HATTAT

 

Eski sanatlarımızdan olan hattatlık kökleşmiş bir üsluba ve geleneğe dayanan ve sürekli kendini geliştiren bir sanat dalıdır.

  Hüsnühat öğrenimine mahalle mektebinden başlanır, çocukların kabiliyetleri, rika, sülüs, nesih gibi çeşitli yazılar yazdırılarak geliştirilmiştir. Yazı öğrenmek için bir ustaya başvurulunca, usta öğrencisine çalışmasından örnek olmak üzere yazdığı satıra "meşk", yazı öğrenmeye de "meşk almak", öğretmeye de "meşk vermek" veya "meşk etmek" denir. Öğrencileri yetiştirmek açısından hattatlar üç gruba ayrılır: 1)Meşk hocası, 2)Eser vermekle uğraşan hattatlar, 3)Öğrenci yetiştiren, eser veren hattatlar.

  Hattatlık bazı kurallara bağlı idi. Hattat olacak bir kişi, ustasının yazılı izni yani icazetnamesi olmadıkça eserlerinin altına imzasını koyamazdı.

  Meşklerde, sülüs ve nesih yazıları, bazen ayrı, genellikle de beraber olarak aynı usta tarafından verilirdi. Asıl adı "rika" olan hatt-ı icaze de (icazet yazısı) bu arada öğretilirdi.

  Talik ise ayrıca öğrenilirdi ve hocası ayrı idi. Tuğra, divani, dışarıda kullanma yeri olmadığından Divan-ı Hümayun'da öğrenilirdi. Rika da sanat yazısı niteliğini taşımadığından el yazısı olarak önce mekteplerde, sonra da devlet dairelerinde öğrenilirdi. Bundan sonra öğrenciler, hattatlık unvanını almaya hak kazanınca bir icazet cemiyeti kurulurdu. Bir camide yapılan merasimde, yeni hattatın tezhip edilmiş yazısı, zamanın hat üstatlarından meydana gelen bir hat jürisine sunulurdu. Bu hattatlardan bazıları, asıl hocanın izin yazısının yanında kendilerine ayrılan yerde, ayrı ayrı bu icazeti onaylama ve yeni meslektaşlarını tebrik ettiklerini bildirilerdi. Bunlara Arapça yazı yazdırırlardı. Buna "icazet tasdiki" denirdi.

  Son devirde hattat yetiştirmek amacıyla Medresetü'l-hattatin adında bir okul 31 Mayıs 1914'te açıldı. Medreselerin kapatılmasından sonra Hattat Mektebi adıyla faaliyet gösteren bu kuruluş, yeni harflerin 1928'de kabulü ile hüsnühat öğrenimine son verdi.

 

 

Copyright © 2008, Hat Dergisi | Designed on 2008-March-21 by alpaslan