|
Hz. Ali ve vahiy kâtibi sahabelerin dışındaki meşhur
hattatlar :
1 - İbn-i Mukle: Abbasî Halifelerinden Muktedir-Billah’ın
veziridir. Kûfî yazıdan sülüs ve nesih yazılarını İbn-i Mukle vücuda
getirmiştir.
2 - Ali İbn-i Bevvâb: Kendisinden bir asır önce gelen İbn-i
Mukle’nin vazettiği esası daha ileriye götürmüş ve geliştirmiştir. Kıymetli
yazıları bazı kütüphane ve müzelerimizde mevcuttur.
3 - Ali İbn-i Hilâl: İbn-i Bevvâb ve İbn-i Mukle’nin yolundan devam
etmiştir.
4 - Cemâleddin Yakut’ul-Musta’sımî (1204-1298): Kalemin ucunu eğri
keserek aklâm-ı sittede büyük bir gelişme vücuda getirmiştir.Yakut’un
yaptığı bu yenilik, hüsn-i hat tarihinde bir inkılap niteliğindedir.
Bağdatlı İbn Mukle’nin
geometri bilgisiyle yazının ana ölçülerini bir sistem olarak ortaya
koymasından sonra yine Bağdat'ta yetişen Hattat Ali b. Hilal (ö.1032) hat
sanatını geliştirmeye devam etti. Ali b. Hilal’dan 200 sene sonra, son
Abbasi Halifesi Mustasım Billah'ın döneminde yaşayan Yakut El-Müstasımi'nin
(ö. 1298) gayretiyle ise kaidelerle güzelleştirildi. Kendi zamanına kadar (H
stili ile) düz olarak kesilen kalemi ilk defa çapraz olarak kesmiştir. Bu
şekilde yazıya, özellikle de Aklam-ı Sitte'ye yeni bir nefes ve yeni bir
açılım getirmiş, sanatta küçük bir nüansla çok ciddi bir değişim
gerçekleştirmiştir.
5 - Abdullah Sayrafî: Yakut’un yolundan giderek bilhassa nesih
yazılarında tekemmül vadisinde ilerlemiştir.
6 - Maraşlı Hayrettin: Maraşlı Hayrettin üstat, Şeyh Hamdullah’ın
hocasıdır.
7- Amasyalı Şeyh Hamdullah
(1437-1520):
Murakaası
(albümü) Topkapı Sarayı Müzesi Yazı Salonu'nda teşhirdedir. Padişah ll.
Bayezîd’in hocası olan Şeyh Hamdullah "kıblet’ul-küttab" unvanı ile
meşhurdur.
Osmanlı hat ekolünün kurucusu, hattatların kıblesi ve kutbu, okçuların şeyhi
unvanlarıyla tanınan Şeyh Hamdullah 830-833 yılları arasında Amasya’da
doğdu. Babası Mustafa Dede, annesi Hafîze Hâtun’dır. bir rivâyete göre
Şeyh’in dedesi Rukneddin, bir rivâyete göre de babası Buhârâ’dan Amasya’ya
göç etmiştir.
Şeyh Hamdullah’ın dünyâya gelişiyle
ilgili güzel bir rivâyet vardır: Şeyh’in babası Mustafa Dede Amasya’da
evlenme çağına gelince, kendisine erbâb-ı mükâşefeden bir veli: “Ey Dede,
seniz tezevvüc edeceğin filân mahallede bir fakîrenin kızıdır. Ve andan
gayrı değildir. Hemân anı al, sakın tereddüt etme” diyerek, tavsiyede
bulundu. Bu mânevî işâret üzerine, Mustafa Dede yetim kızla evlendi. Bir
müddet sonra o yaşlı azîz ile tekrara karşılaşınca, bu sözün hikmetini
sordu. Pîr-i münir velî ellerini kaldırarak: “Ol fakîre-i sâlihenin
yetîmesini vasiyyetim tutup aldın. Allâh Sübhânehu ve Teâlâ andan sonra sana
veled-i sâlih vere ki, anın kemâlâtı ve meârif ve mehâsini meşhûr-ı her
şehir, mezkûr-ı her derh olup, anın nâmı ilâ-yevmi’l-kıyâme-zinde ola ve
ismi Hamdullah ola” diye duâ eder”. (2)
Bu samîmi, mütevazı mânâ erinin hayır
duâsından bir müddet sonra Şeyh Hamdullah dünyâya gelir. (3)
O mes’ûd asır, Osmanlı devletinin
idârî, siyâsî ve iktisâdî istikrar kazandığı bütün vatan coğrafyasında ilim
ve sanatta Rönesans hareketlerinin başladığı bir devirdir. Böyle dört başı
mâmur bir cemiyetin bünyesinden doğan büyük sanatkârımız, daha çocuk
yaşından îtibâren hikmet ve san’at muhitlerine girmiş, mükemmel bir tahsil
görmüşlerdir.
Şeyh Hamdullah, bir taraftan kendine
ve cemiyetine faydalı olacak ilim ve hüneri tahsil ederken, bir taraftan da
İslâmî îmâna bağlı bir ahlâk anlayışını, Zeynîye tarîkatı şeyhlerinden
babası Şeyh Mustafa Dede’nin terbiyesine girerek kazanmış, hilâfet almıştır.
Bu sebeple adı Şeyh olarak da yâd edilir. Onun vefâtından sonra Nakşıbendiye
tarîkatı şeyhlerinden Emîr Buhârî Seyyid Ahmed Efendi’nin sohbetlerine devâm
etmiştir.
Böylece zamânın âlim, sanatkâr ve
velîleri, dâhî sanatkâr ve büyük insan rolünü alacak olan bir sîmayı
müştereken hazırlamışlar ve insanlık âlemine hediye etmişlerdir.
Topkapı Sarayı Kütüphânesi Emânet
Hazînesi 2862 numarada kayıtlı, Şeyh hattıyla, baş kısmı ve Ketebe sayfası
eksik, on sekiz kıt’a, sülüs Halvetiye silsilenâmesi mevcuttur. Her sayfada
iki satır sülüs, tarîkatnâme arasına nesih hadîs-i şerifler yazılmıştır.
Müstakimzâde’nin Tuhfe’de, Nefeszâde’nin ed Gülzâr-ı Savab’da: “Şeyh
Hamdullah, Mustafa Çelebi’nin birkaç kıt’ada tarîkat şeyhlerini yazmıştır.
Çoğu hattatlar da bunu esas alarak silsilenâme yazmışlardı” diye
bahsettikleri silsilenâme bu olmalıdır. Şeyh’in yazdığı bu meşâyih
silsilesinin son halkasında adı geçen Mustafa Çelebi b. Sarıkadı, Hamdullah
Efendi’nin şeyhi ve babasıdır. Sarıkadı Rükneddin Efendi de dedesidir.
Şeyh Hamdullah’ın Zeyniye tarîkatından
hilâfet almakla berâber bâzı kaynaklarda Sühreverdiye (Gülzar, s. 50) ve
Halvetiye tarîkatından gösterilmesi, Zeyniye’nin, Sühreverdiye tarîkatının
bir kolu olmasındandır. Harîrîzâde: “Zeyniye tarikatı, Sühreverdiye ve
Rifâiye tarîkatının birleştirir” (4) diyor. Halvetiye de bir noktada
Sühreverdiye ile birleşir. Bu sebeple bâzen Şeyh’in intisap ettiği tarîkat,
bâzen de ana tarîkat zikredilmiştir. Sarıkadızâde Mustafa Çelebi, ayrıca
Halvetiye’den de icâzet almış olabilir.
İlk hat hocası Sufi Yahya Çelebi-zade
Ali Çelebi olmuştur.Onun Fatih Sultan Mehmet’e katip olması üzerine
Amasya’da Hayrettin Halil Çelebi hocalığında yazı eğitimini tamamlamıştır.
Şeyh Hamdullah asıl gelişmesini Yakut Musat’sımi ve Abdullah Sayrafi’nin
yazıları üzerinde yaptığı uzun çalışmalar sonucunda elde
etmiştir.”Amasya’da, Hayreddîn Mar’aşî’den, hat san’atını nazarî ve âmeli
olarak tahsil ettikten sonra, icâzet almış olan Şeyh Hamdullah asıl
tekâmülünü Yâkût Musta’sımî ve Abdullâh-ı Sayrâfî’nin yazıları üzerinde
yaptığı uzun mesâîler netîcesinde elde etmiştir. (5)
O sırada Amasya sancağında vâli
bulunan Sultan Bâyezıd-ı Velî dahî Şeyh’in bu feyizli meclislerinin müdâvimi
olmuş, ayrıca Şeyh’e sık sık evrâd, ezkâr ve kıt’alar yazdırarak hat
san’atında yeni bir ufkun açılması için teşvik ve gayret sarf etmiştir. (6)
Beste yapabilecek kadar mûsikîye ve
şiire vâkıf olan İkinci Bâyezid, Şeyh Hamdullah’tan da hat meşk ederek
me’zun olmuştur. Bu münâsebetle aralarında mânevî râbıta husûle gelmiştir.
(7) Bir zaman sonra Osmanlı tahtının sâhibi olacak olan Bâyezid-i Velî’nin
iç bünyesinin teşekkülü, zararlı duygulardan arınarak şahsiyetini bulması,
Şeyh ile Sultan arasındaki bu muhabbet ve teslimiyetin mahsûlüdür. Fâtih
sultan Mehmed’in vefâtı ile Osmanlı tahtına oturan Bâyezid-i Velî, Şeyh
Hamdullah’ı İstanbul’a dâvet eder. Bu dâvet üzerine İstanbul’a gelen Şeyh
Hamdullah, saraya kâtip ve muallim, ayrıca Okmeydanı Okçular Zâviyesi’ne
şeyh tâyin edilir. (8) Şeyh’e olan muhabbetinden, ona yakın olmak için
meşkhâne tahsis eder. Bu târihten sonra yazdığı eserlerin ketebesinde
ekseriya Kâtibü’s-Sultân Bâyezid Han unvânını kullanılır. Haftada iki gün
saray dışında yazı meraklılarına meşk yapardı.
Şeyh gibi bir san’at dehâsının
yaratıcı gücünü harekete getiren belki Bâyezid Han’ın ilme, sanata, bilhassa
hat san’atına gösterdiği büyük alâkasıdır. Bir gün sohbet esnâsında, Bâyezid
Han hazîneden yedi adet Yâkut yazısı çıkarıp: “Bu tarzdan gayrı bir vâdî
ihtirâ olunsa idi iyi olurdu.” (9) şeklinde Şeyh’e tavsiyede bulunur. Bundan
sonra çileli bir mesâî ile Şeyh Hamdullah’ın kendi üslûbunu ortaya koyduğu
rivâyet edilir.
Büyük sanatkârın yeni üslûp yaratma
yolundaki ıstırâbını, Müstakimzâde şöyle dile getirmektedir: “Şeyh Hamdullah
geçmiş büyük üstatların ve Yâkût’un yazıların günlerce dikkatle inceledi.
Onların yazı estetiğinde elde edemedikleri, yazının klâsik nisbetlerini, en
güzel duruş ve satır üzerindeki âhengini, önce zihninde şekillendirdi. Fakat
zihnine resmettiği güzel biçim ve âhengi kâğıt üzerine dökmekte güçlük
çekiyordu. Bu yaratma ıstırâbı günlerce sürdü. İşte böyle son derece
muzdarip olduğu bir anda Hızır aleyhisselâm zuhur edip elini tutarak, ona
harfleri bir bir tâlim etti ve ıstırâbını hafifletti. Şeyh Efendi kısa
zamanda hayâlinde yaşattığı yazı tarzını himmetle, Allâh’ın bir hediyesi
olarak elde etti.” (10)
Hat san’atında ekseriyâ böyle
teceddütler, beşerî gayret ve dehânın yanında ilâhî himmetle meydana
gelmiştir.
Sarayın harem dâiresinde Kur’ân-ı
Kerîm ve aklâm-ı sittede kıt’alar yazan Şeyh Hamdullah, haklı olarak
sultanın husûsî hürmet ve ihsânına nâil olmuştur. Vazîfesi mukâbilinde
aldığı otuz akçe gündelikten başka, Üsküdar muhîtinde kendisine ik,
kâğıtlarını mühreleyenlere de bir köy timâr olarak tahsis olunmuştur. (11)
Şeyh ve Sultan arasında kadîm bir
dostluğu dayanan bu yakınlık, bilhassa ulemâ arasında hoş karşılanmıyordu.
Bu sızlanışları sezen Bâyezid Hand devrin büyük ilim adamlarını bir araya
topladı. Şeyh’i de bu toplantıya dâvet etti. Sonra Şeyh’in hattıyla yazılmış
olan Kelâm-ı Kadîm’i getirip, mecliste hazır bulunan ulemânın her birine
temâşâ ve ziyâret ettirdi. Hayranlıkları sükûta varan ulemâya teveccühen
Bâyezid: “Böyle bir hattât-ı muhterem ve kâtib-i mes’ûd-rakama mülûk-i
mâziyyeden kimse mâlik olmamıştır” diyerek hattatlığın kutbu, feyiz saçan
üstâdın kendi zamânında zuhûrundan duyduğu saâdeti dile getirdi. Daha sonra
mecliste bulunan ulemânın bütün te’lif ve şerhlerini kemâl-i edeble önündeki
rahlenin üzerine üst üste dizdi. Sonra da Şeyh’in yazdığı Kelâm-ı Kadîm’i
alıp ulemâya: “Bu kitabı kitapların üstüne mi, yoksa altına mı koymak
câizdir?” diye sordu. “Kur’ân-ı Azimüşşan üstüne kitap veyâ başka bir şey
koymak nasıl câiz olur?” diye cevap verdiler. Sultan Bâyezid latîfe yolu ile
ulemâyı ilzâm ederek: “Bu kişinin izâfet-i ihtirâmiyyesi katı çoktur.
