Yrd. Doç. Mehmet MEMİŞ
|
İslâmiyet’in gelişiyle birlikte yepyeni bir gelişme seyrine giren
Arap yazısı, vahyin yazım vasıtası olarak gittikçe daha fazla önem
kazanmaya başlamıştır. Allahu Teâlâ’nın Kalem Sûresi’nde kaleme ve
onun satıra dizdiklerine and içmesi yanında, Hz. Peygamber (s.a.s.)
de yazının ehemmiyetini, “Bilgiyi yazı ile kaydediniz” (Dârimî,
Mukaddime, 43), “Çocuğun babası üzerindeki hakkı, ona yazı yazmayı,
yüzmeyi ve ok atmayı öğretmesidir” (Suyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, IV,
88) gibi sözleriyle vurgulamıştır. Yaşadığı devirde gerek şekil
gerekse imlâ bakımından eksikleri bulunan yazının güzelleştirilmesi
hususunda da kâtiplere bazı tavsiyelerde bulunmuştur. Yanında yazı
yazan Hz. Muaviye’yi: “Mürekkebi ıslah et, kalemi yont, bâ harfini
doğrult (uzat), sin’i dişleri belirgin olarak yaz, mim’i köreltme,
Allah lafzını güzel yaz, Rahmân’ı uzat ve Rahîm’i güzel yaz…”
sözleriyle uyardığı bildirilmektedir. (Kettânî, et-Terâtibü’l-İdâriyye,
çev. Ahmet Özel, I, 211) . O’nun Bedir savaşında esir alınan ve yazı
bilen müşriklerin, ensar çocuklarından onar kişiye okuma yazma
öğretmelerini, esirlikten kurtuluş fidyesi olarak kabul etmesi ise
bu konuya verdiği önemin en açık göstergesidir.
HAT SANATINDA HZ. PEYGAMBER Dr. Hilal Kazan
Arap yazısı, Arapların kuvvetli hafızaya sahip olmaları nedeniyle İslam öncesinde pek fazla kullanılmadığı için gelişmemiştir. Dolayısıyla Arap harflerinin ve yazısının tekâmülü İslamiyetle, Kur’an’ın nazil olması ve Rasul-i Ekrem’in katiplerinden her şeyi kayd etmelerini istemesi ile başlamıştır. Zaman içerisinde çeşitli evrelerden geçerek gelişen Arap yazısı İslam sanatlarının en orijinal dalı olan Hat Sanatı’nı meydana getirmiştir1. Asırlar boyu Müslümanlar yaşadıkları mekânları, Peygamber Efendimiz’in şahsını ve tavsiyelerini hatırlatacak metinlerden oluşan hat eserleriyle donatmayı da bir görev bilmişlerdir.
Hz. Peygamber, hat sanatında öncelikle daha yazının gelişme safhalarında onun sünnetinin anlatıldığı elyazması hadis kitaplarında yer almıştır. Bunu, O’nun fiziksel ve karakter özelliklerinin yer aldığı Şemail adı verilen yazma kitaplar takip etmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber’in kırk hadisini ezberleyenlerin kıyamet gününde mükâfat göreceğini bildiren rivayetlerin teşvikiyle kırk hadis mecmuaları ile beraber Hz. Peygamber için okunan çeşitli salavât ve duâları içeren delâil, evrad ve duâ risaleleri de hattatların özenle yazdıkları eserler arasında yer almıştır. Yine onun mübarek hayatını anlatan elyazması siyer kitapları da müze ve kütüphanelerde hat, tezhip ve ciltleriyle dikkat çeken gayet güzel örnekleri ile bu grubun içinde yer almaktadır.
Kitapların yanı sıra onun hadislerinin kıt’a adı verilen, bir sayfaya tek tek veya murakka olarak gruplar halinde sayfalara birden fazla yazı çeşidiyle yazılması sonucu oluşan albümlerde rastlanır. Onun tavsiye niteliğindeki güzel sözleri levhalar halinde yazılıp tezyin edilip duvarlara asıldığı gibi hilye adı verilen fiziksel ve karakter özellikleri de XVIII. asırdan itibaren tezyinatlı bir şekilde hat sanatında yerini almıştır. Mübarek isimleri, hadis-i şerifleriyle beraber mabedlerde, tekke ve zaviyelerde büyük levha veya duvar yazıları olarak bulunmaktadır.
