Hattat Kamil Nazik

SANAT ve İNSAN

Sanat; insanla yaratıcı arasında yürünen bir yol , sonra geçilen bir köprüdür.
Yolu bu köprüye uğramamış insanlar kainatı algılamadan doğar ve ölürler.

Hattat Kamil Nazik

Giriş

Ey bu satırlara gözü ilişmiş adam!... Bu, “Sanat ve İnsan” isimli kitabımızın giriş kısmında gördüğün birinci cümle           “(Bismillah), ikinci cümle “(Elhamdulillah) dır. Bu, niçin böyle:

Birinci sebep;

            Ezelden gelip, ebede doğru akıp giden bu hayat yolumun üzerinde gördüm ki, her şey ebed ve ezelin sahibini zikrediyor. Her şey onu çağırıyor, her şey ona dayanıyor. İnsanların çoğu bunu bilmiyor.

Bizim evin önünde büyük bir ağaç var. Her gecenin sonunda, onun başında uyuyan kuşlar uyanır. Yani tan vaktinden güneş doğuncaya kadar canhıraş öterler, çırpınırlar, daldan dala sekerler. Güneş doğarken, yapraklar arasında, dallar üstünde cümbüş yapan bu kuşlar pır pır uçarlar ve kaybolurlar. Bir iki dakika içinde, o sesler, o cıvıltılardan eser kalmaz, ağaç mahzunlaşır ve yalnızlaşır. Bizim hanım derki: “Kuşlar rızk aramaya gitti haydi sende git, bakalım!..” .

    Bu periyot hiç değişmez; tan anından güneş doğumuna kadar, saniyesi saniyesine, dakikası dakikasına her gün devam eder. Akılsız dediğimiz bu hayvanlardaki intizam, nizam en düzenli bir insandan dahi zamanı kavrayışlı oluşları vazife bilişleri, beni hayretten dehşete sürükledi; kendi kendime, bu hayvanlardaki, bu kavrayış nedir diye sordum. Derin bir  saffetle, ulvi bir iştiyakla içime doğru ağladım. Bütün aczim kıyam etti, içimdeki deprem dış alemdeki depremleri hatırlattı. Anladım ki, kainatta her şey düzenli, her şey hesaplı, fakat her şey geçici ve iğreti. Hiçbir şey kendine hakim değil, kendi varlığını sürdüremiyor, dağlar eriyor, sular kuruyor, ulu ağaçlar çürüyor,kayalar sürüklenip tarumar oluyor, her varlık istemediği halde ölüyor, her şey benim gibi acz içinde. Güvenilecek, dayanılacak bir şey bulamadım. Hüznüm derinleşti. İçimden bir ses: “Kainat kitabına dön, onu dinle” dedi. Döndüm,  gördüm ki; kainatın, yaratılmış ve yaratılacaklarının fihristi ezelisi ve ebedisi Hallak-ı a’zamın indinden, insanların ekmeli, eşrefi Hz Muhammed’e inzal buyurulan O kitap “(Bismillah) demiş söze başlamış. Ben de öle yaptım. Sonra acaba nasıl devam ediyor diye bakışlarımı ilerlettim. Anladım ki, “(Elhamdulillah) demiş. Ben de “”  (elhamdülillah) dedim.

    Bu Kitab-ı ezelinin başlangıcındaki cazibe Ona iki kulağımı dayamamı mecbur etti. O halde acaba bizim için ne diyor dedim. Bana ve cinsime “insan zalumdür,cehuldür, insan zaiftir, insan acelecidir, insan aceleden yaratılmıştır, insan cedelcidir, insan peşincidir” demiş. Haberim olmamış. İnsanlığın tarihini okudum, çağıma baktım: Bildim ki, hakikaten insan öyle. İnsan kadar, kainata ve kainattaki yaratılmışlara, kurtlara, kuşlara, ağaçlara, taşlara hatta kendi cinsine zulmeden başka bir mahluk yok. Yaratılmış başka bir mahluk, ferdi veya kısmi çıkarı için kendi türünün yaşama hakkına, toptan imha teşebbüsüne bu derece girişmez. Yaşadığı dünyayı anlık zevkleri yüzünden bozmaz, yer yüzünde yaşayan diğer mahlukların hayatını düşünmediği gibi kendi çocuklarının da geleceğini öldürmez. Geleceğini görmeyen ve bilmeyen nasıl bir varlık bu? Ve cidden inandım ki, insan zalumdür, cehuldür. Terbiye edilmemiş insan mahlukların en aşağısı, en bayağısı, en çekilmezi, en edepsizi, en utanmazı, en acımasızıdır. Dev böyle değil, sinek böyle değil...