Hazret-i Kur’ân’ın kitâbetini bu kadar ihyâ etmiş bir fert yoktur. Bu kişiyi
sizin tahtınıza nice iclâs edelim?” dedi. Böylece hüner ve ma’rifeti gönül
tâcı yapmış sultan, ilim erbâbını da incitmeden bir hakîkatin zuhûruna sebep
olmuşlardı. (12)
Şeyh’in aklâm-ı sittede birbirinden
güzel eserleri san’at sâhasında intişâr ediyor, rağbet kazanıyordu. Bütün
hattatlar Şeyh gibi, Şeyh vâdisinde yazmaya gayret sarf ediyorlardı. Kânûnî
zamânının güneşi Ahmed Karahisârî istisnâ edilirse, Yâkut mektebi Şeyh’in
üslûbu karşısında devrini tamamlamış bulunuyordu.
Şeyh Hamdullah ekolünde, aklâm-ı
sittenin bütün nevîlerinde olgunluk çağı idrak edilmiş, Mushaf-ı Şerif, cüz,
murakka’, kıt’a ve kitaplarda, yeni bir anlayışa hat sanatının en güzel
örnekleri verilmiştir. Şeyh’in TSM, EH. 2083, 2084, 2086 numaralarda kayıtlı
bulunan aklâm-ı sitte murakka’ları, altı nevî yazıdaki gelişmeyi gösteren en
güzel eserleri arasında bulunmaktadır.
Şeyh Hamdullah’ın sanat hayâtında
Amasya ve İstanbul olmak üzere iki safha vardır. Yâkut yazı tarzının hâkim
olduğu (evâil) gençlik, başlangıç yazılarını Amasya’da, kendi yazı üslûbunu
ortaya koyduğu eserlerini ise İstanbul’da vermiştir.
Şeyh Hamdullah ile berâber Mushaf
kitâbetinde reyhânî yerine nesih yazı büyük ehemmiyet kazanmış; sahîfe
nizâmı, satır araları en güzel ölçülerini bulmuş, Mushaf yazısına zarâfet,
sâdelik devamlılık ve sevimlilik getirilmiştir. Şeyh mektebinde nesih
yazısının insanda hayranlık ve hürmet uyandıracak derecede güzelleşmesi ve
kolay okunan bir yazı nevfî olması, kitap ve Mushaf-ı Şerif yazısı olarak
tercih edilmesine sebep olmuştur. Çünkü Kur’ân-ı Kerim’in resmedilmesinin
hikmetlerinden biri de hatâsız ve kolay okunmasını sağlamaktır.
Ayrıca Şeyh mektebinde Mushaf metni
bir çeşit yazıyla, nesihle yazılarak, metinde devamlılık ve okumada kolaylık
sağlanmış, zamanla muhakkak, reyhânî veyâ aklâm-ı sittenin karışık olarak
kullanıldığı Yâkût tertîbi Mushaf kitâbeti terk edilmiş, yerine bütün İslâm
dünyâsında Şeyh üslûbu, nesih hatla mushaf yazma geleneği hâkim olmuştur.
Eserlerinin ekserîsini murakka’ ve
kıt’a olarak vermiş bulunan Şeyh Hamdullah koltuklu sülüs nesih kıt’anın
Türk zevkine uygun ölçü ve şeklini ortaya koymuştur. Kendinden sonra gelen
bütün hattatlar şeyh kıt’alarındaki eb’ad, şekil, metin hattâ kâğıt rengine
varıncaya kadar taklit etmişlerdir. Sözlükte: “yama, kâğıt parçası” gibi
mânâlara gelen ruka, murakka’ veya murakkaa kelimesi İslâm Sanatlarında bir
terim olarak birbirine yapıştırılıp, mukavva gibi olmuş kâğıdın üzerine
yapıştırılmış hüsn-i hat numûnesi kıt’alardan meydana gelen albüme denir.
Yâkut Musta’simî’den sonra
yaygınlaşmaya başlayan güzel yazı albümü, murakka’lar kıt’alardan meydâna
gelir. Yazı gurubuna ve nev’ine göre ekseriyâ aklâm-ı sitte murakka’ı,
sülüs-nesih murakka’ı, muhakkak-reyhânî murakka’ı, tevkî-rikâ’ murakka’ı
diye isimlendirilir. Çoğu kere de uzun tutulan bir satır sülüs, muhakkak
veyâ tevkî satırı altına iki, üç, sekiz, on satır nesih reyhânî veya rikâ’,
satırları düz veya mâil bir şekilde yazılarak çeşitli eb’adlarda dikdörtgen
bir mukavvâ üzerine yapıştırılır. Yanlarında kalan boşluklar (koltuklar) ve
yazı etrâfı renkli kâğıt üzerine altın serpilerek (zerefşan), ebrû veyâ
tezhiple süslenir. Bir araya getirilen kıt’alar klâsik usûlde ciltlenir.
Daha ziyâde sülüs nesih yazıların
işlendiği ve kullanıldığı Şeyh mektebinde zamanla reyhânî ve tevkî
terkedilmiş, muhakkak yazı besmele kitâbetinde rikâ, hatt-ı icâze adıyla
hattat ketebelerinde ve ilmiye icâzetnâmelerinde ve kitapların ferağ
sahîfelerinde sınırlı kalmıştır. Yâkûtâne yazıdaki durgunluk, Şeyh tavrında
harflerin tenâsübü en güzel şekilde sağlanarak akıcılık, kıvraklık ve
mûnislik getirilmek sûretiyle ortadan kaldırılmıştır.
HAMDULLAH’IN OKÇULUĞU
Hattatların piri Şeyh Hamdullah, “Şeyh” unvânını ok atıcılığından almıştır.
Ok ve yay yapmakta meşhurdur. Şeyh Hamdullah iyi bir ok atıcısı olduğunu,
1100 adımlık atışıyla göstermiştir. Pehlivanlar arasında ok atış rekoru
kırarak menzil sahibi üstat olmuştur.
Bu başarıları sebebiyle Padişah
II.Bayezid tarafından Mahmud ve Hamza Dede’den sonra Ok Meydanı Atıcılar
Tekkesi Şeyhliği’ne tayin edilmiştir.
Şeyh Hamdullah aynı zamanda iyi bir
terzidir. Diktiği kaftanların dikiş yerlerini bulmakta zorlukta çekilirmiş.
II. Bayezid’in şehzadeliği sırasında Şeyh Hamdullah kendi elleri ile diktiği
ve hediye olarak verdiği kaftanda dikiş yerleri gizlenmiştir.
Ayrıca yüzücülükte Üsküdar’dan Sarayburnu’na geçebilecek kadar mâhir idi.
(13)
SON YILLARI VE ÖLÜMÜ
Maddî ve mânevî arzular arasında muvâzeneyi çok iyi sağlamış
bulunan Şeyh, bâzen derûnî bir iştiyakla, Akbaba ve Almedağı’ndaki
ikâmetgâhında günlerce uzlete çekilir, zikir ve ibâdetle mütelezziz olurdu.
Ekseriyâ bu bekâ âlemine açılan dünyâsından II. Bâyezid’in dâveti ile
İstanbul’a inerdi. II. Bâyezid’in vefâtından sonra, Sultan Selim zamânında
tamâmen inzivâya çekildi. İhtiyarlığında başının titremesine rağmen mübârek
eli titremezdi. Gençliğinde yazdığı gibi metin ve güzel yazardı. Seksen
yaşında yazdığı Kur’ân-ı Kerîm ketebesinde: “Sultan Bâyezid’in kâtibi olan
hattatın saçları ağardığı ve yaşı seksen ve bidı’ olduğu halde bunu nasıl
yazar insaf ile nazar et” (14) denilmektedir.
Selim Han’ın vefâtından sonra tahta
geçen Kanûnî Sultan Süleyman, dede dostu Şeyh Hamdullah’ı saraya dâvet
ederek hürmet ve îtibar etti. Kendisinden bir Kur’an yazmasını istemişse de,
o yaşlılığını ileri sürerek bu hususta Muhyiddîn-i Amasî’yi tavsiye etmişti.
Bu merâsimden kısa bir müddet sonra (926/1520) târihinde vefat eden Şeyh
Hamdullah, Karacaahmed Mezarlığı’nda sırlandı. Müstakimzâde’nin kaydına göre
kabir taşı, çok sonra Şâhin Ağa adında bir hattat tarafından yazılmıştır.
Taşta: “Reîsü’l-hattâtîn Hamdullah el-Ma’rûf bi-ibni’ş-Şeyh rahmetüllâhi
aleyh” yazılıdır. (15)
ESERLERİ
Şeyh Hamdullah ilim ve san’at dünyâmıza bilhassa altı nevî yazıda nâdide
eserler vermiştir. Mîmârî’de tezyînî bir unsur olan celî yazılarla pek az
meşgul olmakla berâber, İstanbul’da Fîrûz Ağa, Dâvud Paşa, İstanbul Beyâzid
Câmii ile Edirne Bâyezid Camii kitâbeleri onun eseridir.
Kırk yedi aded küçük ve büyük boy
Kur’ân-ı Kerîm, ceylan derisi üzerine bir mesâbih ve meşârik, Sûre-i Kehf,
Evrâd-ı Şerîf ve binlerce murakka’ yazan Şeyh Hamdullah’ın İstanbul
Üniversitesi Kütüphânesi’nde A. 6567, 6552, 6667, 6565 numarada kayıtlı,
yazdığı Mushaf-ı Şerifler, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde cüz ve
murakka’attan ayrı, 402 numarada Kur’ân-ı Kerîm, Süleymâniye, Ayasofya
Kütüphânesi’nde 10 numarada kayıtlı Kur’ân-ı Kerîm Topkapı Sarayı Müzesi
III. Ahmed Kütüphânesi’nde 1996 numarada Fatih Sultan Mehmed için istinsah
ettiği iki tıbbî eser, 5 numarada kayıtlı Kur’ân-ı Kerîm, Emânet
Hazînesi’nde, 71, 148 numarada kayıtlı altı nevî yazıda murakka’ şeyhin yazı
san’atında koyduğu estetik kâideler ve vasıfları hakkında bilgi veren en
güzel örneklerdir.
Türk Milletine malolan Şeyh Mektebi,
oğlu Mustafa Dede (ö. 945/1538) ve Dâmâdı Şükrullah HAlîfe ile devam
etmiştir. Tespit edebildiğimiz 43 talebesi arasında Mehmed Handan, Ali b.
Mustafa, Behram b. Abdullah, Hayreddin el-Kudsî (ö. 943/1536); Hüseyin Şah
Çelebi, Sultan Korkut (ö. 919/1513); Mehmed b. Ramazan (ö. 979/1571); Receb
b. Mustafa (ö. 958/1551); Mahmed Defterî (ö. 953/1546) ve Mustafa b. Nasûh
önde gelenlerdir.
Şükrullah Halîfe’den sonra Şeyh ekolü,
oğlu derviş Mehmed b. Şükrullah (988/1580); Hasan b. Hamza Üsküdârî
(1023/1614); Hâlid Erzurûmî (1040/1630); Derviş Ali (1084/1673); Mustafa
Suyolcu zâde (1097/1685); Hâfız Osman (1110/1698); Seyyid Abdullah
(1144/1731); Hoca Mehmed Râsim (1169/1755) Efendi gibi meşhur hattatlar
elinde devir devir işlenerek, XIX. asırda aklâm-ı sitte, bilhassa
sülüs-nesih yazıları kemâl derecesine ulaşmıştır. (16)
Şeyh Hamdullah hattıyla bir nesîh
sayfa (Ann Arbor, MI, Abdülhamid II koleksiyonu, nr. 197) Böylece, Şeyh
Hamdullah’tan başlayarak XX. asra kadar müesseseleşmiş kültür ve
san’atlarını bütün vatan sathına aynı şevk ve hamle ile yaygınlaştıran
Osmanlı Türkleri güzel yazıyı san’atların efendisi mevkiine
yükseltmişlerdir. (Bazı bilgiler M. Serin Hattat Şeyh Hamdullah isimli
eserden kısaltılarak alınmıştır.)
8- Karahisarlı Şemseddin Ahmet Efendi (1468-1556): Ahmet Karahisarî
İran hattatlarının tesirinden kurtulamamıştır. Sinan devrinde yetişen ve
"şeş kalem“ yazının yüzünü ağartan Karahisarî’ye Yakut-ı Rûm da denmiştir.
1468 yılında Afyonkarahisar’da doğdu.
Esedullah Kirmani'den hattı öğrendi. Celî ve sülüs halta ustalığının
doruğuna ulaştı. Osmanlı İmparatorluğu'nun en parlak devri olan Sultan
Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni devrinde yaşadı. Sultan Bayezid'in
teşvikiyle Yakut Musta'sımi’nin yazılarını inceleyerek altı çeşit yazıyı
yeni üslup ve karakterde yazdı. Müsenna adı verilen celî hatta eşi olmayan
levhalar yazdı.
