YAZMA ESERLER SÖZLÜĞÜ
Hat-Tezhip-Ebru-Cilt-Minyatür

son güncelleme: 21 eYLÜL 2009


A

 

ÂBÂDİ
Eskiden kullanılan kâğıtlardan birinin adıdır. Hint âbâdîsi de denilirdi. Hindistan'da Devletâbâd şehrinde yapıldığı için bu adı almıştır. Sarımtırak renkli, güzel ve parlak bir kâğıttır. Kur'an ve murakkalarda kullanılırdı. Dut ağacı elyafından yapılan bu kâğıtların bir zamanlar Avrupa taklitleri görülmüştür;
(Frenk âbâdîsi)


ABADİ KAĞIT
Ham ipekten yapılan bir kağıt türüdür. Dut ağacı elyafından da yapılır.

ABİR
Mürekkebe katılan güzel koku. Genellikle beyaz sandal, sümbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çiçekleri, narenciye otlarıyla bir miktar dövülmüş misk karışımıdır.

AB-RU
Su yüzü


ACEM KÖSTEĞİ
Eski yazmalarda kitap dikildikten sonra, dibinde ve iç tarafından, bir kısmı kitaba, bir kısmı da cilde gelmek üzere yapıştırılan,
ince tıraş edilmiş deri parçası. Bu şekilde yapılan ciltler çok sağlam olurdu.

ACEM SANATKAR
Türkiye'ye dışardan gelen sanatkârlara denirdi. «Arap olmayan» anlamına gelirse de bizde doğuda bulunan milletlere Acem denmiştir. Bunlara Asya Türkleri de dahildir. Bu deyiş bugün yalnız İranlılar için kullanılır.        

ÂDİLŞAHİ
Eskiden kullanılan kâğıtlardan birinin adı. H. XI. (M. XVII.) yüzyıl başlarında kullanılmıştır
.

AĞAÇ
Tezhipte kullanılan süsleme motiflerindendir. Servi, hurma, hayat ağacı, meyveli, ya da çiçekli ağaçlar tezhip unsuru olarak kullanılmıştır.


AHAR
Şap ve yumurta beyazının karışımından oluşan bir alaşım.

Nişasta, yumurta akı, nişadır, kitre, zamk-ı Arabi, üstübeç, beyaz şap, balık tutkalı, un, hatmi çiçeği, taze gül yaprağı, pirinç gibi maddelerden, yapılan ve ham kâğıtların terbiyesinde kullanılan sıvı. Bu maddeler tek tek veya karışık olarak kullanılır.

Kâğıt iki şekilde aharlanır :

1 - Ahar yapılacak madde sıcak suda eritilir, kıvamınca karıştırılıp kâğıt buna daldırılır.

2- Sünger veya pamukla ahar kâğıdın üstüne sürülüp kurutulur. Bir kat ahar

sürülmüşse tek aharlı; iki veya daha fazla sürülmüşse çift aharlı denir, buna kısaltılarak çiftâli de denilmiştir. Ahar kâğıda iki üç defadan fazla sürülmemelidir, aksi hâlde zamanla çatlar. Ayrıca kâğıda ahar sürüldükten sonra, bir hafta geçmeden kâğıtları mührelemek lâzımdır.

Yazıların çeşitlerine göre aharın cinsi değişir. Yalnız bir tarafına yazı yazılacak kâğıtlara (levha) kalın aha
r; kitap yapraklarının iki tarafına ince ahar yapılırdı. Kâğıdın cinsine göre birkaç kat sürüldüğü de olurdu. Meşk kâğıtlarına kolaylık olsun diye kalın ahar sürülmüştür. Âhar ve mührelenmiş kâğıtlar, zamana, rutubet, küf ve kitap kurtlarına karşı daha dayanıklıdır.

Eskiden en güzel aharlar İstanbul'da yapılmıştır. Beyazıt semtinde, eski Askerî Tıbbiye karşısında aharlanmış, mührelenmiş kâğıtların satıldığı eski kitaplarda kayıtlıdır. Ayrıca hattatların kendi kâğıtlarını aharla
dıkları da bilinmektedir.    

Aharlanmış kâğıt mürekkebi emmediği için, yanlış yazıldığında ıslatarak silmek mümkündür. Hattatlar ellerini tükürükleyerek veya yalayarak yanlışlarını düzelttiklerinden «mürekkep yalamak» deyimi ortaya çıkmıştır.


AHARLI KAĞIT
Bitki boyasıyla boyanmış kağıda ahar sürülerek elde edilen kağıt.

AHENİN KALEM
Demir kalem.

AHENK
Harflerin yapılarının, estetik ölçülerinin, hem münferit hem de diğer harflerle uyum içerisinde olmasıdır. Bunlar da tenasüp ve terkiple ifade olunmuşlardır.

AKARDEON EBRUSU
Dalgalı ebru


AK DERİ
Eskiden kâğıt yerine kullanılan ve üzerine yazı yazılan derilere verilen ad. Koyun ve keçi derileri kuruduktan sonra kazınır. Üzerine sert taş ile sürtülmek suretiyle, pürüzleri giderilerek, yazı yazmaya hazır hâle getirilirdi. Papirüs denilen yapraklardan daha dayanıklı idi. Uzun müddet kalması istenilen kitaplar bu deri üzerine yazılmıştır. Tirşe adı da verilir. Avrupalılar, daha çok Bergama'da yapıldığı için, Pergament (Parşömen) derler.

AKKASE
Yazma eserlerde, vassale gibi ekleme biçiminde olmayıp, bir kâğıdın kenar ve orta kısımlarının ayrı renklerde boyanmasına ve bu şekildeki kenarı başka, ortası başka renkli kitaplara verilen ad.

ÂKLAM
Kalemler:
  Eskiler, altı daha sonra yedi ve en sonunda on iki türlü yazı olduğunu kabul ediyorlardı. Bunların hepsine birden aklâm deniyordu.

 

AKLAM-I SİTTE
Altı yazı türü demektir. Bu isimle anılan altı cins yazı birbirine tabi, ikili gruplar halinde şöyle gözden geçirilebilir; Sülüs-nesih, muhakkak-reyhani, tevkii-rika.

ALTIN MÜREKKEBİ
Özel bir şekilde dövülerek mikronla ölçülecek kadar inceltilmiş yüksek ayarlı altın varaklarının koyu Arap zamkı mahlulü veya bal yardımıyla bir çini tabakta uzun emekle ezilmesi ve suyla yıkanıp süzülerek bir başka tabağın dibinde toplanması, bize bu mürekkebin esası olan altın zerrelerini verir.

ALİ KURNA (A-li-gorna)
Eskiden ve özellikle sülüs yazı için kullanılan kâğıtlardan birinin adı. İtalya'da Livorno'da yapılan bu kâğıtta (A. Ligorna) kelimesi, soğuk damga ile vurulduğunda «Alikurna» şeklinde yazılmıştır. Battal ve evsat olarak iki boyu vardır. Battal büyük, evsat ise eser-i cedid, kadardı. Katlı olanlarına Çifte ali, renkli olanlarına ise Alikurna boyalısı denirdi. Ahar, bu kâğıtlara da uygulanırdı.

ALİKURNA
BOYALISI
Bk. Alikurna

ALT BÖLÜM
Fasıl. Yazmalarda bölüm içinde yer alan küçük ayırımlardan her biri.

ALTI KALEM  Bk. Aklâm-ı sitte.

ALTIN CETVEL
Yazma sayfalarında metin çevresine çizilen altına cetveldir. Bunlara siyah tahrir çekilir.

ALTIN TABAĞI
Altın ezmeğe mahsus tabaklara denir.  Büyük ölçüdedirler. Mertebanî tabaklar  bu işe uygundur.  Ayrıca, bunlardan ufak ve ateşe dayanıklı kapların içine konan küçük tabaklara da altın tabağı denir.

ALTIN TOZU
Çoğunlukla fermanlarda kullanılan, altın tozundan yapılmış rıha verilen ad.
Ayrıca bk. Rıh.

ALTIN VARAK
İnce tirşeler arasında çekiçle do ve döve inceltilen altın levhalara verilen ad. iyi bir altın varak elde etmek için yaklaşık on bin çekiç darbesi gereklidir. Yapıştırma levha hâlinde tezhip de kullanılırdı; Ciltlerde ise, meşinin üstüne yumurta akı sürüldükten sonra altın varak yapıştırılır, bunun üzerine istenilen yazı ile hazırlanan ısıtılmış kalıp basılmak suretiyle şekil verilirdi.

ALTIN YALDIZ
Türk kitap kaplarında genellikle bütün yüzeyi kaplamaz. Ya tezyin edilen kısımlar üzerindeki kabartma süslere, sarı ve yeşil olmak
üzere iki renk yaldız sürülür; veya kabartmalar deri renginde bırakılıp zemin yaldızlanır. Yaldız suyu yapmak için parmak ucu ile bir varak alınarak çukurca bir tabakta zamk-ı Arabî ve mumsuz balla birlikte ezilir, önce donuk çamur rengi olan altın mahlûlü, ezme sonucunda açılır ve altın rengini alır. Bundan sonra tabağa yarıya kadar filtre olmuş su doldurulur, altının zamkı erir ve toz hâlinde altın tabağın dibine çöker. Su boşaltılır. Müzehhip, dipteki altın tozlarını jelatinli su ile ezerek fırça ile alıp işler. Süzülen suda kalan yaldızdan zerefşan kâğıt yapmakta yararlanılır.

ALTLIK
Hattatların, yazı yazarken kâğıtlarını üzerine koydukları destek. Birçok kâğıt üst üste konur, alt ve üstüne tıraş edilmiş meşin, renkli kâğıt veya ebru yapıştırılarak altlık elde edilirdi. Yumuşak ve sünger kâğıdına benzeyen ara kâğıtlar yapıştırılmaz, dört ucundan tıraş edilerek hepsi birden meşinle tutturulurdu. Ara kâğıtlar 4-5 mm kalınlıkta olana kadar üst üste konmalıdır. Üst ortası çiçekli veya manzaralı olan altlıklar da vardır. Bunlar zamanın meşhur mücellit, müzehhip ve ressamlarına yaptırılırdı. Meşhur mücellitler altlıklarına imza da koyarlardı. Edirne işi bir altlıkta 1138 H./1769 M. tarihiyle «Mehmed Vehbi” imzası görülmüştür
. Ayrıca, Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'in notlarında, yazarken kâğıt kaymasın ve el kâğıdı kirletmesin diye üste katlanan bir kısmı da bulunan altlıklar olduğu belirtilmiştir.

ALTTAN AYIRMA ŞEMSE
Klâsik ciltlerdeki, şemse türlerinden birinin adı. Motifin zemini altınla doldurulmuş, motifler kabartma şeklinde üstte ve deri renginde bırakılmıştır. Ayrıca bk. Şemse.

AMME
Kur’an-ı Kerim’in 30. cüzü. Hattatlar bu cüzü Kuran’dan ayrı yazarlardı.

ARA SÜSLER
Sayfaların metin aralarındaki boşluklarına yapılan süsler.

ARABESK
Girift.

AŞKİ
Altının varak hâline getirilmesi işleminde kullanılan kuzu derilerinin kireçten çıkarıldıktan sonra etten ayrılan tarafının üzerinden yağları ve fazlalıkları almak için yararlanılan iki kulplu bıçağın adı. Bu şekilde ha­zırlanan derilerden tirşe ile zar yapılırdı.

ATLAMA ŞİRAZE
Formaya dikilmeyerek yalnız yapıştırılmış olan şiraze. Bunlar süs niteliğinde olup, formaya dikilen şiraze kadar sağlam olmadığından makbul değildi.

ATLAS ÇİÇEĞİ
Bk. Sadberk.

AVADANLIK
Hattatlarla kâtiplerin yazı için kullandıkları araçlar. Kalem, hokka, kalemtıraş, altlık, makta v.b. «.Abadanlık» kelimesinden alınmıştır.

 


AYAK
Yazmalarda sayfa sırasını belirtmek amacıyla, bir sonraki sayfanın ilk harf veya kelimesi, bir önceki sayfanın alt köşesine yazılmıştır. Bu yazıya ayak adı verilir. Çoban, murakıb, müş’ir, müşîr, müşîre veya.
payende de denilir. Ayrıca reddade (geri döndüren), müşahide (gözcü), ta'kibe (izleyen) ve garip kelimelerinin de bu anlamda kullanıldığı olmuştur
.

AYIRMA RUMİ
Bk. Rûmî.

AYIRMA ŞEMSE
Ya şekiller ya da zemin, altın ile doldurulmak suretiyle yapılan şemselere verilen ad. Yapılış şekline göre alttan ayırma şemse veya
üstten ayırma şemse adım alır.

AYNALI YAZI
Arap harfleriyle karşılıklı yazılan yazılar. Harfler veya kelime yazıldıktan sonra simetriği de yazdırdı. Çifte vav, çifte hu, aynalı Muhammed yazıları buna örnektir. Müsennâ yazı veya çift yazı da denir.





B

BAB
Fasıl, bolüm. Yazmaların içindeki büyük bölümlerden her biri.

Bâb-ı HUMAYUN
Topkapı Sarayı'nın Ayasofya’ya bakan birinci kapısına verilen ad.

Bâb-ı SELAM
Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Hümâyûn'dan sonra gelen ikinci kapısı olup daha ziyade Ortakapı diye anılır.

Bâbüssaâde
Arz kapısı, taht kapısı. Topkapı Sarayı’nın üçüncü kapısı olup Enderûn ve Birûn’u birbirinden ayırırdı.

BAĞA
Kaplumbağa kabuğu. Sıcak suda yumuşatılarak tespih, kutu, baston, kaşık, tarak gibi eşyalar yapılır.

BAĞDAT KAĞIDI

Bir zamanlar Bağdat'ta yapılmış kâğıtlara verilen ad. 656'da Moğolların istilâsı üzerine, kâğıtçılık Tebriz, Şam ve Mısır taraflarına göçmüştür
.

BALIK TUTKALI
Morina balığının damağından yapılan yapıştırıcı madde. Ahar yapımında kullanılırdı. Daha sonra bu maddenin yerine jelatin kullanılmıştır. Nişasta aharının üzerine balık tutkalı çekildiğinde, kâğıtlar rutubetli bir yerde kaldıklarında yapışabilirler
.

BASKI KALIBI
Kitap kaplarına kabartmalı süsler basmakta kullanılan kalıp.

BAŞ
Ayın (ع), mim () gibi eski harflerin satırın üstünde kalan baş tarafı.

BAŞLIK 
1
-Yazmalarda ilk sayfanın üst başına yapılan süslemeli levhalara verilen isim. Metin sayfanın ortasından, bazen da üçte birinden başlar, üstüne besmele veya uygun bir deyişle süsleme yapılır, buna başlık veya serlevha denirdi.
2- Yazmalarda ve eski basma kitaplarda kitap adı.

BATTAL
Bk. Battal kâğıt.

BATTAL EBRU
Belirli bir şekli olmayan ebrulara verilen ad. Battal adı verilen büyük boy kâğıtlarla yapıldığı için bu adı almıştır.

BATTAL KAĞIT
Büyük kesimde kâğıtlar hakkında kullanılan ad. Yalnızca battal da denir.

BEDAHŞİ LACİVERT
Tezhipte kullanılan koyu lâcivert boyanın adı. Solmayan bu boya Bedahşan'dan geldiği için bu adı almıştır.

BELLUT (bulut) ŞECERİ
Palamut ağacı. Külü bir çeşit ahar yapımında kullanılır
.

BERAT
Osmanlı Devleti teşkilatında bazı vazife, hizmet ve memuriyetlere, tayin edilenlere vazifelerini icra etmek üzere, padişahın tuğrası ile verilen mezuniyet veya tayin emirleri.

BERK
Tezhipte kullanılan yaprak şekilleri. Berk, Farsça «yaprak» demektir. Üçlü yaprak motiflerine seberk, beşlisine pençberk, uzunca ve kenarları tırtıllı olanlarına berk-i ıtri denilir.

BERK-İ HALKARİ
Halkârî işlerindeki yaprak motiflerine denir.

BERK-İ ITRİ
Itır yaprağına benzeyen süsleme motifi.

BESMELE
"Bismillahirrahmanirrahim"in kısa ifadesi.

B
ESMELE OKU

Besmele'deki sin harfinin çekilişinden hasıl olan uzun çizgiye verilen addır.

BEŞ KOLLU YILDIZ
Bk. Beşli yıldız.

BEŞLİ YILDIZ
Türk süsleme sanatında kullanılan bir yıldız şeklidir. Beş kollu yıldız da denir. Mührü Süleyman denilen altı kollu yıldız gibi beşli yıldız da tılsım olarak kullanılmıştır. Tabanları olmayan üç üçgenin birbirine geçmesinden meydana gelen bu şeklin 3 ve 5 gibi mistik özelliği olan sayılarla, göz şeklini ifade eden üçgen ve nazara karşı kullanılan pençe «5» ile ilgisi vardır
.

BEŞ YAPRAK
Bk. Pençberk.

BEYAZA ÇEKME
Eski şekli «tebyiz». Yazma eser müsveddesini temize çekme.

BEYAZİ
Uzunluğuna açılan yazma kitaplara verilen ad. Beyazî kelimesini daha çok İranlılar kullanmış, Türkler bu çeşit kitaplara Sığır dili demişlerdir.

BEYZA-İ TUĞRA
Bk. Beyze.

BEYZE
Tuğra’nın kısımlarından olup, sağdan sola ve yukarı doğru çekilen çift şekil.
Bk. Tuğra.

BEYZİ
Oval.
Yumurta biçiminde olan.

BEZEME

Hattın bezenmesi; tezyinat, süsleme.
Çoğunlukla yazma, bazen de basma kitaplarda görülen tezhip, minyatür v.b. süsleme.

BEZEME YAZILARI
Ana bir tip olmayıp, merak ve değişiklik isteği sonucudur. Bezeme yazılarının çifte yazılar, tuğralar, eşya, bitki, hayvan, yapı biçiminde ve resimli yazılar gibi çok çeşitli şekilleri vardır.

BEZİR İSİ MÜREKKEP
Ketentohumu yağının yakılması suretiyle meydana gelen isten yapılan mürekkebin adıydı. İçi sırlı çanaktaki beziryağı, üzerine fitil konulmak suretiyle yakılır; üstüne de is toplamak için içi sırlı bir kapak asılırdı. Yağ bitene kadar yandıktan sonra kapakta biriken is, tavuk tüyü ile başka bir kaba alınır, daha sonra içine belirli ölçüde zamklı su doldurulmuş mermer büyük bir havana boşaltılırdı. Burada havaneliyle vurularak karıştırılır, bu iş iki üç ay sürerdi. İyi mürekkep ancak üç ayda imal edilebilirdi. Koyu siyah, akıcı, solmayan bir mürekkepti. Bu mürekkebe hattatlar biraz mazı atarlar, böylece solmaz ve rutubetten etkilenmezdi.     

BIÇKI
Eski mücellitlerin meşin tıraş etmek için kullandıkları balta şeklinde âlet.

BİLLUR MÜHRE
Camdan yapılan mühre. Kaz yumurtası biçim ve büyüklüğünde olup, kâğıt cilâlamakta kullandırdı.Ayrıca bk. Mühre.

BİNUKAT
Ebced hesabında noktasız harf; harflerin noktalarım koymadan yazılan yazı, Bk. Mühmel.

BİTKİSEL MOTİFLER
Tezhip sanatında kullanılan motiflerdir.
Çeşitleri: Çiçekler : hataî  (stilize), realist  çiçek motifleri  (vazolu-vazosuz), minyatürdeki çiçekler.Yapraklar: seberk, pençberk, sadberk...Ağaçlar : yapraklı veya meyveli ağaçlar, hayat ağacı, servi…

BİTME İŞARETİ
Bk. Temme, Temmet.

BİZ
Ebruya şekil vermek için kullanılan tahta saplı ve muhtelif kalınlıklarda metal-çelik çivi uç kısmı sivri olan alet.


BOĞUM
Kamış kalemlerin ortalarına tesadüf eden, kapalı ve hafif çıkıntılı kısımlarına verilen ad. iki boğumlu, üç boğumlu...

BORDÜR
Klâsik ciltlerde, kapağın dış kenarını çevreleyen kısma denir. Yerine göre pervaz, ulama, kenar suyu gibi isimler alır
. Bordür üzerine yuvarlak veya beyzî şekilde parçalar konmuş ise bunlara kartuş pafta denir. Dendanlı, kitabeli bordürler vardır.

BOYA EZMEK
Ebruda, Toprak boyaların mermer zemin üzerinde destiseng yardımıyla ezilip inceltilmesi işlemidir.


BOYNUZ GILAFI
Kalemtıraş ve benzeri bıçaklar için boynuzdan yapılan kılıflara denir. Boynuz sıcak suda yumuşatılarak levha hâline getirilip sonra kılıf yapılırdı.

BOYUN
Arap harflerinin bükülme yerlerine verilen ad.

BÖCEK MÜHRE
Bk. Mühre.

BÜLÜK-Ü RUMİYAN
Memleketimizin yerli sanatkârları toplu hâlde çalışır ve zevkimizi dışardan gelecek etkilere karşı korumak isterlerdi. Bir araya toplandıklarında onlara «Anadolulular bölüğü» anlamına Bölük-ü Rumiyan denirdi. Bk.- Acem sanatkâr.

BÖLÜM
Yazma eserlerin kendi içinde bölünebildiği büyük ayırımlardan her biri, bab. 

BUKETTİ ŞEMSE
Bir kaideden, bir sap üzerinde tek merkezden çıkartılarak, tabiatta olduğu gibi, dalların ortasına veya ucuna küçüklü büyüklü çiçekler oturtularak şemse hâlinde toplanmıştır. Bazen bu dallar bir vazonun içinden çıkartılmıştır. Buketli, şemseler oyma şeklinde veya kızdırılmış kalıpla deri üzerine yapılmış, kap üzerindekiler özellikle elle işlenmişlerdir.

BULUT
XV. ve XVII. yüzyılda yaygın olarak kullanılan tezhip motiflerindendir. Stilize edilmiş ve kıvrımlarla uzatılmış bir bulut izlenimi verir. Yardımcı motif olarak kullanılır ve süslemeyi doldururlar. Bazen da desenin çıkış noktasını simgeleyen zemin olarak kullanılmıştır. Çin bulutu da denilmiştir.


Nakışlar arasında yer alan, stilize edilerek bir bulut  izlenimi veren ve  münhanilerle uzatılmış özel bir formdur. Çin bulutu da denir.
 




C
 


CAM MÜHRE
Bk. Mühre.

CAVA KALEMİ
Cava'da yetişen bir bitkiden yapılan bu kalem abanoz gibi sert ve içi doludur. «Hacı Hattat Efendi üç Cava kalemi açmıştır : Yazı kalemi, Hereke kalemi, Secavent kalemi…”
Hattatlar ince çizgi çizmek ve küçük yazılan yazmak için bu kalemi kullanırlardı. Pirinç üzerine yazılan iblâs sûreleri, sancak Kuranları ,  bu kalemle yazdırdı.

CAVİ KALEMİ
Bk. Cava kalemi.

CEDİD
Bk. Eser-i cedit. Arapça da yeni demektir.

CEDVEL
Yazma kitaplarda ve levhalarda yazıyla kenarı ayırmak üzere altınla çekilen çizgilere verilen ad. Tek çizgi veya biri kalın biri ince iki çizgiden ibarettir. Kırmızı (lal) ve başka renkli cetvel de kullanılmıştır. Jengârla yapılan tirşe renkli cetveller, jengâr kâğıdı yiyerek sayfayı yırttığı için, makbul değildir.
Yazıyı çerçeveleyen çizgi. Ayrıca bk. Kuzulu cetvel.

