HAT SANATI TARİHİ

Eş-Şehîd İsmail Raci el-FARUKİ

GİRİŞ

Kur’ani tevhid mesajının ortaya çıkardığı İslami sanatların birleştirici özelliklerini, bu özelliklerin yeni ve yaratıcı formlarını oluşturan çok yönlülüğü ve mahareti incelemek için, geniş bir coğrafi kaynağın ve İslam tarihinin yüzyılları boyunca meydana getirilen ürünlerin incelenmesi gereklidir. Sadece bu yolla İslami sanatlar içerisindeki eşsiz özellikler ortaya serilebilir ve farklı bölge ve dönemlerin kendilerine has başarıları anlaşılabilir.

İslam sanatının ortaya çıkışının herhangi bir coğrafi bölge açısından ele alınması devasa bir iştir. Sanat örnekleri birbirlerine İspanya’dan Güney Filipinlere, Orta Asya’dan Tanzanya’ya kadar uzak yerlerde bulundukları için böyle bir teşebbüsün kapsamlı olması çok zordur. Ortaya çıktıkları zaman dilimi de aynı derecede geniştir. İslami sanat araştırması yedinci yüzyıldan bu güne kadar gelen, ondört yüzyıllık bir sürenin sanat ifadeleriyle, bu uzun zaman boyunca bilinen bütün farklı malzemeler, motifler ve tekniklerle ilgilenir.

İşimizi kolaylaştırmak gayesiyle, İslam kültürü içindeki görsel sanatları incelemek için Müslüman dünyasını yedi alt gruba ya da sanat bölgelerine ayıracağız. Bu alanların sınırlandırılması için estetik olduğu kadar tarihi temeller de bulunmasına rağmen okuyucu bu sanat bölgelerinin kesin sınırlarla kolaylıkla çevrilemeyeceği konusunda dikkatli olmalıdır. Bölgeler arasındaki ilişkiler bölgesel karakterlerin sık sık çakışmasına sebep olmuştur. Aynı zamanda karşılıklı tesirler ve ortak temel özellikler sebebiyle bir bölgenin özellikleri bir başka bölgeninkiyle birçok benzerlik taşıyabilmektedir. Okuyucu, üsluba ait özelliklerin bölgeleri ortaya çıkarmak ve o halleriyle bırakmak yerine birbirlerinin içine soktukları konusuna dikkat etmelidir. Yapıyla ilgili özellikler genelde en yaygın öneme sahipken özel motifler, yapım teknikleri ya da malzemeleri daha büyük bir çeşitliliğe sahiptir.

Bu alt bölgelerin temsil ettiği üsluplar zaman içinde statik kalmamışlardır. Sanat bölgelerinden herhangi biri farklı dönemlerinin sanat eserlerinden bariz bir birlik göstermemekle birlikte farklılıklar da göze çarpar. Sonuçta Irak’taki dokuzuncu yüzyıl cilalı seramik imalatı, İran’daki onaltıncı yüzyıla ait seramik mozaikler, Hindistan’daki onaltıncı ve onyedinci yüzyıl pietra dura kakmaları, Türkiye’deki onbeşinci yüzyıla ait kabartmalı kumaşlar, kadifeler ve bunun gibi farklı dönemlerin özellikleri veya eğilimlerinden bahsedebiliyoruz. Dönem ve bölgenin bu özellikleri hem daha önceki sanat ürünlerine dayanmakta, hem de gelecekteki estetik ürünlerin müjdecisi olmaktadır.