Kanuni Sultan Süleyman adına büyük
boyda bir Kur'an-ı Kerim yazdı. Az sayıdaki eserlerinin bazıları Topkapı
Sarayı Müzesi, Türk İslam Eserleri Müzesi, Süleymaniye Kütüphanesi ve Sakıp
Sabancı Müzesi'nde yer almaktadır.
9 - Tacuddin Celâl: Süleymaniye Camii’nin kitâbelerinin
yazılmasında Şeyh Hamdullah tarafından Kanunî’ye tavsiye edilen hattattır.
10 - Bursalı Şerbetçizâde İbrahim Efendi: Tarzı, Şeyh’in tavrı
tutunduktan sonra devam edememiştir.
11 - Mustafa Dede: Şeyh Hamdullah’ın oğludur.
12 - Hüsameddin Hüseyin Şah: Şeyh’in pek sevdiği talebelerindendir.
13 - Şükrullah Halife: Şeyh Hamdullah’ın damadı olup, Hamdullah’tan
sonra üstatların üstâdı olmuştur.
14 - Pîr Mehmet: Şükrullah’ın oğludur.
15 - Kırımlı Abdullah Efendi: Pîr Mehmet ve Mustafa Dede’nin
talebesidir.
Kırım'dan geldi. Mustafa Dede'nin oğlu Derviş Mehmed'den sülüs ve nesih
hattı öğrenerek icazet aldı. Adı Kanuni Sultan Süleyman döneminde parladı.
Yeni bir yazı tarzı icat etmek istedi. Sülüs yazıda Ahmed Şah Tayyib'in
tarzına benzer bir yol benimsedi. Nesih yazıda sin harfinin dişlerini keskin
ve yüksek yapıyordu. Fakat sonunda başarılı olamadığı gibi eski uslübunu da
bozdu.
Soyadından Tatar asıllı olduğu
anlaşılıyordu. Müzik merakı vardı, tambur çalardı. Bir gece rüyasında
ölümünün yaklaştığını gördü. Eyüb'e giden yol üzerinde, Emir Buharı Türbesi
civarında kendine hır mezar kazdı. Mezar taşına Arapça bir ibare yazdıktan
sonra altına adını yazdı. Tarih olarak da 99 rakkamını yazdı. Üçüncü
rakamını boş bıraktı. Üçüncüsü ne olacak diye soran oğrencisne "Bu kadar
öğrencim var, içlerinden yazacak biri bulunur" dedi. Gerçekten de h.999
(1590) yılında öldü.
16 - Abdülkerim Halife
17 - Belgradlı Feyzullah Efendi
18 - Üsküdârlı Hasan Çelebi: Karahisarî’nin mânevî evlâdıdır.
19 - Erzurumlu Halid: Hasan Çelebî’nin talebesidir.
20 - İmam Mehmet
21 -
Seyyid Kasım Gubari :
Şerif Abdullah'dan sülüs ve nesih yazıyı öğrendi. Bir
pirinç tanesinin üzerine İhlâs Suresi yazdığı için kendisine Gubari denirdi.
Sultan Ahmet Camii'ni süsleyen Celi yazılarının tümü ona aittir. 1634'te
vefat etti.
22 -
İmad [1533 /
1615] : Türk yazı tarihinde pek önemli
bir yeri olan hattatın, İran kaynaklarında adının genelde Mir İmad olarak
geçtiğini biliyoruz. İran kaynakları, 1024/1615’te öldüğünü ve altmış üç yıl
yaşadığını kabul ettiklerine göre, Kazvin’de 961/1553-54’te doğduğu
anlaşılan bu büyük nesta’lik ustası gençliğinde yazıyı, Molla Mehemmed
Hüseyn-i Tebrizi’den öğrendi.
İmad’ın icazet aldıktan sonra hacca ve
Osmanlı ülkesine gittiği rivayet edilir. Tekrar İran’a döndükten sonra
Safeviler’in başkenti İsfehan’a giden ve orada Büyük Şah Abbas’ın hizmetine
giren hattat, büyük lütuflara mazhar oldu. Yazdığı eserlerle adı İslam
dünyasının her yerine yayıldı. Fakat bu şöhreti sarayın bir diğer hattatı
Ali Rıza-yı Abbasi tarafından kıskanıldı. Dönen entrikalara kapıldığını
zannettiğimiz Şah Abbas da İmad’a karşı soğuk davranmağa başladı. Elde kesin
deliller olmamakla birlikte kaynakların genellikle kabul ettiklerine göre
güya hattatın Sünni mezhebine mensub oluşu, aleyhindeki dedikoduları
şiddetlendirdiği gibi Şah’ın da düşmanlığına sebep oldu. Neticede
Nesta’lik’in bu dahi ustası 1024/1615’te İsfehan’da katledildi. Ölümü İran,
Hindistan ve Osmanlı ülkelerinde büyük üzüntü meydana getirdi. Hattat
Hint-Türk imparatoru Cihangir, onun hatırasını taziz maksadıyla dini bir
tören düzenledi. Keza Cihangir’in ‘Eğer İmad’ı bana verselerdi ben de
ağırlığınca altın cevahir verirdim’ dediği rivayet edilir.
İmad’ın katlinden sonra yakınlarının
bir kısmı Hind’e gitti; hemşehrizadeleri ise Türkiye’ye gelip yerleştiler.
İmad çok çalışkan bir
sanatkardı.Talebeleri onu adeta bir şeyh gibi düşünürler, hatta kerametine
inanırlardı. O daha gençliğinde büyük bir şöhrete ulaştı ve adı her tarafa
yayıldı. Yazılarının altınla satın alındığı rivayet edilen İmad, yazıda,
önce Mir Aliyy-i Herevi’nin yolunu takib etti, fakat İsfehan’a gittikten
sonra Baba Şah-ı İsfehani’nin kıt’alarını ele geçirdi ve onun üslubunu
benimsedi. Ömrünün son on senesinde ise Mir Aliyy-i Herevi ile Baba Şah-ı
İsfehani’nin ustalığını, sanat anlayışını mezcederek öyle bir üslub meydana
getirdi ki nesta’lik, artık güzelliğinin şahikasına ulaştı ve böylece İran
Nesta’lik Ekolü kuruldu. Bu tarihten sonra İran hattatları artık İmad’ın
kurduğu bu ekolün yolunu takibe başladılar.
İmad’ın şöhreti İslam dünyasına
yayılınca nesta’lik hattatları, onun, elde edebildikleri yazı örneklerine
bakarak yazılarına istikamet vermeğe başladılar. Osmanlı ülkesinde de
hattatlar bu yeni üslubu benimsediler ve böylece bu hat 1008/1600 yılından
itibaren bizde de bir sanat yazısı haline döndü. Bunda başlıca rolü İmad
oynadı. Onun sanatı, Türkiye’ye ilk önce, Türk talebelerinden biri olan
Buharalı Derviş Abdi
vasıtasıyla geldi. Üslubunun yayılmasında ikinci faktör de eserlerinin örnek
olarak kabul edilmesiydi.
Şüphesiz şunu da söylemeden
geçemeyeceğiz ki Türk hattatları daha önce diğer tanınmış İranlı hattatları
biliyorlar ve onların yolunda yürüyorlardı. Bu durum İmad devrinde de az çok
böyleydi. Fakat o, sanat meydanına çıkınca, diğerlerini geri planda bıraktı
ve en büyük usta telakki edildi.
Onun, kitap, risale, murakka, kıt’a,
meşk ve karalama olarak eserleri çoktur. Bunların ekserisi İran, Hindistan
ve Türkiye kütüphanelerindedir.
23 -
Buharalı Derviş Abdi
24 - Derviş Ali: İmam Mehmet ve Erzurumlu Halid’den icâzet
almıştır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen ve Türk hat sanatının en
önemli isimlerinden olan Derviş Ali, Yeniçeri Aağalarından Hüseyin Ağa
tarafından yetiştirildi. Sülüs ve nesih yazıyı Halid-i Erzurumu’den
meşketti. Şeyh Hamdullah üslubunun en önemli temsilcilerinden olan sanatkâr
1673′te İstanbul’da vefat etti ve sur dışında defnedildi. Hattatın
maharetini bütün özellikleriyle gösteren bu Mülk Suresi, hâlen Topkapı
Sarayı Müzesi’nde muhafaza ediliyor.
25 - Nefeszâde İsmail Efendi.
26 - Suyolcuzâde Eyyubî Mustafa: Derviş Ali’nin talebesidir
27 - HÜSEYİN BİN RAMAZAN :
Hayatı hakkında tam bir bilgiye sahip bulunmadığımız hattatlardan olan
Hüseyin bin Ramazan, 17. yüzyılda yaşadı. Sanatkâr, bugün İstanbul’daki Türk
ve İslâm Eserleri Müzesi’nde muhafaza edilen bu karalama albümünde sülüs
yazı çeşidini kullanıyor. Hüseyin Bin Ramazan’ın karalamaları ebrularla
çerçevelenmiş ve kitap şeklinde hazırlanmış olan albüm, bordo renkli deriyle
ciltlenmiş.
28 - Hafız Osman Efendi:
(Hafız Osman bin Ali-1642-1700 m.,?-1112 h.)
Osmanlı Devletinde yetişen âlim, velî ve büyük hattatlardan. 1642 (H.1052)
senesinde İstanbul''da doğdu. Babası, Haseki Câmiinin müezzini Ali Efendi idi.
Zamânının hat üstâdı olması sebebiyle, ilmî yönden çok hattatlığı ile meşhûr
oldu. Osmanlı Devletinin en meşhûr hattâdı Şeyh Hamdullah Efendiden yüz sene
sonra gelip, onun gibi yeni bir çığır açtığı için; "Şeyh-i sânî" (İkinci şeyh)
nâmıyla anıldı. 1698 (H.1110) senesinde İstanbul''da vefât edip, müdâvimi olduğu
Kocamustafapaşa''daki Sünbül Efendi Dergâhı bahçesinde defnedildi.
Küçük yaşta, Allahü teâlânın yüce kitabı Kurân-ı kerîmi ezberleyen Osman Efendi,
Hâfız Osman nâmıyla anılmaya başlandı. Küçücük yaşında Kur''ân-ı kerîme saygısı
ve edebi ile dikkatleri çekti. Sadrâzam Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa
tarafından himâye edildi. Kur''ân-ı kerîm yazısına istidât ve hevesi dikkate
alınarak, hat ustalarından Derviş Ali Efendiden ders alması temin edildi. Derviş
Ali Efendi kendisinin yaşlılık devresinde olması sebebiyle böyle kâbiliyetli bir
talebeyi oyalamak istemedi. Kendi talebelerinin ileri gelenlerinden olan
Suyolcuzâde Eyyûblu Mustafa Efendiye havâle etti. Suyolcuzâde'den, aklâm-ı sitte
adı verilen; sülüs, nesih, muhakkak, reyhânî, tevkî ve rik'a adındaki altı çeşit
yazı şeklini öğrendiğine dâir icâzet aldı. Bu sırada on sekiz yaşındaydı. 1659
(H.1070) senesinde Şeyh Hamdullah'ın yazı stilini zamânında en iyi bilen hattat
Nefeszâdeİsmâil Efendiye talebe oldu. Yeniden "Elif-be"den başladı. Şeyh
Hamdullah'ın yazı üslûbunun bütün inceliklerine vâkıf oldu. Yazıları Şeyh
Hamdullah'ın yazılarına o kadar benzerdi ki, işin mütehassısı olan kimseler
bile, imzâsız yazıların kime âit olduğunu ayırt edemezlerdi.
Hâfız Osman, kırk yaşına kadar Şeyh Hamdullah'ın usûlünde yazı yazmaya devâm
etti. 1679 (H.1090) senesinde sülüs ve nesihte kendi usûlünde eserler vermeye
başladı. Şeyh Hamdullah'ın yedinci asır hattatlarından Yâkut-ül-Musta'sımî'yi
unutturduğu gibi, Hâfız Osman'ın ünü de beş sene gibi kısa bir süre içerisinde
Şeyh Hamdullah'ı insanların zihninden sildi. Hat'tan (güzel yazıdan) bahsedilen
her yerde Hâfız Osman akla gelirdi. Devrin ileri gelen hattatlarından Ağakapılı
İsmâil Ağa, Hâfız Osman Efendinin üstünlüğünü kabûl ederek; "Hüsn-i hattı biz
bildik, Osman Efendi yazdı" derdi. Zamânın pâdişâhı Sultan İkinci Mustafa Han'a
1694 senesinde hat dersleri vermeye başladı. Hâfız Osman Efendi, Pâdişâhın arzu
ettiği yazıları yazar, Pâdişâh da o yazıları taklîd ederdi. Hâfız Osman Efendi
yazı yazarken, Pâdişâh hokkasını tutardı. Sultan Üçüncü Ahmed Hân da, Hâfız
Osman'ın hat dersi verdiği talebeleri arasındaydı.
Sünbül Efendi dergâhı şeyhlerinden Seyyid Alâeddîn Efendiden aldığı ilim ve
feyzle, kalbini tasfiye ve nefsini tezkiye eden Hâfız Osman Efendi, ilim ve
ibâdette zühd ve takvâda çok ilerlemişti. Hâl ve hareketlerini, ahlâk ve
tabiatını Allahü teâlânın emrine, Resûl-i ekremin sünnet-i şerîfine uydurmakta
büyük mesâfeler kat etmişti. Her hafta Cumâ günleri Sünbül Efendi dergâhına
gider, dervişlere zikir esnâsında nezâret eder, onlara yol gösterirdi. Zikir
esnâsında kendisinden geçer, koynuna koyduğu varaklar hâlindeki yazılar,
ortalığa yayılırdı. Üzerinde fevkalâde güzellikte yazılar bulunan bu varaklar,
orada bulunanlar tarafından toplanır, daha sonra Hâfız Osman'ın müsâdesiyle arzu
edenlere dağıtılırdı. İhtiyâcı olan dervişler, kendisine verilen varak'ı satarak
ihtiyâcını görür, ihtiyâcı olmayan da bereketlenmek için o varak'ı saklar,
evinin en güzel köşesine asardı.