CEDVEL ÇEKMEK
Yazmalarla, levhaların sayfa kenarlarına çizgi çekilmesine denir. Cetveli müzehhipler çekebildiği gibi bu işi kendine meslek edinenler de vardı, bunlara cedvelkeş denirdi.

CEDVEL KALEMİ
Cedvel çekmeğe mahsus kalem, tirling.

CEDVELKEŞ
Yazma kitapların sayfa kenarlarına ve yazı levhalarının etrafına yaldız veya mürekkeple çizgiler çekerek onları çerçeve içine alan sanatkâr. Kalemkeş de denir.

CELİ
Hattın kalın nevileri hakkında kullanılan bir terimdir, özellikle büyük levhalarda veya taş üzerine yazılan kitabelerde kullanılmıştır
.

CELİ DİVANİ
Harekesiz yazılan divaninin XVI. asırda İstanbul'da doğan harekeli, süslü ve haşmetli şekline celi divani adı verilmiş, bu da devletin üst seviyedeki yazışmalarında kullanılmıştır.

CELİ KALEMİ
Büyük boydaki yazılar için kullanılan kalemlere denir. Ya çok kalın kamıştan veya her hattatın kalem açışına göre, tahtadan yapılırdı. Çok büyük yazılar için bu tahtadan kalemin kat'ı boydan boya kesilir ve mürekkebin kolay akmasını sağlamak için içine sünger yerleştirilirdi.

CELİL
Celî yazının Abbasiler dönemindeki adı.

CELİ-NÜVİS
Celî yazıyı güzel yazan sanatçı; büyük yazı yazan.

CELİ SÜLÜS
Sülüs yazının yaklaşık 9 mm.’den kalın yazılarına verilen addır. Sülüs yazıya göre bu yazıda hatlar daha belirgin bir hal alır.

CENDERE
Ciltlenecek kitap dikildikten sonra dibinin yapıştırılması için mengene olarak kullanılan, tahtadan, iki ucu vidalı âletin adı.

CENKAR
Bk. Jengâr.

CEYLAN DERİSİ
Üzerine yazı yazılacak duruma getirilen ceylân derisi. Kâğıttan önce kullanılmıştır. Müze ve kütüphanelerde kûfî yazıyla ceylân derisi üzerine yazılmış Kur'an ve sûreler bulunmaktadır.

CEYLAN KAĞIDI
Bk. Ceylân derisi.

CİHARYAR-I GÜZİN
Hz. Ebubekir, Hz. Ömer. Hz. Osman ve Hz. Ali için özellikle Sünnî Müslümanlar tarafından kullanılan bir tabir.

CİLBEND
Yazma kitap ciltlerinin muhafazası için kullanılan kutu; içindeki bir kurdele çekilince kitap dışarı çıkar.
Ayrıca yazı ve resim konulmak üzere bir kenarından bez ile yapıştırılmış iki mukavvadan ibaret kapaklara da cilbent adı verilir. Ağız tarafından ve yanlarından küçük şeritlerle bağlanır.

CİLT
Türkçe'ye Arapça'dan geçen bu kelime «deri» demektir. Yazılı eserlerin korunması amacıyla yapılan kitap kapları da çoğunlukla deriden yapıldığı için cilt adını almıştır.
Kâğıdın icadından önce, balmumu levhalar ve papirüs üzerine yazılan yazıların saklanması için iplerle bağlı tahta kapaklar kullanılmıştır. Parşömen kullanılmaya başlanınca katlanıp forma elde edilmiştir. Cilt ve ciltçilik kâğıtçılıkla birlikte gelişmiştir. İlk Türk ciltleri Doğu Türkistan'da Mani dinini kabul eden Uygur Türklerine aittir. Cilt sanatının Çin'den Türklere geçtiğini ileri sürenler varsa da Çinlilerin tomar hâlinde baskı yaptıkları göz önüne alınınca bu mümkün görülmemektedir.Klâsik Türk ciltleri aynı yüzyıllar içindeki diğer Îslâm milletlerin kitap kapları ile karşılaştırılırsa bazı özellikler görülür. Meselâ Îrân çevresinde yapılan ciltlerin kaplarının iç yüzlerinde katı' süsler ince ve çok renklidir. Türk ciltlerinde ise iç kısım genellikle kalın katı' (oyma) süslü ve sadece merkez madalyonundan ibaret, bazen de köşebentlidir. Zemin tek veya iki renklidir. Bazen dıştaki süsleme, derinin rengi değiştirilmiş olarak, kabın iç yüzünde de tekrarlanır.Deri ciltlerde uygulanan klâsik üslup, şemseli cilt tarzıdır. Kapaklar üzerindeki süslemeler kabartma olduğundan, kitap rafa veya rahleye konduğunda sürtünerek ezilmemesi için, kabartmaların en üst kısmı, düz kısımlardan aşağıda tutulmuştur.Ciltte süslemelerin kapak, Sertap ve mıklep üzerinde yapılmış olması Türk üslûbunun özelliğidir. Doğu ciltlerini batınınkinden ayıran özellikler ise şöyle sıralanabilir :Klâsik ciltlerimizde sırt (dip) yuvarlak değil düzdür; kapaklar kitap boyunda olup, dışarı taşmaz; şiraze, sırta ipek iplik dikilip elle örülür; sırtta yazı olmaz, eserin adı zahriyede veya kitap yaprağındadır; alt kapağa iki parça (Sertap ve mıklep) eklenmiştir; iki kapak, mıklep ve Sertap birer süsleme düzeyidir.Klâsik bir cilt, tezhip, nakış, deri tıraşlama, murakka, hâk, hat, katı' ve ebru sanatlarının ürünüdür. Genellikle birçok sanatkârın ortak çalışması ile meydana gelmiştir.Cilt süsleme üslupları, bu ciltlerin bulundukları kültür alanlarına göre değişik şekillerde ise de, bu değişiklik yapılış özelliklerinden çok süsleme ve kullanılan malzeme konuşunda kendini gösterir. Türk - Îslâm cilt sanatının tarihteki gelişiminde şu üsluplar tespit edilmiştir :Hataî (Kâşî, Horasan, Buhara, Dihlevî), Herat (Herat, Şiraz, Isfahan), Arap (El-cezire, Halep, Fas), Rûmî (Selçuk), Memlûk (Mısır), Türk (Diyarbakır, Bursa, Edirne, İstanbul, Şukûfe, Rugan «Lake», Barok), Mağribî (ispanya, Sicilya, Fas), Lake (Iran, Hint), Buhara-yı cedit.

CİLT ARA KAPAĞI
Ciltlenmiş bir yayında dış kapak ile ara kapak arasında bulunan yaprak. Cilt ara kapağının ön ve arka yüzünde yazı bulunmaz. Metni cilde bağlayan dayanıldı iki yapraktan biridir. Diğer cildin iç kısmına yapıştırılır. Osmanlı ciltçiliğinde en güzel ebru örnekleri cilt ara kapaklarında görülür.

CİLT KANADI
Kitap kapağı yerine kullanılan bir terimdir.

CİRAN
Ciltte kullanılan beyaz ceylân derisi.

CÖNK
Halk şairlerinin dikdörtgen biçiminde uzunlamasına ciltlenmiş olan şiir mecmualarına verilen addır. H. X. (M. XVI.) yüzyılın tanınmış kişilerinden, Bursa'yı ikinci vatan seçen ve yazılarını uzunlamasına defterlere yazan Dede Efendi, bu ismi mahlas olarak kullanmış, kendisine Dede Cöngî denilmiştir.

CÜZ
Bir iki formadan ibaret küçük kitaplara verilen ad. Kuran'ın ayrılmış olduğu 30 kısmın her birine cüz denir. Genelde 20 sayfa bir cüz sayılır.

CÜZ GÜLÜ
Yazma Kur'an-ı Kerim'lerde cüzlerin başlangıcında sayfa kenarına yapılan yuvarlak tezhip. Bk. Gül.

CÜZLÜK
Cüz teşkil edecek büyüklükteki kâğıda verilen ad; yirmi sayfadan meydana gelen forma. Bugün on altı sayfadan oluşan forma, eskiden yirmi sayfa idi.

 

 


Ç


ÇAHARKUŞE
Harap olmuş kitap kapaklarının dört köşesine geçirilen meşin eklere verilen ad.

ÇAHARKUŞE CİLT
Kenarları yaklaşık birer santim, eninde deri ile çevrilmiş, ortası ebru, kumaş veya kâğıt kaplı cilt. II. Beyazıt devrinde ciltlenmiş kitaplar genellikle çeharkuşe kumaş kaplıdır. Bu kumaşlar çoğu zaman ufak karelidir.

ÇAKMAK MÜHRE
Her iki tarafından tutularak kullanılan, ağaçtan yapılmış merdane biçimindeki mühre. Ellerin arasında kalan kısımda ağaç oyulmuş ve içine 4-5 cm eninde, 10-12 cm boyunda, 1-1.5 cm kalınlığında sert bir taş yerleştirilmiştir. Bu taş Süleymaniye taşı, zebercet (yeşim) veya akiktir. Ayrıca Bk. Mühre.

ÇÂRDANK
Bk. Talik.

ÇARK-I FELEK
Merkezden çevreye genişleyerek açılan eğrilerin oluşturduğu yuvarlak süsleme motifi.

ÇÂR KUŞE
Bk. Çaharkuşe.

Ç
ÂR KUŞE CİLT
Bk. Çaharkuşe cilt.

ÇEHAR KUŞE Bk. Çaharkuşe.

ÇEKMEK
Âharlanacak kâğıdın, şaplı suyun içine batırılıp çıkarılma işlemine denir.

ÇENGAR BATTAL
Eskiden kullanılan büyük boy renkli kâğıt.

ÇERBE Şeffaf kâğıt, yağlı kâğıt.

ÇEVRE KESMEK
înce, düz bir levhanın üstüne çizilen çizgilerden keserek şekilli parçalar meydana getirmek. İnce kâğıtları çeşitli şekillerde kesip oyarak elde edilen şekiller başka kâğıda yapıştırılarak çok güzel süslemeler
yapılmıştır. Buna katı’a, sonraları da oyma denilmiştir.

ÇIKARMA
Hocanın, talebenin yazdığı meşkin altına, yapamadığı harfleri tekrar yazmasına verilen isimdir.

ÇIPLAK SATIH
Tezyinatta, üzerinde süsleme bulunmayan kısımlara verilen ad.

ÇİFALİ
Bk. Tekali

ÇİFT AHARLI
Üzerine iki veya daha çok ahar sürülmüş kâğıda çift âharlı denir. Buna kısaltılarak Çiftâli de denilmiştir.

ÇİFTALİ
Bk. Çiftâharlı

ÇİFT DİKİŞ
Çift dikişle dikilen ciltli kitaplara verilen ad.

ÇİFT
KUZU
Bk. Kuzulu cetvel.

ÇİFT PERVAZ
Bk. Pervaz,

ÇİFT YAZI
Bk. Aynalı yazı.

ÇİFTE AHARLI EBRU
Üzerine önce nişasta, sonra yumurta akıyla ahar sürülmüş ebrulu kâğıtlara denir.

ÇİFTE AHARLI KAĞIT
İki yüzüne ahar sürülmüş kâğıtlara verilen ad.

ÇİFTE ALİ
Alikurna kâğıdının katlanıp kısaltılmış olanları.

ÇİFTE VAV
Eski yazılardaki vav (و) harfinin aynalı yazılmasıyla meydana gelen şekil. Bu ve bunun gibi yazılara hatt-ı müsennâ da denilirdi.

ÇİFTEKUŞ
Kuş şeklinde filigranlı bir kâğıdın adı. Venedik'te yapılan bu kâğıtlara Çiftekuşlu Venedik kâğıdı da denirdi.

ÇÜHAR-Gûşe
Bk. Çaharkuşe.

ÇİLE TAHRİR
Hattatlar arasında kurdele yerine kullanılan bir tabir. Tahrir, sayfanın yazı kenarlarını çevirmek üzere dört tarafına çekilen çizgiye denir.

ÇİN BULUTU
Bk. Bulut

ÇİN MÜREKKEBİ (siyah)
Susam yağından elde edilmiş is karası, jelatin, Borneo kâfuru, misk karıştırılarak yapılan dört köşe çubuk şeklinde bir çeşit kuru mürekkeptir. Gerektiğinde su ile küçük bir tabakta ezilerek kullanılır
[15].

ÇİNTAMANİ (Çintemani)
Bir süsleme motifi. Taman, Çinli ve Japonlar da Buda'nın sembolüdür. Biri üstte ikisi altta üç inci tanesi ile şimşeğe benzeyen iki yatay şekilden ibarettir, inciler, bir noktada birbirine yaklaşan, iç içe daire motiflerinden oluşurlar ve bazen yalnız olarak süslemede bulunurlar. Kaplan çizgisi ve beneği veya pars beneği de denilmiştir.
Orta Asya'dan gelen bu motifi Türkler birçok yerde hattâ kumaşlarda kullanım şiardır.

ÇİVİT
Daha çok Yemen, Hindistan, Pakistan ve Çin’de yetişen bir tür ot. Bu ottan elde edilen koyu mavi boya. Kırmızı, yeşil, sarı renkli olanları varsa da daha ziyade koyu mavi olanı kullanılır.


ÇOBAN

Bk. Ayak.
 
 




D


DAKİK

Buğday değirmende öğütülürken havaya karışan ve değirmenin duvarlarına çok ince zerreler hâlinde yapışan un. Bir çeşit ahar yapımında nişasta yerine kullanılırdı.

DAL
Tezhip motifi. Levhaların köşelerine yapılan çiçek demetine verilen ad.

DALGALANMA
Tezhip de ve resimde dalga gibi eğri çizgiler meydana geldiğinde verilen ad,

DAMAR MÜHRESİ
Bk. Mühre.

DARÜ'L-KÜTÜP
Kütüphane, kitaplık.

DEFE
Yüz adetlik altın varak (b. bk.) paketi.

DEFFE
Kitap cildinin iki kapağından her biri.

DEFFETEYN
Bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılıp kapanır iki kanat şeklinde çift sayfalara verilen ad. Üzerlerine dinî ve sembolik resimler yapılır, bazıları büyük kitaplara kap olarak kullanılırdı. Fildişinden olanları da vardır. Sanatkârlar arasında deffeteyn, doğrudan doğruya kitap cildine denir.

DEFNE DALI
Süsleme motifi. Defne ağacının yapraklarına benzer.

DEFTER
Eskiden cilt yerine kullanılan bir terim. Birçok kâğıdın birbirine bağlı olarak  bulunduğu mecmua demektir.


DELAİL-İ HAYRAT
Ayet, hadis ve duaları içine alan yazma kitap. Bazılarında Kabe ve Ravza-i Mutahhara’nın el çizimi minyatüre benzer resimleri vardır. Buna kısaca Delail veya Delail-i Şerife adları da verilir.

DELAİL
Ayet, hadis ve duaları içine alan yazma kitap. Bazılarında Kabe ve Ravza-i Mutahhara’nın el çizimi minyatüre benzer resimleri vardır. Buna kısaca Delail-i Hayrat veya Delail-i Şerife adları da verilir.

DELAİL-İ ŞERİFE
Ayet, hadis ve duaları içine alan yazma kitap. Bazılarında Kabe ve Ravza-i Mutahhara’nın el çizimi minyatüre benzer resimleri vardır. Buna kısaca Delail veya Delail-i Hayrat adları da verilir.

DENDAN
   
1- Farsça'da «diş» demektir. Eski yazıda sin ( س ) harfinin dişlerine ve yazıda buna benzer bir, iki ve üç harfin yan yana gelmesiyle meydana gelen dişlere verilen isim,
Sin dişlerine verilen addır.

    2- Tezhip terimi olarak, başlıklarda, giriş çıkış ve dönüş yerlerinde, kendine mahsus yapılan ve dişe benzeyen şekillere de dendan adı verilir.

DERİ
Eski Türk ciltleri genellikle deridendir. Bu iş için, üzerine kabartma bezemeler işlemeye en uygun olan ve meşin denilen koyun, derisi, sahtiyan denilen keçi derisi ve rak adı verilen ceylan derisi kullanılmıştır.

Bu derilerin çeşitli kısımlarına şu isimler verilir : Hayvanın baş tarafına gelen deri kısmına kafa, baştan kuyruğa kadar olan kısma sırt., kenara gelen kısma etek denir. Derilerde kurt yeniklerinden meydana gelen izlere de okra denilir.

DERİ CİLTLER
Deri üzerine kalıpla kabartma, gömme veya elle yapılan, çizme, oyma teknikleri ile hazırlanan cildi erdir.

DERİ KAPLI
Üzerine deri veya ak deri kaplanmış kitaplar hakkında kullanılır.

DERİ TIRAŞLAMAK
Ciltçilikte kullanılan derinin, tıraş bıçağı ile istenildiği kadar inceltilmesi işlemine denir.

DERKENAR
Yazma kitaplarda, sayfa kenarındaki beyit veya yazılar.
Esas yazının kenarlarına yazılan yazı. Çıkma yazı. Yazının/resmin alt ya da yan taraflarındaki boşluklara yazılan kısa not yazıları.

DESTE
Tezhip terimi olarak, on yaprak altın varaktan ibaret pakete denir.

DESTESENK
Ezme işleminde kullanılan, billur veya mermerden yapılmış âlet. Somaki, porselen ve diğer sert taşlardan da yapılır ve özellikle tezhipte kullanılan boyaları ezmekte kullanılırdı.

DESTEZENK  
Bk. Destesenk.

DESTİSENK  
Bk. Destesenk.

DEŞTİ
Eski bir yazı çeşidi.

DEVAT
Hokka ve kalem mahfazası işini aynı zamanda gören divit'in. Arapça ismi. Türkçe'de divit olarak isimleşmiştir. Bk. Divit.

DEVLET ÂBÂDÎ
İpekten yapılan kâğıtların bir çeşidi. Buna âbâdî de denir. Hindistan'ın Devlet-âbâd şehrinde yapıldığından bu adı almıştır.

DIŞ PERVAZ
Levhaların dış tarafına veya boya ile çekilen pervaza verilen ad.

DİMİŞKİ
Şam (Dimeşk)'da yapılan ve eskiden kullanılan düşük kaliteli kâğıtlardan birinin adı. Âlî'ye göre, zamanında kullanılan kâğıtların en
âdisi idi


DİŞİ OYMA
Bk. Katı'

DİP
Bk. Sırt

DİP KÖSTEĞİ
Şirazeler örüldükten sonra kitabın sırtına yapıştırılan ince meşin. Şirazeler de buna yapışır ve dikişlerle kolonlar bu deri altında yapışmış olarak kalır. Modern ciltlerde bu deri yerine bez veya kâğıt yapıştırılmaktadır. Bu işe dip tutmak denir.

DİP TAŞI
Altın varakçıların üstünde altın dövdükleri mermer taş.

DİP TUTMAK
Şiraze örüldükten sonra, kitabın sırtına deri, bez veya kâğıt yapıştırmak. Bk. Dip kösteği.

Dival
Kadife üzerine sırma ya da gilapdanla kabartma olarak yapılan iğne işi. İşlenecek desenler mukavva veya deri üzerine çizilir. Bunlar kesilerek gergef veya kasnağa gerilen kadife üzerine yerleştirilir. Gergef veya gilaptan bu kalıpları örtecek şekilde işlenir. Bindallı kadın elbiseleri ile birlikte bohçalar, keseler, örtüler dival işi olarak bu teknikle süslenir. Türk el işleri arasında divalin yeri büyüktür.

DİVANİ
Türklere özgü, hareketli ve girift bir yazıdır. Bu yazıda harf ve kelimeler birbirine kaynaşmıştır, birbirlerine ulaşa ulaşa gider,  sona yaklaşınca yükselmeğe başlar. Bu hat, ferman, berat ve menşur yazmak için kullanılmıştır
. İran'da resmi yazışmalarda kullanılan ta'lik hattı Osmanlı'ya Akkoyunlular (1467-1501) yoluyla XV. asırda geldiğinde, kısa zamanda büyük bir şekil değişikliği geçirerek Divan-ı Hümayun'daki resmi yazışmalara mahsus olduğundan dolayı "divani" adını almıştır.

DİVANİ CELİSİ
Asıl divanîden daha gelişmiş ve teferruatlıdır.

DİVANİ KIRMASI
Divanî île rik'anın birleşmesinden meydana gelen bir yazı çeşididir.

DİVİT
Aslı devat'tır. "Devat" kelimesi Türkçe'de divit olarak isimleşmiştir.
Kalemleri koyacak bir kutu yanında kapaklı hokkasıyla, beldeki kuşağa çaprazlamasına sokularak taşınan ufak bir yazı takımıdır. Pirinçten, bakırdan yapılmış divitlerin, ufak yayvan sandık şeklinde olanları bulunduğu gibi, yuvarlak bir mahfaza yanına tutturulmuş hokkalı şekilleri de görülür. Gümüş ve altından yapılmışları olanları da  vardır. Mürekkep konulan hokka, kalemliğin yanına yapıştırılırdı. Hokkaların, biri mürekkep diğeri lal denilen kırmızı boya koymağa yarayan iki bölümlüleri olduğu gibi, iki üç hokkalı divitler de vardı. Kalem koyulan bölümün uzunluğu 25 cm kadardı. Hattatların, ayrıca kalemdanları da olurdu. Buna kubur da denilmiştir. Eski divitlerin, hokkalarının alt tarafına, kalem ucu kesmekte kullanılan maktanın bir zincirle bağlanması için küçük bir halka yapılmıştır.

Divitlere, kuşağa sokulduğunda kaymasın diye bir kılıf yapılır ve buna divit şiltesi denilirdi.

Divit yapan, esnafın oturduğu, Üsküdar'daki Kazasker Ahmet Efendi Mahallesi, eskiden Divitçiler adıyla anılırmış. Kambur Ahmet adındaki divitçinin yaptığı divitler uğurlu sayılıp, yüksek fiyatla alıcı bulurmuş. Bu divitçi, hokkanın altına ve kalemdanın gövdesine «Seyyid Ahmed» damgasını vurmuştur.Ord. Prof. Df. A. Süheyl Ünver'in «Divitçilerimiz ve Eserleri» adlı yazısında Usta Mehmed'ler, Abdüllâtif, Baha, Fennî, Hüsnü Arif, Hilmi, Hacı Ömer, İbrahim, Kumkumacı zade, Mehdî, Mehmed b. İsmail, Mustafa, Resmî, Rumî, Seyyid Hasan, Şehrî adlı divitçilerin eserleri anlatılmıştır.

DİVİTŞOR
Bk. Milhez.

DOLAMA DAL
Tezhipte, helezon şeklinde kıvrılmış dal ve yapraklardan meydana gelen süslemenin birbiri içine düşen yuvarlak kısımlarına verilen addır.

DÖNBABA
Süslemede kullanılan bir çiçek biçiminin adıdır. Turna gagası da denilir.

DÖVME ALTIN
Yaprak (varak) hâlinde altın.

DUDAK
Sayfaların ön kenarlarının bozulmaması için sertâbın iki yanında alt kapak ve mıklep boyunca bırakılan fazlalığa denir.

DûDE
Mürekkep yapımında kullanılan is. «Halis beziryağı birkaç tane toprak çanağa doldurulup rüzgârsız yerde toprağa ağız hizasına kadar gömülür, serçe parmağı kadar fitil ile yakılıp üstlerine başka çanaklar kapanır. Bir miktar sonra kuş kanadı ile üstteki çanak bir kâğıda sıyrılır.
Ekmek hamuru içinde pişirilip mürekkep yapılacak hâle gelir”
.

DURAK
M
üzehhep çiçeklere verilen ad. Bunlar kitap süslemesinde genellikle âyetlerin söz başlarına veya sonlarına konulduğu için bu adı almışlardır. Vakfe de denir.