Bu bölgelerin numaralandırılması Batıdan Doğuya doğru ilerler. Bunun hiyerarşik bir manası yoktur. I. Bölge Mağribi ya da Batı bölgesini içine alır. Kapladığı ülkeler Moritanya, Batı Sahra, Fas, Cezayir, Tunus, Libya ve Mağribi İspanya’dır. II. Bölge hakim bir Müslüman nüfusa ve İslam kültüründen gelen belirgin estetik tesirlere sahip Orta Afrika bölgesini içine alır. Burada Orta Afrika terimini Alt Sahra Afrikası terimine tercih ediyoruz., çünkü Afrika’nın güçlü İslami etkiler gösteren Arap ve Arap Olamayan etnik grupları ile, Arapça konuşan ve konuşmayan insanları bu bölgeye girmektedir. Sayıları yirmibeşe varan ülkelerin büyük bir kısmını içine alır. III. Bölge Arap dünyasının Maşrıkı yani Doğusudur. Yaklaşık olarak Mısır, Filistin/İsrail, Ürdün, Suriye, Lübnan, Irak, Arap Yarımadası ve Körfez bölgesini içine alır. Coğrafi mevkii ve bölgesel farklılıkları sebebiyle Türkiye IV. Bölge olarak ayrıca incelenecektir. İran-Orta Asya olarak nitelenebilecek V. Bölge bu günkü İran ve Afganistan’ı, Sovyetler Birliğinin güneyinin büyük bölümünü içine alır.VI. Bölge Hind alt kıtasının Müslüman nüfusunun fazla olduğu ülkeleri yani Pakistan, Bangladeş ve Hindistan’ın bazı bölgeleridir. Doğu Asya’nın Müslüman nüfusunun fazla olduğu ülkeleri olan Malezya, Endonezya, Güney Filipinler ve Çin’in bazı bölgeleri de VII. Bölgeyi meydana getirirler.

Yukarıda belirtilen bütün bölgeler sanat eserlerinin İslami estetik temel özellikler tarafından belirlendiğinin pek çok delilini ortaya koyarlar. Estetik üretimdeki birliği örneklemek asıl hedefimiz olmasına rağmen bu birliğin bölgesel olarak belirgin farklılıklarda nasıl kullanıldığını da ele alacağız.

 

TARİH VE GELİŞME

Kur’an’ın etkisi hat sanatını İslami kültürün en önemli sanat formu haline getirmiştir. Etkisi ve önemi Müslüman dünyasının her yöresinde, İslam tarihinin her yüzyılında, estetik üretim ve medyanın her dalında ve tasavvur edilebilen her sanat eseri çeşidinde görülebilir. İslam sanatının bütün kategorilerinde hat sanatı en yaygın, en önemli, en çok beğenilen ve Müslümanların çok takdir gösterdiği türdür.

Miladi yedinci yüzyılın başlarına kadar, Arap yarımadası sakinleri arasında yazıya karşı çok az bir temayül mevcuttu. Bazı eksik yazılar, arkeolojik kazılarda (taş ve sütunlar üzerinde) ele geçmektedir. İlave olarak, çürüyebilir parşömen ve papirüs malzemeleri üzerinde yazılar gibi paleografik kalıntılar devrin Araplarının yazı sanatının belirli bir bilgi birikimine sahip olduklarını göstermektedir. Bununla birlikte bu, Hz. Muhammed (a.s.)’ın çağdaşları tarafından yaygın olarak sahip olunan bir beceri değildir. Bazı sahabileri ve akrabaları okuma yazmayı bilmekle birlikte Hz. Peygamber’in kendisi ümmiydi. Umumiyetle manzum ve mensur eserler onları ortaya çıkaran kişiler ve diğer mahalli şairler tarafından bütünüyle veya irticalen söylenerek ezberlenmekteydi. Bu şekilde gerçekleştirilen uzun ezber pratikleri, Arap toplumunda fevkalade gelişmiş bir ezberde tutma kapasitesi oluşmasına sebep oldu. Şiir, Arapların en önde gelen tutkularıydı ve Mekke ve diğer merkezlerdeki panayırlar bölge şairleri arasında müsabakalar düzenlenmesi için fırsat oluştururdu. Vatandaşların mükemmel şiir okuma ve hatiplikteki bu rekabetleri şimdilerin batı toplumunda futbol karşılaşmalarının meydana getirdiğinden daha yüksek ve yaygın heyecana yol açıyordu. Dolayısıyla Kur’an’ın, çöl Araplarını ve Mezopotamya bölgesindeki dini iştiyaka sahip Sami komşularını heyecanlandıran edebi şaheser olması bir mucize değildir.

Hz. Muhammed (a.s.)’a Kur’an olarak bir araya toplanmak üzere gelen vahiyler bizzat kendisi ve sahabileri tarafından ezberlendiler. Bu arada sahabeden yazı yazabilenler sureleri hurma dalları, ince beyaz taşlar, kürek kemikleri, bez parçaları ve bulunabilen her türlü malzemeye geçirdiler.