Hâfız Osman Efendi, gâyet mütevazı ve cömertti. Allahü teâlânın bir kulunu
memnun etmekten bir müslümanın işini görüp, duâsını almaktan çok hoşlanırdı.
Meşk (Hat) dersi almak için gelen hevesli ve istidâtlı olan herkesle
ilgilenirdi. Pazar ve Çarşamba günleri umûmî ders yapardı.Bir gününü zenginlere,
bir gününü de fakirlere ayırmıştı. Cumâ günleri Sünbül Efendi Dergâhına giderken
evinden erken vakitte çıkar, yolu üstünde, elindeki yazısını tashîh ettirmek
için bekleyen talebelerle tek tek ilgilenirdi. Bekliyeni gördüğünde hemen
atından iner, yol üstündeki bir taşa oturur, gerekli düzeltmeyi yapardı.
Talebelerinin özürlerini kabûl eder, onları sıkıntıya sokmazdı. Birgün
talebelerinden biri peşi sıra geldi. Tâkib edildiğini anlayan Hâfız Osman
Efendi, dönüp ona ne arzu ettiğini sordu. O da, rahatsızlığı sebebiyle birkaç
gündür dersine gelemediğini, meşkini tashîh ettirmek için de fırsat bulamadığını
söyledi. Osman Efendi, talebenin özrünü kabûl edip, hemen atından indi. Yol
üstünde bir taşa oturup, gerekli tashîhi yaparak talebenin gönlünü ve hayır
duâsını aldı.
Hâfız Osman Efendinin bu hâlleri pâdişâh hocası olduktan sonra da değişmedi.
Aynı tevâzu ve aynı alçak gönüllülüğü devâm etti. Eline geçen malı Allah
yolunda, fakir fukarâya harceder, kendisi eski hâlinde devâm ederdi.
Hâfız Osman Efendi, vakitlerini bir an boş geçirmez, ya ilim öğrenmekle, ya
ibâdet etmekle, ya ilim öğretmekle, veya hat dersleri vermekle geçirirdi. Elinin
alışkanlığının bozulmaması için hergün mutlakâ yazardı. Hacca giderken de her
konaklayışta yazı yazmış, el alışkanlığının bozulmamasına çok dikkat etmiştir.
Ömrünün sonuna doğru hastalanıp felç hâli vâki oldu. Pâdişâh bizzat ilgilenip,
kendi doktorlarını gönderdi. Yapılan tedâvi neticesi, Allahü teâlânın izniyle
nisbî şifâ bulup üç sene daha yaşadı. Meşk çalışmalarına ara vermeden,
hastalığında bile devâm etti.
Vefât etmeden önce, en son dersini Yedikuleli Emîr Efendiye verdi. Emîr
Efendinin İmâm-ı Zeynelâbidîn hazretlerinin bir şiirinden; "Ve eykane ennehû
yevm-el-firâk" (O, onun ayrılık günü olduğunu kat'î olarak bildi) mısra'ı
üzerindeki hat çalışmasını tashîh edip, düzeltti. İki saat sonra vefât eyledi.
Sünbül Efendi Dergâhı bahçesinde defnine müteâkib imâm efendi telkîn vermek için
kalkınca, orada bulunan zamânın evliyâsından Sipâhi Mehmed Dede, hemen müdâhale
edip; "Hacı Efendi, zahmet çekme! Merhûmun işi çoktan tamam oldu. Rûhu illiyyîne
yükseldi. Hak teâlâ şefâatini müyesser eyleye!" dedi.
Kırk sene boyunca durup dinlenmeden çalışan Hâfız Osman Efendi; yirmi beş
Mıshaf-ı şerîf, çok sayıda En'âm-ı şerîf, Delâil-i hayrât, yazı kıt'aları,
karalamalar, murakka''lar yazdı. Bir gece rüyâsında Resûl-i ekrem efendimizi
görmekle şereflenerek aldığı emir üzerine, ilk defâ levha şeklinde Hilye-i
seâdet'i yazdı. Bu hilyelerde Resûl-i ekremin şemâil-i şerîflerini, mübârek
yüzlerinin şekillerini, hazret-i Ali'nin rivâyetine göre târif etti. Asırlarca
elden ele duvardan duvara dolaşan Hilye-i seâdet levhaları, cemâl-i Resûlullaha
âşık insanların yetişmesine vesîle oldu. O'nun mübârek şemâil-i şerîflerini
geceleri rüyâlarında, gündüzleri âşikâre gören bu mübârek insanlar, Hâfız Osman
Efendiye binlerce duâlar gönderdiler.
Hattat Osman Efendi, özenerek, bütün ustalığını kullanarak şânına lâyık edep ve
saygıya riâyet ederek yazmış olduğu Mıshaf-ı şerîfleri; zamânın en usta nakkaş
ve tezhibçilerine teslim ederdi. Onlar da aynı edep ve saygı içerisinde
vazifelerini icrâ ederler, asırlara mâl olacak, binlerce Müslüman tarafından
kopya edilip yazılacak, milyonlarca Müslüman tarafından okunacak şâheserler
vücûda getirdi. Hâfız Osman Efendinin eserlerini, yeğeni Bayrampaşa türbedârı
Hâfız Mehmed Çelebi ve Ahdeb Hasan Çelebi gibi tezhib ustaları süslerlerdi.
İstanbul'un, zamânın hilâfet merkezi olması sebebiyle, Hâfız Osman hattı ile
basılan Kur'ân-ı kerîmler bütün dünyâya yayıldı. Hâfız Osman Efendi de bütün
dünyâda rahmetle anıldı.
Birçok talebe yetiştiren Hâfız Osman Efendi, hiçbir talebesinden ücret almaz,
bilakis talebesinin kâğıt ve kalem ihtiyâcını da kendisi tedârik yoluna giderdi.
Kendisinden icâzet alan talebe, tam bir ahlâk ve edep numûnesi olarak mezûn
olurdu. Hâfız Osman Efendinin, elli civârında talebesi kitaplarda
kaydedilmiştir. Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi,Anbârîzâde Derviş Ali Efendi,
Hasan Üsküdârî, Bursalı Mehmed Efendi, Kürtzâde Bursalı İbrâhim, Derviş Mehmed
Kevkek ve Yûsuf-i Rûmî, Hâfız Osman Efendinin ileri gelen talebeleri
arasındadır.
1) Tuhfe-i Hattâtin; s.301
2) Hat ve Hattâtân (Habib Efendi), İstanbul 1305, s.121
3) Sicilli Osmânî; c.3, s.421
4) Sefînet-ül-Evliyâ; c.3, s.297
5) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49. Baskı) s.1084
6) Kâmûs-ül-A''lâm; c.3, s.1914
7) İslâm ÂlimleriAnsiklopedisi; c.16, s.357
Hafız Osman hattıyla“ yazılan Kur’an-ı Kerim’ler bugün bile aranan
eserlerdendir. Hatta mevcut Kur’an-ı Kerim'lerin çoğunun Hafız Osman hattıyla
yazıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Meşhur "vav çekme" hikâyesi de Hafız Osman’a atfedilir.
29 - Hezarfen Mehmet Efendi: Hafız Osman’ın talebelerindendir.
30 - Şair Süleyman Nahifî Efendi: Hz.Mevlânâ’nın Mesnevîsini aynı
vezinde nazmen tercümede muvaffak olan şair Süleyman Nahifî Efendi de yazıda
Hafız Osman Efendi’den kemale ermiştir.
31 - Sultan lll.Ahmet:
Hafız Osman’ın talebelerindendir. 1703′le 1730 yılları arasında yaşayan Üçüncü
Ahmed, Osmanlı İmparatorluğu’nda batılılaşma hareketlerinin başladığı devirde
tahta geçti. Edebiyat ve bilhassa hat sanatı üzerine çalışmış ve devrinin ünlü
hattatı Hafız Osman’dan icazet almıştır. Lâle Devri’nin padişahı olan Üçüncü
Ahmed’in hatt-ı humayunları da hat ve tezhip sanatı bakımından çok büyük değer
taşırlar. Hükümdarın kendi çektiği bu tuğra, bugün Topkapı Sarayı’nda muhafaza
ediliyor.
32 - Sultan ll.Mustafa:
Hafız Osman’ın talebelerindendir.
33 - Çinicizâde Abdurrahman Efendi: Hafız Osman Efendi’nin
kalemlerini açmak hizmetiyle haklı iftihara kavuşanlardandır.
34 - Cezzar Abdullah Efendi: İmam Mehmet Efendi’nin çömezidir.
35 - Ramazan Efendi: Cezzar Abdullah Efendi’den icazet alan Ramazan
Efendi, dört yüz Mushaf-ı Şerif yazmıştır
36 - İSMAİL DERDİ :1690 tarihli bu levhada tek ve çok tanrılı pekçok
dinin geçmişinde yer alan ve Kur’an-ı Kerim’de de geçen Esháb-ı Kehf sözkonusu
edilmektedir. ‘Yedi uyurlar’ olarak bilinen Yemliha, Mekselina, Misliha, Mernuş,
Debernuş, Şazenuş, Kefeştatayuş ve köpekleri Kıtmir’in isimleri bu levhada gemi
biçimi verilerek yazılmış; altın, siyah ve yeşille renklendirilmiştir. İsmail
Derdi’nin bu levhası Topkapı Sarayı’ndadır.
37 - Hafız Halil: Ramazan Efendi’nin halefidir.
38 - Hafız Ahmet: Hafız Halil’in halefidir.
39 - Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi: Abdullah Bin Seyyid Hasan
Haşimi (Seyyid Abdullah)
Hafız Osman’ın 1112 h.,1700 m.Yılında vefatından sonra Yedikuleli Seyyid
Abdullah Efendi “üstat-ı ekber” sayılır.Sultan lll.Ahmet, Yedikuleli’yi daima
manevî iltifatlarıyla ve bol ihsanlarıyla taltif eder. Padişaha teşekkürlerini
sunmak için yazdığı Kur’an-ı Kerim çok nefistir. (“Bu kıymetli eser hâlen
İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde kıymetli yazmalar içinde saklıdır.” Prof.
Dr.Süheyl Ünver, Türk Yazı Çeşitleri, 1953, İstanbul,s.8)
İstanbul da YEDİKULE de dünyaya gelmiştir,doğum tarihi bilinmemektedir.
Babasının adı Seyyid Hasan Elhaşimidir.Aynı zamanda iyi bir hattat olan babası
YEDİKULE kapısı içerisinde İMRAHOR CAMİİ ŞERİFİ'in imamı idi.Seyyid Abdullah
sonradan babasının yerine geçerek ömrünün sonuna kadar İmrahor Camiinde imamlık
yapmıştır.
Devrin nadir yetiştirdiği hattatlardan HAFIZ OSMAN
EFENDİ den H.1098(M.1686) tarihinde yazı meşketmeye başlayıp H.1102(M.1690)
tarihinde,kırk ayda,yazdıklarına imza atmasına izin verilerek büyük bir
kalabalık huzurunda icazetnamesini aldı.Altı çeşit yazıda tahbilini
tamamladıktan sonra güzel yazı yazmakta mucize denecek bir mükemmelliğe
erişti.Hayatında 24 KUR'AN_I KERİMyazmıştır ki bunlardan ikisi Sultan III.
Ahmet'in emriyledir.Osmanzade Taib Ahmet Efendinin Meşarik-i Şerif tercümesini
de aynı Padişah'ın emriyle yazmıytı.Bin kadar EN'AM,EVRAD,KIT'ALAR,MURAKKALAR ve
HİLYE_İ ŞERİFELER yazmaya muvaffak olmuştur ki bunlardan çoğu Nuruosmaniye
Kütüphanesine vakfedilmiştir.Yedikule'li ayrıca pek çok öğdrenci yetiştirmiştir.
Kendisi sık sık Padişah'ın iltifatlarına mazhar
olurdu.Bu arada SAKAZADE MUSTAFA EFENDİ'den boşalan Yeni Saray Hat Hocalığına
tayin edildi.Bir gün Padişah'ın huzurunda Yedikuleli'nin kullandığı mürekkebin
çok saf ve mükemmel olduğundan bahsetmişler,bu iddianın doğru olup olmadığını
tahkik etmek üzere Parişah tadafından bir teberdarın memur edildiği, onun da
Yedikuleli hocanın önünde ders alacakmış gibi çöküp önünden hokkasını
aldığı ve ne maksatla geldiğini anlattıktan sonra hokkayı onun mührüyle
mühürleterek Padişah'a götürdüğü meşhurdur.İddianın doğru olduğu böylece
anlaşıldıktan sonra hokkanın ağzı altınla kapatılıp nadide kumaşlar ve türlü
hediyelerle SEYYİD ABDULLAH EFENDİ'YE iade edilmiştir.