İkinci sebep;

            Allah’tan başkasına güvenenlerin hali, örümceğin evine sığınıp o eve güvenenlerin durumuna benzer. Halbuki bu ev, evlerin en çürüğü, en kötüsü, en dayanıksızıdır. Bir üfürükte uçup gider, yerinden yeksan olur. (yaklaşık meali).[1]

            İşte, Kur’an’ın dehşet verici, ürkütücü, bu meseli karşısında Allah’tan başka hiçbir dayanağın olmadığını, her dayanağın, her sığınacak mekanın Allah’a karşı bir örümcek evinden farksız olduğunu bu kadar yaşadığım hayat içinde gördüm ve bu yüzden (Bismillah) ve (Elhamdulillah) dedim. Beni olmadık hile ve düzenbazlıklara sürükleyen nefsim görsün ve idrak etsin. Ondan başka dayanakların kendine bile yetmediğini, nice firavunların, nice karunların akibetlerinin ne olduğunu bilsin...

Üçüncü sebep;

                Hadis kitaplarında  Allah Resulü’nün şöyle buyurduğu yazılmıştır:

Önemli olan her işe, Allah’ın adını zikrederek başlanmazsa onun sonu gelmez, güzel bir bitişle bitmez (ebter) olur, güdük kalır. (Bu hadis; Allah’a ve Resulü’ne inanlara hitab eder. İman etmemişleri muhatab almaz. Kur’an evvela imana, sonra emre itaata çağırır.)

            Demek bu hadis bize, işinize Bismillah’ sız başlamayın Allah’a sığının, her işinizde ondan başka dayanak aramayın. Yardıma O’ndan başkasının gücü yetmez. Herkes, O’nun yardımına muhtaç. Ohalde bende öyle yapmalıydım, yaptım. O’na sığındım, O’ndan yardım istedim. O’nun verdiği akıl, O’nun verdiği irade, O’nun verdiği tefekkür, O’nun verdiği nasiple bu işe yöneldim. Biliyorum ki yüküm ağır, yolum uzak. O dilemezse bir adım atamam, bir sinek kanadını kımıldatamaz. O dilemezse ben bir fikir beyan edemem. Düşünceler çok yönlü, fikirler ince, alanı değişken, yazılması, bir araya getirilmesi zor. Canlısı da cansızı da sanat. Her şeyin bir görünen, bir de görünmeyen, bir bilinen, bir de bilinmeyen tarafı vardır. Bir zerre, koca bir kainatı oluşturmuş, kainat küçük bir zerreye bağlanmıştır. Kainat bir zerrenin, diğer bir ifade ile bir noktanın açılımıdır. Ayrı gibi görünen her şey bir birinin mütemmimidir. Öyle ki, orda her şey fizik, kimya, matematik kanunlarına göre oluşmuş, her şey bu kanunlara uyarak hareket eder. Bu hesap, normal bir insan aklının ulaşamayacağı kadar derinde, hesap edemeyeceği kadar bilinmeyenli, kavrayamayacağı kadar karmaşıktır. İşleyişi; filozofik bir kafayı yerinden oynatacak kadar düzenli ve dakiktir. Hiçbir hareket, hiçbir madde ne bir saniye, ileri gider ne bir saniye geri kalır. Eğer zamanlarda saniyelik bir sapma olsaydı koca kainat çökerdi. Kainat, işte budur, o bir matematiktir. Tümden bir sanatkarın eseridir. Onun içini dolduran her bir varlık baştan başa bir sanattır. İnsan da kainat unsurlarından bir parça, onun madde ve manalarından bir numunedir. Tırnağının başlangıcından, saçının son telinin, son ucuna kadar sanat harikasıdır. Bildiğimiz yaratılmışların en mükemmeli, en şumullüsü, en az bilinenidir.