Bu Kur’an parçalarından bazıları Peygamberin mescidinde, bazıları evinde, bazıları da arkadaşlarının evinde saklandı. H 10/M 632’de Peygamber (a.s.)’ın ve daha sonraki savaşlarda da Kur’an’ı ezberleyen sahabelerinin bir çoğunun vefat etmesiyle vahyi daha kalıcı bir formda kaydetmek için güçlü bir ihtiyaç hissedildi. Ömer b. el-Hattab’ın ısrarıyla ilk halife Ebu Bekir, Peygamber (a.s.)’ın katibi Zeyd b. Sabit’e bütün bölümlerini toplayarak Hz. Peygamber tarafından belirtilen sırada kağıda geçirmesini emretti.

Daha sonraları, din daha uzak ufuklara yayıldıkça İslam devletinin her siyasi-dini merkezine standart bir kitap gönderilmezse vahyin kaybolacağı ya da bozulacağı endişesi doğdu. Kur’an’ın mesajı çoğu Arapça bilmeyen yeni Müslümanlar tarafından kendilerine maledildikçe, inancın öğretilmesi ve yayılması için bir nüshanın elde bulunması mecburiydi. Halife Osman’ın emriyle H 31/M 651’de Zeyd b. Sabit’in nüshası ve diğer bütün Kur’an pasajları ve parçaları tekrar toplandı, kontrol edildi ve tüm metnin belli sayıda tam kopyaları çıkarıldı.

Bu muhafaza usulü ve yeni Müslümanlara verilecek olan eğitim, yazının geliştirilmesi ve şeklinin elden geçirilmesi için yeni talepler getirdi. Arap alfabesinin harfleri İbranice’de ve diğer bazı Sami yazılarında halen olduğu gibi Miladi Yedinci yüzyıl başlarına kadar birbirlerinden ayrı yazılıyorlardı. Zamanla birçok Arap harfini birbirlerine bağlamak için kurallar konuldu. Tek bir şekilde canlandırılan harfleri ayırt etmek için noktalama işaretleri kullanılmaya başlandı. Harflerin üstünde ve altında kısa-sesli işaretleri (kısa “e” sesi için fetha, kısa “u” sesi için damme, kısa “i” sesi için kesre) sessizleri ve uzun seslileri belirlemek üzere geliştirildi. Bir hece gibi okunan iki sesli harfleri belirtmek için hemze (gırtlak durağı), medde (sesli uzatımı), şedde (çift sessiz) ve sükun (sesli, sesi olmayan sessiz) gibi metodlar da zamanla bunlara eklendi.


Yazı yazmaya duyulan ilgi bütün düşünce ve hareketlere rehber olarak, Kur’an metnine duyulan yeni bir ilgi ve onu doğru bir şekilde muhafaza ve okuma isteğiyle orantılı bir şekilde büyüdü. Yazılı Arapça’da imla geliştikçe bazı yazı hatları ya da stilleri de geliştirildi. Miladi sekizinci yüzyılın ikinci yarısına doğru Irak’ta ortaya çıktığı sanılan ilk hatlardan biri, köşeli bir yapıya sahipti. Ona verilen Kufi adı, kaynağını yeni bir İslam şehri olan Kufe’ye bağlıyor ve Basra ve Kufe çevresinde rağbet kazandığını gösteriyordu. Bu stilin Arami ve Süryani köklerinden geliştiği düşünülmektedir. Daha yuvarlak ve el yazısı özelliklerine sahip diğer stiller de en erken çağlardan beri resmi ve şahsi yazışmalarda kullanılmaktaydı. Bu yuvarlak hatlar erken neo-sinaetik ve nebati yazısından gelişmişlerdi. Yuvarlak hatların çeşitleri İslam’ın ilk yüzyıllarında özellikle Mekke ve Medine çevresinde kullanılıyordu. Bununla birlikte o zamanlarda Kur’an yazmakta kullanılmadılar. Kufi hat, yüzyıllar boyunca kumaş, seramik, para, alet, mezar taşı ve mimari yapılarda olduğu kadar Kur’an’da da kullanılan seçkin bir hat oldu.