Zamanın ileri gelenlerinden bir zatın sorması üzerine
hocası HAFIZ OSMAN'ın Yedikuleli'yi göstererek:"Seyyid Çelebi budur,benden iyi
yazar"dediği dillere dolaşmıştır.Bu cevap üzerine orada bulunan Seyyid Abdullah
"utancımdan neredeyse kalem gibi ikiye bölünecektim" demiştir.
Seyyid Abdullah tütün kullanmaz,içki içmezdi.Çok ve
çabuk yazar,yazı yazanların hayranlığını toplardı.Halvetiye tarikatına
girmişti.Hazreti Peygamber sülalesinden olduğu için SEYYİD ünvanını taşır,YEŞİL
SARIK sarardı.H.1144 (M.1731) de Hz.Peygamber'in vefat ettiği yaş olan 63 yaşını
tamamlayınca bu fani dünyaya gözlerini yumdu,anası ile babasının yanına
gömüldü.Oğlu ABDÜLHALİM EFENDİ de iyi bir hattattı.
Yedikule'li Seyyid Abdullah Efendi'nin yazdığı Kur'an
ları çoğu zaman RUGANİ ÜSKÜDARİ ALİ ÇELEBİ tezhib etmiştir.Bu zat Hacı Yusuf-u
Mısri'nin talebesidir.
kaynak: TÜRK HATTATLARI ; Şevket RADO/Shf;136-137
40
- Eğrikapılı Râsim Efendi: İstanbul'un Eğrikapı semtinde doğdu. Babası
Eğrikapı'da Molla Aşkî Câmii İmamı hattat Yûsuf Efendi'dir. Bu sebeple
Eğrikapılı Çelebi, İmamzâde Mehmed veyâ Hoca Mehmed Râsim diye bilinir. İlim
tahsili esnâsında babasından yazıya başladı ise de aklâm-ı sitteyi Yedikuleli
Seyyid Abdullah Efendi'den öğrenerek on sekiz yaşında iken mez'un oldu. Yazıdaki
başarılarıyla emsâli arasında temâyüz etti. Halvetî tarîkatina müntesip idi.
1126/1714'de Galata Saray-ı Hümâyun'u yazı hocalığına tâyin edildi. Sultan III.
Ahmed'in takdir ve ihsanlarına nâil oldu. 1150/1737'de cazîfesi Yeni Saray hat
hocalığına nakledildi ve Saray Kâtibi oldu.Şeyh vâdisinde hocası kadar kudretli
bir hattat olan Râsim Efendi, tamamlayamadığı pek çok Kur'ân-ı Kerîm yanında,
altmış adet mushaf, binlerce enâm ve Kehf-i Şerif ve hilye-i şerif, delâil ve
şeş kalemde murakkat yazdı. Eserlerini ekseriyâ Haydarpaşalı İbrâhim Çelebi,
Süleyman Çelebi, Bursa'lı Abdurrahman Çelebi, Sultan Selim'li Reşîd Mustafa
Çelebi tezhip etmişlerdir.
Nesta'lik hattını da talebesi Kâtipzâde Mehmed Refî' Efendi'den meşkederek
icâzet aldı.
Mahmud Han'ın vâlidesi tarafından Galata Azapkapısı'nda yaptırılan sebil, çeşme
ve mektebin kitâbelerini Mehmed Râsim Efendi yazmıştır.
Talebesi Müstakimzâde'nin Tuhfe'de kaydettiği bazı meşhur talebeleri şunlardır:
Mehmed Saîd b. Ahmed (ö. 1134/1722); Mehmed Kâzım b. Mustafa (ö. 1139/1726);
Mehmed Hıfzî b. Süleyman (ö. 1144/1731); Hasan Müzehhib (ö. 1145/1732); Şeyh
Abdülkâdir b. Abdullah (ö. 1163/1750); Abdullah b. Mustafa (ö. 1151/1738);
Seyyid Mehmed (ö. 1160/1747); Abdullah b. Mehmed Sâlih (ö. 1164/1751); Sâlih
el-Hâfız (ö. 1165/1752); Süleyman İzzî b. Halîl (ö. 1166/1753); Süleyman Râcî b.
Yûsuf (ö. 1168/1755); Mustafa b. Abdülbâkî (ö. 1170/1756); Mîr Mustafa Nâil b.
Mehmed (ö. 1175/1761); Halil Paşa b. Yörük Hasan Paşa (ö. 1171/1758); Ali b.
Mûsâ (ö. 1171/1757); Seyyid Mehmed Saîd b. Mûsâ (ö. 1172/1759); Ömer b. Ya'kûb
(ö. 1172/1758); Mîr Abdülbâkî b. Mustafa (ö. 1173/1759); Ahmed b. Abdullah (ö.
1174/1761); Ahmed Paşa b. Osman Paşa "Râtib Ahmed Paşa" (ö. 1175/1761); Mehmed
b. Hasan (ö. 1176/1763); Ahmed b. Mehmed (ö. 1177/1764); Seyyid Mehmed Hâşim (ö.
1177/1763); İbrâhim b. Osman (ö. 1177/1763); Şeyh Abdürrahman b. Abdullah (ö.
1178/1764); Ali Râkım b. Abdullah (ö. 1178/1764); Mustafa b. Ali (1179/1765);
Ahmed Hâmid b. Mustafa b. İsmâil (ö. 1181/1768); Ahmed Hıfzî b. Mehmed (ö.
1181/1767); Şeyh Hasan b. Hasan (ö. 1181/1767); Mehmed Refîî b. Mustafa (ö.
1182/1768); Ahmed Münîr Bahâeddin b. Mehmed (ö. 1183/1769); Derviş İbrâhim b.
Hasan (ö. 1184/1770); Şeyh Mehmed Emîn b. Ali (ö. 1184/1770); Halîl b. Mehmed
(ö. 1186/1772); Mehmed b. Mustafa (ö. 1189/1775); Seyyid Mehmed Emîn b. İbrâhim
(ö. 1189/1775); Mehmed b. Mustafa (ö. 1189/1775); Seyyid Mehmed Emin b. İbrâhim
(ö. 1189/1775); İsmâil Enverî b. Mustafa (ö. 1189/1775); Mehmed b. Mustafa (ö.
1190/1776); Şuayb b. Mustafa b. Yûsuf (ö. 1192/1778); Abdülbâkî b. Ahmed (ö.
1193/1779); Seyid Osman b. Halîl (ö. 1193/1779); Mehmed Sâdık b. Ahmed (ö.
1194/1780); Seyyid Osmân b. Mehmed (ö. 1196/1782); Süleyman Fehîm b. Hasan (ö.
1199/1784); Abdülkâdir Hamdî Efendi (ö. 1210/1795); Mehmed Saîd b. Hüseyin (ö.
1216/1802); İbrâhim Tâhir, İbrâhim Ünfî.
Hoca Mehmed Râsim'in müze ve kütüphânelerde bulunan eserleri arasında: TİEM,
1449 numarada kayıtlı en'âm, TİEM, 2468, 2440; İÜK, A. 6512, 6922; İbnülemin
Koleksiyonu 376, 3800; TSMK. H. 2183, 2195, 2196, 2200, 2210; Mısır
Dârü'l-Kütübi'l-Mısriyye, F.c. 158, 161, T. 1; Michidan Üniversitesi Kütüphânesi
439, 441 numaralarda kayıtlı murakka' ve kıt'alar güzel örneklerdir.
Asrında Reîsü'l-Hattâtîn olan Râsim Efendi, 14 Şâban 1169 da vefât etti.
Savaklarda Karaküçük Hâfız Efendi'nin yanına defnedildi. (1)
41 - Hıfzı: Râsim Efendi’nin talebesidir.
42 - Seyyid Abdulhalim: Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi’nin oğlu
ve meşhur talebesidir.
43 - Seyyid Mehmet: Seyyid Abdullah Efendi’den mezun Seyyid Mehmet
Efendi beş yüz Kur’an-ı Kerim yazmıştır. Bu sahada rekor Seyyid Mehmet
Efendi’dedir.
44 - Hafız Salih: Çemşîr “Şimşir”Hafız diye anılır.Üç yüzden fazla
Kur’an-ı Kerim yazmıştır.
45 - Şekerzâde Mehmet: Nesihte üzerine yetişen gelmemiş olarak
bilinir. Şimşir Hafız ve Şekerzâde’nin yazıları karşısında hayranlıklar
gizlenemez.
46 - Süleyman Ahenîn Kalem
47 - Ömer: Sarayda yazı muallimi ve sikkelerin ressamıdır.
48 - İmam Derviş Ali: İstanbulludur.Güzel yazmanın sırlarını Hafız
Osman’dan öğrenmiş,ve onun hat üzerine olan düşüncelerinde
faydalanmıştır.Kendisi aynı zamanda imam idi.1715 yılında da vefat etmiştir
49 - Hüseyin Hablî: ( - 1744) 42 yaşında yazıya başlamıştır.Derviş
Ali den Sülüs ve Nesihi dersi almıştır.Pekçok öğrenci yetiştirmiş ve birçok
Kur’an-ı Kerim yazmıştır.
50 - İpci
51 - Yahya Fahrettin: Tophanelidir.Derviş Ali ve Hüseyin Habli den ders
almış,15 kadar Kur’an-ı Kerim yazmıştır.
52 - Yamak Salih:Sülüs ve Nesihi yi Hüseyin Habli den
öğrenmiştir.Bıraktığı eserlerin çokluğu ile tanınan bir hattattır.
53 - Kütahyalı Şeyhzâde Mustafa(Mustafa el-Kutahî):Kütahyalıdır.Hüsnühattı
Rodoslu dan yazmıştır.Şeyhzade olark tanınmıştır.
54 - Afif damadı Osman:Yazıyı Çengelköylü Hacızade Mustafa Efendi
den öğrenmiştir.Şeyh tarzında yazan bir hattattır.
55 - Ebubekir Raşit : Konyalıdır.Hafızlardandır.Seyit Ahmet efendi
den Hüsnühat dersi almıştır.Hüseyin Habli den de Sülüs ve Nesihi dersi almıştır.
56 - Trabzonlu Ömer Vasfî:Önce Hafız Yusuftan sonra Yamalızade
Salih efendi den Sülüs ve Nesihi dersi almış,yazı hocalığına tayin edilmiştir.
Birçok hattat yetiştirmiştir.
57 - İsmail Zühdî Efendi: Hıfzî Efendi’nin talebesidir. “Râkım
geçilmez” sözüne mazhar meşhur hattat Mustafa Râkım Efendi’nin ağabeyi ve
hocasıdır .Kabr-ı şerifi Edirnekapı haricindedir. Nesih yazı en son âhengine
Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman’dan sonra İsmail Zühdî’de kavuşmuştur. Sülüs
yazıda da Şeyh’in ve Hafız Osman’ın en güzel harf ve kelimelerini alarak aynen,
fakat kendi üslûb kanunlarıyla taklit ederek sıralamıştır. Bundan dolayı
yazılarına “Şeyh’indir!” dendiği bile olmuştur.
58 - Mustafa Rakım Efendi (1757-1828):
Türk
İslâm hat sanatının tartışmasız en büyük ismi olan Mustafa Râkım Efendi, 1757
yılında (1171 Hicri) Ünye’de doğdu. Ünyeli Mehmed Kaptan’ın oğlu ve büyük hattat
İsmail Zühdî Efendi’nin küçük kardeşidir. Babası tarafından çocuk yaşta
İstanbul’a getirildi. Bir yandan medresede dini ilimler tahsili yaparken, diğer
taraftan hüsnühat ve resim eğitimi gördü.Sülüs ve nesih hattını ağabeyi İsmail
Zühdî Efendi ve Üçüncü Derviş Ali Efendi’den (Ölümü: 1786) meşketti. Daha
çocukluk çağında, henüz 12 yaşında iken meşki bitirip icazet, yani hattatlık
şehadetnamesi aldı. Bu icazetnamenin hattındaki mükemmellik, hat erbabının
hayranlığını kazanacak seviyededir. İcazet aldıktan sonra da çalışmalarına devam
ederek hattatlığını olgunlaştırıp geliştirdi. Tâlik, tevki, rika gibi, aklâm-ı
sitteye ait bütün yazı çeşitlerinde de son derece başarılı idi. Abidevi
eserlerde kullanılmaya çok uygun bir yazı olan celî sülüste ise üstün sanat
kâbiliyeti bütün parlaklığıyla ortaya çıkıyordu.
Mustafa Râkım’ın Reisülküttab Ratib Efendi ile yakınlığı vardı. Devlet
ileri gelenlerinin çocuklarına hüsnühat dersi vermek münasebetiyle bir çok mühim
kişinin yakınlığını kazandı. Bu arada Mustafa Râkım Efendi ressamlığı da
ilerletmişti. Yapmış olduğu bir resim Ratib Efendi tarafından Sultan 3. Selim’e
gösterildi ve çok beğenildi. Padişah Mustafa Râkım’dan kendi portresini de
yapmasını istedi. Bu tabloyu yapmak münasebetiyle uzun zaman padişahın yakınında
bulundu ve onun takdirini kazandı.
Mustafa Râkım bir süre sonra padişahın tablosunu bitirip kendisine
arzetti. Tablo çok beğenildi. Râkım tarafından yapılan Sultan 3. Selim’in bu
tablosu ne yazık ki şu anda mevcut değildir. Ya bir kazaya uğrayıp tahrip
edilmiş, yahut bir çok başka benzerinde olduğu gibi, yurt dışına kaçırılmış olup
özel bir koleksiyonu süslemekte olabilir.