DÜZ LEVHA
Bk. Kubbe levha.

 



E


EBRU
Su yüzeyindeki toz boyalara kâğıt tatbik olunarak yapılan boyama. Koyu kitreli veya tuzlu suyun yüzüne damlatılan, bal kıvamındaki zamklı su ile koyulaştırılmış çeşitli renkteki toprak boyalara, ince bir tel ile istenen şekiller verilir; ebrûlanacak kâğıdın bir yüzü bu-boyalı yüzeye değdirilip kaldırılır. Kitre üzerine yapılan şekilleri sabit kılmak için boyalara sığır veya koyun ödü damlatılır. Suyu ve kitresi akıtılan kâğıt, daha sonra düz bir yerde kurutulur. Kâğıt kurutulurken sıcağa ve güneşe karşı olmamalıdır. Ebrûlanacak kâğıtların biraz kabaca ve boyayı emen cinsten olmasına da dikkat edilmelidir. Evvelce tutkallanmış kâğıtlar bu işe yaramaz, çünkü boyayı çekmezler.
Ebru, desenine ve yapanına göre isim almıştır. Çeşitleri: Akkâse, battal, çifte aharlı, Hatip ebrusu, Necmettin ebrusu, somaki, kumlu, taraklı, kılçıklı, tarama veya gelgit ebrusu, hafif ebru

EBRU FIRÇASI
Bir ağaç dalına at kılı takılarak özel olarak hazırlanır. Ortası boş bırakılmıştır.

EBRULU Kâğıt
Üzerine boya ile somakiye benzer damarlar yapılmış kâğıda verilen ad. Eskiden bu kâğıtlar kitap ve defterlere kap olarak geçirilirdi.

ECZA-İ ŞERİFE
Kur'an, sureler, en'amlar, evrad gibi varak hâlinde yazma cüzlere verilen ad. 
Amme, Tebareke, Kad-seme, Vez-zariyat surelerine de ecza-i şerife denilir.

EDİRNE
KIRMIZISI
Al renk yerine kullanılan bir deyimdir. Türk kırmızısı da denir.

EDİRNE Kârî
Edirne'de yapılan lake ciltlere verilen ad. Bu ciltlerin üzerinde renkli nakış ye resimler vardır, nakışların üzerine vernik çekilmiştir. Lake ve ruganîds denir.

EHL-İ HİREF
Hiref, hirfet kelimesinin çoğulu olup, «sanatlar, meslekler» anlamına gelir. Sanat erbabının toplu olarak isimlerinden ve ücretlerinden bahseden kayıtlarda rastlanan ehl-i hiref deyimi de sanat ehli, sanatkâr anlamındadır.

EJDER
MOTİFİ
Eski Türk nakış-resimlerinde, minyatürlerde görülen bir motif. Bereketli
yağmurlar yağdıran veya fırtınalar koparan bir kudret sayılan ejder, bulut şeklinde tasvir edilmiştir. Bir yılan şekli verilen bir bulutun bazı yerlerine küçük kıvrımlı kuyruklar, eklenerek şimşek resmedilmiştir.

EKSPRESYONİST HAT SANATI
Ekspresyonist terimi genellikle büyük ölçüde bozulmuş ve abartılmış hislerin ya da hissi unsurların ön planda olduğu hat türünü tasnif için kullanılır.

EL TAŞI
Ebru yapımında kullanılacak boyalan ezmeğe yarayan taş.

EL YAZMASI
Elle yazılan kitaplara verilen ad. Gerek müellif gerekse müstensih tarafından
elle yazılmış kitap. Daha çok "yazma eser" ve "yazma" şeklinde kullanılmıştır.

ELİF

Arap alfabesinin birinci harfi olan elif, ayrıca tuğranın dört bölümünden birisidir.
Tuğrada dik olarak yukarıya doğru çekilen üç paralel çizgiye elif veya tuğ denir.

ELVAN Kâğıt
Renkli kâğıt. Elvan, renk anlamına gelen «levn» kelimesinin çoğuludur. 
Yazıya çok önem veren Türkler elvanı bilir, al, yeşil, pembe, mavi, siyah, renk yermek için, bitkilerden yapılma boyalar kullanırlardı.

EN’AM
Kur’an’ın bazı surelerinin yazıldığı kitapçık.
 En'am-ı Şerif de .denir. Bunlar güzel bir yazı ile yazdırılıp, tezhiplenerek iyi bir cilt yaptırılırdı.

ENBUB
Kesildiği gibi kalan, ağzı düzeltilmemiş kalem.


ENVANTER
Döküm, liste.

ERKAM-I Divâniye
Bk. Siyakat.

Erkek oyma
Bk. Katı'

ESER-İ CEDİD
Eski kâğıtlardan birinin adıdır. Kâğıdın başında Arap harfleriyle ve soğuk damga ile «eser-i cedit» yazılı olduğu için bu adı almıştır. Cedid de denir.

ESMA-İ HÜSNA
Allah'ın en güzel ve şerefli doksan dokuz ismine verilen isimdir.

ESRE
Eski yazıda harfi “i” sesiyle okutmak için harfin altına konulan küçük çizgi.

ESTAMPAJ
Taşa mahkuk olan yazıların üzerine kağıt konmak suretiyle kalıbının alınması.

ESTETİK
Duygu ilmi manasını ifade ederse de bugün sanattaki güzelliğin mahiyetinden bahseden ilim; güzellik duygusu uyandıran, güzel olan.

ETEK
Hat terimlerindendir. Hilyenin göbek altındaki kısmına verilen addır. (Bk.Hilye). Ciltçilikte derinin kenar kısımlarına da etek denir (Bk. Deri)

ETEKLİ VAV
Düz şekilde yazılan vav'lar (و) hakkında kullanılan bir deyimdir.

EVAHİR
Son dönem, ustalık dönemi.

EVAİL
İlk dönem, çıraklık dönemi.

EVASIT
Orta dönem, kalfalık dönemi.

EVSAT
Kâğıdın orta boyu için kullanılır. Bk. Alikurna.

EZME YALDIZ
Tezhip ve cilt işlerinde kullanılan bir nevi sulu yaldız. Zamk-ı Arabî su içinde
eritilip, bu suyla gereği kadar altın varak ezilir; elde edilen macun birkaç defa yıkanır. Jelatinli su ile karıştırılarak fırça ile sürülür.

EZ NEV
Yeniden. Üstadın talebesinin meşkine koyduğu ve o kısımdaki yazıyı yeniden yamasını istediğini ifade eden kelime.
 





F


FAHRİ OYMASI
Bursalı Fahri adlı oyma ustasının, çok meşhur oymalarına verilen ad.

FAİDE
Faydalı olan bend, fıkra. Bk. Fevâid.

FASIL
(Bölüm)
Yazmalarda bütünü meydana getiren ayırımlardan her biri.

FASİH’ÜL-KALEM
Kaleminden çirkin yazı çıkmayan ve son derece güzel yazı yazan hattat.

FERAĞ
Yazma eserlerde eserin son sayfasındaki son satırlara denir.

FERMAN
Ferman, kelime itibariyle emir, irade, buyruk anlamlarını taşır.
Baş tarafı tuğralı ve çoğu kez tezhipli uzun kâğıtlara yazılmış padişah buyrukları. Bir iş veya maslahat siparişini mutazammın padişah tarafından verilen yazılı emir.

FERSUDE
Eskimiş, yıpranmış, solmuş,
eski yırtık.

FETHA
Arapça’da üzerine konulduğu harfin “e” ya da “a” sesi ile okunmasını sağlayan eğimli düz çizgi şeklindeki işaret, hareke. “Üstün” de denir.

FEVAİD
Yazma kitaplarda, kitabın baş veya sonuna ya da boş yapraklarına, kitabı okuyanlar
tarafından eklenen yararlı bilgiler; faideler.

FIRFIRI
Kırmız böceğinden çıkarılan, mora çalan kırmızı renk.

FİGÜRATİF HAT SANATI
Figüratif Hat Sanatı, figürlerle hat elemanlarını değişik şekillerde bir araya getirmektedir.

FİHRİST
Bir kitabın içinde bulunan bab ve fasılları kısaca ve alfabetik olarak gösteren cetvel.
Bazı yazmalarda son derece güzel tezhipli ve geometrik süslemeler içinde fihrist yer almıştır.

FİLİGRAN
Eski kâğıtların dokusunda bulunan, aydınlığa tutulunca görülebilen çizgi, resim,
yazı gibi şekiller. Avrupa'dan gelen eski kâğıtlar filigranlı ve daha çok enine su çizgilidir. Doğudan gelenlerde ise bunlar yoktur ve karışık zeminlidir. Bu kâğıtlar ham olarak gelir ve âharlanırdı.

FRENK ÂBÂDİSİ
Bk. Âbâdî.

FRENK
KAĞIDI
Avrupa'dan gelen kâğıtlara verilen addır. Bunların içinde en beğenilen
İngiliz kâğıdı idi. Yaldızlı İngiliz kâğıtları takrirlik olarak kullanılmıştır.

 




G

GARİP
Bk. Ayak

GARVA
Kesildiği halde henüz düzeltilmemiş kalem.


GEÇME
Tezhip de, birbiri içinden geçer biçimde tertip edilen geometrik çizgilerden ibaret
süsleme şekilleri, örgü de denilir. Kenarsuyu (bordür) ye yalın hâlde olmak üzere iki büyük bölüme ayrılır.

GEÇME NOKTA
Tezhip motifi. Birbirinin altından ve üstünden geçmek üzere çeşitli şekillerde ve düzgün biçimde yapılan nokta. Mücevher nokta da denir. Surelerde âyet aralarında çok kullanılmıştır.

GELGİT EBRUSU
Bk. Tarama ebru.

GEOMETRİK MOTİFLER
Yalın, geometrik biçimlerden oluşan süsleme motifleri özellikle
Anadolu Selçukluları döneminde yaygın olarak ciltte ve tezhip de kullanılmıştır.

GERSEF
Bk. Lika.

GEVAŞ
Bk. Nakş-ı âbî.

GEZLİK
«Eğri kılıcın ağzı». Kalemtıraş yerine de kullanılırdı. Gez açmağa mahsus küçük
kalemtıraş. Ayrıca bk. Kalemtıraş.

GILDIRGAÇ
Mücellit terimlerindendir. Kitaplar ciltlenirken kenarlarını kesmeye yarayan
rende biçiminde âletin adıdır.

GİRİFT
Motifleri birbirine girik ve içice olan süsleme. Kıvrım ve dallar, örgü gibi
birbirinin içinden geçmektedir. Geometrik olanlarına geçme denir. Avrupalılar girifte, İslâm memleketlerinden geldiği için, yanlış olarak, arabesk demişlerdir.

GİRİFT YAZI
Harfleri birbiriyle içice girmiş yazı. Bir yazı çeşidi değil yazılma biçimidir.
Sanatkârane de olsa okunması güç olduğundan makbul sayılmamıştır.

GÖBEK
Hat terimi olarak, Hilye-i şerifin, Peygamberin vasıflarının yazıldığı yuvarlak
kısmına verilen ad. Ayrıca bk. Hilye.Şemse ciltlerin ortasındaki motife de göbek denir.

GÖBEK GÜLÜ
Şemselerin ve yıldız biçimindeki geometrik orta süslemelerin merkezine
yapılan küçük ve yuvarlak çiçekler.

GÖMME ŞEMSE
Süsleme yapılacak yerlerin mukavva ile birlikte derileri de kesilmiş ve sonradan, kabartma süsü kavi başka deri buralara yapıştırılmışsa buna gömme şemse denir. Bu usûlle yapılan şemselerde motifler sürtünme ile yıpranmaz. Ayrıca Bk. Şemse.

GUBARİ
Eski harflerle yazılan, çok ince bir çeşit yazının adı. Gubar, Arapça'da toz demektir. Toz gibi, ince ve çok küçük karakterli yazı. Yazı, toz gibi ince yazıldığından bu adı almıştır. Bir pirinç tanesi üzerine Kelime-i Şehadet yazılabilecek derecede küçük yazı. İnce şekilli hurde yazı. Yazıldığı hat türüne göre Nesih Gubarisi, Ta’lik Gubarisi gibi isimler alır. Gözle seçilemeyecek boyuttaki hat yazıları.

GUNİ-İ TEBRİZİ
Eskiden kullanılan yazı kâğıtlarından biri. Lui Tebrizî de denirdi. Bk. Kâğıt.

GÜL
Yazma kitapların sayfa kenarlarında görülen, çevresi tezhiplenmiş, ortası boş, yuvarlak motifler. Ortalarına o sayfadaki komi yazılırdı. Çok çeşitli süslemeleri yapılmıştır. Daha çok Kuran'da, durulacak veya secde edilecek âyetler hizasında görülür. Bunlara vakıf, vakfe, secde, hizip, sure, cüz gülü gibi (Bunlara Bk.) isimler verilir.

GÜL GONCA
Tezhipte, hataîlerin yanına gonca biçiminde eklenen motifin adıdır.

GÜLCE
Rozet. Gül şeklinde yuvarlak motifler. Ciltlerin katlarına madenî kalıplarla basılan yuvarlak süsleme.

GÜMÜŞSUYU
Minyatürlerde akarsular gümüş suyu ile boyanmıştır. Gümüş, jelatin suyu içinde eritilir, kâğıt üzerine sürülür. Mührelenince su gibi parlar. Yalnız gümüş, hava oksijeniyle temas edince oksitlendiğinden zamanla kararır ve kâğıdı yırtar.


 



H


HABEŞİ

Eskiden Habeşistan'da yapılan bir yazı kâğıdı türü.

HAFIZ
Kur’ân-ı Kerîm’i tamamen ezberleyen ve ezberinde tutan kimse.

HAFIZ-I KÜTÜB
Kitapları hıfzeden, saklayan; kütüphaneci. Bizde Cumhuriyet'ten önce kütüphaneler çoğunlukla yazma eserlerden oluşur ve kütüphanecilere hafız-ı kütüb denirdi. En önemli ve son örneklerinden biri, Beyazıt Devlet Kütüphanesi hafız-ı kütübü İsmail Saib Efendi'dir.

HAFİF EBRU
Üzerine yazı yazılmak üzere hazırlanan ve çok açık renk boyalarla yapılan ebru. Bk. Ebru.

HAKK
Kazıma; bir şeyin üstünü çelik kalemle yazı veya resim olarak oyma işi.

HAKKAK
Mühür ve resim kazıyan, oyan sanatkâr. Ağaç, taş, maden üzerine resim yapan, yazı yazan kişi.

HALEZON
Sümüklü böcek kabuğu. Bk. Miskale.

HALKAR
Yalnız altınla yapılan süsleme. Halkârî (hallikârî «yaldızlama işi») de denilir.
Halk arasında helkâr, hefkâr şeklinde de görülür.

Halkârın  hazırlanmasında, önce altın, varak, yuvarlak dipli çini tabakta 3-5 damla Arap zamkı veya süzme bal, ile ezilir. Ezilmiş altından küçük bir zerre avuç içinde parmakla yayıldığında gözle görülmeyecek kadar ufalıyorsa veya ezilmiş altın üzerine bir damla temiz su damlatıldığında altın zerreleri bu damlanın üzerine çıkıyorsa işlem tamamdır.

Ezilmiş altını Arap zamkından temizlemek için tabağa bol su konup fırça ile altının suya karışması sağlanır. Bir süre sonra zerreler tabağın dibine çökmeğe başlar. Ezilmeden kalan ve hemen çöken altın parçalarına müşair denir ve bunlar yeniden ezilmelidir. Altın tamamen dibe çöktüğünde zamklı su; tabak sarsılmadan dökülür. Ezilmiş altın, jelatinli su ile karıştırılarak, fırça ile sürülmek suretiyle kullanılır.

İşlenecek halkâr deseni» yapılacağa yer büyüklüğünde ince bir kâğıda taslak hâlinde çizilir. Dikine olarak iğnelenir ve bir çıkın içine kokmuş söğüt kömürü tozu ile silkilerek yapılacağı yere geçirilir. Eğer koyu renk kâğıda geçirilecekse, tebeşir tozu da silkme işleminde kullanılabilir. Kömür tozu izleri ince kurşun kalemle tespit edildikten sonra bir kürk parçası ile zemin temizlenir.

Desenlerin ortası sulu altınla, gölgelendirilir ve kenarlarına koyu altınla tahrir çekilir. Açıklı koyulu gölgeler çeşitli kalınlıkta fırça kullanılarak yapılır. Daha sonra zermühre ile parlatılır. Halkârda özellikle donuk bir parlaklık istendiğinden, zer mührelenirken araya saman kâğıdı denilen ince, yarı şeffaf ve parlak kâğıt konur.

Aharlı ye hafif renkli kâğıtlarda halkâr daha güzel görünür. Halkâr tarzındaki süslemede stilize ya da gerçek biçimiyle her cins çiçek ve deşen çizilmiştir. Bazı kitapların her sayfasında ayrı motifli halkârî süsleme görülür.

Açık renk kâğıda yapılan halkârlarda desenlerin dış kenarına, uygun renkte tahrir çekilir, buna tahrirli halkâr denilir. Bazen da desenlerin iç ya da dışı hafif renklendirilerek boyalı halkâr elde edilir, buna da zer-şikâf adı verilir.

Sırf altınla yapılan nakışlara denilir. Ekseriya tahrir çevrilmez. Çevrilirse tahrirli  halkâr denir. Yine altından hafif gölgeler konur. Ve bazen da hafif renklendirilir ki o zaman Şikâf tâbir olunur.

HALKAR GÖLGESİ
Halkâr adı verilen yaldızlı süsleme şekillerinde beliren gölgelere verilen ad.

HALKARİ
Bk. Halkâr.

HAMAİL
Gümüşten dört köşe, kabartmalı veya telkari tarzında yapılan, içine âyetler ve küçük din kitapları konulan kap, muska, insan üzerinde taşınmaya mahsus olan dua veya küçük din kitabı.

HANBALIK KAĞIDI
Çin'in iyi cins âbâdî kâğıdına verilen ad. Hanbalık, Pekin'in eski adıdır.

HANÇER
Tuğra'da beyzelerin devamı olarak sağa uzanan çift kola verilen isim.

HANÇERE
Bk. Kol.

HANE-İ KALEM
Maktada, kalemin üzerine oturmasına mahsus olan yuvanın adı.

HANZAL SUYU
Bk. Kâğıt. Har mühre : Bk. Mühre.

HAREKE
Arapça ve Eski Türkçe yazıların az bir kısmında, sesli harflerin yerini tutmak üzere, sessiz harflerin üst veya altına konulan işaretler.

HARİRİ
Eskiden ipekten yapılan bir cins kâğıda verilen ad.

HARİRİ HİNDİ
Harirî kâğıdın Hindistan'da yapılan türü.

HARİRİ SEMERKANDİ
Semerkant'ta yapılan harirî kâğıt. Boyutları Hindistan'da yapılandan daha küçüktür.

HARPİ
Süslemede kullanılan mitolojik hayvan motiflerindendir. Yarı insan yarı hayvan biçiminde yapılır.

HARREREHU
Bk. Ketebe.

HASEKİ KÜPESİ
Süslemede kullanılan küpe  biçimindeki çiçeğin adıdır.

HASANEYN
Hz. Peygamberin torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için kullanılan tabir.

HAŞEBİ
Ağaç liflerinden yapılan eski yazı kâğıtlarına verilen ad.

HAŞİYE
Kenar, pervaz; bîr kitabın, sayfa kenarına veya altına yazdan yazı; bir eserin metnini şerh ve izah eden kitap.

HAT
Yazı. Bazen da, hüsn-i hat gibi, «güzel yazı» anlamında kullanılmıştır
.

Arap "yazısı zamanla ve özellikle Türklerin elinde çok gelişmiş, büyük bir estetik değer kazanmıştır. Bu gelişmelerle birçok yazı çeşidi ortaya çıkmıştır: Ma'kilî, küf î, aklâm-ı sitte (altı kalem, şeş kalem : sülüs, nesih, muhakkak, reyhanî, tevki*, rik'a), talik, divanî, siyakat, icazet...

Bunlara şikeste, sünbülî, seçeri, celiler, hurdalar, mülâsıklar, kırmalar, gubariler ve bezeme yazıları da eklenirse İslâm yazılarının sayısı çok artacaktır. Bunların bir kısmı sanat endişesi ile bir kısmı da pratik gaye ile ortaya çıkmıştır. Ama her iki şekilde de daima güzellik fikri hakim olmuştur.

Böylece hüsn-i hat «güzel yazı, yazı güzelliği» adı altonda güzel sanatların bir kolu, hattatlık adı altında da bir sanat mesleği meydana gelmiştir.

Hat sanatı uzun. yıllar levhalarda resmin, de yerini tutmuş ve şaheserler meydana getirilmiştir.

HATAİ
Merkezinde lotusu, andıran stilize edilmiş bir çiçek, motif i ve etrafındaki dallarda stilize çiçek ve yapraklar bulunan süsleme biçimi.
Ayrıca eskiden kullanılan kâğıtlardan birinin adıdır. Türkistan'da Hatay şehrinde imâl edilir, ham olarak gelir ve âbâdî gibi aharlanıp mührelendikten sonra kullanılırdı. Ağaç elyafından yapılmıştır.

HATAYI
Bk. Hataî.

HATEM
Mühür.

HATİME
Bitiş. Yazma kitaplarda müellifin eserini bitirirken yazdığı duaları, hattatını, varsa müzehhibini belirten yazılan kapsayan son yaprak.
El yazması kitapların son sayfası, genellikle eseri kaleme alan hattatın imzası burada bulunurdu ve kitabın ilk sayfaları gibi son sayfası da tezhiplenirdi.

HATİP EBRUSU
H. XII. (Milâdi XVIII.) yüzyılda Ayasofya hatibi olduğu bilinen zatın yaptığı ebrulara ve benzerlerine verilen ad. Belirgin olmayan dörtgen köşelerinde renkli çiçek desenleri şeklinde tertiplenmiş ebrulardır.

HATTAT
Hat yazan kişi. Güzel yazı yazan sanatçı. Son Abbasî halifesi Musta'sım Billâh'ın. kölesi olduğu söylenen Amasyalı Yâkut-ı Musta'sımi'ye kadar kalemin ağzı düz kesilirdi. Yakut eğri keserek tahrif-i kalemi bulmuş ve aklâm-ı sitteye yeni bir biçim kazandırmıştır. İşte Yakut'a, sanatta yaptığı bu yenilikten dolayı hattat denilmiş, hat ve hattatlık Yakut'la seçkin bir sanat ekolü hâline gelince kelime terimleşmiştir. Yakut'tan önce güzel yazı yazanlara katip denildiği gibi hattat da deniliyordu, fakat Yakut 'tan sonra yalnız hattat kelimesi kullanılmış, katip ve küttâp denilmemiştir
[28]. Mîr Ali Herevî'ye göre hattat olmak için beş şey gerektir: Birincisi dikkat-i tab', ikincisi yazıdan anlamak, üçüncüsü elde kuvvet, dördüncüsü emek çekmek, beşincisi yazı için lâzım gelen kâğıt, kalem ve mürekkebin en iyilerinin bulunması[29]

HATT-I İCAZET
İslâm yazılarından birinin adı. "Kırma" da denilir. Sülüsle nesih arasındadır. Hattat icazetnameleri, vakfiyeler ve dua kitapları, Kuran'ların bilhassa sure başları bu yazı ile yazılıdır. Elif başları kıvrık ve harfler de kıvrılmaya meyillidir.

HATT-I İLHANİ
İlhanlılar devrinde ve daha çok Anadolu'daki binalarda kitabe olarak kullanılan keşideli yazı.

HATT-I Mağribî
Cezayir, Tunus, Faslıların yazılarına verilen ad. Kûfî'nin acemice yazılmış şeklidir.