Şemâil, kelime yapısı bakımından 'şimâl'in çoğuludur. Arapça'da, bu kökten türeyen kelimelerin birbirinden farklı, hatta birbirine zıt değişik manaları vardır. Bu nüanslardan birisi de; huy, tabîat, karakter, hâl ve hareket, tavır ve davranış anlamıdır. Şimâl'in bu manalarda kullanılan nüansının çoğulu şemâil kalıbı ile kullanılmaktadır. İslâm âlimler, kelimeyi bu geniş lügat manalarından alıp, bir şahsın hayat hikâyesini, yani biyografisini anlatan bir terim haline getirmişlerdir. Kelime zamanla daha da özelleştirilerek, sadece "Hz Peygamberin beşerî yönünü, yaşama uslûbunu ve şahsî hayatını anlatan" bir terim hüviyetine büründürülmüştür.
Şemâil'in müstakil bir dal olarak ortaya çıkışı, hicrî III. asrın ikinci yarısı (m. IX. asır) sonlarına doğrudur. Şemâil kelimesini ilk defa kullanan ve onu sistemleştirip muhtevâsını tayin eden İslâm âliminin Tirmizî olduğu bilinmektedir. Nitekim gerek ondan önceki dönemde, gerek çağdaşı muhaddis ve tarihçiler arasında bu tabiri kullanan bir başka isme rastlanmamaktadır.
Tirmizî'nin "Kitâb'üş-Şemâil" adlı eseri, 55 bölüm (bâb) ve bir hâtime'den oluşmaktadır. Tirmizî'nin Şemâil'i, üzerinde en çok şerh, hâşiye, ta'lik ve tercüme çalışması yapılan klasik eserlerin ilk sıralarında yer almaktadır. Şemâil nevine Tirmizî ile başlayan katkılar, ondan sonraki İslâm âlimlerince de devâm ettirilmiştir.
Hadis ve Şemail KitaplarıHz. Peygamber’i ve O’nun sünnetini konu alan eserlerin başında hadis ve şemâil kitapları gelmektedir. Bunların ekseriyeti sanat yönü dikkate alınmaksızın yazılmış olmasına rağmen, içlerinde usta hattatlar tarafından yazılan, sanat değeri taşıyan kitap ve mecmualar da azımsanmayacak sayıda bulunmaktadır. Sözgelimi Sultan Reşad’ın Hırka-i Saadet Dairesi’nde okunmak üzere Hattat Hasan Rıza Efendi’ye yazdırarak vakfettiği, 8 ciltlik Sahîh-i Buhâri (TSMK, Hırka-i saadet 39), saray meşk hocası Abdullah Vefâî tarafından güzel bir nesihle yazılmış Gâyetü’t-tavzih li’l-Câmi’i’s-sahîh adlı tezyinatlı eser (TSMK, III. Ahmed 384) ve ünlü hattatlarımızdan Muhsinzâde Abdullah Efendi’nin II. Abdülhamid’in emriyle yazdığı Şifâ-i Şerif bu tür eserlerden sadece birkaçıdır. Şeyh Hamdullah’ın 901/1595-96’da istinsah ettiği Mesabihu’s-sünne (TSMK, III. Ahmed 278) ve Meşâriku’l-envâri’l-nebeviyye (Süleymaniye ktp, Ayasofya 898) adlı hadis kitapları da bu grupta yer alan eserler arasında bulunmaktadır.
Diğer taraftan Hz. Peygamber’in hadislerinden kırk tanesini ezberleyenlerin kıyamet gününde mükafatlandırılacağını belirten sözleri erken devirlerden itibaren gerek manzum, gerekse mensur kırk hadis kitaplarının derlenmesine vesile olmuştur. Bunlar arasında yine sarayın meşk hocalarından ve devrin tanınmış hattatlarından olan Hasan Üsküdarî tarafından istinsah edilen tezyinatlı Kitâbu Nefâhati’l-‘abiri’s-sârî adlı eseriyle (TSMK, III. Ahmed 567), Mevâhibu’l-âziziyye (TSMK, Medine 321) adlı bir diğer tezyinatlı hadis mecmuası bu türün dikkati çeken eserlerinden bazılarıdır.
