası için yazıldığını
gösteren kayıt, ikincisinde ise kitabın ve müellifin adı vardır.
Kitapların ilk bir veya iki sayfasında yer alan yuvarlak, köşeli olabilir ve
ortasında madalyon halinde eserin adı ve müellifi (yazarı) ile bazen eserin
kimin için, kimin adına yazıldığı ibareler yer alır.
ZAMK-I ARABİ
Ezme yaldız, varak altın ve mürekkep yapımında kullanılan kimyevî madde.
ZARF
Bir şeyi kavrayan, çevreleyen. Yazma eserlerde kap ve metin harici kısımlar
anlamına gelir.
ZEMİN DOLDURMA
Bir tezhibin şekli belli olup, altınları sürülerek tahriri bitince, araları
uygun renklerle boyanırsa buna zemin doldurma denir.
ZENCİREK
Yazma kitapların sayfa kenarlarına ve levha yazılarının etrafına, iki çizgi
arasında altın yaldızla yapılan zincirleme halkalar şeklindeki süsleme suya
verilen ad.
Tezhipli sayfa kenarındaki geçmeler.
ZERCEDVEL
Yazma eserlerde sayfa kenarlarına altınla çekilen çizgilere verilen ad.
ZERDUVA CİLT
Kadife kaplı cilt.
ZERDÜZ
l—Altınla iş yapan;
2—-Altınla
yapılmış iş.
ZERDÜZ
CİLT
Kitabın kabını teşkil eden mukavvanın göbek ve kenarı kesilir; Buraya
yerleştirilen kadife altınla, işlenerek zerdûz cilt yapılırdı. Buna zerdûz kap
da' denilmiştir.
ZERDÜZAN
Altın işleyenler.
ZERDÜZİ
Deri üzerine altın işlemeli cilt.
ZEREFŞAN
Altın serpmek, püskürtmek; püskürtme altınla yapılan süsleme çeşidi.
Varak altın toz hâline getirilip jelatinli su ile
karıştırılır. Daha sonra fırça ile (veya elek; üstünden), jelatinli su ya da
yumurta akı sürülmüş kâğıda serpiştirilir. Zermühre ile parlatılır. Eski ve
kıymetli kitaplar çoğunlukla bu tür kâğıt üzerine yazılmıştır.
ZERENDER-ZER
Süsleme terimi. Sarı altın üzerine yeşil altınla yapılan süsleme.
ZERENDER-ZER NOKTA
Altın zemin üzerine tekrar
altınla, düzgün şekillerle yapılan nokta.
ZERENDUD
Altın yaldızlı. Kâğıdın üzerine
sıvama altın sürülmesine verilen ad. Çoğu minyatürler bu altın üzerine
yapılmıştır.
ZERKAR
Altın işleme; sırma ile
işlenmiş.
ZERKUFO
Altın tozu, altın
yaprak yapan, sarı yaldız yapan sanatkâr.
ZERMÜHRE
Altın parlatmak için, akik,
Süleymanî taş, yeşim veya ağaçtan yapılan, ucu sivri ya da toparlak ve bir
çubuğa bağlı âletin adı. Mazgala da denilmiştir. Bununla parlatılmış
işlere Pesend denilmiştir.
ZERNİŞAN
İrili ufaklı altın noktalarla
süslenmiş kâğıtlara verilen ad. Ör d. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'in
anlattığına göre kalbur üzerine altın varak konularak üzerinden kuru bir fırça
geçirilir; altın, gayrı muntazam iri parçalar hâlinde, kalburun altındaki kâğıt
üzerine yayılır. Bu tür altınlanan kâğıtlar çok kıymetlidir.
ZERNÜVİS
Altın yaldızla yazı yazan hattat
veya müzehhib.
ZERRİN KALEM
Altından yapılmış kalem. Bk.Kalem.
Zerşikâf:
Boyalı halkâr. Boya ile yaldızın
birlikte kullanılmasıyla yapılan süslemeler. Bk. Halkâr.
ZERVARAK
Eski kâğıtlar aharlanıp
mührelendikten başka bir de üzerlerine altın serpme yapılırdı. Buna zervarak
denir. Altın serpme şöyle yapılırdı: Bir fincan içine birkaç tane nohut konur ve
bu fincan içine de altın tozu dökülür. Bir kâğıt üzerine zamk sürülür ve ağzına
tülbent gerilmiş fincan bu kâğıt üzerinde sallanır. Tülbent'in deliklerinden
sızan altın zerreleri kâğıt üzerine dökülerek bir tabaka teşkil eder,
ZEVANE
Bk. Lika
ZEYL
Doğu yazmalarında, bir konunun
birbirini izleyen yazarlarca belirli zaman çerçevesi içinde sürdürülmesiyle
meydana gelen eser.
ZIRNIK MÜREKKEBİ
"Zırnık" adıyla bilinen tabiattaki sodyum ve arsenik sülfürün zahmetlice
ezildikten sonra Arap zamkı mahlulü ile karıştırılması, sarı renkli bu mürekkebi
verir.
ZIR-I MEŞK
Yazı altlığı. Bakış açısının 90 derece olarak muhafazası ve kağıdın dizde düzgün
durabilmesi, eskilerin zır-ı meşk (meşk altı) dedikleri takriben 20x25 cm
ebadında kaba kağıtların üst üstte tutturulmasıyla hazırlanan bir altlığın diz
üstüne konulmasına bağlıdır.
ZİLBAHAR CİLD
Üzerine ezme altınla, fırça
kullanılarak geometrik çizgiler çizilmiş, kesişen hatlar arasına yaldız ve
noktalar konulmuş deri ciltlere verilen ad. Kafes de denilmiştir.
Süsleme, kapağın ortasını veya bütün
yüzünü
kaplar. Bazen cild mahfazasında da aynı süsleme görülür. XIX. yüzyılda çok
rastlanır. Kelimenin zerbahar şeklinde söylenmesi gerektiğini ileri
sürenler varsa da, kayıtlarda hep zilbahar olarak geçmiştir.
ZİNCİRLİ ŞEMSE
Bk. Şemse
ZIR-İ MEŞK
(Zîr : Alt, aşağı) Eskiden yazı yazmak için kâğıdın altına konan altlığa verilen
ad.
ZÜLFE
Zülüf. Yüze dökülen saç. Saçak. Kakül. Hat ve tezhipte bazı harflerin ve
motiflerin ucundaki çengele verilen ad.
Sülüs yazısında eliflerin ucundaki çengellere verilen ad. Zülfe, Arapça
«ufak saçak»
demektir. Elifin çengeli de saçağa
benzediğinden im adı almıştır.
Ayrıca
tuğların yanlarındaki küçük bayrak şeklindeki kavislere de zülfe veya
zülüf denilir.
ZÜLÜF
Bk. Zülfe
|