Mustafa Râkım’a başarısından dolayı müderrislik rüusu verilerek taltif
olundu. Osmanlı Devleti’nin madeni paralarının üzerindeki yazı ve resimleri
düzenleme görevi de kendisine verildi. Ayrıca, padişah tuğrasını tanzim etmekle
de görevlendirildi.
Mustafa Râkım, istikbalin Sultan 2. Mahmud’u olan şehzade Mahmud’a ve
diğer şehzadelere yazı hocası olarak tayin edildi. Sultan 2. Mahmud da bir dâhî
olan hocasından çok iyi faydalanmış, sülüs ve celî sülüste mükemmel bir hattat
olmuştur. Yoğun devlet işlerine rağmen, amcası Sultan 3. Selim gibi o da hat,
şiir ve musiki gibi güzel sanatlarla çok yakından ilgili idi. Sultan 2.
Mahmud’un bazı levhaları İstanbul’daki selâtin camilerinde hâlâ durmaktadır.
Mustafa Râkım, 1805 yılında İzmir Kadılığı payesini aldı. Bu görevi
almasında, ağabeyi İsmail Zühdi Efendi’nin talebesi olan Şehremini İbrahim
Efendi’nin himayesinin etkili olduğu anlaşılmaktadır. 1816 senesinde Edirne
payesi aldı. 1818 yılında İstanbul, 1820 yılında Anadolu kazaskeri oldu. 1823
yılında bilfiil Anadolu kazaskeri oldu.
kaynak: Dr. Mürselin GÜNEY
59 - Mehmet Esad Yesarî (1753-1798) :
Mehmed Esad Efendi, selefleri olan,
hat sanatının ustalarından, Şeyh Hamdullah, Süleymaniye camiindeki
yazılarını hayranlıkla temaşa ettiğimiz Şemseddin Karahisâri ve 17. asrın en
büyük Hattatı Hafız Osman Efendiler gibi hat sanatına yenilik getirmiştir.
Osmanlı sanatkârları belli başlı hat
nevileri olan; Kûfî, Muhakkak, Reyhani, Nesih, Celî Sülüs, Tevkî, Raik'a,
Divanî, Siyâkat, Gubâr, Tuğra, Menşur, Zülfü Arûs, Hilâli, Muinî, Şikeste,
Müselselde en mükemmel şekli bulmuş ve icra etmişlerdir.
Yalnız Esad Yesârî Efendiye gelinceye
kadar 'Ta'lîk" yazıda İran hat sanatkârları önde bulunmaktaydı. Yesârî
Efendi Ta'lik yazıya da en mükemmel şekli kazandırmış ve hat sanatının bu
nevinde de en mükemmel eserleri Osmanlı sanatkârlarının verebileceğini
ispatlamıştır.
Hattat Yesârî Efendi'nin hayatı da
eserleri kadar dikkat çekicidir. O, azmin ve iradenin muvaffakiyetin temel
şartı olduğunu göstermiştir. Yesârî Efendi dünyaya geldiğinde vücudunun sağ
tarafı felçli ve sol tarafı titrekti. Fakat O, vücudun hakiki sahibinin
kendisi olmadığını idrak edecek bir imana sahipti. Bu durumun çalışmaya,
meslek edinmeye ve meslekte uzman olmaya mâni teşkil etmeyeceğini
gösterircesine çalıştı. Küçük yaşta hattatlığa merak sarmıştı. Sağ eli
felçli olduğundan sol eliyle yazıyordu. Bu yüzden "Yesârî" diye
anılmaya başlanmış ve daha sonraları bu sıfat isminin yerine kullanılmıştır.
Devrin meşhur hattatlarından Seyyid
Mehmed Efendi'den meşk etmiş kısa zamanda kabiliyetini göstermiştir. Bir
müddet Seyyid Mehmed Efendi'den meşk ettikten sonra icazet almıştır. Daha
sonra, Hattat-ı şehir Kâtipzâde Mehmed Refı' ve İsmail Refik Efendilerden de
1767'de icazet almıştır. Kısa zamanda temayüz eden ve çevrede tanınan Mehmed
Esad Efendi gayet mütevazi bir karaktere sahipti. Bu yüzdendir ki sanatının
takdiri yanında herkes tarafından sevilip, sayılmış, devrin ileri
gelenlerinden büyük itibar görmüştür.
Devletin Şeyhülislâmı Veliyüddin
Efendi, Mehmed Esad efendinin vücutça hastalıklı olmasına rağmen Hat
sanatında kemâle erişi ve bu derece maharetine nispeten gösterdiği tevazuu
karşısında; "Cenab-ı Hak, bu zatı bizim enf-i istihbarımızı (kibirlenen
burnumuzu, kibirliliğimizi)kırmak için göndermiştir." demekten kendini
alamamıştır. Es'ad Yesari Efendi, bu güzel sanatı gittikçe tekâmül ettirerek
devrinin en meşhur hattatları arasında yer almıştır. Bu ustalığından dolayı
Enderun'ı Hümâyun'a hat muallimi olarak tayin edilmiştir. Sultan 3.Selim'in
de takdirini kazanmıştır. Esad Mehmed Efendi'nin hayatına dair değişik bir
çizgi olarak 1791 senesinde kendisi gibi hattat olan oğlu Mustafa İzzed
Efendiyle birlikte Hacca gittiğini bilmekteyiz.
Mehmed Esad Efendi tevazuu yanında
sanatını öğretmekte de gayet cömertti. Sanatının zekatını, sadakasını, hatta
bu sahadaki bütün varlığını cömertçe taliplilere dağıtıyordu. Evi âdeta bir
mektep haline gelmişti. Bu sanata merak salanlar haftanın belirli günlerinde
evini dolduruyor ve bu büyük sanatkardan meşk ediyorlardı. Mehmed Esad
Yesârî Efendi 19 Aralık 1798'de İstanbul'da vefat ettiğinde geride kendisini
ebediyete kadar hatırlatacak pek çok levhalar, kitabeler bırakmıştı.
Devrin şairlerinden Süruri vefatına şu
kıta'yla tarih düşürmüştür:
"Hattât-ı hoş nivis Yesari Efendi'nin
Fevtîle kiydi hâme-i terceme-i siyah
Tarihi harfi mu'ceme ta'lik edüb dedim
Ceffelkalem Yesârîi Hattat getdi ah"
Hattat SULTAN II. MAHMUD HAN
(1785-1839)

Hattat
olarak ünlü olan II.Mahmud, özellikle
(Celî) tarzı
yazıda büyük başarı elde etmiştir. Diğer birçok Osmanlı padişahı gibi,
II. Mahmud da Mevlevî idi.
Saltanatı döneminde Türk musikisinde çok büyük
bestekarlar yetişmiştir. Saray faslında bulunan hanendeler: Dede Efendi,
Dellalzade İsmail Efendi, Kömürcüzade Hafız Efendi, Basmacı Abdi Efendi,
Şakir Ağa, Çilingirzade Ahmed Ağa, Suyolcuzade Salih Efendi
gibi çok büyük ve değerli bestekarlardı. Saz çalanlar da aynı derecede
üstad kişilerdi. Numan Ağa, Zeki Mehmed Ağa gibi ünlü tanburîlerin yanı
sıra.
Hattat
Kazasker Mustafa îzzet Efendi
gibi büyük bir neyzen,
Rıza Efendi
gibi üstat bir kemanî saray faslının sazendeleriydiler.
SULTAN II.MAHMUT
HAT ESERLERİ


II.MAHMUD' un TUĞRASI

60 - Mahmud Celaleddin (?-1849):
Dağıstanlıdır.Eski üstatların eserlerini inceleyerek,hat çalışmıştır.Kendine bir
ekol yaratmayı başarmıştır.Pekçok da çırak yetiştirmiştir. 1849′da ölen ve Şeyh
Murad Türbesi’ne defnedilmiştir. Meşk etmek için gittiği Yamakzade Salih ve
Ebubekir Raşid Efendiler, Mahmud Celâleddin’in sert tabiatlı olması dolayısıyla
Mahmud Celâleddin’e ders vermeyi reddetmişler, o da evine kapanarak hattı eski
üstadların yazılarını tek başına inceleyerek ve kendi kendine öğrenmişti. Türk
hattında ayrı bir ekol kuran Mahmud Celâleddin’in sert tabiatının izleri
yazılarında da hemen belli olmaktadır.
61 - Esma İbret Hanım (?-1780):Mahmut Celaleddin in eşidir.Yazıyı
eşinden öğrenmiş ve üslubu da eşininkinin aynısı olmuştur.Meşhur erkek hattatlar
düzeyinde yazmayı başarmıştır.Bu nedenle de kendisine ibret lakabı takılmıştır.
62 - Fatma Şerife Hanım:Mehmet Hasip Paşa nın kızıdır.Sülüs ve
Nesihi yazmıştır.Topkapı Sarayında,bir adet Hilyesi bulunmaktadır.
63 - Kazasker Mustafa İzzet
Efendi (1801-1876) :
Türk mûsikîsi ile hat
san'atlarında altın çağın idrâk edildiği XIX. Asırda bestekâr, neyzen, hânende,
devlet adamı ve hattat olarak büyük bir şöhrete sâhip olan Mustafa İzzet Efendi,
Tosya'da dünyâya geldi. Babası Destan (Destbân veya Bostan) Ağazâde Mustafa
Ağa'dır. Anne tarafından soyu Tophâne Kâdîrîhâne dergâhı mezarlığında medfun
peygamberimiz neslinden İsmâîl-i Rûmî'ye ulaşır. Babasının ölümü üzerine annesi,
Mustafa İzzet Efendi'yi tahsil için İstanbul'a gönderdi. Fâtih Başkurşunlu
Medresesinde Arapça ve dînî ilimleri öğrenmeye başlayan İzzet Efendi, sesinin
güzelliği ve mûsikîye olan merâk ve kâbiliyeti sebebiyle, Kömürcüzâde Hâfız
Şeydâ'dan mûsikî meşketti. Bir Cuma günü Hidâyet Câmii'nde müessir, dâvûdî bir
ses ve güzel bir edâ ile okuduğu Na't-ı Şerîf'i çok beğenen pâdişah II. Mahmud,
Silâhtar Gazî Ahmed Paşazâde Ali Paşa'ya onun san'at öğrenimi ve terbiyesiyle
alâkalanmasını emretti. Sultânın bu irâdesi üzerine Ali Paşa, bir müddet İzzet
Efendi'yi kendi dâiresine alarak saray için yetiştirdi. Ali Paşa'nın yanında
gördüğü bu tahsil ve terbiyeden sonra, Galatasaray'ına alınan İzzet Efeni üç yıl
Galatasaray'ında ilim ve mârifetini daha da geliştirdi. Bu esnâda kudretli bir
hattat, iyi bir hânende ve usta bir neyzen olarak kendini gösterdi. Bu hünerleri
sâyesinde şöhreti saraya kadar aksedince Enderûn-ı Hümâyun'a alındı. Sarayda
pâdişâhın ihsâna gark ettiği Şâkir Ağa, Dellâlzâde İsmâil Ağa, Suyolcu Sâlih
Efendi, Kömürcüzâde Hâfız Efendi, Basmacı Abdi Efendi gibi kudretli bir
san'atkâr kadrosu içinde mûsikî bilgisini ve hünerini geliştirme imkânı buldu.
Pâdişâhın huzûrunda yapılan fasıllara hânende ve neyzen olarak iştirâk etti.
Sarayda san'at hayâtının en olgun çağını idrâk eden İzzet Efendi, Türk
mûsikîsine olan vukuf ve yüksek san'at anlayışı sebebiyle bütün sanatkârların
hürmet ve takdirlerini kazandı.
Mûsikîde olduğu gibi Hat San'at târihinde en önemli bir mevki işgal eden İzzet
Efendi, sülüs ve nesih yazılarını Çömez Mustafa Vâsıf Efendi (ö. 1269/1853)'den,
nesta'lîk yazısını da Yesârîzâde (ö. 1265/1849)'den öğrenerek me'zun oldu.
İlim ve san'atı, kâmil bir insan olma yolunda vâsıta kılmış olan İzzet Efendi,
etrâfının iltifat, îtibar ve alkışlarını kendisine sağlanan ikbal ve yüksek
mevkileri, tasavvuf terbiyesinden aldığı prensiplerle arka plana atmayı bilmiş
bahtiyarlardandı. Fakat zamanla saray hayâtından iyice sıkılan İzzet Efendi,
hacca gitmek için izin istedi. 1246/1830'da müntesibi olduğu Nakşî şeyhlerinden
Ali Efendi ile berâber hacca gitti. Mekke'de bir müddet Şeyh Mehmed Can
Efendi'nin hizmetinde bulundu ve onun yanından seyr ü sülûkünü tamamladı.
Dönüşte ilim muhitlerinden istifâde maksadıyla yedi ay Mısır'da kaldı.
İstanbul'a döndükten sonra Mahmud Paşa Hamamı yakınlarında bir ev satın olarak
yerleşti ve özlemini çektiği, saraydan uzak, dervişâne bir hayâta başladı.
Bir Ramazan günü Bâyezid Câmii'nde kâmetini dinleyen pâdişah II. Mahmud: "Kâmet
alan kimdir?" diye sordu. Bunun üzerine: "Bir Özbek dervişidir" diye arzettiler.