HATT-I ŞECERİ
Uydurma bir yazıdır. Tanınmış hattatların hiçbiri böyle bir örnek bırakmamıştır. Yazıyı iyi öğrenemeyenler arasında sanki ağaç dallarını tabiî yönlerinde keserek yazının şekline göre dizmiş ve düzenlemişler izlenimini bırakır. Bunlar çoğunlukla tanınmış hattatların herhangi bir yazıları üzerinden bu dalları eğip bükerek yapılmıştır.

HATT-I ZERENDUD
Altınla yazılmış cel'î yazılar.

HAYVAN MOTİFLERİ
Süslemede iki şekilde kullanılmıştır : Yalın hayvan biçimleri (harpi «yarı insan-yarı hayvan», simurg, anka, ejder...), stilize hayvan motifleri (rûmî «stilize hayvan organları»).

HAZİRE
Etrafında duvar veya çit bulunan ağıl, mezarlık.

HEFT KALEM
Batılı müellifler talik yazı biçimini de aklâm-ı sitteden sayarlarken, bazıları ta'likin eklenmesiyle, rik'a, sülüs, muhakkak, reyhanı,
nesih, tevkî', talik yazılarının, hepsine birden “heft kalem” (yedi kalem) derler.

HELEZONİ KALEM
İçinde helezona çizgiler bulunan ve süslemede kullanılan nokta.

HELKAR
Bk. Halkâr

HENDESİ TEZYİNAT
Doğru ve eğri çizgilerden meydana gelen süsleme; geometrik süsleme.

HERAT CİLDİ
Özellikle Herat'ta yapılan bir cilt biçimi. Şemseli fakat yaldızsızdır.

HEREKE KALEMİ
Bk. Cava kalemi.

HERKAR
Bk. Halkâr.

HİBR
İyi cins mürekkep.

 

HİLBE

boytohumu (ebru sanatı)


HİLYE-İ ŞERİFE
Süs anlamına gelen Arapça bir kelime. Hazreti Peygamberin vasıflarını anlatan hat eseri.

HİLYE
Süs anlamına gelen Arapça bir kelime. Peygamberin vasıflarını ve Allah'ın adlarını ihtiva eden yazılar. Hazreti Peygamberin vasıflarını anlatan hat eseri. Kâğıda yazılarak mukavvaya yapıştırılırdı. Levhanın ortasına bir daire yapılır, sülüsle oklu besmele, yuvarlak olarak ve besmelenin sağından başlayarak Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali isimleri ile göbek adı verilen dairenin orta kısmına nesihle Peygamberin vasıfları yazılır. Etek adındaki alt kısımda ise âyet ye hilye-i şerifenin devamı ile yazanın adı kaydedilir. Sağ ye solunda Peygamberin torunları Hasan ve Hüseyin'in adı yazılıdır.

HİND
ÂBÂDİSİ
Bk. Âbâdî.

HİND KAĞIDI
Pamuktan yapılan ve minyatürde kullanılan kâğıt.

HİND KALEMİ
Hindistan'dan gelen bir kalemdir. İçinde çok az boşluk vardır ye üzeri
beneklidir. Boğumları oldukça uzundur. Çok sert olduğundan hattatlar bu kaleme pek ilgi göstermemişlerdir.

HİNDİ
Orta kalitede kâğıt çeşitlerinden biridir. Hint'te yapıldığından bu adı alır.

HİZANETÜ'L-KÜTÜB
Kütüphane

HİZİB GÜLÜ
«Hizp: kışını, bölük». Yazma Mushafların hiziplerinin baş tarafına konulan, etrafı yuvarlak, içi boş süsleme. Genellikle her beş sayfada bir sayfa kenarına konulur (Bk. Gül).

HOKKA
Küçük Kutu” manasına gelen Arapça bir kelimedir.
İçine mürekkep konulan yuvarlak kap. Eski hokkalara mürekkep doğrudan doğruya konulma; Lika denilen ham ipekten bir tutam, hokkanın içine yerleştirilip de mürekkep bunun üzerine dökülürse, lika, mürekkebi sünger gibi emer ve kalemin hafifçe likaya bastırılmasıyla, lüzumu kadar mürekkebi kalemin ağzını bular. Çok sanatkârane olanları, kapaklı ve kapaksızları vardır. «Eskiden çok kıymetli Çin gülabdanlarının boğazını kırarak dip tarafından hokkalar yaptırırlardı. Ağızları ve dipleri gümüş ve altın kapak ve ayaklarla süslenirdi. Bunlar sair porselen, altın ve gümüşten yapılırsa da Çin'de hokka olarak yapılıp gelmişleri yoktur. Kütahya'da çinî hattat hokkaları da yapılmıştır.

HOKKA TAKIMI
Yazı yazmak için gereken bir veya iki hokkayı ve kalemleri koyacak yerleri olan takım. Bunlar çoğunlukla uzunca bir tepsi üzerinde iki hokkadan meydana gelir. Birine mürekkep diğerine rıh konurdu. Kırmızı (sürh) mürekkebe mahsus ayrıca küçük hokkaları vardır.

HOŞ NÜVİS
İranlıların «hattat» karşılığı olarak kullandıkları terim.

HUB NÜVİS
Güzel yazı yazan, İranlılar «hattat» anlamına kullanmışlardır.

HURDA
Kırma yazılar biraz daha ince yazılırsa hurda adını alır. Talik hurdası, nesih hurdası gibi çeşitleri vardır. Bunların daha incelerine ise gubarî denilir.

Hurda nakış
Bk. Minyatür.

HURDA TEZYİNAT
Özellikle levhalardaki kelime ve harflerin süslenmesi için yapılan bezemeler.

HURDE
Farsça küçük anlamında bir kelime. İnce karakterle yazılmış hat yazısı. Alışılmış boyutlardan daha küçük boyutta yazılmış hat yazıları.


HURUF-I MÜTESELSİL

Hiç kalem kaldırmadan, devamlı bir satır hâlinde yazılan yazılar.

HURUF
-U MÜHMELE
Arap elifbasındaki noktasız harfler.

HUTUT-I SİTTE
Altı yazı, şeş kalem, aklâm-ı sitte.

HÜSN-İ HAT
Güzel yazı, yazı güzelliği. Estetik değeri olan İslâmi yazılara hat ya da hüsn-i hat, böyle yazanlara da hattat denir. Eskilere göre «Hüsn-i hat için kalemin âlâsı, mürekkebin râ'nâsı, kâğıdın zibâsı gerektir.»
Hüsn-i hatla Kur'an-ı Kerim, cüz, bilye, kitap, murakka, kıt'a, meşk, ferman ve i'lamlar yazılmış; ayrıca mimarî süsleme unsuru olarak da kullanılmıştır. Bk. Hat.

 




I

Istampa baskılı cilt
Soğuk ıstampa, üzerine modelin kazındığı bir demir levha kızdırıldıktan sonra derinin üzerine bastırılır. Bu Istampa modeli meşin üzerine bir altın yaprakla bastırılarak yaldızlı cilt elde edilir


ITRİ
Uzun, girintili çıkıntılı yaprak motifi. Hat ve kitap süslemelerinde, tezhipte kullanılır.
Süsleme motifi. Bir tür yaprak şeklidir. Itır yaprağına benzediğinden bu adı almıştır. Berk-i ıtrî de denilir.






İ

İBDA'
Yaratma; sanatın her devirde ve her yüzyıla ait bütün ayrıntılarını bildikten sonra, şimdiye kadar yapılmamış, yeni bir çığır açma; yeni, ayrı ve bir esasa bağlanmış üstün örnekler.


İ’CAM
Noktalama işlemi.
Harfleri noktalama, yazıya nokta koyma.

İCAZET
Hat öğrencisinin belirli seviyeye geldiğinde hocasından aldığı diploma, yeterlilik belgesi.

İCAZETNAME
Hat öğrencisinin belirli seviyeye geldiğinde hocasından aldığı diploma, yeterlilik belgesi.
İlimde ve yazıda öğrenimini bitirenlere verilen belge; hattat icazetnamelerine son asırda ketebe kıtası denilmiştir. İcazetnamede, silsilenamedeki gibi, kimin kimden yazı öğrenmiş olduğu sıra ile gösterilir. Kıtalarda ise yalnız öğrenci ve öğretmenin ismi ile dualar yazılmıştır. İcazetname almadan önce yazıya ketebe konulamaz.

İÇ
Arap harflerinin karınlı veya tekneli olanlarının çizgi içindeki kısımlarına verilen isim.

İÇ KAPAK
Dış kapaktan sonra gelen, bazen boş bazen da eserin adı ve vakıf mühürlerinin bulunduğu yaprak.

İÇ YÜZ
Kapağın iç tarafı. Bâzı ciltlerde tıraş edilmiş deri tezyin edilmeden düz olarak yapıştırılmıştır. Selçuklular zamanında ciltlerin iç yüzlerindeki süsleme, kızgın demirin bastırılması ile yapılmış belli motiflerden ibarettir. XV. yüzyıldan sonra birçok Türk cildinde iç kısım, ya oyma (katı') şeklinde veya dıştakinin aynı kabartma şekillerle süslenmiştir.
Ebru kâğıt kaplanmış veya âyet yazılmış müzehhep iç yüzler olduğu gibi, nadiren iç yüzde halkârî süslemelere de rastlanır.

İHCAM
Hat veya tezhipte harfi ya da motifi bir hamlede yazmak.

İHCAMSIZ
Hat veya tezhipte harfi ya da motifi bir kaç hareketle, duraklayarak yazmak.

İKLİL
Taç. Bk. Ser sûre.

İLHANİ
İlhanlılar devrinde Anadolu'da yaygın olarak kullanılan keşideli bir yazı türüne verilen ad.

İ
NCE YAZI

Eski yazıların bir sanat gösterisi olarak ince yazılması.
Bk. Gubarî


İ’RAB
Hareke. Harekeleme işlemi.

İS MÜREKKEBİ
İs mürekkebinin terkibindeki is, yakılınca is veren bezir yağı, balmumu, neft yağı, gaz yağı gibi maddelerden elde edilir. Çıradan veya zeytinyağından çıkan is, çok yağlı olduğu için makbul sayılmaz. İs mürekkebinin terkibine giren ve onu kağıt üzerinde tespit eden arapzamkıdır. İs mürekkebi yapmak için pek çok formüller yazılı olarak devrimize kadar gelmiştir.

İSFİDAÇ
Bk. Üstübeç.


İSTİF
Yazı Düzenlemesi.
“Bir şeyi birbiri üzerine ve sıra ile dizip yığmak” demek olan bu kelime, eski yazıda kelimeleri birbiri üzerine çıkararak dizmek yerine kullanılmış bir terimdir. Hattatlıkta değerli olan, ne kadar üst üste olursa olsun kolay okunanıdır. Rakım Efendi, sülüs istifte çok başarılıdır. Muhsin zade Abdullah Bey, yazacağı yazıyı kurşun kalemle istifler; âz okuma bilen bir çocuğa gösterip çocuk okuyabilmişse onu yazarmış

İSTİNSAH
Nüshasını çıkarmak, kopya etmek. Eskiden, müellifin yazdığı ya da hazırladığı kitabı elle çoğaltma işlemi. Bu işi yapanlara müstensih denilir.

 


 


J


JAPON KAĞIDI
Japonya'da su kenarında yetişen saza benzer bir bitkinin lifleri ayrılarak, elle yapılan, krem renkli, parlak, çok sağlam ve pahalı bir tür kâğıt. Özellikle, yazma eserlerin onarımında kullanılmaktadır.


JENGAR
Bakırdan elde edilen parlak yeşil renkte boya. Jeng, Farsça'da «pas» demektir. Bakır pası renginde boyaya da bu ad verilmiştir. Cetvellerde sık kullanılmıştır. Yalnız, bakır oksitlendiğinden bu boyaların sürüldüğü yerlerde zamanla yırtılma ve kırılmalar görülür.

JENGARİ
Bk. Jengâr


 



K


KAFTAN GİYDİRMEK
Üstat tarafından, öğrencinin beğenilen harf, kelime veya cümlesinin daire içine alınarak başarısının taltif edilmesi.

KAF-I TÜRKİ
"Kef" yazıldığı halde (g, ğ) olarak okunan kef harfi.

KAĞIT
Hat sanatının en önemli malzemelerinden biri de kağıttır. Eskiden kağıtlar bugün olduğu gibi doğrudan doğruya yazı yazabilecek şekilde fabrikadan çıkmazdı. Hariçten (Çin, Hindistan, Buhara, Avrupa...) olsun, yerli imalathanelerden (Kağıthane, Yalova, Bursa, Beykoz...) olsun ; gelen kağıtlar, pürtüklü ve kalemin yürümesine müsait olmayan bir haldeydiler. Hatta bazıları mürekkebi yayarlardı.

KALEMİŞİ
Tezhibin iç mimaride kullanımıdır. Mimaride duvarlarda, kubbelerde, tavanlarda, sıva, taş, ahşap, bez gibi malzemeler üzerine renkli boyalar ve altın varak kullanılarak yapılan süslemelere kalemişi ; bu süslemeleri yapan kişilere 'kalemkar', desenleri hazırlayan kişilere de 'nakkaş' denir.


KALEMTIRAŞ
Tig denilen kesici kısım, kıymetli malzemeden yapılmış sap ve bu ikisini birbirine bağlayan parazvanadan meydana gelir. Boyu 10-20 cm arasındadır.

KETEBE
İmza. Hattatın eserine koyduğu imzası.

KIT’A
Tek bir kağıda yazılan yazı parçası.

KİTABE
Cami, mescit, medrese, kale, türbe, kervansaray, han, hamam gibi bir mimarî eserin kapısı üzerine veya uygun bir yerine yerleştirilen, üzeri kabartma yazılı taş levha.

KLASİK TEZHİP
L
âcivert zemin üzerinde  altınla yapılan tezhiptir.


KOLTUK
Hat yazılırken y
azılı sahifelerin uygun köşelerinde özellikle tezhip yapılmak üzere boş bırakılan köşelerdeki kare veya dikdörtgen şeklindeki alanlardır.


KUFİ
Kufi denilen yazının en temelli karakteri geometrik olmasıdır. Kûfi’nin hangi çeşidi göz önünde bulundurulursa bulundurulsun, bu yazıda en çok göze çarpan şey,bütün mimarlık eserlerinde olduğu gibi, parçaların kanavayı meydana getiren parçacıkların dikey,yatay olmasıdır.

KUŞAK
Bir abidenin çevresini tamamen, yahut kısmen kuşatan ve uzaktan okunabilmesi için celî şekliyle yazılmış olan yazılar.

KUŞAK YAZISI
Cami ya da dini bir yapının iç duvarının tamamını veya bir kısmını bir şerit şeklinde kaplayan hat yazısı.

KÜLLİYE
Osmanlı zamanında Araplardaki bazı medreselere üniversite kelimesinin karşılığı verilen bir isim.





L


LAHİT
Harç ile yapılan mezar, ölüleri koymaya mahsus sanduka yerinde kullanılır bir tabir.

LAK
Bk. Lika

LAKE CİLT
Mukavva, deri veya tahta üzerine uygulanan çeşitli boyamaların üzerine vernik sürülmek suretiyle hazırlanan ciltlere verilen ad. Lake ilk defa 5000 yıl önce eski Mısırda tahta lâhitler üzerinde görülmüştür. Sulu boya ile yapılan nakışların bozulmaması için, bir sıvıda eritilen bir nevî reçine, boyalar üzerine kaplanmıştır. Bu, suda erimeyen ve bozulabilecek altınlı ve sulu boyalı kap nakışları üzerine, korumak amacıyla sürülen bir verniktir.
Ciltlerin üzerine boya ve altınla çiçek v.s. resimler yapılır; üzerine rugan (bk. rugan, rugani) da denilen vernik çekilirdi. Önce mukavva murakka hazırlanır, murakkanın üzerine vernik çekilir; üzerine altın veya boya ile nakış yapılır, üst üste birkaç kat vernik çekilirdi. Deri üstüne yapılacaksa, sirkeli yumuşak bir bezle derinin yüzü temizlenerek yağı alınır, bu işlemle boya veya altının deri üzerine düzgün olarak sürülmesi ve dökülmemesi sağlanır; boya ve altından sonra da birkaç kat vernik çekilirdi
Türkiye'de bilhassa Diyarbakır Bursa, İstanbul ve Edirne şehirlerinde lake cilt yapılmıştır. Önceleri rugani diye isimlendirilen bu ciltlere, en güzel örnekleri Edirne'de yapıldığı için, Edirnekârî de denilmiştir.
XVIII. yüzyıl sonlarında lake ciltlerde bir gerileme başlayarak, sonraları Avrupai tesir altına girmiştir. .

LAKİT
Kırmızı boya. Hattatlarla Müzehhiplerin yazı ve tezhipte kullandıkları bu boya kırmız böceğinden çıkartılır. Şapla işlenerek kırmızı renkli boya hâlinde bir tortu teşkil eder

LAL EFŞAN
Celî divanî yazılarda harekelerden sonra gayet ince olmak üzere toz hâlinde serpilen kırmızı boyanın adıdır.

Lâl-i BEDAHŞİ (Bedahşânî) : Bedahşâ
n kırmızısı.

LASI
Bk. Lika.


LAL MÜREKKEBİ
Lotur, Şekerci çöğeni, şap ve su belirli oranlarda karıştırılıp kaynatıldıktan sonra suyu alınır; bunun içine “kırmızböceği” nin kurutulmuşu, iyice dövülerek ilave edilir ve tekrar kaynatılır. Bu şekilde edilen lal mürekkebinin, pek cazip kırmızı rengi vardır.
Kırmızı mürekkep.

LEVHA
Kitap başlıklarına verilen ad. Başlık veya serlevha da denir. Hüsn-i hatla yazılan ve çerçevelenerek duvara asılan yazılara da levha denilir. Bu yazıların küçüklerine ise kıt'a denilir.

LİF
Bk. Lika

LİKA
Hokkanın içine yerleştirilen ham ipekten bir tutam. Eski hokkalara mürekkep doğrudan doğruya konulmazdı. Mürekkep bunun üzerine dökülürse, lika, mürekkebi sünger gibi emer ve kalemin hafifçe likaya bastırılmasıyla, lüzumu kadar mürekkebi kalemin ağzını bular.

l — Mürekkep hokkalarının dibine konulan ham ipeğin adıdır. Arapça'sı milka'dır. İran'da ise kilke denir. Kamış kalemin, hokkanın dibine çarpıp bozulmasını, kalemin ucunda çok mürekkep kalmasını ve hokka devrildiğinde mürekkebin dökülmesini önlemek amacıyla kullanılmıştır. Lif de denilmiştir.

Tuhfe-i hattatın'e göre lika'ya. «peşm», «peşençe», «lası», «gersef», «zevane»,«penag” da denilmiştir.Mürekkep tortusundan katılaşan lika çıkarılıp yıkanır, çürüyünce yenisi konurdu.

2-Lika, aynı zamanda yaldız altına sürülen maddenin adıdır. Lâk da denilir. Zamk türünden bu madde önceleri yerli olarak yapılmış, sonra Avrupa'dan gelmeye başlamıştır.

LU-İ TEBRİZİ
Eskiden kullanılan şeker rengi yazı kâğıtlarından birinin adıdır. Bk. Kâğıt. Gûnî-i Tebrizî de denmişti






M


MADALYON SÜSLEME
Tezhipte ve ciltçilikte kullanılan beyzî ve dilim süsleme motifi. 

MAĞRİBİ YAZI
Bk. Hatt-ı Mağribî

MAHAT
Mücellit terimlerindendir. Kap ile dip (sırt) arasındaki açıklığa verilen addır. Bu kısma meşin veya bez kaplanır. Kapağa hareket kolaylığı sağlar.

MAHKUK
Maden, taş, tahta vesaire üzerine demir kalemle çukur veya kabartma olarak yazının oyulması.

MAHLAS
Asıl addan başka kullanılan ikinci ada verilen isimdir, şairler şiire başladıkları vakit böyle ikinci bir ad alırlar, onu şiirlerinde kullanırlardı. Devlet memuriyetine girenlerin bazılarına da amirleri tarafından mahlas verilirdi.

MAHZUF
Bk. Mücerret

MAKAS
Bk. Kâğıt makası

MAKATTA'
Deri veya kâğıttan oyma şeklinde yapılan işlere verilen ad. Bk. Katı'a.

MAKATTA
' YAZI
Bk. Kesme yazı

MA'KİLİ YAZI
Hiçbir parçasında yuvarlaklık olmayan, düz, dik ve köşeli bir yazı biçimidir. Kûfî yazı, bu yazıdan gelişmiştir.


MAKTA'
Makta 2-3cm eni,10-20 cm boyu olan, 2-3mm kalındığında kemik veya fil dişi bir plakadır. Bağa ve sedeften yapılan da makbuldür.

Mikta veya kalem yastığı da denir. Bir karış uzunluğunda, kalınca bir parmak eninde ve yassıdır. Kalemi yonttuktan sonra üzerine koyarak ucunu çıtlatmak için, yani dikine keserek yazı yazacak bir hâle getirmek için kullanılmıştır. Kalemin oturduğu yuvaya hane-i kalem denir. Makta genellikle fildişinden yapılmıştır. Altın kakmalı olanları da vardır. Ama bunlarda da kalemin ucunun geleceği yere ufak ve konik bir fildişi parça yapıştırılmıştır.

Makta ustaları mülga Mevlevî tekkelerinden ve bazen Bektaşî'lerden çıkmıştır. Bu maktaların baş tarafında zarif bir Mevlevi sikkesi ve altında talik yazıyla «Ya Hazret-i Mevlânâ» yazısı vardır. Daha altta hendesî şekillerde çiçekler ve üstatların zarif ve girift imzaları görülür.

N. Rüştü Büngül'ün, Eski Eserler Ansiklopedisi'nde makta yapan üstatlar arasında Bursalı Fahrî, Edirneli Nakşî, Çevrî, Resmî, Fikrî, Rıza ve Eski Reşid adları geçmektedir.

MEKTEP
Ekol
. Sanatta aynı esaslara tabi olan, aynı sanat prensiplerini müdafaa eden ve o tarzda çalışan sanatkarlar grubuna denir.

MALAKARİ
Tavan ve duvarlara alçı ile az kabartma olarak yapılan tezyinat. Kabartmalar gayet az kalınlıktadır ve ekseriya bir santimi geçmez. Bu tarz işe malakarî denilmesi, mala gibi küçük bir aletle yapıldığı içindir.

MALİZME
Eskiden, 20 sayfadan ibaret cüz yerine kullanılan bir terimdir

MATLAP
Yazmalarda sayfa kenarına konan ye metinde dikkati çekmesi gereken noktayı işaret eden küçük yazılar; bu yazıların süslenmesi.

MAZGALA
Bk. Zermühre

MECMA
Geniş karınlı, kare şeklinde madenî hokkalara verilen ad. Bu tür hokkaların kapaklarına şecâb denilirdi.

MECMUA
Yazma ya da eski basma kitaplarda birden çok eserin yer aldığı cilt bütünü.

MEKKE TOPRAĞI
Varak hâline getirilmek için tirşe ve zar içinde dövülen altının yapışmaması için kullanılan toprağın adıdır. Eskiden İstanbul'un Anadolu yakasına Mekke toprağı adı verildiği için, buralardan alınan toprağa da aynı ad verilmiştir.

MERTEBANİ TABAK
Merteban'da yapılan yeşilce sırlı seramik tabak. Altın ezme işleminde kullanılmıştır. Bk. Altın tabağı

MESAHİF
Mushaflar, sayfa hâline getirilmiş kitaplar, Kuran'lar.


MEŞİN
Cilt yapımında kullanılan koyun derisi.

MEŞK
Hat eğitimi veren hattatın, öğrencisine harflerin nasıl yazılacağını gösterdiği ders örneği.