Rasul-i Ekrem’in müminlere en güzel örnek olan yaşam tarzı ve davranışlarını konu alan şemail kitapları da hat sanatında gereken ilgi ve alakayı gören türler arasında bulunmaktadır. Bu türün tezyinatlı ve sanatlı örnekleri arasında Kanunî devrinde tezyinatlı yazılan Şerh-i Şemâil-i Tırmizî (TSMK III. Ahmed 458) ile Hilye-i Hakanî’den seçme beyitler Mehmed Esad Yesârî, Yesdârîzade Mustafa İzzet Ömer Vasfi ve Aziz Efendi gibi Türk hat sanatının önde gelen şahsiyetleri tarafından talik hatla mecmua olarak tertip edilmiştir2. Yine kitaplar arasında önemli yer tutan, Hz. Peygamber için okunan çeşitli salavât ve duâları içeren delâil, evrad ve duâ risalelerinin de, müze ve kütüphanelerde hat, tezhip ve ciltleriyle dikkat çeken gayet güzel örnekleri bulunmaktadır.
Kıt’a ve Murakka’larOrtalama bir kitap sayfası ebadında, bir veya birkaç çeşit yazı türüyle yazılan yazılara kıt’a, bunların yanlarından birbirine tutturulup katlanılarak birleştirilmesiyle oluşturulan albümlere de murakka’ denilmektedir. Kıt’alarda daha çok ikili yazı kullanılmıştır. Bunlar ya sülüs-nesih, ya muhakkak-reyhâni, ya da tevki’-rikâ’dır. Tek yazı çeşidiyle yazılmış olanlarda ise ta’lik kıt’alar çoğunluktadır.
Bu tür çalışmalarda en fazla yazılan metinler hadis-i şeriflerdir. Mütevazi boyutlardaki bu eserlerde en meşhur hattatlarımızın güzîde eserlerini görmek mümkündür. Bu hususta, ünlü hattatımız Şeyh Hamdullah’ın aklâm-ı sitte ile yazdığı ve daha sonra gelen hattatlara örnek teşkil eden murakka’larının hat sanatımızdaki yeri ayrıdır.
Hz. Peygamber’e muhabbet, sadakat ve övgü olarak kaleme alınmış kasideler de bu tür eserlerde yer alan metinlerdendir. Busırî’nin Kasîdetü’l-Bürdesi ile Ka’b b. Züheyr’in Bânet Su’âd isimli Rasulullah’ı medh eden kasideleri, Hafız Osman ve Şevki Efendi gibi meşhur hattatlarımız tarafından sülüs ve nesih hatlarıyla yazılmışlardır. Hakânî Mehmed Bey’in yazdığı Hilye-i Hakanî’den seçme beyitlerin de Mehmed Es’ad Yesarî, oğlu Yesarizade Mustafa İzzet, Ömer Vasfi ve Aziz Efendi gibi Osmanlı hat sanatının tanınmış simaları tarafından çeşitli beyitleri ta’lik yazı ile yazılmış hatta bunlardan beyitler derlenerek murakkalar oluşturulmuştur. Ayrıca Buharî tarafından nakledilen Aşere-i Mucizât-ı Nebî de Mehmed Şevki Efendi gibi hattatlar tarafından murakka ve levha olarak hazırlanmıştır.
LevhalarMabedlerin dışında kalan evlerin ve işyerlerinin duvarlarını süsleyen ve küçük ebatta olanlar yanında celî sülüs, celî ta’lik, celî dîvânî gibi daha iri yazılarla oluşturulan büyük boy hatla yazılmış Hz. Peygamber’i öven âyetler, hadisler, ondan şefaat talebeden Arapça, Farsça ve Türkçe beyitlerden oluşan levhalar bir yere asılmak ve karşıdan bakılmak için hazırlanmış sanat eserleridir.