Pâdişah: "Mustafa Efendi'nin sesini ben tanımaz mıyım, beni mi aldatıyorsunuz?"
dedi. Kendisini terkederek, derviş kıyâfetinde dolaşmasına son derece müteessir
olan pâdişah onun cezâlandırılmasını istedi ise de sonra affetti. Tekrar saraya
alınan İzzet Efendi, huzur fasıllarına bâzen ney üfleyerek bâzen de sesiyle
katıldı. II. Mahmud'un ölümünden sonra, Eyyüb Sultan Câmii hatipliğine tâyin
edildi. 1261/1845'de de I. Sultan Abdülmecid'e ikinci imam oldu. Sırasıyla
Selânik, Mekke, İstanbul ve Anadolu Kazaskerliği pâyesi verildi. Daha sonra
şehzâdelere yazı ve bedi Besmele hocalığı, Nakîbü'l-Eşraf ve fiilen Rumeli
Kazaskerliği yaptı. Halim velîm, vakur, zarif, nüktedan ve âbir bir zat olan
İzzet Efendi'nin şiirleri de vardır.
27 Şevval 1293/16 Kasım 1876'da vefât eden İzzet Efendi, Tophâne'de Kâdirîhâne
hazîresine defnedildi. Mezar kitâbesi talebesi Muhsinzâde Abdullah Bey
tarafından yazılmıştır.
Dînî ve lâdîni mûsikî formlarından yirmi üç eseri zamânımıza kadar gelmiş olan
İzzet Efendi, sülüs ve nesih yazılarında zamânının şeyhi ve Hâfız Osman'ı kabul
edilir. Celîde zaman zaman Mustafa Râkım yolunda da eser vermekle berâber,
kendine mahsus bir üslûba sâhiptir.
İzzet Efendi'nin on bir Kur'ân-ı Kerim, iki yüzden fazla büyük ve küçük boy
hilye (TİEM, 408 numarada kayıtlı Kur'an-ı Kerîm, TSMK. GY. Biri 379 numarada
kayıtlı 1287 târihli yazdığı büyük boy hilye ile 1243 numarada kayıtlı 1293
târihli büyük boy hilye bu sâhadaki eserlerine örnek olarak gösterilebilir), on
beş kadar Delâilü'l-hayrat otuzdan fazla enâm, sayısız murakkaâr ve kıt'ata,
Ayasofya Câmii'nin 7.5 m çapında büyük, dâirevî, celî sülüs çehâr-ı yâr
levhaları, Bursa Ulu Câmii'nde iki büyük levha, İstanbul'da Hırka-ı Şerif Câmii,
Dolmabahçe Sarayı, Ali Paşa Mescidi, Harbiye Nezâreti (İstanbul Üniversitesi)
tak kapısının iç tarafındaki celî nesta'lık kitâbe yazıları, Ayasofya Hünkâr
Mahfili, Bâbıâli Nallı Mescid, Mısır'da Mehmed Ali Paşa Türbesi kitâbeleri,
Washington'da 1269'da Sultan Abdülmecid tarafından hediye edilmiş Râkım imzalı
tuğra altında iki satır celî nesta'lik, zafer âbidesi kitâbe yazısı, Ayasofya,
Hırka-i Şerif, Büyük Kasım paşa, Küçük Mecidiye, Sinan Paşa, Yahyâ Efendi
câmileri celî sülüs, nur âyeti kubbe yazıları san'at dünyâmıza bıraktığı
eserleri arasında zikredilebilir. Harf inkılâbından önce matbaalarda kullanılan
hurufat Kazasker'in eseridir. Ayrıca Keşfü'l-İrâb ve Avâmil Muribî adlı iki
telifi vardır. Mûsikide Tarz-ı Cedîd makâmı onun terkîbidir.
Hat san'atı sâhasında yetiştirdiği talebelerinden Mehmed Şevket Vahdetî (ö.
1288/1871); Şefik Bey (ö.1297/1880); Muhsinzâde Abdullah Bey (Reîsü'l-hattatîn)
(ö. 1317/1899); Abdullah Zühdî Bey (ö. 1296/1879); Hasan Rızâ Efendi (ö.
1338/1920); Kayışzâde Burdurlu Hâfız Osman (ö. 1311/1894); Mehmed İlmî Efendi
(ö. 1342/1923); Mehmed Hilmi Efendi (ö. 1318/1900); Hafız Hasan Sırrî (ö.
1325/1907); Hafız Hasan Tahsin (1331/1916) Siyâhî Selim efendiler önde gelen
hattatlardandır. (1)
_______________________________________________________________
1-İbnülEmin, Son Hattatlar, s. 158-166; A. Süheyl Ünver, Hattat Mustafa İzzet ve
Eserleri, İstanbul 1953; Tayyarzâde Ahmed Ataullah, Atâ Târîhi, İstanbul 1291,
c. III, s. 16; Uğur Derman, Türk San'atının Şâheserleri, s. 28; İbnülemin, Hoş
Sadâ, İstanbul 1958, s. 225; Yılmaz Öztuna Türk Mûsikîsi Ansiklopedisi, c. II,
s. 48, 49; Abdurrahman Şeref, Târih Musâhebeleri, s. 314-318; Letâif-i Enderun,
s. 189, 278, 465; Mehmed Süreyyâ, Sicil, s. 462, 463; Mehmed Tâhir, Osmanlı
Müellifleri, c. II, s. 329, 330; Habib, Hat ve Hattâtân, s. 155-176; Fâik Reşad,
"Kazasker Mustafa İzzet Efendi" Hazine-i Fünûn, İstanbul 1313, sy. 11, s.93.
64 - Mehmet Hulusî Efendi (1869-1940) :İstanbulludur.Sülüs ve Nesihi
yazılarını Muhsinzade Abdullah Efendiden öğrenmiştir.Devrinin ünlü Talih
üstadıdır.Bu konudaki ustası da Sami Efendi olmuştur.
65 - Seyyid Mehmet Şevkî Efendi: (1829-1887) Dayısı hattat Hulusî
Efendiden sülüs ve nesihi meşk etmiş ve asla üstadını bırakmamıştır. Kütüphaneye
"Hafız Osman murakka’aları“ denen yazılarını görmek için devamlı gider, yazıları
çok mütalaa ederdi.
İsmail Zühdî Efendinin yazılarını elde eder ve ruhundan ruhuna feyiz almak için
haftanın muayyen günlerinde Edirnekapı dışındaki kabrini ziyaret ederdi.
Özellikle sülüs ve nesihte zirveye yerişen bir hattatımızdır.
Hattat Fuat BAŞAR “Hattı Şevkî Efendi gibi rüyada bile öğretirler.” demişti.
Zirveye oturanlardan biri olan hattat Samî Efendi de Şevkî Efendi hakkında şöyle
demiştir: “Şevkî Efendi istese de hatalı yazamaz.”
Şevkî Efendi’nin hat şeceresi şöyledir:
a) Mehmet Hulusî (Dayısı)
b) Mahmud Racî
c) Ömer Vasfî
d) Yamak Salih
e) Hüseyin Haplî
f) Derviş Ali (Sanî)
g) Hafız Osman
h) Nefeszâde İsmail
i) Derviş Ali (Evvel)
j) Halid bin İsmail Erzurumî
k) Hasan’ul-Üsküdârî
l) Pîr Mehmet Dede
m) Damad Şükrullah Halife
n) Şeyh Hamidullah
66 - Samî Efendi (1838-1912) :
İstanbul’da doğan Hattat Sami Efendi,
yorgancılar kethüdası Hacı Mahmud Efendi’nin oğludur. Bundan dolayı ilk
yazılarında “Yorganizade” imzasını kullanmıştır. Sıbyan Mektebi’nde okurken
Boşnak Osman Efendi’den aklam-ı siteyi meşk etti. Kabiliyeti ve eski üstadların
eserlerini tetkiki sayesinde günden güne yazısını geliştirdi. Mümtaz Efendi
(ö.1288/1871)’den Bab-ı Ali Rik’ası öğrendi. Bilhassa celi sülüs ve celi
ta’likte rakipsiz bir sanatkardır. Hattat Sami Efendi. XX. yüzyılda yetişen
hattatların celi sülüs, celi ta’lik, celi divani ve divani hocası olan Hattat
Sami Efendi, divani yazılarını ve tuğra çekmeyi küçüklüğünde memur olarak
girdiği Divan-ı Hümayun’da Nasıh Efendi’den öğrendi. Mustafa Rakım’ın
öğrencilerinden Recai Efendi (ö. 1291/1874)’den celi sülüs; Kıbrısizade İsmail
Hakkı Efendi (ö. 1278-1279/1862)’den nesta’lik; Ali Haydar Bey (ö.
1287/1870)’den celi Nesta’lik dersleri alarak kendini yetiştirdi.
Sâmi
Efendi tarafından Kapalıçarşı' nın Fesçiler Kapısı üzerine yazılmış Celî
Ta'lîk kitabesi.

Aynı kitabenin, yıllar sonra Sâmi
Efendi eliyle tekrar yazılmış örneği.

Sami Efendi, 1327/1909’da Divan-ı Hümayun’dan emekliye ayrıldı. Ayrıca
Divan-ı Hümayun ve Enderun Mektebi’nde dersler verdi. Hattat Sami Efendi,
XIX. yüzyılın ikinci yarısında aklam-ı sitede klasik yolu izleyen en
kuvvetli hattatlardan biridir. Hat hocalığı yaparken birçok kimse
kendisinden istifade etmiştir. Ömer Vasfi (1297-1347/1880-1928), İsmail
Hakkı Altunbezer (1869-1946), Necmeddin Okyay (1300-1396/1883-1976), Kamil
Akdik (1278-1360/1862-1941), Nazif (ö. 1331/1913), Hasan Rıza (ö.
1338/1920), Elmalılı Hamdi Yazır (ö. 1361/1942), Neyzen Emin Yazıcı (ö.
1945) bunların en meşhurlarındandır. 1332/ 31 Mayıs 1914’te açılan
Medreset’ül-Hattatin adlı hattat okulunda Sami Efendinin rolü görülür.
Nitekim öğrencilerinden Hasan Rıza, Hulusi Yazgan, Kamil Akdik, İsmail Hakkı
Altunbezer ve Necmeddin Okyay bu okulda dersler vermişlerdir. Hattat Sami
Efendi’nin eserleri genellikle özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. 1912
yılında vefat eden Hattat Sami Efendi’nin kabri İstanbul Fatih Camii
haziresindedir. Mezar taşını Kamil Akdik celi sülüs ile yazmış, taşın
süslemesini de İsmail Hakkı Altunbezer yapmıştır.
Sonradan talebesi Necmeddin Okyay, üstadının vefatına şu tarihi düşmüştür:
Ser-füru eyler cihan tarih-i Necmeddin için
Göçtü Sâmi kaldı Râkım mesleği üstadsız.
Hattat Sami Efendi’nin celi sülüs ve nesta’lik levhaları daha çok Cihangir,
Aksaray Valide, Rami, Edirnekapı’da Mihrimah ve Üsküdar’da Altunizade
camilerinde bulunmaktadır. Taşa geçirilmiş yazı ve kitabeleri de şunlardır:
Kapalıçarşı’nın iki kapısı üzerindeki tamir kitabesi, hadis ve tuğra; Bab-ı
Ali’de vilayet yanında Nallı Mescid’deki hadis; Şehzade, Kantarcılar ve Ali
Paşa Camilerinin kapılarındaki ayetler; Tophane’den 1956’da Maçka Parkı’na
nakledilen Hamidiye Çeşmesi ve Etfal Hastanesi ile Eminönü Yeni Cami’nin
arkasında İş Bankası bitişiğindeki çeşme ve Erenköyü’nde Zihni ve Galip Paşa
Camilerinin kitabeleri; Yıldız Sarayı bahçesindeki çeşme yazısı.
67 - Bakkal Arif Efendi (1830-1909) :Filibelidir. Medrese tahsili
yapmıştır.Hattat İsmail efendiden ders görmüştür.Kendisi sayısız meşk,Sülüs
ve Nesihi,Hilye,Evrad olarak pek çok eser bırakmıştır.
68 - Râkım Bey (1874-1949): Bakkal Arif Bey’in talebesidir.
69 - Paşazâde Ali Haydar Bey( 1802-1870) : Asrın seçkin
hattatlarındandır.Talih yazı üstadıdır.İcazetnamesi Topkapıda bulunmaktadır.
70 - Hoca Sadeddin Efendi: Osmanlı Şeyh’ul-İslâmı.
71 - Yahya Efendi: Osmanlı Şeyh’ul-İslâmı.
72 - Feyzullah Efendi: Osmanlı Şeyh’ul-İslâmı.
73 - Veliyuddin Efendi: Osmanlı Şeyh’ul-İslâmı. 18. asır Türk hat
sanatının önde gelen isimlerinden olan Veliyüddin Efendi İstanbul’da 1768′de
öldü. Celi talik hatla yazılmış olan harf çalışmalarının biraraya getirilmiş
olduğu bu albüm halen Topkapı Sarayı’nda muhafaza ediliyor. Özellikle
levhalarda ve kitabelerde kullanılan celi talik hattın ustası olan
Veliyüddin Efendi, hattatlığının yanı sıra kadılık, Anadolu ve Rumeli
Kazaskerliği yapmış ve şeyhülislâmlığa kadar yükselmişti. Kendi adıyla
bilinen kütüphanenin de kurucusu olan sanatkârın bu karalamasında, celi
talik harflerin yazılış biçimleriyle ilgili yeni arayışlar içinde olduğu
görülüyor.
74 - Çelebizâde Asım Efendi: Osmanlı Şeyh’ul-İslâmı.