Sülüs ve nesih yazı öğrenmek isteyen kimse, yazı temrini yaptıranların bir satır yazısını meşk itibar ederek, baka baka aynen taklit etmeğe kalkar; bunu nazırlar ve meşki ile hocasına takdim eder.

Meşk tariflerinde harfler üzerinde ufak ve büyük noktalar, hattâ talik çıkarmalarında noktalar arasında boş yuvarlak ve yaymalarıyla tarifler vardır. Noktalar yan yana harflerin açıklıklarını, çizgiler de harflerin yönlerini gösterir.

Hoca, öğrencisinin meşk taklidini alır, benzetilmeyen harfleri, açıklamalarda bulunarak düzeltir, öğrencisi de bol bol tekrarlayarak yazıyı öğrenmeye çalışır.


MEŞKETMEK
Hocasının verdiği örneklere bakarak hat çalışmak.

MEŞŞAKAHU
Bk. Ketebe

MECMUATÜ'R-RESAİL
Risaleler mecmuası.

MIKRAZ
Kesecek âlet, makas. Bk. Kâğıt makası.

MISKALE
Kazınan (hâkkolunan) kâğıdın pürüzlerini düzeltip, eskisi gibi parlatmak için, çoğu zaman deniz böceği kabuğundan yapılan âlet. Minkaf, halezon terimleri de bu anlamda kullanılmıştır.

MISTAR
Satar çizmeye yarayan âletin adıdır. Üzerinde sıra sıra bükülmüş ibrişim gerili bir mukavvadan ibaret olan mıstar, kâğıdın altına konur; üstünde, temiz bir bezle sarılı parmak gezdirilerek kâğıtta hafif kabartma çizgiler meydana getirilirdi. Çeşitli geometrik düzenlemelerle hazırlanmış mıstarlar vardır,

MISTAR KALEMİ
Yazma kitapların kenarlarına yaldız veya boya ile yapılan çizgileri çizmeğe yarayan âletin adıdır. Demirden pergel şeklinde idi. Boya yahut yaldız iki çatal arasına konur, öylece çizilirdi.

MİBREE
Hattatların ve kâtiplerin kalem yontmak için kullandıkları kalemtıraşın, Arapça adıdır.

MİBRET
Eğe cinsinden bir âlet. Kamış kalemin elyafı ile diğer kısımlarının temizlenmesinde kullanılırdı.

MİHZELE
Mürekkep süzecek âlet; keçe veya çuhadan olur.

MİCREDE
Divitin temizlenmesinde kullanılan âletin adıdır.

MİDAD
Yazı mürekkebi; yazı yazmaya mahsus siyah veya renkli sulu madde. Dude (b. bk.) denilen isten yapılır. Gûlzar-ı Savab'da. bir kaç çeşit mürekkep yapımı tarif edilmiştir.
Mürekkebe, iyi akması için, kaynatılmış nar kabuğu suyu konur.

«Hokkana lika koy, üzerini isle yapılmış mürekkeple doldur, biraz sirke yahut koruk suyu kat, biraz da aşı, zırnık kâfur koy; karıştır». Eskiden mürekkebi dövmek ve inceltmek için kervanlarda develerin üstüne, yanlarına şişeler veya fıçılar içinde asarlarmış. Develer hareket ettikçe mürekkep karışır, kendi kendine dövülürmüş. Ya da hamamlarda kapı tokmaklarına asılır, kapı açılıp kapandıkça mürekkep çalkalanıp incelirmiş.

MİDAD-I MUTAVVAS
Kuruduktan sonra çok parlak duran mürekkep.

MİDAK
Sürh adı verilen kırmızı boyayı ezmekte kullanılan âlet. Mermer veya somakiden düz olarak yapılır; üstüne konan madde, mermer veya billurdan bir âletle ovularak ezilir.

MİFREŞE
Kamış kalemlerin birbirine veya mahfazaya çarparak bozulmaması için, divitin kalem konan kısmına yerleştirilen örtü. Genellikle çuhadan yapılmıştır.

MİFREZ
Kalemin yarılması işinde kullanılan kalemtıraş.

MİHATTA
Hattatların, kalemin ucundaki kılları almada kullandıkları âlet. Mürekkep lif (lika) ile kullanıldığından, yazarken, çürüyen lif parçaları kalemin ucuna takdirdi. Bunları almak için mihatta kullanılırdı.

MİHFERE
Yanlışları düzeltmek için, yazıyı kazımakta kullanılan kalemtıraş, bıçak.

MİHRABİYE
Ucu ince tığlarla biten, mihrap şeklinde kitap başlığı, serlevha. Mihrak : Bk. Milhez.

MİHRAS
Renkli mürekkep yapmakta kullanılan maddeleri ezmeğe yarayan âletin adı. Buna havan da denilirdi. Somaki, pirinç veya mermerdendi.

MİKLEB
Eski ciltlerde alt kapağa sertâb ile bağlanıp, üst kapak ile kitap arasına girerek sayfa kenarlarım koruyan, ucu sivri parça. Sivri uçtan kenara olan uzunluk, kapak eninin yarısına eşittir. Türkçe'si karga'dır. Eski Türk ciltlerinde mıklebin üst ve iç tarafı da cilt kapağı kadar süslüdür, iç yüzlerde görülen kat'ı süslemelere mikleb içinde de rastlanılan. Mikleb, okuma sırasında, kalınan, sayfayı göstermek için de kullanılır.

MİKLEME
Kalem koymak için kullanılan kutunun Arapça adıdır. Daha çok kalemdan adı ile anılmıştır. Çoğunlukla mukavvadan ve beyzî olanları kullanılmıştır.

MİKRAS
Kesecek âlet, makas. Bk. Kâğıt makası.

MİKŞAT
Kamış kalemin kabuğunu soymaya yarayan âlet.

MİKTA
Bk. Makta

MİKYASSÜ-L HAT
Bk. Sülüs

MİL’AKA
Hattatların kullandıkları küçük kaşığın adıdır. Lal, sürh gibi sulu boya maddesi ile rıh'ın hokka ve kâğıda aktarılmasında kullanılmıştır.

MİLHEZ
Mürekkep karıştırmakta kullanılan âletin adıdır. Mihrak ve Farsça divitşor da denilmiştir.

MİLKA
Bk. Lika

MİNEKARİ
Mine işleri; mavi renkle işlenmiş iş;

MİNKAF
Bk. Mıskale

MİNYATÜR
El yazması kitapları süslemek için sulu boya ile yapılan ve metindeki olayları yansıtan figüratif resimlere verilen ad. İtalyanca "minature" kelimesinden alınmadır. Türkçe'de küçük nakış anlamına hurda nakış denilmiştir.

Minyatür (kitap resmi) şarkın resim tarzıdır. Minyatür sanatında en ileri giden ülke İran olmuştur. Fakat Türk sanatçıları da kendi üsluplarında nefis örnekler vermişlerdir. Osmanlılarda Fatih zamanından itibaren kitaplara minyatür yapılmağa başlanmıştır. Bunda Padişah'ın sanat ve resme olan ilgisi etkili olmuştur. Minyatür 18. yüzyıl sonlarına kadar devam etmiş, sonra resim sanatımız batıya dönmüştür.

Minyatürde figürler birbirini kapatmayacak şekilde üst üste dizilir; geride kalan figürler kâğıdın üst tarafında gösterilir; perspektif yoktur; insan figürleri önemlerine uygun irilikte yapılır; manzaradan uzaklığı renk ve boy oranı ile belirtilmez; en ince ayrıntı dahi minyatürde gösterilir; renkler ışık gölgesiz ve düz olarak sürülür. Toprak boya kullanılır. Boya sabit olsun diye XVIII. yüzyıla kadar yumurta sarısı katılmış fakat kuruduktan sonra boya yeniden kullanılmadığı için yumurta sarısı yerine (içine bir damla saf pekmez veya iki damla üzüm suyu karıştırılarak) tutkal kullanılmıştır. Minyatürlerdeki akarsular ise gümüş suyu (b.bk.) ile yapılmıştır.

Kitap resimleri, Hint kâğıdı, aharlı kâğıt veya parşömene yapılır. Boyalar üç aylık beyaz kedinin ense tüyünden yapılma  fırça ile sürülür, bir tek tüy veya samur kılı ile ince hatlar çizilir. Konu, önce ince fırça ve uhra denilen kiremit rengi boya ile desen hâlinde bir kâğıda çizilir. Altın, boya sürülmeden önce kullanılmalıdır. Boyadan sonra Çin mürekkebi ile ince ayrıntılar tamamlanır

MİSİN
Bk. Meşin    

MİTREŞE
Kalemler birbirine çarpmasın diye kalemdanların içine konulan çuha örtü.

MİZANÜ'L-HAT
Bk. Sülüs


MİSTAR (SATIRLIK)
Hat sanatında satır çizgilerini belirtmeye yarayan ve mıstar (satırlık) adıyla tanınan bir basit alet benimsenmiştir.

MOTİF
Süs, sık sık yinelenen çizgi süsü;,bir biçimin konusu. Osmanlı ciltlerinde; hataî, rûmî, bulut, penç, yaprak, gonca, geçme» nilüfer, ıtır yaprağı, gül, tepelik, orta bağı, tığ en çok kullanılan motiflerdir. Manzara, arabesk ve canlı hayvan motiflerine rastlanmaz.

Memlûk ve Selçuk ciltlerinde stilize ye arabesk motif görülür. Herat üslûbunda stilize motifle birlikte manzara ve hayvan figürleri de bulunur.

MUVVEÇ YAZI
Eski harflerle yazılan yazılardan birinin adı. Yılankavi çizgilerden ibaret olan bu yazıyı 1908'den sonra İsmail Hakkı Baltâcıoğlû) icat etmiştir. Yeni harflerin kabulüyle diğerleri gibi tarihe karışmıştır.

MUHAKKAK
Sülüs yazının yatık ve uzun çizgileri olan çeşidine verilen ad. Nadiren murakka ve kıtalar yazılmış, besmele dışında fazla kullanılmamıştır."
Sülüs yazıya göre harfleri daha düzümsü, çanakları genişçe ve derin olmayan yazıdır. Kuyruğu olan harflerin kuyrukları daha uzuncadır.

MUHARRİR
Tahrir eden, yazı yazan, katip, yazar, bir mevzuu yazı ile anlatan.

MUHAŞŞA
Haşiyeli kitap.

MUHAŞŞİ
Haşiyeyi yazan kişi.

MUHAYYER
Eski kâğıt çeşitlerinden birinin adıdır. Lui Tebrizî gibi bu da şeker renktir. Bk. Kâğıt

MUKABELE KAYDI
Kopya edilmiş nüsha ile aslının karşılaştırılıp kontrol edilerek bunun, kitabın zahriyesine veya hatimesine kaydedilmesi. Bu kayıt görülen kitapların doğruluğuna daha çok güvenilir.

MUKAVVA
«Kuvvetlendirilmiş». Klâsik ciltlerde ilk zamanlar tahta kulla­nılmış, daha sonra bunun yerini mukavva almıştır. Cilt için kullanılacak mukavva şöyle hazırlanır: İstenilen kalınlığı sağlayacak kadar kâğıt, suları aksi yönde olmak üzere yapıştırılır. Kolanın içine kabı kurttan korumak için şap, tenekâr, tütün suyu gibi zehirli maddeler katılır Bu suretle hazırlanmış mukavva iyice kuruduktan sonra tahta gibi sert olduğundan eğilip bozulmaz. Böyle mukavvalara murakka mukavva denilir.

MURAKIB
Bk. Ayak

MURAKKA’
Yazı parçalarından meydana gelen hat albümü.

1-Hattatların ayrı ayrı kâğıtlara yazdığı ve bir araya toplanarak mecmua (körüklü)
hâline getirilen meşk ve yazılara verilen ad.
2 — Birkaç kâğıdın suları aksi yönde olmak üzere üst üste yapıştırılmasıyla elde edilen mukavvaya verilen ad. Üzerine yazı sayfası yapıştırılır veya cilt kapağında kullanılır.

MURAKKA MUKAVVA
Bk. Mukavva

MURASSA CİLT
Kıymetli taşlarla bezenmiş cilt. Mine veya mercanla işli ciltler hâlen müzelerde mevcuttur.

MUSANNA
Usta elinden çıkmış, sanat eseri, çok süslü

MUSAVVİR
Eskiden insan resmi ve tablo yapan sanatçı. Ressam

MUSHAF
Sayfa hâlife getirilmiş şey. Türlü sayfalardan meydana gelen kitap; sonradan Kur'an anlamında kullanılmıştır.

MUŞTA
Baskı âleti (Bk. Kalıp); .Vaşsale demlen kâğıt yapıştırmaların ekini belli etmemek için mücellitlikte kullanılan âlet.

MUVAKKİTHANE
Vakit tayinine yarayan saat gibi aletlerin bulunduğu yerler hakkında kullanılır bir tabir.

MÜCEDVEL
Sayfa kenarları cetvelli olan kitaplar hakkında kullanılan bir terini.

MÜCELLİT
Kitap ciltleyen, ciltçi.

MÜCERRET
Eski yazıda noktasız harflerle yazılan şiir ve nesirler hakkında kullanılan bir terim. Mahzuf veya Mühmel de denilmiştir.

MÜCEVHER NOKTA
Bk. Nokta, Geçme nokta

MÜELLİF
Kitabı yazan kişi.

MÜELLİF HATTI

Yazmanın başka bir hattat tarafından değil, yazarın kendi el yazısıyla yazılmış aslı.

MÜELLİF MÜSVEDDESİ
Yazarın hazırladığı, beyaza çekilmemiş yazma eser. Mühmel : Bk. Mücerret.


MÜFREDAT
Hat öğretiminde, elifba’da bulunan harflerin tek başlarına yazılması ve ikili olarak birbirlerine bağlanarak yazılması.

MÜHRE
Kâğıtlar aharlandıktan sonra parlatma için kullanılan âletin adıdır. Bazen kalemtıraş kabzasının ucu da bu iş için kullanılmıştır. Kaymasını sağlamak için biraz sabun sürülür. Müzehhiplerin altını parlatmak için kullandıkları akike de mühre denilmiştir,

Mühre çeşitleri:

Böcek mühre : Deniz böceklerinin kabuğundan yapılmıştır. Cam mühre : Yuvarlak veya kalın camdan yapılmıştır. Çakmak mühre : (b. bk.) Damar mühresi : Tezhiplerde yaldızlanan yaprak damarlarını, süslemelerin girintili çıkıntılı yerlerini parlatmak için kullanılan, açılmış kurşun kalem biçiminde mühre. Tırnak mühresi de denilir. Har mühre : Katır boncuğu. Zer mühre : Yaldız cilalamaya yarayan ucu akik mühre.

MÜHRE TAHTASI
Üzerinde kâğıt mührelenen âletin adıdır. Pesterek de denilmiştir. Ihlamurdan yapılan ve ortası çukurca olan bu tahta çeşitli boylardadır. Tek parça olması şarttır.

MÜHRELİ KAĞIT
Ahardan sonra mühre sürülerek parlatılan ve kalemin üzerinde kaydığı kâğıt. Bu kâğıtlar mürekkebi emmez.

MÜHRESENK
Akik türünden bir taşın adıdır. Bir sopaya takılarak, tezhip nakışlarını ve yaldızlan mührelemekte kullanılmıştır.

MÜHREZEN
Kâğıtların üzerine mühre vuran sanatkâr.

MÜHÜR
Yazma eserin kime ve niçin ait olduğunu göstermek amacıyla basılmıştır. Kitabın hangi kütüphaneye ait olduğunu gösteren "demirbaş mührü", sadece bağışlanan kitaplara vurulan ve bağışlayanın adını taşıyan "bağış mührü", "vakıf mührü" ve yalnız isim bulunan "zat mührü" gibi çeşitleri vardır.

Eski mühürlerimiz taşları, madenleri, sapları ve kazınmaları bakımından güzel sanatların bir kolu halindeydi.

Meşhur hakkâkların çeşitli maddeler üzerine kazıdıkları isim," mısra, âyet ve istifler büyük sanat değeri taşımaktadır. Üzerine akik, yakut, firuze, yeşim taşı kakılmış mühürler vardır.Manzum mühürler de yaygın olarak kullanılmıştır.

«Şair, Hamit'in dedesi Abdülhak Molla'nın mühründe

"Çaresaz ola hakim-i mutlak Bula her derde deva Abdülhak beyti" kazılı imiş.

MÜLASIK
(İltisaklı) bitişik. Aralık verilmeden
yazılan yazı. Bk. Hat.


MÜLEMMA ŞEMSE

Motifin hem zemini, hem de kendisi altın yaldızla işlenerek yapılmış şemse.M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü1nde «Renkli şemseler hakkında kullanılan bir tâbirdir. Kabın şemse veya köşebent kalıbının Basılacağı kısmın münasip noktalarına, kap meşinine zıt renklerde meşin parçalar yapıştırılarak, üzerine kalıp basılmak suretiyle yapılırdı. Yaldız işleme aradan görününce renk renk meşinler kitaba başka bir güzellik verirdi» demektedir.

MÜLEVVEN ŞEMSE
Bu şemselerde tek renk deri kullanılmayıp, bezemeler cilt kapağında kullanılandan başka renkte deri ile kaplanmıştır. Bu şekilde renkli derilerle yapılan mülevven şemse ciltte, motifleri üstten veya alttan ayırma tarzında altınla bezemek mümkündür.

MÜMSİHA
Hattatlarla kâtiplerin kalemin mürekkebini silmek için kullandıkları beze verilen ad. Bu bez siyah ve yumuşak olurdu.

MÜNHANİ
Kelime olarak "eğri çizilmiş" anlamındadır. El yazması kitap süslemelerde 11. yy ile 15. yüzyıllar arasında çok sık kullanılan bir desen çeşididir. Birbirine yapışık kümeler halinde olup kendine özgü bir renklendirme özelliğine sahiptir.
Eğri, Bk. Selçuklu münhanîleri.

MÜREKKEB
Yazı yazmakta kullanılan maddenin adıdır (Bk. Midad). Dûde denilen bezir veya kandil isinden yapılmıştır. Süleymaniye Câmii'nde, kandillerin isi hava cereyanı ile özel olarak yapılmış bir odacığa toplanır ve mürekkep yapımında kullanmaları için, hattatlara verilirmiş.

MÜREKKEB YALAMAK
«Okuyup yazmak, ilim öğrenmek» yerine kullanılan bir deyim. Bezir isi mürekkeple aharlı kâğıda yazılan yazının yanlışı yalamak suretiyle silindiği için bu deyim ortaya çıkmıştır.


MÜREKKEBAT
Hat öğretiminde, öğrenciye terkip ve tertip yeteneği kazandıran, cümle şeklindeki yazı örneklerinin çalışılması.

MÜRGDAR ŞEMSE
Çiçekleri arasındaki dalların üzerinde kuşlar bulunan şemselere verilen ad.

MÜRSEL VAV
Vav harfinin yazılış biçimlerinden biri. Bu türlü vav harfi yuvarlak yazılırdı.

MÜSENNA

İki kat, iki katlı; iki kısımdan meydana gelmiş, iki noktalı harf.


MÜSENNA YAZI
Düz ve ters olarak yazılmış hat istifi. Simetrik. Soldaki sağdakinin ters şeklidir.
t ve kitap süslemelerinde, tezhipte kullanılır. Itır yaprağına benzediği için bu adla anılır.

MÜSTENSİH
İstinsah eden; kitabın kopyasını çıkaran kimse.

MÜSVEDDE
Karalama, taslak; beyaza çekilmek üzere ilk kez yazılan ve üzerinde düzeltmeler yapılan yazı.

MÜŞAHİDE
Bk. Ayak

MÜŞAİR
Halkâr için altın ezme işleminde, ezilmeden kalan ve hemen çöken altın parçalarına verilen ad. Bunların yeniden ezilmesi gerekir. Bk. Halkâr.

MÜŞEBBEK
Şebeke şekline sokulmuş, ağ ve kafes gibi örülmüş olan.

MÜŞEBBEK ŞEMSE
Deri ince ince oyularak cild kapağının içyüzüne yapıştırılmak suretiyle yapılan şemse. Katı'a şemse de denilir.

MÜŞİR   Bk. Ayak
MÜŞ'İR 
Bk. Ayak
MÜŞİRE
Bk. Ayak

MÜTEFERRİK
Dağınık, ayrı ayrı; içinde değişik, eserlerden parçalar bulunan yazma eser.

MÜTESELSİL
Bk. Huruf-ı müteselsil.

MÜZEHHEP
Eski yazmaların tezhipli olanları. Baştan sona tezhipli kitaplar yapıldığı gibi yalnız ilk, bazen ilk ve son yaprağı tezhipli kitaplar da vardır. Kuran'ların ilk iki, diğer yazma kitaplarınsa birinci sayfası çoğunlukla tezhipli olur.

MÜZEHHİP / MÜZEHHİBE
Tezhip yapan sanatkâr. Bunların çarşıları vardı. Müzehhipler arasında hattat olanlar bulunduğu gibi, birçoğu kullandığı boyayı da kendisi yapardı.
Tezhip yapan erkek / hanım. Ezilmiş toz altınla birlikte sulu guvaj boya ile tezyinat yapan sanatkâr.

MÜZNİB
«Suç işleyen,  günahkâr». Bk. Ketebe







N


NADİR NÜSHA
Fazla nüshası bulunmayan yazma eser.

NAKIŞ
Eskiden boyalı resimlere, minyatürlere verilen ad. Yazma kitaplara renkli olarak yapılan süsleyici resimlere, minyatürlere nakış, yapanlara da nakkaş denilirdi. Buna tasvir ve şebih yazmak (b. bk.) da denilirdi. Yapanlar nakkaş, musavvir, şebihnüvis adlarını alırdı.


NAKIŞ RESİM

Minyatür.

NAKIŞHANE
Nakış yapılan yer; resim atölyesi karşılığında kullanılmıştır. Fatih Sultan Mehmet, yeni sarayında bir saray nakışhânesi kurmuş ve başına da Özbek asıllı Baba Nakkaşı getirmişti. Lâle devrinde ise milli resim ve oymacılığımız üzerine albümler hazırlayan özel nakışhâneler bulunmaktadır.

NAKKAŞ
Yazmalara minyatür ve tezhip yapan sanatkâr, özellikle kitaplara minekârî resim yapanlara denilmiştir. Nakkaşlık İranlılar tarafından geliştirilmiştir. Şark nakkaşlarının başı üst ad Bihzad'dır.

NAKŞ-İ ẬBİ
Su ve zamk ile karıştırılmış boyaların kâğıt üzerine sürülmesiyle yapılan resimlerdir. İranlıların gevaş tâbir ettikleri bir usûl ile yapılırdı. Bu usûlde boyalar şeffaf değildir, renklerin içinde beyaz vardır. Bunu da çoğunlukla beyaz veya altın bir astar zemin üstüne işlerler ve boyaları beyaz boya ile karıştırırlardı.

NAKŞ-I ZERKAR
Yaldızla yapılan süslemelere verilen ad.

NAZIR
Eski kitaplıklarda denetleme işini yürüten kişi.

NECMEDDİN ENRUSU
Meşhur hattat, mücellit ve ebrûzen  Necmeddin Okyay'ın buluşu olan çiçekli ebruya verilen ad.

NEMEKAHU
Bk. Ketebe

NESEHAHU
Bk. Ketebe

NESİH
Bir yazı çeşidi.
Sülüs’e tabi olup, onun üçte biri kadardır. Bu yazı teknik bakımından sülüsün üçte ikisini neshetmiş ve üçte biriyle de ona tabi olmuştur. Daha çok kitap istinsahında kullanılmıştır. Kûfî yazının, köşelerinin yuvarlanması ile meydana gelmiştir. Abbasî veziri İbn-i Mukle'nin kûfîyi değiştirerek nesih yazı sitilini meydana getirdiği rivayet edilir. Daha çok Kur'an-ı Kerim'ler nesihle yazılmıştır. Murakkalar ve bilyelerin göbekleri de nesihle yazılmıştır. Türk hattatlarınca çok kullanılmış bir yazıdır.