Levhalarda bazen Peygamber Efendimiz’e yazılan methiyelerin, çoğunlukla da kısa ve özlü mesajlar içeren âyet ve hadislerin yer aldığı görülür. Celî yazılarla yazılmış levhaların önemli bir kısmı mürekkep yerine altın kullanılarak zerendûd tarzında işlenmiştir. Bu tarz çalışmalarda celî üstadı Sâmi Efendi’nin eserleri öne çıkmaktadır. Başta Rasul-i Kibriya’dan bahseden âyetler, onun mübarek özlü sözleri, “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Şehadet” cümleleri ile “Allah” ve “Muhammed” lafızları olmak üzere, “Esmâ-i Nebî”, “Ehl-i Beyt İsimleri” ve Rasûl-i Ekrem’e sevgi, sadakat ve övgü için söylenmiş edebî metinler de en çok yazılan levhalardandır. Bu tarza örnek teşkil eden konular şu şekilde tasnif edilebilir:
En çok görülen Âyetler: “Ve mâ erselnâke rahmeten li’l-âlemin.” (Enbiya 21/107) "Mâ kâne Muhammedün ebâ ehadin min ricâlikum ve lâkin Rasulallahi ve hateme’n-nebiyyîn.” (Ahzab 33/40) “Yâ eyyühe’n-nebiyyü innâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiran ve neziran.” (Ahzab 33/45) "Ve kefâ billâhi şehîdan Muhammedun rasulullah.” (Fetih 48/28-29)
En çok görülen Hadisler: “İnnallahe cemîlun yuhibbu’l-cemâl.”; “Re’su’l-hikmeti mehâfetu’llah.”; “Men sabare zafera.”; “El-cennetu tahte akdami’l-ummehât.”; “El-Cennetü zıllu’s-suyûf.”; “El-kâsibu habibullah.”; “Rutbetu’l-ilmi a’le’r-ruteb.”; “El-hayâu mine’l-îmân.”; “Hayru’n-nâs men yenfe’u’n-nâs.”; “Yessirû velâ tu’assirû beşşirû ve lâ tuneffirû.”; “
En çok görülen özlü sözler ve beyitler: “Garik-i bahr-i isyanım dahîlek yâ Rasulallah”(Sâmi Efendi) "Aman lafzı senin ism-i şerifinle müsavîdir/ Onun’çün âşıkın zârı amandır yâ Rasulallah.”(Abdullah Zühdü) “Ol Rasul-i müctebâ hem rahmeten lilâlemin/ Bende medfundur diye eflâke fahr eyler zemin.” (Kazasker Mustafa İzzet) "Müeyyeddir seninle din ü devlet yâ Rasulallah.” (Ali Haydar) "Yapıştım dâmen-i pâk-i rızaya herçi bâd-âbâd/ Sarıldım hâk-i pâk-i Mustafa’ya herçi bâd-âbâd” (Çırçırlı Ali Efendi) "Basmasa mübarek kademin rûy-i zemîne/Pâk etmezdi kimseyi hâk ile teyemmüm.” (Mustafa Rakım)3
Hilye-i Şeriflerİslam inancında putlar ve insanları putlaştıracak her türlü tasvir ve heykel gibi şeyden imtinâ’ edildiği için Rasulullah birkaç istisna dışında hiçbir şekilde tasvir edilmemiştir. Onu tarif eden ve hakkında anlatılanlar çerçevesinde ümmetin muhayyilesinde yer bulmuştur. Hadis ve şemâil kitaplarında da yer almış olan Hz. Peygamber’in hilyesi hakkında bilgi sahibi veya hilyenin kişinin kendisinde bulunmasından dolayı husule gelecek olan faydalara binaen müslümanlar arasında önce bir hürmet ve sevgi ifadesi olarak göğüs cebinde taşınmak üzere nesih hattıyla yazılırken, daha sonra ilk defa Hafız Osman (ö. 1110/1698) tarafından XVII. asırda levha şeklinde tertip edilmiştir4. Sözlükte “süs, ziynet, güzel sıfatlar” gibi anlamlara gelen hilye5; Rasûl-i Ekrem’in fiziksel özelliklerini, karakterini, tavır ve hareketlerini anlatan eserlere verilen genel addır6. Hilye-i şeriflerin, peygamber sevgisini anlatması bakımından