            İnsan bir sanattır. Harici ve dahili bir dengedir. Sanatı anladığımız nispette insanı kavrayabiliriz. Sanatı öğrenmeye kendini vermiş bir adam, öğrendiği kadar insanı da idrak etmeye, algılamaya başlar. İlimi seviyesi bu mertebeye ermemiş bir insan, bu söylediklerimizi anlamaz Sanatla uğraşsa da kendini onda eritmediği için gördüğünü zannettiği halde göremez, anladığını zannettiği halde idrak edemez. Bu içinde bal bulunan kavanozun dışında gezen sineğe benzer. Aradaki engeli göremediği için devamlı burnunu cama vurur.

            Biz de burnumuzu cama vuranlardan olmamak için Allah’a sığınıp “Bismillah” dedik. Umulur ki bitmeyen hazinesinden ilim ve idrak verir, altına girdiğimiz bu yükü, suhuletle, maharetle sahil-i süknaya taşırız.

Dördüncü sebep;

            Buyurulmuştur: Allah bütün Kur’an’ın manasını (Fatiha) da, (Fatiha)’ nın  manasını                         “  (Bismillah) da, “(Bismillah)’ ın manasını, (Bismi)’nin  (B) sinde toplamıştır.

            Sonsuz kudretinin, yüceliğinin, ilmini, sanatının bir nişanesi olarak binlerce ayet ve kelimelerden tezahür etmiş uzun bir kelam-ı ezeliyi ve ebediyi, kullarına kolaylık olsun diye “ (Bismillah) da ve onun noktasında teraküm etmiş. Ta ki “ (Bismillah) diyen Kur’an-ı okumuş olsun.

Buna muhal duygusuyla bakanlar, önce kendi yaratılışlarına baksınlar. Başlangıçları sperm olan, sonra büyütülüp akılla, fikirle (sayamayacağımız bir çok unsurla) donatılan, kemale erdirilen hallerini görsünler. Her zaman gördüğün koca bir ağacın aslı mercimek büyüklüğünde bir çekirdek değil mi? Yüzlerce metre boyundaki bir ağacın özünü, dış etkenlere dayanıklı kozalağın içinde saklamakla da kalmaz, çekirdeğin etine  zarar gelmesin diye çekiçle zor kırılabilen bir kılıf içinde korur. Görmez misin!..., O yarattıklarını hem ateşte, hem buzda yaşatmıyor  mu?

            O, öyle ki, bizim idrakimizden münezzehtir. Kudretinin sınırsızlığını akıl sahiplerine göstermek için zıtları bir birine bağlar da koca bir kainatı dengede tutar.

            O yapar can verir... 

Beşinci sebep;

            İslam’ın doğuşundan itibaren Kur’an’dan aldıkları ilim ve fikirle Hz. Peygamberin önderliğinde yollarını bulan, Resul’ den gelen bir hadisin membaına ulaşmak için binlerce kilometre yol kat eden, gerçekle yanlışı ayırmak için genç yaşta yerlerini, yurtlarını bırakıp ilim yolunda ömürlerini bitiren selef-i salihinin, abidinin, zahidinin eserlerine baktım. Hepsi kitaplarının başında, ilk cümlesinde “ (Bismillah), “(Elhamdulillah) demişler de kendilerini; kudretinin, azametinin, hakimiyetinin, rahmetinin sonsuzluğuna, saltanatının sınırsızlığına, hükümranlığının lutfuna teslim etmişler. Bende öyle yaptım. Böylece, O yüce güç huzurunda boynumu büker, kulluğumu bilir, Resul’ una, aline ve ashabına salavat getirir, rahmetini umarım.  

[1] Ankebut suresi Ayet: 41

 

Copyright © 2008, Hat Dergisi | Designed on 2008-March-21 by alpaslan