NESTALİK
Osmanlılarda ta'lik adı verilen yazıya İranlılar, «nesih» ile «talik» ten bozma olarak «nestalik» demişlerdir.

NEŞŞAF KAĞIT
Sünger kâğıdı gibi gözenekli bir kâğıt. Mürekkepçiler bunu mürekkebi süzme işinde kullanmışlardır.

NEVREGAN
Mücellitlerin mukavva ve deri oymakta kullandıkları âletin adıdır. Eğri ve ağzı keskin olan bu bıçağın ucuyla katı' da yapılırdı.

NİGAR
Eskiden resim, suret, insan resmi yerine kullanılan, Farsça bir kelimedir.

NİGARENDE
Bk. Nigârî

NİGARHANE
Eskiden resim ve tasvir yapanların çalıştıkları yer.

NİGARİ
Eskiden insan resimleri yapan ressama verilen ad. Nigârende de denirdi.

NİHLE

Cam üzerine nakşedilmiş ebru


NİŞANLI ŞİRAZE
Bk. Şiraze

NİŞASTA AHARI
Nişastanın pişirilmesiyle yapılan âhar. Bu âhar sürülen kâğıt kolay silinirdi. Çifte âharlı ebru yapımında da, yumurta âharının altına bu âhar sürülmüştür.

NİZAMŞAHİ
XVII. yüzyılda kullanılmakta olan bir kâğıt cinsi.
Ayrıca bk. Kâğıt

NOKTA

Kur'an-ı Kerimlerde  âyet ve cümleleri ayırmak, yazmalarda durakları belirlemek için kullanılmış küçük yıldız ve çiçek şekillerine verilen isim. Muntazam, geometrik olanlarına mücevher nokta, altı köşelilere şeşhâne nokta, beş yapraklılara pençberg denilir. Diğer şekilleri: geçme nokta, yaprak nokta, helezonî nokta, zerender-zer nokta... (bunlara bk.).

NOKTA DEMİRİ
Mücellit terimlerindendir. Noktalar üzerine vurulan demirin adıdır. Bununla ciltlerde nokta yapılır.

NOKTASIZ YAZI
Arşivde, kimi nedenlerle noktasız olarak yazılan yazı. Siyakat, tevkî, divanî kırması gibi yazıların noktasızlarına rastlanmaktadır.

NÜSHA
l — Bir eserin elle yazılarak çoğaltılmış olanlarından her biri.
2 — Tezhip terimi. Talik yazı ile eğimli yazılan levhalarda yazı ile çerçeve arasına üçgen şeklinde yapılan süslemenin adıdır,

NÜVİS
Yazan, yazıcı.


 


O


OKLU BESMELE
Sin (س) harfi çekilerek yazılmış olan besmele,

OKRA
Ciltte kullanılan derilerde kurt yeniklerinden meydana gelen izlere denilir.

OYMA
Bk. Katı'
 

 



Ö


ÖRDEK BAŞI
Tezhipte kullanılan zümrüdî yeşil renge verilen ad.

ÖRGÜ
Bk. Geçme




P


PAFTA
Bk. Kartuş-pafta

PALI
Mücellitlerin kullandıkları derilerin tıraşından çıkan parçalara verilen ad.

PAHINI ALMAK
Tıraş edilen derilerin kalan pürtüklerini temizlemek, deriyi bir defa daha inceltmek.

PAPİRÜS
Nil kıyılarının bataklık kesimlerinde yetişen «Cyperus papyrus» adlı bitkiden yapılan bir tür yazı kâğıdı.

PARAZVANA
Bk. Prazvana

PARÇA SU
Bk. Kesme

PARÇALI ŞEMSE
Eski kitap ciltlerinin kapları üzerine yapılan bir şemse çeşidi. Kitabın kabını kaplayan meşinin ortası kesilerek ve başka bir meşin, üzerine hazırlanan şemse parçası buraya yerleştirilerek yapılır.

PARS BENEĞİ
Bk. Çintemani.

PARŞÖMEN
Mısır'dan papirüs alamayan Bergamalıların koyun, keçi ve özellikle dana derisinden yaptıkları bir tür yazı kâğıdı.

PAYENDE
Bk. Ayak

PENAG
Bk. Lika

PENÇ
Tezhipte, açılmış küçük gülleri andıran, beşli, ufacık süsleme motiflerine verilen ad.

PENÇBERG
Beş dilimli yaprak. Âyet aralarında görülen beş yapraklı tezhiplenmiş şekiller. Bk. Nokta.

PENÇHANE NOKTA
Bir yuvarlak nokta beş dilime ayrılmışsa verilen ad.

PERDAHT YOLU
Yazma kitapların başlıklarıyla levhaların kenarındaki süslere verilen ad.

PERGAMENT
Bk. Ak deri, parşömen.

PERSPEKTİF
Eşya ve nesnelerin uzaktan görünüşü; nesneleri bir yüzey üzerine görüldükleri gibi çizme sanatı.

PERVAZ
Yazı levhalarının kenarlarına yapıştırılan kâğıtlara verilen ad. Genellikle ebrûdan olurdu. Tek renk kâğıt yapıştırılmışsa «tek pervaz», ince şerit hâlinde ikinci bir kâğıt daha
 yapıştırılmışsa «çift pervaz» denilir.

PESEND
Altın süslemenin zer mühre sürülüp parlatılmasıyla elde edilen parlak yaldızlı işlere verilen ad.

PESTEREK
Bk. Mühre tahtası.

PEŞENCE
Bk. Lika

PEŞM
Bk. Lika

PİRİNÇ AHARI
Bk. Âhar

PRAZVANA
Kalemtıraşın bıçağıyla sapı arasında bulunan ve çoğu zaman pirinçten yapılan bir çeşit madenî bilezik. Prazvana da denilir. Altın veya gümüşten prazvanası olan kalemtıraşlar da vardır.







R



RABITA
Bk. Ayak

RAHLE
Üzerine Mushaf, kitap konulmak ve yanına oturarak okumak için kullanılan, iki yandaki ayakları oymalı, kenar pervazları ve üzeri düz tahtadan küçük masanın adıdır. Birbirine geçmiş iki tahtadan yapılan ve (X) biçiminde olanlarına geçme rahle denilirdi. Selçuklular devrinde tahta oymalıları, sonradan sedef kakmaları yapılmıştır.

RAK
Ciltte kullanılan ceylan derisi; ince tıraşlanmış deri.

RAKAM
Yazı yazma.

RAKAMEHU
Bk. Ketebe

RAKIM
Yazan, çizen.

RAMAD
Müzehhipler altın döverken tirşenin kenarlarından dışarı taşan parçalara verilen addır.
Ramad, Arapça'da «ateşin külü» demektir. Taşan altın parçaları küle benzediği için bu kelime kullanılmıştır.

REALİST ÇİÇEK DEMETİ
Lake ciltlerin süsleme motiflerindendir. Vazolu veya vazosuz resmedilmiş ve üzerine "vernik çekilmiştir. Tabiattaki biçimiyle resmedilmiş çiçek motiflerine, stilize çiçek motiflerinden ayırt edilmesi için, verilen addır

REDDADE
Bk. Ayak

REMZİ MOTİFLER
İşaret ve sembol biçimli motifler,

RESSAM
Eski yazma ve levhalara çizgi ile boyasız resim yapan sanatçı.

REYHANİ
Bir yazı tarzı.
Muhakkak'a tabi olup onun ince kalemle yazılanına verilen ad. Kalınlığı sülüs kadardır. Bu yazıda gözü kapalı harf yoktur. Kurban ve dualar yazılmıştır, İbn Bevvâb tarafından icat edildiği söylenir.

REYHANİ BESMELE
Reyhanî hattıyla yazılan besmele. M mimlerin gözü açık yazdır ve sin'den sonra çizgi (keşide) bulunmaz.

RIH
Mürekkeple yazılan yazıyı kurutmakta kullanılan tozun adıdır. Farsça «kum» demek olan rik'den bozmadır. En kullanışlısı Manisa dağlarından çıkarılırdı. Aslında kırmızı olan kum, fırınlanınca sararır, çeşitli renklere boyanırdı. Siyahı, moru ve yaldızlı olanı vardı. Hattatlar yazılarında rıh kullanmaz, açık havada kuruturlardı. Çünkü rıh kullanılan yazıda incelik kalmazdı.


Porselenden yapılmış,  delikli rıhdanlara konur, yazı üzerine dökülüp, kuruyunca parmakla temizlenirdi.Name-i hümayunlarda altın rıh kullanılırdı.  Bu rıh doğrudan doğruya altın tozu idi.

RIHDAN
Kurutma tozu rıh'ın konduğu kabın adıdır. Yazı takımını tamamlayan rıhdan, takıma uygun olarak cam, maden, gümüş veya altından yapılırdı. Çoğunlukla üstü delikli silindir şeklinde veya hokka biçiminde yapılmıştır.
Bazen da rıh tabak biçimli bir kaba konularak küçük bir kaşıkla yazının üstüne dökülürdü.

RİK'A
Tevki' yazıya tabi olup onun ince kalemiyle yazılan yazıdır.
Okuyup yazması olan her Osmanlı'nın günlük yazışmalarında kullandığı ve ağzı 1 mm.yi geçmeyen kamış kalemle yazılan rıka hattı, eskiden yazanın kendi anlayışına göre elden çıkıyorken, XIX. asırda, Babıali Rik'ası diye isimlendirilen ve resmi işlerde kullanılan bir nevi ile yazılmıştır ki bunun öncüsü, Mümtaz Efendi (1225/1810-1287/1872) olmuştur.
Türklerin ortaya çıkardığı bir yazı tarzıdır. Ayrıntılar ortadan kalkmıştır. Mim harfinin gözleri kapanmış, sin  ve benzeri harflerin de dişleri ortadan kalkmış, iki ve üç noktalar (-) ve ( ^), ( v ) hâlini almıştır. Kolay ve hızlı yazılabildiği için el yazısına esas olmuştur.

RİK'A  
Üzerine yazı yazılan kâğıt ve deri parçaları.

RİSALE
Küçük kitap; risale, mecmua yerine de kullanılmıştır. Ama daha çok mecmuati'r-resail olarak, içinde birden fazla eser bulunan kitaplar hakkında kullanılmıştır.

ROKOKO
Mübalâğalı süsleme üslûbu. Klâsik cilt süslemesi, XVIII. yüzyıl sonlarında Avrupa'nın etkisiyle değişerek bu tür süslenmeye başlanmıştır. Mecazi olarak «modası geçmiş, çirkin olan şeyler» hakkında da kullanılır.

ROZET
Bk. Gülçe

RUBU'
Büyük boy kâğıdın dörde bölünmesiyle meydana getirilen eski yazma kitaplara verilen ad.

RUGAN
Sütten veya ot tohumlarından çıkarılan yağlar.

RUGANİ
Ciltlerle, kubur gibi sanat eserleri üzerine yapılan nakış
ve resimlerin parlak görünmesi için üstlerine sürülen maddenin adıdır. Boya, mürekkep, ahar, ebru mecmuası'nda  ruganî yapmak usûlü hakkında şu izahat vardır ; «64 dirhem ardıç sakızı, 240 dirhem şarap ruhu, 16 dirhem damla sakızı, 32 dirhem Venedik terementisi. Evvelâ şarap ruhunu düz bir şişe içine koyup sonra 3 parmak miktarı ince tatlı su kumu içine gömüp, ruhun içine ardıç sakızını koyup, ocakta kum içinde hallola. Badehu damla sakızı başka kapta eritip şişeye karıştırılacak, sonra terementi dahi bu suretle eritilip şişeye katılacak, badehu cümlesi bir yerde tekrar kaynatılıp, tamam kaynadıktan sonra bir mendil veya tülbent içinde sıcak iken süzülecek, fırçası daima içinde saklanacaktır. Sürülürken daima sıcak sürülecektir. Âlâ ve parlak olur.».

RUK'A
Yazılmış kâğıt, mektup Yazı yazılacak kâğıt, deri parçasına ruk'a denilir. Vesikalarda geçer.

RUMİ
Süsleme terimi. Hayvanların kanat, bacak ve bedenlerinin stilize edilmiş şekillerinden oluşan ve kökeni Orta Asya'ya dayanan, çok yaygın bir Türk süsleme biçimi. Rûmî'nin üzerinden ayrı parçalarla daha ufaklarının yapılmasıyla meydana gelen şekle ayırma rûmî; rûmî'lerin birbirine geçirilmesi ile meydana gelen şekle sarılma rûmî; levha kenarlarının iç pervazlarındakilere üç iplik rûmî denilir.

Türk süslemesinin klâsik üslûbudur.  Eskiden Anadolu'ya diyar-ı Rûm denildiğinden rûmî adını almıştır.

RUMİ ŞEMSE
Kitap ciltlerinin üzerine yapılan ve güneşe benzediği için şemse adı verilen süs motiflerinden birinin adıdır. Sivri, ucu kıvrık rûmî motiflerinden meydana getirilir.

RUMİ TAHRİR
Kitap ciltlerinin üzerine süs olarak çekilen siyah çizgilerin adıdır




S



SADBERG
Yüz yaprak; birçok yaprağın oluşturduğu çiçek şeklinde süsleme motifi. Atlas çiçeği adıyla da bilinir.

SAFİHA
Düz, yassı yüz; madenî levha. Yazma eser başlıklarındaki, çoğunlukla dikdörtgen veya beyzî biçimde, düz yaldız çekilmiş satıhlara da safiha adı verilir. Bazen bunlarda eserin adı yazılıdır.

SAHAF
Eski devrin kitapçıları. Bayezid Camii avlusundan Kapalıçarşı'ya giden yolun iki tarafındaki dükkânlar, eskiden sahaf dükkânı idi. Bugün Bayezid Camii bitişiğinde Sahaf Çarşısı bulunmaktadır.

SAHAF KİTABI
Eskiden satışı az olup, okuyucuları tarafından saklanan kitaplara verilen ad.

SAHTİYAN
Cilt yapımında kullanılan keçi derisi. Sahtiyan, klâsik usûlde ıslatılıp yumuşatılarak bıçkı ile kâğıt inceliğinde tıraş edilmek suretiyle hazırlanırdı.

SAK
Tezhipte çiçek motiflerinin saplarına verilen ad. Arapça sak, ağaçlarla bitkilerin kök tarafı veya insanın baldırı demektir.

SAKAL
Mücellit ve tezhipçilerin altın varaklan tutmak ve yapıştırmak için kullandıkları seyrek tüylü, genişçe fırça. Sakala benzediği için bu adı almıştır.

SALBEK
Eski ciltlerde şemsenin iki ucundaki uzantı süslemeye verilen isimdir. XVI. yüzyılda en güzel örnekleri görülen salbekler XVII. yüzyılda büyümeye başlamış, giderek eski güzelliğini kaybetmiştir.

SAMUR FIRÇA
Müzehhipler için en makbul olan fırça. Uzun yanan bir mum alevine benzemesi ve. ucunda ancak birkaç telli kıl bulunması şarttır.

SANCAK KURAN'I
Ceviz kabuğunun içine yerleştirilerek gemilerin sancak direğine sancakla çekilen Kurban. Cava kalemi ile yazılırdı. Bunlar için klâsik süslemeli, çok güzel mahfazalar da yapılmıştır.

SANCAK MUSHAFI
Sancak başlarına takılan küçük Mushaf'lara verilen ad.

SAP
Tezhipte çiçek sapına benzetilerek yapılan şekiller.

SAPLAMA ŞİRAZE
Bk. Şiraze

SARILMA RUMİ
Bk. Rûmî

SARMA DAL
Tezhipte çiçek ve yapraklı dalların kıvrılarak birbirine sarılmasından meydana gelen süsleme motifine verilen ad.

SATAREHU
Bk. Ketebe

SATIRLAMAK
(mıstarlamak). Üzerine yazı yazılacak kâğıdı mıstar (satırlık, b. bk.) üzerine koyarak hafifçe bastırmak ve böylece kâğıt yüzeyinde kabarık bir iz elde etmek.

SAYFA KENARI
l —-Bir kitap sayfasının, yazılı bölümleri çevresinde kalan boşluğu;
2 — Bu boş kısma yazılan not, derkenar.

SAYKAL
Cilâcı, cila âleti.

SAYKAL
-KAR
Yaldızcı.

SAYKAL
-ZEN
Yaldızcı.

SAYKALLI
Yüzeyi parlatılmış kâğıt.

SAYKALLI ABADİ  
Uçuk krem veya beyaz parlak kâğıt.

SAZ KALEM
Kamıştan yapılan yazı kaleminin adı.

SAZ YOLU
Uzun dallar üzerine yapılan süslere denilir. Kıvrımdal adı da yerilir. Daha ziyade çiçekli ye yapraklı olur. Rûmî motiflerinin ayrı hatlar hâlinde aralarda kullanıldığı görülür.

SEBEB-İ TE'LİF
Yazılış sebebi.

SEBERG
Üç dilimli yapraklar. Bitkisel süsleme motifi olarak kullanılmıştır.

SECAVEND
Kur'an-ı Kerim'i mânaya uygun olarak doğru okumak için konulan işaret. Mesela kaf(ق): durmayı; sad (ص): geçmeye izni; cim (ج}: durma veya geçmenin caiz olduğunu; mim (م) : muhakkak surette durmayı gösterir. Kelime, bu işaretleri koyan zâtın memleketi olan Secâvend şehrinden alınmıştır.

SECAVEND KALEMİ
Bk. Cava kalemi.

SECDE GÜLÜ
Kur'an-ı Kerim'de secde edilecek âyetlerin hizasına, sayfa kenarlarına yapılan yuvarlak, içi boş süsleme. Gül şeklinde olduğundan bu adı almıştır.

SEDEFKARİ YAZI
Bazı levhalarda görülen, sedef kakma suretiyle yazılan yazı.

SELÇUKLU EĞRİLERİ
Bk. Selçuklu münhanîleri.

SELÇUKLU
MÜNHANİLERİ
XI - XV. yüzyıl boyunca yazma kitap süslemelerinde çok sık karşılaşılan bir üslûptur. Genellikle Selçuklular tarafından kullanılmalarına ve kavisli, yumuşak ana yapılarına dayanılarak Ord. Prof. Dr.A. Süheyl ÜNVER  tarafından, bu üslûba Selçuklu münhanîleri adı verilmiştir.

Genel olarak rûmîlerin ve kuş kanatlarının iç bünyelerinde bulunan ayrıntılardan oluşup, kendine özgü bir renklendirme tekniğine sahiptir. Daima birbirinin arkasından çıkacak şekilde çizilerek meydana gelirler. Her bir münhanînin daralan kısmı kompozisyonun gerektirdiği belli bir yöne doğru gittikçe incelerek devam eder.

SEMBOLİK HAT SANATI
İslam sanatı için edebi semboller kullanımının kendisine has tatbik olunamazlığına rağmen günümüzün bazı hattatları bu yolu takip etmişlerdir. Hat sanatının bu türünde batılılaşma, sanatın kaynağı ve sürecinde yine tesirini göstermektedir.

SEMERKANDİ KAĞIT
Vaktiyle Semerkant'ta yapılan esmer; kaba fakat sağlam bir kâğıt. (Bk. Kâğıt).

SER SURE
Mushaf'ların sûre başlıklarına verilen ad. Dikdörtgen şeklinde tezhiplidir. İklil, serlevha, başlık da denilir.

SERE
Tuğra'nın şekillerinden olup, tuğra metninin yazıldığı kısımdır. Bu kısımda padişahın ve babasının adları yazılırdı. Bu kısma “kürsü” de denilir.
Bk. Tuğra.

SEREN
"Kef” harfinin üst çizgisi.

SER LEVHA
Başlık, yazma kitabın tezhiplenen başlık bölümü. Bir levha veya kitabın başına yazılan yazı ve yapılan resme de serlevha denilir. Fatih devrinde kitap başlıkları, ucu ince tığlarla biten mihrap şeklinde değil, sayfanın enince uzanan uzun dikdörtgenler şeklindedir. Bu devirde pembemsi, mavi ve siyah» renk; çiçek, dal, yaprak ve filiz motifleri, türlü geçmeler görülür.
Bazı yazmalarda bilhassa Kur’an–ı Kerim’lerde Fatiha ile Bakara suresinin ilk ayetlerinin yer aldığı karşılıklı iki sayfa  ve Sultanlara takdim olunan yazma eserlerde ilk sayfa ile karşısındaki sayfa tamamıyla tezhipli olabilir.

SERPME
Benek benek serpiştirilmiş olan çiçek, yaprak ve benzeri süslemelere verilen ad.

SERPME ALTIN
Serpme suretiyle yapılan ufak ufak aralıklı noktalardan ibaret yaldız süslemenin adı. Püskürtme olanına zerefşân denilir (Bk. Zerefşân).

SERTAB
Klâsik ciltlerde mıkleple alt kapak arasındaki parça. Sayfa kenarlarını korur ve mıklebe hareketlilik sağlar. Üzerinde âyet, beyit yazılı olanları vardır.

SEVAD
Siyahlık, yazı karalama.

SEVVEDEHU
Bk. Kelebe.


S
IĞIR DİLİ

Uzunlamasına açılan kitap ve mecmualara verilen ad. Beyazî de denilir.

SIRÇA
Bk. Kalem sırçası.

SIRMA İŞLEMELİ CİLT
Deri üzerine sırma ile çeşitli motifler işlenerek yapılan cilt.

SIRMAKEŞ
Gümüşü haddeden geçirerek sırma çeken sanatkâr.

SIRT
Ciltte alt ve üst kapağı bağlayan kısım. Dip de denir. Klâsik ciltlerde sırt yuvarlak değil, düzdür. Yazı ya da bezeme yoktur.

SIVAMA ALTIN
Kat kat sürülen altın. Bir kat sürülene sürme altın denir.

SIVAMA ŞEMSE
Zemini altınla kaplanmış olan kitap kâplarının üzerindeki şemse.

SIVAMA YALDIZ
Her tarafı yekpare ve som olarak yaldızlanmış süsleme.

SİLKME
Bir yazı ve motifi aynen bir kâğıda çıkardıktan ve iğne ile dikine olarak deldikten sonra, o kâğıdı asıl yüzey üzerine koyup üstünden içi kömür tozu ile dolu kese geçirerek iz bırakma usûlüne verilen ad.

SİLKME KALIBI
Silkme işinin yapılması için hazırlanan, iğne ile delinmiş süslemenin bulunduğu kopya. Meşhur hattatların silkme kalıplarına günümüzde de rastlanmaktadır.

SİLKME KESESİ
Silkme yapmak için kullanılan kömür tozunun konulduğu gözenekli torba.

SİLKME TOZU
Silkme işinde kullanılan, söğüt kömürünün tozu.

SİMA' KAYDI
Yazma eserlerde kitabı kopya eden kişinin yazdıklarını müellife okuduğuna ve müellifin de bunu dinlediğine dair, yazmaya konulan kayıt.

SİMDUZİ
Deri üzerine gümüş işlemeli cilt.

Simin kalem
Gümüş kalem. Bk. Kalem.

 

SİTTE (Aklam-ı Sitte)

Hat sanatında 6 çeşit yazıya verilen isimdir. Bunlar; Sülüs, Nesih, Tevkii, Küfi, Rika, Reyhani.


SİYAH MÜREKKEB

Eskiden neft, çıra isi, keçi kılı isi veya beziryağı isinden yapılan mûrekkeb.