özel bir önemi bulunmaktadır. Duvara asılmak amacıyla hattatların şimdiye kadar yaptığı birçok farklı denemeler bulunmakla birlikte Hafız Osman tertibi halen yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu tertipte baş tarafta sülüs veya muhakkak besmele, ortada daire şeklinde nesih hattıyla yazılmış hilye metni ve bu daireyi kuşatan hilal süslemesi bulunmaktadır ki, Hz. Muhammed (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) bu âlemi nuruyla aydınlattığı için güneşe ve aya benzetildiğinden, hilyenin göbek kısmında bu teşbihe uygun olarak güneş ve hilal şekli oluşturulmuştur. Bu dairevî kısmın dışında kalan dört köşeye çoğunlukla dört halife isimlerinin, bazen de Rasûlullah’ın Ahmed, Mahmud, Hâmid, Hamîd isimlerinin yazıldığı görülmektedir. Boşlukları tezhible süslenen bu bölümün altında Hz. Peygamber’le ilgili bir ayet yer almaktadır ki, en fazla yazılan “Biz ancak seni alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya, 21/107) mealindeki ayettir. Bazen “Sen bir yüce ahlâk üzere ahlâk abidesisin.” (Kalem, 68/4) ve “Muhammed’in Allah rasûlü olduğuna Allah’ın şehadeti yeter” (Fetih, 48/28-29) mealindeki ayetlerden birinin ya da kelime-i tevhidin yazıldığı görülür. En alttaki etek kısmında ise ortada hilye metninin devamı ve hattat imzası, yanlarında da koltuk ismi verilen süsleme alanları yer almaktadır. Efendimiz’in teninin kokusu gül kokusuna benzetildiği için, O’nun sembolü olan gül motifine de hilye süslemelerinde sıkça yer verilmiştir7.
Cami YazılarıHemen hemen bütün camilerimizde, “Allah”, “Muhammed”, dört halife “Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali” ile Hz. Peygamber’in torunları “Hasan – Hüseyn”in isimlerinin, cemaatin rahat görebileceği yükseklikte ve büyüklükte yazılması veya levha olarak asılması bir gelenek halini almıştır. Bazı târihî camilerde özellikle Orta Asya’da bu ibarelerin kûfi hattıyla çeşitli kompozisyonlar şeklinde yazıldığı görülse de, çoğunlukla celî sülüsle bazen de celî ta’likle yazılmışlardır. Bunun yanı sıra Kelime-i Tevhid, Kelime-i Şehadet ve mekânın özelliğine göre seçilen bazı hadis-i şerifler de camilerde levha veya kitabe olarak görülen hat eserleri arasındadır.
Rasûl-i Ekrem’in ism-i şerifleri camilerde mihrap üstünde veya caminin kare plandan kubbeye geçerken oluşan üçgenlerde, beş köşeli yıldız şeklinde ve adeta açılmış bir gül gibi resmedilmiştir. Onun mübarek ismi Osmanlı hat üstatlarının asırlar içinde bütün sanat yeteneklerini ve zevklerini ortaya koyarak biçimlendirdikleri bir sanat şaheseri haline gelmiştir. Muhammed (sav) kelimesinin hat sanatında estetik ölçülerine, Mustafa Rakım üslubunda ulaşılmış, Kazasker Mustafa İzzet, Mehmed Şefik, Sami Efendi gibi üstatların elinde en güzel örneklerini vermiştir. Ayrıca camilerde mihrap duvarındaki tezyinatlı/vitraylı camlarda da Lafza-i Celal ile beraber Muhammed ismi rengarenk bir şekilde yerini alarak bu ulvî mekanları süslemektedir. Özellikle Süleymaniye Câmi’indekiler dikkati şayandır.
|