75 - Hekimoğlu Ali Paşa: Osmanlı Sadrazamı.
76 - Koca Râgıp Paşa: Osmanlı Sadrazamı.
77 - Üstad Ağakapılı İsmail Efendi: Hafız Osman Efendi’nin benzeri
olmayan müstesna bir zat olduğunu devamlı vurgulardı.
78 - Yâkut bin Hilâl
79 - Yesarîzâde:
Esad Yesârî’nin oğludur.
Yesari Mehmed Esad Efendi'nin oğlu olan Yesarizade Mustafa İzzet,
İstanbul'da doğdu. Yazıya babasından öğrendi, ondan icazet aldı , ayrıca
Osman el-Üveysi Efendi de 1788'de kendisine ayrı bir icazet verdi.
Devlet memuriyetinde yüksek makamlara çıkan hattat, 1842'de Rumeli kazaskeri
oldu. Çok sayıda eser verdi ve Türk hattının en önemli sanatkárlarından biri
kabul edildi.
Yesarizade'nin hat sanatımızdaki asıl önemi, 'Türk Nestalik Ekolü'nü
kurmuş olmasıdır. Nestalik yazı, onun yaptığı hamleyle Türk zevkinin hakim
kılındığı bir sistem halini aldı. Bu ekolün kurulmasından sonra hattatlar
İran'ın nestalik üslubunu terkettiler ve
Yesarizade Ekolü'nü takibe başladılar. Bu tavrın eksik noktalarını da
Mustafa İzzet Efendi'den sonra gelen Sami Efendi tamamladı.
80 - Mehmet Tahir (?-1845) : Mahmud Celaleddin Efendinin başta
gelen öğrencilerindendi.Sultan Abdülmecit’in yazı hocası idi.
81 -
SULTAN ABDÜLMECİD:
Osmanlı Devleti’nin 31. padişahı olan Sultan Abdülmecid, 1839′la 1861
yılları arasında yaşadı. Hattatlıkla Mahmud Celâleddin Efendi’nin yolundan
gitti ve döneminin en iyi sanatkârlarından olan Tahir Efendi’den dersler
aldı. Dolmabahçe ve Ortaköy Camileri’ndeki bütün yazıları o yazdı. Bugün
müzelerde ve diğer camilerde bugün çok sayıda eseri bulunan Sultan
Abdülmecid’in üzerinde ‘Allah’ ve ‘Muhammed’ sözlerinin yeraldığı bu hattı
şimdi Topkapı Sarayı’nda muhafaza ediliyor.
82
- Hacı Kâmil Akdik (1861-1941): ”Reis’ul-hattatîn” lâkabına
hakkıyla kavuşanlardan.
83 - Hacı Nuri Korman (1868-1951): Ortaköy doğumudur.Zeki Dede den
Talik,Alaaddin Bey den Sülüs ve Nesihi dersi aldı.Mısır da bi buçuk sene
kalarak hat dersi verdi.Daha sonra Güzel Sanatlar Akademisinde yazı hocalığı
yaptı.Bir kaç Kur’an-ı Kerim ,Evrad,Hilye-i Şerif ,dua kitapları ve levhalar
yazmıştır.
84 - Aziz Efendi (1871-1934): Trabzon doğumludur.Hem Sülüs ve
Nesih,hem de Talik yazan bir hattattı.Talik yazıdaki üstadı Sami Efendi
idi.Uzun süre katiplik yapmıştır.12 Kur’an-ı Kerim yazmıştır.Büyük boyda 3
hilyesi ,Bursa Ulu Camii de de levhaları vardır.
85 - Hasan Rıza Efendi (1849-1920): 1267(1849) de Üsküdar da
dünyaya geldi. Babası Tırnova posta müdürü Ahmet Nazır Efendi. Hat yazısını
önceleri Yahya Hilmi Efendi den öğrendi ve Hattat Şevki Bey ile Muzıka-ı
Hümayun da öğrenerek icazetini aldı. Ta'lik yazıyı Hattat Sami Efendi'den
öğrenmiştir. Hattat Şefik sayesinde Kazasker Mustafa İzzet Efendiden oldukça
istifade etmiştir. Muzıka-ı Hümayün de hat öğretmenliğine tayin edildi. 1914
yılında açılan Medresetü'l Hattatin de; sülüs, nesih ve reyhani hocası oldu.
Sülüs ve Nesih' te çok yetenekli olduğundan, Hafız Osman dan sonra en
değerli hattat sayılır. 19 Kur'an-ı Kerim yazmıştır. Yazılarının güzelliği,
açık ve okunaklı olduğu için daima tercih edilmiştir.
Sultan Reşad' ın isteği üzerine 8 ciltlik Buhari-i Şerif, en önemli
eserlerinden sayılır. 1338(1920) de vefatı üzerine RumeliHisarı mezarlığına
defnedilmiştir. Hattat Halim Özyazıcı' nın hocasıdır.
Hasan Rıza Efendi / Sülüs-Nesih Meşkleri

86 - Mustafa Halim Özyazıcı (1898-1964): İstanbul doğumludur.Yazıya
Rik’a ile Rüştiye mektebinde Hattat Hamit Aytaç’tan başlamıştır.Daha sonra
Ferit bey den Divani,Hasan Rıza ve Kamil Akdik ten Sülüs ve Nesih,Hulusi
Efendi den Talik Meşki aldı.Fevkalade hızlı yazı yazardı.Kendisinin çeşitli
yerlerde Cüz,Kıt’a ve levha gibi sayısız eserleri vardır.
87 - İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946): Kendisi
Kuruçeşmelidir.Tuğra çekme usulü ile Divani,Celi Divani ve Celi hatlarını
meşhur Hattat Sami efendi den meşk etmiştir.Çok iyi bir hattat olmasının
yanı sıra ressamdı.Pek çok yağlıboya tablosu,ve bir çok camii de yazıları
vardır.
88 - Beşiktaşlı Hacı Nuri Efendi (1868-1951):
89 - Filibeli Hacı Arif Efendi
90 - Ömer Vasfî Efendi (1880-1928): Mahmud Yazır’ın hocası.
91 - Elmalılı Hamdi Yazır (1878-1942): Sami Efendi’nin talebesi.
92 - Mahmud Yazır (1895-1952): Elmalı da doğdu.Sülüs ve Nesihi
Bakkal Arif efendinin oğlu Rakım, Ömer Vasfi ve Aziz Efendi den,Talik yazıyı
da Hulusi efendi den ders alarak öğrenmiştir.
93 - Neyzen Haci Muhammed Emin Yazıcı Efendi (1898-1964): Ömer
Vasfî Efendi’ nin kardeşidir.
94 - Nazif Efendi: Ruscukludur.Sami Efendiden Celi,Divani,Tuğra
meşk etmiş,hatta 60 yaşından sonra Talik icazeti almıştır.Dönemin büyük
üstadlarından biridir.
95 - Necmeddin Okyay (1883-1967): Üsküdarlıdır.Talat beyden
Rik’a,Divani,Celi Divani yazılarıdan icazet aldı.Sonra Bakkal Arif efendiden
Sülüs-Nesih dersi almıştır.Bu arada ebruculuk ve aharcılık( kağıdı cilalama
sanatı) öğrenmiştir.Üstad Sami efendiden Talik ve Celi Talik meşk etmiştir.
Güzel Sanatlar akademisinde hocalığı vardır.
96 - Hafız Kemal Batanay (1891-1981): İstanbulludur.Ondört yaşında
iken Kur’an-ı Kerim ezberleyerek hafız oldu.Talik yazıyı Hulusi Efendi den
ders alarak öğrenmiştir.icazetini ondan almıştır.
97 - Mahir İz:
98 - Prof. Dr.Nihat Çetin
99 - Tuğrakeş Hakkı Bey
100 - Yahya Hilmî Efendi: İstanbulludur.Ahmet Hazım efendi den
icazet almıştır.Haşim efendi ve Halil Zühtü efenden Sülüs ve Nesih dersi
aldı.Özelikle Sülüs ve Nesih te çok olgun bir tarzı vardı.Yirmibeş Kur’an-ı
Kerim,En’amlar ve levhalar yazmıştır.
101 - Şefik Bey (1819-1879): İstanbulludur.Ali Vasfi efendi den
yazıyı öğrenmiştir.Şefik bey Sülüs,Nesih ve Celi Divani yazıda üst
kademelere yükselmiştir.Yazının bütün inceliklerini bilirdi.
102 - Çırçırlı Ali (Haydar) Efendi: Şefik Bey’in talebesidir.
103 - Hakkı Efendi (Hakkı Bey): Samî Efendi’nin talebelerindendir.
104 -
Faik Bey, Ferit Bey
105
- Hâmid Aytaç(1891-1982): Diyarbakırılıdır. Asıl adı Musa Azmi
idi.İstanbul a 1908 yılında gelmiştir.Her ne kadar burada Güzel Sanatlar
Akademisine girdi ise de,maddi sıkıntılar nedeni ile bitiremedi.Onun en
büyük aşkı yazı yazmak idi.İlk hocası Akif Tütenk idi. Diyarbakırda okurken
hat hocalarından Sülüs ve Nesih öğrenmiştir.1910 yılında ise İstanbul da
Gülşen-i Maarif mektebinin yazı hocası olmuştur.Meşhur Hattat Halim
Özyazıcıyı bu mektepte tanımış,ve yetişmesinde büyük rol oynamıştır.Pek çok
büyük üstaddan ders almış,ama en çok ta Esat Yesari gibi bir büyük ustanın
tesiri altında kalmıştır. Yurt içi ve yurt dışında bir çok yazısı vardır.
106 - Macid Ayral (1891-1961) : İstanbul doğumludur.
Sülüs ve Nesih yazıyı Beylerbeyi'nde Hamidiye Mektebi'nde okurken, Hocası
Ali ve Enderunlu Ahmet Rakım Efendi' lerden öğrendi. Hattat Şefik Bey'e
hayrandı ve yazısına çok çalıştı. Medresetü'l-Hattatin'e devam etti. İsmail
Hakkı Bey'den celî sülüsünü, Hulusi Efendi'den talik yazısını ilerletti.
1955 yılında Irak'a hat hocalığı için gitti. Şişli, Levent, Şile, Seyid
Ahmet, Bebek, Yeşilköy Kemer Hatun ve Davut Paşa camilerinde celi yazıları
yer almaktadır.

Hattat Macid Ayral' a ait hat
eserler; değerli dostumuz ebru ve kat'ı sanatçısı Rıza Görüş
tarafından Nazilli de Sümer Camiisi'
nde fotoğrafları çekilmiştir. Kendisine çok teşekkür ederiz.




107 - Emin Barın : 1913 Bolu doğumludur.İstanbul da yaptığı
staj sırasında Reisülhattatin Kamil Akdik ten yazı,Necmettin Okyay dan
Klasik Türk Cildi öğrendi.Çalışmalarını genelde Klasik Celi Divani ve Küfi
ile bunların çağdaş yorumları ve serbest kreasyonları yönünde yoğunlaştırdı.
108 - Kamil Nazik :
7 yaşında hat sanatına başladı. 14 yaşında icazet aldı. Yeni
Türkçe'yi ise, 18'inde öğrendi ve ilkokul imtihanlarına girdi; ilkokulu,
ortaokulu ve liseyi dışarıdan bitirdi. 1973-1974 dönemi İstanbul
Üniversitesi Jeofizik Yüksek Mühendisliğine girdi. Jeofizik Yüksek
Mühendisliğini bitirdikten sonra M.T.A.E’ de uçakla petrol aramalarına
başladı. 1.5 yıl burada çalıştıktan sonra Eyüp Lisesi’nde Matematik, Fizik
öğretmenliği yaptı. Bu dönemde Cağaloğlu’ nda hat üzerine ilk yazıhanesini
açtı ve burada öğrencilerine ders vermeye başladı. Bu dükkanda basın
sektöründe kendine yer edineceği ilk temaslar gerçekleşti. Günaydın ve
Tercüman gazeteleri Türkiye’ nin Petrol kaynaklarıyla ilgili röportajlarını
bu dönemde yayınladı. Röportajların beğenilmesi üzerine kendisine Günaydın
tarafından yapılan yazarlık teklifini kabul etti. 18 yıl boyunca Günaydın,
Tercüman, Milliyet ve Milli Gazete gibi gazetelerde köşe yazarlığı yaptı.
Basın sektöründeyken 1986 yılında Basın yayın kooperatifliği başkanlığına
getirildi. Fakat hiçbir zaman hat sanatından uzaklaşmadı.
Bir ayağı basında iken 1996 yılında Beyazıt’ ta profesyonel olarak hat
sanatına başladı. 1999 yılında Küçük Ayasofya Camisi civarında sanat
galerisi kurdu. Bu galeriyi kurmadan önce 11 camide yazısı vardı. Şu anda
Türkiye ve dünyanın muhtelif yerlerinde bulunan 72 camide seri halinde
yazısı bulunmaktadır. Bugün Küçük Ayasofya’ daki bürosunda dünyanın her
tarafından gelen ve aynı zamanda İstanbul sınırları içinde bulunan
öğrencilere de ders vermektedir. Bunun yanında iki seneden beri, internet
ortamında; ilk defa dünyada kendi sitesinden canlı yayın yaparak hat
ile ilgilenen insanlara hat sanatı halen öğretmektedir. Kamil Nazik aynı
zamanda, Arapça, Farsça ve İngilizce bilmektedir.
|