SİYAKAT
Bir yazı çeşididir. Irak'ta Abbasîler zamanında icat edilmiş, Selçuklular zamanında Anadolu'ya girmiştir.
Resmî ye özellikle mâlî işlerde kullanılmıştır, înce, girift ve genellikle noktasızdır. Az yer kaplar ve çabuk yazılır. Rik'a ile bir sayfalık bir yazı, siyakatla 4-5 satir tutar.

Siyakat noktasız ve nadiren de noktalı olarak iki şekilde yazılmıştır. Kolay okunabilen şekli olduğu gibi, ancak mütehassıslarca, okunabilenleri de vardır. Harfler, kelimeler, satırlar daima birbirine yakın, hattâ bitişiktir. Asıl ismi erkam-ı divâniye olan siyakat rakamları, siyakat yazısı ile kullanıldıklarından bu adı almışlardır. Onlu, yüzlü, binli rakamları okumak zordur.

SOĞUK DAMGA
Eski ciltlerde, süsleme şeklini verecek kalıbın deri üzerine yaldızsız olarak basılması yoluyla elde edilen bezemeye verilen ad.

SOĞUK İPLİK
Meşin şemse ciltlerin üzerine soğuk iplik demiri ile çekilen çizgiye verilen addır. Bu çizgiler altınlanmaz, boş bırakılır.

SOĞUK İPLİK DEMİRİ
Meşin şemse ciltlerin üstüne çekilen çizgiyi yapmakta kullanılan âlettir. Balta şeklindedir.

SOĞUK ŞEMSE
Şemse kalıbı, yaldız kullanılmadan, doğrudan doğruya cildin üzerine basılacak olursa buna soğuk şemse denilir. Bütün İslâm ciltleri, XV. yüzyıla kadar bu şekilde yapılmıştır. Motifler cildin derisi renginde yapılmıştır.

SOM ALTIN
Kaplama olmayan, yekpare olan altın hakkında kullanılan bir terimdir. Parlak veya mat olanları vardır.

SOMAKİ EBRUSU
Somaki damarları gibi desenli olan ebrulara verilen ad.

STİLİZE
Karakteri kaybolmadan basitleştirilerek tezyînî ve şematik hâle sokulmuş biçim ya da motif. Üslûblandırılmış.

SU ÇİZGİSİ
Eski kâğıtların dokusunda bulunan, aydınlığa tutulunca görülebilen çizgi. Daha çok enine çizgilerdir.


SU DAMGASI
Bk.Filigran

SU İŞARETİ
Bk. Filigran

SU YOLU
Bk. Su çizgisi.


SUHUF
Sayfalar. Allah'ın dört kitaptan başka, Cebrail vasıtasıyla bazı peygamberlere yolladığı emirler. 100 tanedir;
Âdem'e (10), Şit'e (50), Idris'e (30), İbrahim'e (10) yollanmıştır.

SULTANİ KAĞIT
Eskiden ipekten yapılan iyi cins kâğıt. Bk. Kâğıt.

SUPARA
Eskiden mektep çocuklarının okudukları kitaplara denirdi. «Elifba cüzü» yerine «elifba suparası» gibi. Az sayfalı demek olan sukuf pare'den bozmadır.

Sûre gülü : Genellikle sûrelerin başladığı sayfa kenarına konan, içi boş, b az an da sûrenin adı yazılı yuvarlak süsleme. Bk. Gül.

SÜLÜS
Sülüs de Kûfî gibi İslam yazılarının ileri, en olgun kollarından biridir, belki de birincisidir. Hattatlık deyince sülüsün akla gelmesi de bundandır.
Her harfinin altıda dört parçası düz, altıda ikisi de yuvarlak olan yazıdır, İslam yazıları içerisinde ümmu'l-hutût olarak isimlendirilmiştir.
Eski yazı çeşitlerinden  biri. 2-3 mm kalınlığındâ kalemle, yazılır, harfler yumuşak ve ahenkli döner,. Harflerin üçte iki parçası düz, üçte bir parçası ise devirlidir. Bu Oran daima korunduğu için sülüs (=üçte bir) adını alınıştır. Hattın esasını teşkil eder ve hüsn-i hatta sülüs öğrenmekle başlanır. Ümmıffl-hat, Mikyasü'l-hat ve mizanü'l-hat diye şöhret bulmuştur. Bütün hat çeşit ve kuralları sülüsten çıkmıştır. Kur'an, yazma kitap, başlık ve sûre başları, hilyenin besmelesi, çoğu hat levhaları sülüsle yazılmıştır.

SÜNBÜLİ
Bir yazı çeşidi.

SURE BAŞLIKLARI
Sûrelerin başladığı sayfalarda surenin baş kısmına yerleştirilen tezhip formudur; genellikle surenin adı ; nerede nazil olduğu bilgisini içerir.


SÜRH
Kırmızı mürekkep. Yazma kitaplarda, konu başlıklarında ve metin aralarındaki şekillerde kullanılmıştır.

Bab veya faşd başlıkları kırmızı mürekkeple yazılmış yazma kitaplara da sürh denmiştir. Ateş renginde olanlara madenî sürh denir. Bu türlü kitapların sayfalarına da siyah, mavi yahut altın cetvel çekilirdi.

SÜRME ALTIN
Bir kat sürülen altın. Yalınkat olduğu için çok makbul değildir. Kat kat sürülene sıvama altın denilir.

SÜSLEME
Hattın bezenmesi, tezyinat, süsleme.

SÜTUN
Kitap veya yazmalarda sayfanın yukarıdan aşağıya doğru bölünmüş olduğu kısımlardan her biri, kolon.


 


Ş


ŞAKK-I KALEM
Eski kamış kalemlerin ucunu dikine olarak çatlatma. Sarih : Bir kitabı şerh eden, kitaba açıklama yazan kimse.

ŞEBİH
İnsan resmi. Tasvir de denir. Eskiden insan resmi yapmaya şebih yazmak denilmiştir.

ŞEBİH YAZMAK
İnsan resmi yapmak.


Ş
EBİHNÜVİS

Portre yapan. Bk. Nakış.

ŞECAB
Mecma adı verilen geniş karınlı kare şeklinde madenî hokkaların kapaklarına verilen ad.

ŞECERİ
Bk. Hatt-ı Şecerî

ŞEDDE
Eski yazıda üstüne konduğu harfi çift okutturan işaret.

ŞEFFAF KAĞIT
Bir resim üzerine konunca alttaki resmi görmek mümkün olan kâğıtlara denilir.

ŞEMSE
(Şems : Arapça'da güneş). Eski kitap ciltlerinin üzerine yapılan güneş şeklinde süsleme motifi. Kapağın tamamını kaplayan meşinin üzerine yapıldığı gibi, ayrı bir parça hâlinde kabı örten meşinin ortası hazırlanan parça büyüklüğünde kesilip yerleştirilmek suretiyle yapıldığı da olmuştur. Parçalı olmayıp meşinin üstüne yapılana yekpare şemse; parça hâlinde kesilip yerleştirilerek yapılana parçalı şemse; etrafı zincir şeklinde bordürlü olana zincirli şemse; kapakların mukavvası oyulup, içine kabartma olarak oturtulana gömme şemse; şemse kısmı zeminden farklı renkte olana mülevven şemse; sırf altın yaldızla basılana mülemma? şemse; kesilerek oyulmuş deriden yapılana müşebbek (katı? a) şemse; cildin üzerine kalıpla kabartma olarak basılan ve üzerine yaldız vurulmayana soğuk şemse; motif kalıbının zemini altınla doldurulmuş, motifler kabartma şeklinde üstte ve deri renginde bırakılmışsa alttan ayırma şemse; zemin olduğu gibi bırakılıp, yalnız motifler altınlanmışsa üstten ayırma şemse denilir.


Şemseler Anadolu Selçukluları ve XV. yüzyıl Osmanlı kitap kaplarında genellikle yuvarlak, dilimli, nadiren beyzidir. XVI. yüzyıldan itibaren ise oval biçimde ve salbeklidir. Şemse, salbek, köşebent kompozisyonunu kenarlarda bordur çevirir. Klâsik Türk cildlerinde genellikle şemse ile köşebent arasındaki kısım boş bırakılmış, az sayıda ciltte ise bu kısım da süslenmiştir.
Şemselerde genellikle rûmî ve hataî motifler, geometrik biçimler kullanılmıştır. Motif yerleşiminin çoğu zaman (S) harfi biçiminde bir hat gelişimi üzerinde oluştuğu görülür. Süslemelerde adeta bir ters simetri vardır.

ŞEMSELİ KAP
Kabında şemse bulunan kitap ciltlerine denir. Şemse, cildin
sağ kapağı üzerine yapıldığı gibi, iki kapağa, iç kapak veya miklebe de yapılmıştır.

ŞERH
Bir kitabın ibaresini kelime kelime açıp izah ederek yazılan kitap.

ŞEŞ KALEM
l — Eski yazıda kullanılan altı yazı türü. Bk. Aklâm-ı sitte;
2 — Bu altı yazı türünün altısını da çok güzel yazan sanatçı.


ŞEŞHANE NOKTA
Kur'an-ı Kerini'd.e ayet aralarında görülen altıgen biçimli süslü nokta.

ŞİKAF
Boya ile yaldızın birlikte kullanılması suretiyle yapılan süsleme. Halkârın hafif renklendirilmiş seldi. Yazma kitaplarda, sayfa kenarlarında bu tür süslemeler çok görülür.

ŞİKESTE
Eski yazı çeşitlerinden birinin adıdır. Kırık dökük şekilde olduğu için bu ad verilmiştir. Kırma da denilir. Ayrıca talik yazının bir çeşidine de şikeste denir.

ŞİRAZE
Klâsik ciltte kitabın yapraklarını düzgün tutan bağ ye örgü. Elle örülür ve 2 adet ince, uzun iğne ile çeşitli örgülere göre değişen kalınlıkta iki renk ibrişim kullanılır. Cilt yapılacak kitabin sayfalan cüz cüz alınır. Ustalık ve zevke göre yan yana dikilir. Dikişte kullanılan ipin uçları uzun bırakılır. Buna kanad denilir ve kitabın cilde bağlanmasını sağlar. Esas cüzleri birbirine ekleyen kısım/şirazedir. Kolonları formaların ortasından alınanlara nişanlı şiraze, gelişigüzel yerlerden alınanlara saplama şiraze denilir.

Çeşitleri; Sıçandişi, sağ sol yolu, tek baklava, çift baklava, geçmeli, alafranga...

Modern ciltlerde de şiraze taklidi olan yapıştırma şeritler süs olarak kullanılmıştır

ŞİRMAGA
Sapı balık derişi kaplanmış bıçak şeklinde kalemtıraş.

ŞUKKA
Arapça «parça» demektir ve kâğıt parçası anlamında kullanılmıştır. Yazına eserlere sonradan /eklenen yazılara şukka denilir. Küçük ayrı kâğıtlara yazılıp sayfa aralarına yapıştırılmıştır.

ŞÜKUFE
Mushaflarla yazma kitapların basma çiçek şeklinde yapılan süsleme. Bu süsleme altın üstüne üstübeçle yapılır. Şükûfe, Farsça «çiçek» demektir.

ŞÜKUFE ÜSLUBU
Tabiî ve üslûplanmış şekildeki çiçeklerle yapılan süsleme tarzı. Çiçek minyatürleri, demet, buket, vazolu, vazosuz çiçekler, tek çiçekler şeklinde yapılmıştır. XVIII-XİX. yüzyılların Türk süsleme biçimidir.






T


TABAKA
İnce yaprak hâlindeki kâğıda verilen ad.

TAHRİF-İ KALEM
Kalem değiştirme. XIII. Yüzyılda Amasyalı bir Türk olup, Abbasî halifesi Muşta'simdin kölesi olan Yakut al-Muşta1simi, o zamana kadar düz olan kamış kalem ucunu eğri keserek tahrif-i kalemi bulmuştur.

TAHRİR
Sayfanın yazı kenarlarını çevirmek üzere dört tarafına çekilen çizgi; cetvellerin kenarına çekilen değişik renkli çizgiler; boya veya altınla işlenen süsleme şekillerinin çevrelerine daha koyu renkte ve çoğunlukla mürekkeple geçirilen çizgiler.

TAHRİR ÇEKMEK
Satırlar arasına yapılan yaldızların etrafına ve yazı çevresine mürekkep ve fırça ile çizgi çekmek.

TAHRİRLİ HALKAR
Yazma kitapların sayfa kenarlarına altınla yapılan çiçek ve şekillerin, etrafına tahrir çekilmiş olanlarına verilen ad.

TA'KİHE
Bk. Ayak.

TA'LİK
Ta'lik yazı, aslında Tevki hattının XIV. Asırda İran'da kazandığı değişiklikle ortaya çıkan yazıya verilen isimdir ve orada daha çok resmi yazışmalarda kullanılmıştır.

Yatık çizgileri uzun, dik çizgileri kasa bir yazıdır; yaygın ve hafif sağa, geriye yatıktır, İranlıların kullandığı bu yazıya Osmanlılar talik, İranlılar ise nestalik demişlerdir. Talik, levha, kitabe ye kitap yazısıdır. Osmanlılarda ekseriya levhalarda kullanılmıştır. Yesarhâde Mustafa izzet Efendi bu yazının en büyük ustasıdır.

Talik'ın üç çeşidi vardır. Şikeste, çârdank, kamış kalem. Şikeste, nesih'e yaklaşan toparlanmış talik; çârdank, talik sülüsü; kamış kalem ise talik celisi, yani iri taliktir.

Talik'ın incesine, hafi veya ince talik yahut hurda talik denir.

TALİK KAĞIDI
Talik yazı yazmak için hazırlanan kâğıtlara verilen ad. Nakışlıya da ebrulu bir kağıt üzerine bundan 4-5 mm ufak olan Hint âbadisi veya benzeri kâğıt ortasından yapıştırılırdı. İstanbul'da bu kâğıdı hazırlayanlar kâğıdın köşelerine soğuk damga basarlar yahut altın varak üzerine isimlerini yazarlardı.

TA'LİKAT
Bir kitabın içindekileri tashih veya açıklama maksadıyla sayfa kenarlarına yazılan yazılar. Yazma eserlerde bu tür yazılara sık rastlanır (derkenar). B azan da bu tür yazılar ayrı bir eşer meydana getirir. Bunlara da ta'likat denir.

TARAKLI EBRU
Ebru için boya hazırlanırken sudaki boyalara tarakla şekil verilmek suretiyle elde edilen ebru. înce yollu bir görünümü yardır.

TARAMA EBRU
Gelgit ebrusu da denilir. Kitreli suya konulan boyalar bir. iğne ile düzeltilerek bu desen elde edilir.

TARİF
Yazı öğrenenlere, hocaları tarafından meşk etmeleri için verilen örnek.

TARRAH
Süslememi .desen çizen sanatkâr. Eskiden resim yapanlara, özellikle bahçe resmi yapanlara verilen addır.

TASDİK
İcazetname'ye, talebenin hocasından başka hocaların koyduğu kayıt.

TASHİH
Hat sanatında harfin fazla veya pürüzlü kısımlarının, yalama yahut tıraşlama suretiyle giderilmesi, eksik kısımlarının ise tashih mürekkebi ile doldurulması suretiyle yapılan işlem.

TASHİH KALEMTIRAŞI
Ufak boyda, küçük söğüt yaprağı biçiminde kalemtıraş. Burunları kavisli değil de üçgen şeklinde yapılan ve büyük yazıların tashihinde kullanılan kalemtıraşlar da vardır.

TASLAMAK
Ciltlerin ve kitap mahfazalarının hazırlanması anlamında kullanılan bir terim.

TASVİR
Resim, Bk. Nakış.

TAVLAMA
Kâğıdın sertliğini gidermek için yapılan işleme denir. Aharı çok olan ve sert kâğıtları birkaç defa tek tek soğuk sudan geçirip, ıslakken birbiri üzerine koyup, rüzgârsız bir yerde gölgede kurutmak suretiyle uygulanır.

TAVŞAN AYAĞI
Tezhibde altının tozlarını toplanla ve süpürme işinde kullanılan fırçanın adıdır. Bu iş için çoğunlukla tüylü tavşan ayağı kullanıldığından bu ad verilmiştir.

TEBER
Ucu sivri demir. Ciltçilikte altın yaldız üzerine tarama süs yapmakta kullandır.

TEBERRÜKEN
Başlanılan işin hayırlı ve bereketli olması için.

TEBYİZ
Bk. Beyaza çekme

TEFE
0n tane altın varağa deste, on destesine tefe (veya defe) denir,

TEK AHARLI
Ü
zerine bir defa ahar sürülen kâğıtlara verilen ad.

TEK DİKİŞ
Ciltçilik terimi. Tek dikişle dikilen ciltli kitaplar için kullanılır.

TEK GÖBEK
Ortasına şemse yapılmış ciltlere verilen ad.

TEK KUZU
Bk. Kuzulu cetvel

TEK NÜSHA
Bilinen yalnızca bir tane nüshası olan eser.

TEK PERVAZ
Kenarlarına yalnız bir renkte kâğıt yapıştırılmış plan levhalara verilen ad.

TEKALİ : Eski kâğıt çeşitlerinden birinin adıdır. Tek bir sayfadan ibarettir. Ayni kâğıdın iki sayfalı olanına cif ali denilirdi.

TEKER
Ciltçilikte, kapların üzerine yekşah yapmak için kullanılan âletin adı. Buna yekşah demiri de denir. Etrafında ufak dişleri bulunan saat çarkına: benzer madenî bir dairedir. Yaldızların üzerinden yürütülünce «yekşah» adı verilen noktalar meydana gelir;

TELATİN
Bir çeşit sağlam ve yumuşak sahtiyan olup, kendine özgü hoş bir kokusu vardır.

TELHİS
l—-Bir kitap veya fikrin özetini veren kitap ya da yazı.

2
—-Sadrazamların günlük olaylar özeti.

TEMELLÜK KAYDI
Yazma eserin ait bulunduğu kişiyi veya kitaplığı bildiren yazı, kayıt. Genellikle zahriyede bulunur.

TEMME
Eski yazıyla yazılan kitapların bittiğini belirtmek üzere son sayfaya konulan işaret. «Bitti, tamam oldu» anlamına gelir.

TEMMET
Yazma eserin bittiğini gösteren işaret . Kısaca temme üç mim veya tek mim konulduğu da olmuştur.

TENASÜP
Ölçülü olma; hüsn-i hatta aranan bir vasıftır. Harflerin boyları, kalınlıkları, harf aralıkları, kalem kalınlığına göre olmasıdır.

TENAZUR
Tersine denk durumlu olan süsleme şekilleri, simetri.

TENEKAR
Mukavva yapılırken, kabı kurttan korumak için kolaya katılan bir madde.

TERKİP
İstif anlamında, hat sanatında harf ve kelimelerin ahenkli bir surette terkip edilmesi.

TEŞRİFAT
Yazıda harflerin, yerli yerinde ve tehir yapılmaksızın kullanılması.

TEV-EMAN
İkizler. Bir yazı çeşidi.

TEVKİ
Sülüs'e tabi olup, onun ihmal edilmiş şeklidir. Ayrıca bitişmeyen harfler de birbirlerine bitiştirilerek yazılır.
2-3 mm kalınlığında ve kelimelerin arası birleştirilerek yazılan yazı. Osmanlı Divanî yazısının esasını teşkil etmiş, berat ye fermanlarda kullanılmıştır. Bazı eski tuğraların imzalarında da bu yazıya rastlanır. Ayrıca tuğra kelimesinin Farsça'sı nişan, Arapça'sı tevkiî'dir.

TEVKİİ
Bk. Tuğraî


TEZHİB
Yazma kitaplarla murakkalarda, boya ve altın tozu ile yapılan her türlü süsleme ,işine tezhib denilir. Böyle eserlere müzehheb, "tezhib yapanlara ise müzehhib denilir.

Arapça'da «altınlama» anlamına geliyorsa da, tezhip sözü yalnız altınla işlenen süsleme için değil', toprak boyalarla yapılan kitap tezyinatı için de kullandır. Hattâ bazı müzehhibler minyatür de yapmışlardır.

Yazılan kitaplarda zahriyeler, b.atimeler, kitapların ilk sayfa başları, başlık, Kuran'larda bahis başlangıcı (sure başı, fasılbaşı), secde kenarları ve değerli yazmaların sayfa kenarları tezhiblenirdi. Müzehhib, kalem fırça (bi bk.) ile tezhip şekillerini kâğıt üzerine çizer, sonra şimşir veya çinko üzerinde iğne ile delerek tezhiblenecek esas kâğıt üzerine tatbik eder ve ince kömür tozuyla, delinen şekiller esas kâğıt üzerine silkilir. Elle bozmamak için şekillerin dörtte bir kısımları silkilip, boyandıkça diğer kısımlara geçilir. Sonra boya, altınlama ve mühreleme işlemleri uygulanır. Tezhibde bazı boya ve yaldızlar kabarık gösterilmek istenirse, yaldız ve renk sürülmeden önce yumurta sarısıyla karıştırılmış kalınca beyaz boya ile kapatılıp kuruması beklenir. Sonra üzeri yaldız ye boya ile işlenir.

Türk tezhibi dört genel bölümde toplanabilir: l — Selçuklu tezhibi, 2 -— Osmanlı erken devir tezhibi, 3 — Osmanlı klâsik devir tezhibi, 4 — Batılılaşma dönemi tezhibi.

XV. yüzyılda genellikle rûmî üslûptaki kıvrımlı bezemeler, Lâle devrinde kökler ile çiçekler, barok devrinde ise Avrupa Rönesans ve barok kıvrımları taklit edilmiştir.

Teknik ayrılıklarına göre; zeminleri doldurulmuş ağır tezhipler, katı', saz yolu, pesend, halkâr, altın varak yapıştırma, ezilerek toz hâline getirme, serpme (zerefşan) ve püskürtme gibi çeşitli metotlar tezhibe uygulanmıştır

TEZHİBCİ
Tezhip yapan, müzehhib.

TEZYİNAT
Hattın bezenmesi, tezyinat, süsleme. Süsleme veya süslemeler demek anlamına gelen Arabça kelime. Zeyyene fiilinden üretilmiştir. İslam sanatında cami, mescid, külliye veya saray gibi mimari yapılarda gerçekleştirilen süslemelere denir.
 
TIĞ
Tezhibde desenin bitiminde kullanılan bir yardımcı süsleme motifidir. Süslemeden boş kısma geçiş, pek az örnek dışında, daima tığlarla yapılmıştır. Tığlarda motif genişten dara geçmekte, incelerek son bulmaktadır.
Tığlar genellikle mavi ile çekilmiş, ancak eserine ve tezhibine göre bu aha renge altın, kırmızı ve yeşil renkler de katılmıştır.
Sayfada yazı dışındaki süsler, mızraka benzetilerek bu isim verilmiştir.

TILA  
Eskiden hattatların aharladıkları kâğıdın üstüne sürdükleri madde. Kâğıtları kaygan hâle getirirdi
.

TIRNAK MÜHRE
Şemse kapları parlatmak için kullanılan, açılmış kurşun kalemi şeklindeki mühreye verilen ad. Damar mühresi de denilir.

TİLMİZ
Öğrenci. Hat eğitimi alan kişi.

TİRFİL
Celi sülüs istiflerinde süs unsuru olarak kullanılan X şeklindeki işaret.

TİRŞE
Üzerine yazı yazılacak şekle konulmuş hayvan derisine verilen ad. iyisi genç dana derisinden, adîleri koyun ve keçi derisinden yapılırdı. Eski yazılara göre tirşe şöyle "yapılır di: Deri, kılları kesilip kireçlendikten sonra ağaçtan bir dayanak üstüne serilir, içi kazınarak, yapışık kalmış et ve yağ artıkları kaldırılır. Bol su ile yıkanır, temizlenir. Tahtaya gerilir, ete yapışık kısmına ince elekten geçirilmiş tebeşir tozu serpilir ve yüzeyi sünger taşı ile düzeltilir. Kıllı yüzeyi de sünger taşı ile düzeltilir. Bu işlem sırasında çok dikkat edip deriyi yıpratmamak gerekir. Böylece hazırlanan deri çerçeveye gerilerek özenle saçak ve kuru havada kurutulur.

Elde edilen tirşe (parşömen) ince ve beyazdır. Buna verilen diğer bir ad ise velin1 dar. Tirşe beyaz, san ve kırmızı olmak üzere üç çeşittir. Yazı derinin bir yüzüne yazılır. Ak deri adı da verilir.

Ayrıca altın inceltmekte kullanılan deriye de tirşe denilir.

TİYN-İ HİKMET
Hattatlar tarafından tebeşire verilen addır. Tebeşir çuhaya sürülür ve tebeşirli çuha gezdirilmek suretiyle kâğıdın yağlılığı giderilirdi. Bu işlem kalemin kâğıdın üzerinde gereğinden fazla kaymaması için yapılırdı.

TORBA
Ciltçilik terimi. Kitap kaplan taşlanırken derinin yapıştırılmasından önce, kitabın üzerine iki taraf h konulup uç tarafı kitabin kalınlığına göre yapıştırılan kâğıdın adıdır. Körük bunun üzerine yapıştırılırdı.

TOZ VARAK
Tezhip ve ciltte kullanılan, altın tozundan yapılma varaklara verilen ad. Altın tozu, sıkıştırılarak yaprak hâline getirilmiştir.

TUĞ
Tuğra'nın kısımlarından olup sere'ye dikine olarak yukarı doğru çekilen üç eşit hatta denir. Bunun yerine elif de denir.
Bk. Tuğra.

TUĞRA
Osmanlı devrinde, tahtta bulunan padişahın adına çekilen "tuğra", padişahla birlikte babasının adını ve daima muzaffer olmasını dileyen bir duayı ihtiva eden özel bir şekildir. Tuğra bilhassa XVI. asırda tezhipli olarak hazırlanırdı. Tuğrayla padişahlar dışında, tarikat pirlerinin isimleri, yahut bir ayet veya hadis yazıldığı da görülmektedir.

Tuğra dört bölümden ibarettir :

Sere : Tuğranın alt tarafında bulunan ve asıl metnin yazılı olduğu kısmın adı. Kürsü de denir. Bu kısımda padişahın ve babasının adları yazılıdır. Sere, Osmanlı Padişahı  2. Mehmed'in tuğralarında belirlenmeye başlamış, önceleri dörtgene benzerken, II. Selim zamanında üstü daralarak üçgene benzemiş, daha sonra kaidesi yuvarlaklaşmış, II. Mahmud tuğra­ları ile son şeklini almıştır.

Beyze : Tuğranın sol tarafındaki yuvarlak kısma verilen, addır. Yumurtaya benzediği için bu ad verilmiştir. Tuğranın bu kısmı, tuğradaki baba adına işaret eden «bin» sözünün yazılış biçimidir. Bazen dal (^) harfi, bazen da yalnızca tuğrayı tamamlayan işaretler bu şekli alır. «Muzaffer» kelimesi tuğraya girdikten sonra bu kelimenin n (j) harfi sola doğru beyzeleri keserek uzamıştır, iç beyzenin ortasında «daima» kelimesi yazılıdır.

Tuğ : Tuğranın üst tarafındaki elif harfi şeklindeki çizgilerin adıdır. Bunlar bazen elif (ا), bazen lam (ل), yahut ısı (J) harfinin çizgisi olurlar,

Elif'(ا) veya elif-lâm (ل) da denir, Bazı tuğralarda tuğların bir kısmı hiçbir harfin uzantısı değil, yalnızca şekli tamamlayan işaretlerdir. Tuğların yanlarında flama şeklindeki kavislere zülüfveya. zülfe''deniş.

Kol : Hançere de denilir. Beyzelerin devamı olan ve Muzaffer kelimesinin üzerinden geçerek paralel şekilde sağa uzanan kısımlardır.

TUĞRA ÇEKMEK
Tuğra yazmak.

TUĞRAKEŞ
Osmanlı döneminde resmi evraklara tuğra yapan devlet görevlisi, Nişancı vekili. Tuğra istiflemede hünerli hattat.

TUĞRA-NUVİS
Bk. Tuğraî

TUĞRAİ
Berat, ferman y.b.'ne tuğra çekme işini yapanlara verilen unvan. Tuğra nüviş ve tevkiî de denilirdi.

TURNA GAGASI
Bk. Dönbaba

TÜRK ROKOKOSU
XVIII. yüzyılda Türk süslemeciliğinde Batı'nın oluşturduğu Barok, Ampir ve Rokoko stilleri mahallî karakterlerle karışarak «Türk rokokosu» ada yerilen yeni bir üslûbun doğmasına yol açmıştır.

TÜY KALEM
Kaz, ördek ve benzeri hayvanların büyükçe tüyleri, saplarından tıpkı kalem gibi sivriltilerek yazı ve nakışta kullanılmıştır.


 

 



U


UHRA
Minyatürde desen çizerken kullanılan kiremit rengi boyanın adı. Bk. Minyatür.

ULAMA

Yazma kitaplarda yazı ve sayfa kenarına su olarak yapılan birbirine bağlı kanca şeklinde süsleme.






Ü



ÜÇ BEYAZ NOKTA

Tezhib terimi. Zemin doldurmak amacıyla, küçük bir üçgenin köşeleri dizilişiyle konulan beyaz boyalı üç noktaya verilen ad.

ÜÇ İPLİK RUMİ
Tezhib terimi. Levha kenarlarının iç pervazına zencirek yerine resmedilen rûmî şekillerden oluşan kenar şeridine verilen ad. örgü şeklinde dizilmiş üç çizgide motifler yer almıştır.

ÜMMÜ'L-HAT
Bk. Sülüs

ÜNSİ
Kamış kalemin iki parçadan meydana gelen kesik kısmının yazandan yana olan tarafına verilen ad. Diğer kısmına vahşî denir.

Menakib-i Hünerveran, s. 10'da, hat çeşitlerine göre vahşî ve ünsî oranı belirtilmiştir.

Tuğrakeş Hakkı Altunbezer'in tanıdığı büyük hattatlar hakkında verdiği bilgilere göre;

«Şeşkalemcle maharet sahibi olan' Rakım Efendi'm.n, Eğrikapılı Rasim Efendilimi, Kazasker Mustafa izzet Efendinin, Şefik Bey'in, Sami Efendi' nin kalemlerinin ünsîsi ve vahşîsi müsavi surette idi» .

ÜSTADAN-I SEB'A
«Yedi üstad» anlamına gelen bir terimdir. Yâkut-ı Mustasımî ile Ergun Kâmil, Abdullah Sayrafî, Yahya-yı Sofi, Mübarekşah-ı Süyufî, jMübarekşah Kutub ve Şeyh Ahmed Sühreverdî adlı öğrencilere hattatlarcâ bu isim verilmiştir.

Şeyh Hamdullah, oğlu Mustafa Dede, damadı ve öğrencisi Şükrullah, öğrencileri ve halazadeleri Celâl oğlu Muhyiddin ve kardeşi Cemalüddin ile Ahmed Karahisarî ve Amasyalı Abdullah Çelebi, Hamdullah tarzı bir okul geliştirmişler ve Osmanhlardaki Üstadân-ı Şeb'a'yı teşkil etmişlerdir .

ÜSTTEN AYIRMA ŞEMSE
Zemin deri renginde bırakılarak, yalnız kabartma şekillerin, altınlanmâsı suretiyle yapılan şemse.

ÜSTÜBEÇ
İsfidaç da denilir. Ahar yapımında da kullanılan beyaz maddedir»

ÜSTÜBEÇ MÜREKKEBİ
Üstübeç zahmetlice ezildikten sonra Arap zamkı mahlulü ile karıştırılarak elde edilir. Bilhassa Mushafların süre başlıklarını, altın zemin üstüne yazmakta kullanılır.

ÜSTÜN
Arapça’da üzerine konulduğu harfin "e" ya da "a" sesi ile okunmasını sağlayan eğimli düz çizgi şeklindeki işaret, hareke. “Fetha” da denir.


ÜSTÜNLÜ ESRELİ
Halk arasında harekeli yazıya verilen addır.
 

 

 



V


VAHŞİ

Kamış kalemin ortası kesik ucunun yazıdan yana olan kısmına verilen ad. Yazandan yana olan kısmına ünsî denir. Nesih, sülüs, rik'a'da vahşî taraf ünsîden dar, divanî, kırma ve deşti'de daha geniş, nestalik'te ise ikisi de eşit olur.

VAKFE
Durak, durulacak yer; nokta. Bk. Durak.

VAKFE GÜLÜ
Ayetlerin söz başlarına veya sonlarına konan ve nokta görevi yapan tezhipli çiçeklere verilen addır.

VAKIF GÜLÜ
Bk. Vakfe gülü, GÜL

VAKIF KİTAP
Herhangi bir kütüphane, cami ve benzeri bir kuruma vakıf olarak verilen kitap. Böyle kitaplarda genellikle vakıf mührü bulunur.

VAKIF KİTAPLIK
Toplumun yararlanması için sonsuz olarak bağışlanmış bulunan ve günün şartlarına uygun bir hizmet vermekle yükümlü bulunan kitaplık. Padişah, sultan ve devlet adamlarının kurdukları vakıf kitaplıkların birçoğunun koleksiyonları bugün Süleymaniye Kütüphanesinde bulunmaktadır.

VARAK
1. Yaprak, tabaka, 2. Yazma eserlerden her bir yaprak. Ön yüzü (a), arka yüzü (b) olarak numaralanır, l01, 3b v.b.

VARAK ALTIN
Bk. Altın varak

VARAKÇI
Varak altım hazırlayan ustalar.

VARAKÇILIK
Altın eziciîiği.

VASITİ
Kamış kalemlerin iyi cinsinden birine verilen ad. Gelibolulu Âlî, Menakib-i Hünerveran'da «Tahkik-i hakik hoş-nüvisan-ı cihan ve rakam -giran-ı maaprif-nişan olan üstâdlara vâcibdir ki kalem kısmının elbette vasilisini kullanalar» demektedir.

VASLA
İlk tuğraların bir kısmında padişah ve babasının isim ve unvanları ile tuğrayı tamamlayan işaretlerden başka bazı şekiller daha bulunmaktadır. Bunlardan ilk defa bahseden P. Wittek, bu şekillere «Vasla» adını verir. Wittek'e göre vaslalar tuğranın bizzat tuğra sahibi tarafından çekilmiş olabileceğini gösterir. Bilinen vaslalı tuğralar : Orhan, I. Murad,

I. Bay ezici, Emir Süleyman, I. Mehmed, II. Murad (Şehzadelik tuğrası),

II. Mehmed (Şehzadelik tuğrası)

VASSAL
Bozulmuş ve dağılmış elyazması kitapları tamir eden ve kâğıtları yenileyerek sayfaları birbirine birleştiren (vasi eden) sanatkâr.
Sayfaları yapışan eski yazılı bir kitabın sayfalarını ayıran sanatkâra da vassal denir.

VASSALE
l — Kâğıtları bozulup yırtılmış yazma eserlerde bu kısımlara kâğıt eklenerek yapılan tamir biçimi. Her iki kâğıt tıraş edilip birbiri üzerine bin­dirilmek suretiyle tamir yapılır ve ek yeri belli olmaz.
2— Yazma kitaplarda kırılmış cetvellerin (cetvel kesiğinin) tamirine de bu ad verilir. Çerçeve vaziyetinde kalan yan kâğıtlar, dikkatle ortalarından yatay biçimde ikiye ayrılarak, asıl çerçeve içinde kalan yazılı kısmın kenarları inceltilir ve çerçevenin ayrılan kısımları arasına sokulup, muştalamak suretiyle yapıştırılır.
3— Metnin yazıldığı kâğıt ile yazı dışında kalan bölümü meydana getiren kâğıdın ayrı cinslerden olması durumu.

VAZOLU ÇİÇEK MOTİFİ
Daha çok lake kitap ciltlerinde görülen realist çiçek motiflerinin bir türüdür.

VEZİRİ
Yazma eserlerin dört köşe ve kare biçimlilerine verilen ad. Bu kitaplar çoğunlukla küçük Boyutlu olurdu.






Y


YAKUT TARZI

Meşhur hattat Yakut-ı Muştasımi nin yazdığı biçimdeki yazılara denir. Bu şekildeki yazılarda sayfa iki veya.üç kısma ayrılır; her kısmın bir satırı sülüs, diğer satırları nesihle yazılırdı.

YALDIZ
Bk. Altın yaldız

YAN KAĞIDI
Ciltçilik terimi. Araya konan ve Acem kösteği (b. bk.) kendisine yapıştırılan kâğıda verilen ad.

YAPIŞTIRMA ŞEMSE
Altın yapıştırıldıktan sonra üzerine kalıp basılmak suretiyle yapılan şemselere verilen ad.

YAPRAK
l — Varak
(b. bk).
2 — Yaprağa benzer süsleme motifi.

YAPRAK DEMETİ
Yalnız yapraklardan meydana gelen süsleme motifi.

YAPRAK NOKTA
Düzgün yapraklardan oluşan nokta.

YASTIK T
l-—Yaprak altının bıçakla üzerinde" kesildiği âletin adı.
2 —Tezhibde, altın varakları istenilen büyüklükte kesmek için, varağın altına konan deriye de yastık denir.
3 — Şiraze altındaki deri. Şiraze bunun üzerine oturur.

YAVRU KALEMTIRAŞ
Bk. Kalemtıraş.

YAZI ALTLIĞI
Bakış açısının 90 derece olarak muhafazası ve kağıdın dizde düzgün durabilmesi, eskilerin zır-ı meşk (meşk altı) dedikleri takriben 20x25 cm ebadında kaba kağıtların üst üstte tutturulmasıyla hazırlanan bir altlığın diz üstüne konulmasına bağlıdır.


YAZI ÇEKMECESİ

Eskiden yazı takımlarıyla, kâğıt, kalem ye diğer malzemenin konulduğu kapaklı küçük sandıklara verilen ad. Odada hattatın oturduğu sedir üstüne konurdu. Sadeleri olduğu gibi işlemeli ve sedeflileri de vardı.

YAZI HUDUDU

Levha ve murakkalarda yazının etrafına çekilen çizgilerin bütününe verilen ad. Bu çizgilerin etrafına ya tezhip yapılır veya altın sürülür.

YAZI KALEMİ
Bk. Kalem

YAZI-RESİM
Eskiden bazı hattatların, yazılarını resim biçiminde düzenle meleri sonucunda ortaya çıkan istif yazısı. Leylek, armut, kayık biçiminde yazılar meşhurdur.

YAZI SİLKELEMEK
Harf kenarları iğnelenen bir yazının, zemin rengine göre kömür yahut tebeşir tozu ile yazı üzerinden gidilerek, yazının esas yazılacağı zemine tespit edilmesi.

YAZI TAKIMI
Yazı yazmakta kullanılan âletlerin tümü. Takım genellikle kenarlı bir tepsi içinde iki hokka, bir rıhdan, bir süngerlik, bir kalemtıraş,
bir makta ve bir makastan meydana gelirdi.

YAZALI CİLT
İç kapak ve mikleb içi bordürlerinde âyet veya beyitler yazılmış olan cild.

YAZANA
Basılmamış, yazılarak çoğaltılmış.

YAZMA CİLT
Üzerleri sıvama varak altını yahut ezme altın sürülmek suretiyle kaplanmış olan deriden ciltlere verilen ad.

YAZANA ŞEMSE
Kabartmalı olmayan şemse.

YEKPARE SU
Bk. Kesme.

YEKPARE ŞEMSE
Kitap ciltlerinde kabın tamamını kaplayan meşinin üzerine .yapılan şemse.

YEKŞAH
l—-Demirden âlet,
2-—Yaldız sürülmüş deri zemine yekşah demirini kakmak suretiyle yapılan cilt. Bu ciltler XVIII. yüzyılda çok görülür.

YELEN
Kamış kalemin açılması sırasında çıkan tozların temizlenmesinde kullanılan tüyün adıdır. Kuş ya da tavuk tüyündendir.

YEŞİL ALTIN
Altının gümüşle karışmasından meydana gelir. Altınlar arasında güzel bir fark gösterdiğinden tezhibde kullanılmıştır.

YILANKAVİ
Yılan gibi, S şeklinde kıvrılmış süslemelere verilen ad.






Z


ZAHRİYE
l —Mektup veya kâğıdın arka tarafına yazılan yazı; arkasındaki şerh.
2 — Yazma eserlerin başlık bulunan ilk sayfasından önceki, temellük kaydı bulunan, çoğunlukla tezhipli ve bazen da boş sayfalarına zahriye adı verilir. Bu sayfalarda bazen kitap başlığı, müellifi, meşkurların hükmü, bir beyit v.b. yazalar bulunur.

Fatih, devri kitaplarında zahriye çift sayfa halindedir. Kimi sayfayı tamamen kaplar, kimi de madalyon biçimindedir. Genellikle ilk sayfada kitabın Sultan Mehmed b. Murad Han'ın mütalâası için yazıldığını göste­ren kayıt, ikincisinde ise kitabın ve müellifin adı vardır.

Kitapların ilk bir veya iki sayfasında yer alan yuvarlak, köşeli olabilir ve ortasında madalyon halinde eserin adı ve müellifi (yazarı) ile bazen eserin kimin için, kimin adına  yazıldığı ibareler yer alır.

ZAMK-I ARABİ
Ezme yaldız, varak altın ve mürekkep yapımında kullanılan kimyevî madde.

ZARF
Bir şeyi kavrayan, çevreleyen. Yazma eserlerde kap ve metin harici kısımlar anlamına gelir.

ZEMİN DOLDURMA
Bir tezhibin şekli belli olup, altınları sürülerek tahriri bitince, araları uygun renklerle boyanırsa buna zemin doldurma denir.

ZENCİREK
Yazma kitapların sayfa kenarlarına ve levha yazılarının etrafına, iki çizgi arasında altın yaldızla yapılan zincirleme halkalar şeklindeki  süsleme suya verilen ad.
Tezhipli sayfa kenarındaki geçmeler.

ZERCEDVEL
Yazma eserlerde sayfa kenarlarına altınla çekilen çizgilere verilen ad.

ZERDUVA CİLT
Kadife kaplı cilt.

ZERDÜZ
l—Altınla iş yapan;
2—-Altınla yapılmış iş.

ZERDÜZ CİLT
Kitabın kabını teşkil eden mukavvanın göbek ve kenarı kesilir; Buraya yerleştirilen kadife altınla, işlenerek zerdûz cilt yapılırdı. Buna zerdûz kap da' denilmiştir.

ZERDÜZAN
Altın işleyenler.

ZERDÜZİ
Deri üzerine altın işlemeli cilt.

ZEREFŞAN
Altın serpmek, püskürtmek; püskürtme altınla yapılan süsleme çeşidi.

Varak altın toz hâline getirilip jelatinli su ile karıştırılır. Daha sonra fırça ile (veya elek; üstünden), jelatinli su ya da yumurta akı sürülmüş kâğıda serpiştirilir. Zermühre ile parlatılır. Eski ve kıymetli kitaplar çoğunlukla bu tür kâğıt üzerine yazılmıştır.

ZERENDER-ZER
Süsleme terimi. Sarı altın üzerine yeşil altınla yapılan süsleme.

ZERENDER-ZER NOKTA
Altın zemin üzerine tekrar altınla, düzgün şekillerle yapılan nokta.

ZERENDUD
Altın yaldızlı. Kâğıdın üzerine sıvama altın sürülmesine verilen ad. Çoğu minyatürler bu altın üzerine yapılmıştır.

ZERKAR
Altın işleme; sırma ile işlenmiş.

ZERKUFO
Altın tozu, altın yaprak yapan, sarı yaldız yapan sanatkâr.

ZERMÜHRE
Altın parlatmak için, akik, Süleymanî taş, yeşim veya ağaçtan yapılan, ucu sivri ya da toparlak ve bir çubuğa bağlı âletin adı. Mazgala da denilmiştir. Bununla parlatılmış işlere Pesend denilmiştir.

ZERNİŞAN
İrili ufaklı altın noktalarla süslenmiş kâğıtlara verilen ad. Ör d. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'in anlattığına göre kalbur üzerine altın varak konularak üzerinden kuru bir fırça geçirilir; altın, gayrı muntazam iri parçalar hâlinde, kalburun altındaki kâğıt üzerine yayılır. Bu tür altınlanan kâğıtlar çok kıymetlidir.

ZERNÜVİS
Altın yaldızla yazı yazan hattat veya müzehhib.

ZERRİN KALEM
Altından yapılmış kalem. Bk.Kalem.


Zerşikâf:
Boyalı halkâr. Boya ile yaldızın birlikte kullanılmasıyla yapılan süslemeler. Bk. Halkâr.

ZERVARAK
Eski kâğıtlar aharlanıp mührelendikten başka bir de üzerlerine altın serpme yapılırdı. Buna zervarak denir. Altın serpme şöyle yapılırdı: Bir fincan içine birkaç tane nohut konur ve bu fincan içine de altın tozu dökülür. Bir kâğıt üzerine zamk sürülür ve ağzına tülbent gerilmiş fincan bu kâğıt üzerinde sallanır. Tülbent'in deliklerinden sızan altın zerre­leri kâğıt üzerine dökülerek bir tabaka teşkil eder,

ZEVANE
Bk. Lika

ZEYL
Doğu yazmalarında, bir konunun birbirini izleyen yazarlarca belirli zaman çerçevesi içinde sürdürülmesiyle meydana gelen eser.

ZIRNIK MÜREKKEBİ
"Zırnık" adıyla bilinen tabiattaki sodyum ve arsenik sülfürün zahmetlice ezildikten sonra Arap zamkı mahlulü ile karıştırılması, sarı renkli bu mürekkebi verir.

ZIR-I MEŞK
Yazı altlığı. Bakış açısının 90 derece olarak muhafazası ve kağıdın dizde düzgün durabilmesi, eskilerin zır-ı meşk (meşk altı) dedikleri takriben 20x25 cm ebadında kaba kağıtların üst üstte tutturulmasıyla hazırlanan bir altlığın diz üstüne konulmasına bağlıdır.


ZİLBAHAR CİLD
Üzerine ezme altınla, fırça kullanılarak geometrik çizgiler çizilmiş, kesişen hatlar arasına yaldız ve noktalar konulmuş deri ciltlere verilen ad. Kafes de denilmiştir. Süsleme, kapağın ortasını veya bütün yüzünü kaplar. Bazen cild mahfazasında da aynı süsleme görülür. XIX. yüzyılda çok rastlanır. Kelimenin zerbahar şeklinde söylenmesi gerektiğini ileri sürenler varsa da, kayıtlarda hep zilbahar olarak geçmiştir.

ZİNCİRLİ ŞEMSE
Bk. Şemse

ZIR-İ MEŞK
(Zîr : Alt, aşağı) Eskiden yazı yazmak için kâğıdın altına konan altlığa verilen ad.

ZÜLFE
Zülüf. Yüze dökülen saç. Saçak. Kakül. Hat ve tezhipte bazı harflerin ve motiflerin ucundaki çengele verilen ad.

Sülüs yazısında eliflerin ucundaki çengellere verilen ad. Zülfe, Arapça
«ufak saçak» demektir. Elifin çengeli de saçağa benzediğinden im adı almıştır.
Ayrıca tuğların yanlarındaki küçük bayrak şeklindeki kavislere de zülfe veya zülüf denilir.

ZÜLÜF
Bk. Zülfe

 

Copyright © 2008, Hat Dergisi | Designed on 2008-March-21 by alpaslan