Kur’an’ın ilk nüshalarında, kufi hattının yatay çizgileri kısa, kalın ve sık bir yazı ortaya çıkarmak için çoğunlukla uzatılmışlardı. Bu tür genellikle “İptidai Kufi” olarak anılır. Miladi onuncu yüzyıl sonlarında İranlılar dikey çizgileri uzatmak suretiyle yeni bir stil geliştirdiler. Bu form genelde “Doğu Kufisi” olarak bilinir, çünkü örnekleri çoğunlukla Doğu’da yazılan Kur’an nüshalarında kendini göstermektedir. Küçük dikey çizgilerinin sola meyletmesi sebebiyle “Eğik Kufi” olarak da adlandırılır. Yazı çizgisinin altında harflerin detaylı bir şekilde süslenmesi de sıklıkla söz konusudur. Yani, zamanın diğer kufi formlarından çok daha narin bir hattır.

Tam ve doğru yazmak için bir sistem geliştirmenin temel problemleri çözüldükten sonra Müslümanlar yazılarını güzelleştirmeye yöneldiler. Yatay yahut düşey olarak uzatılmış kufi hattının varyasyonlarına ek olarak Müslüman hattatlar temel köşeli formun yeni varyasyonlarını geliştirdiler. Üç kufi hattının en çok bilinen varyasyonlarının hepsi harflerin kendilerinin farklı ve yazıyla ilgisi olmayan motiflere dönüştürülmesi sonucunda ortaya çıkmışlardır. Yazının düşey çizgilerinin yaprak e çiçek şekillerine dönüştürülmesiyle oluşturulan bu stillerden biri “Çiçekli Kufi” olarak bilinir.düşey çizgilerin dekoratif kıvrımlar oluşturduğu bir ikincisi “bezenmiş” ya da “kıvrımlı kufi” olarak adlandırılır. Harflerin stilize edilmiş hayvan ve insan figürleriyle sona erdiği üçüncü bir stilin adı da “canlı kufi” olarak belirlenmiştir. Bu üsluplardan sonuncusu çoğunlukla stilize edilmiş figüratif sanat örneklerinin (mesela minyatürlerin) Müslüman dünyasının diğer bölgelerinden daha çok ortaya çıktığı İran’da kullanılmıştır.

Esas köşeli ve yuvarlak hatlardan değişik bir çok üsluplar türemiştir. Bazı türevler her iki kategoriden de özellikler taşır. Her yeni hatta özel bir isim verilerek kullanımı için kesin kurallar tespit edilmiştir. Bununla birlikte bir çok durumda varyasyonel stiller genel bir türün şahsi ya da bölgesel varyasyonlarından daha fazlasını ifade ederler. Miladi dokuzuncu yüzyılın sonuna kadar yirmiden fazla el yazısı stili köşeli hatlara ek olarak kullanılmaya başlanmıştır.


Onuncu yüzyılda meşhur hattat ve vezir İbn-i Mukle (V. H 329/M 940) Arap el yazısı hattının hızla gelişen çeşitlerine bir yenilik ve ıslahat getirmiştir. Bütün harfler için eşkenar dörtgen şeklindeki bir noktaya dayandırılan orantı kurallarını ortaya çıkarmıştır. Bu kurallara göre elif bu noktalardan uzunluk olarak yedi tanesine eşit olan dik bir çizgi olacaktır. Diğer harflere de dikey, yatay ve yuvarlak bölümleri için kesin ölçüler aynı şekilde verilmiştir. İbn-i Mukle bu şekilde zamanında bilinen bütün ana el yazısı stillerini standardize etmiştir.

Onbirinci yüzyıldan itibaren Kufi hattı el yazmalarının süsleme şeritlerinde, mimari ve küçük objelerin dekorasyonunda kullanılmaya devam etmesine rağmen Nesih adı verilen yuvarlak ve el yazısını andıran bir hat göze çarpar şekilde kullanılmaya başlandı. Açıklığı, basitliği ve okunabilirliği ile ayırt edilen bu hattın onu Bağdat sarayında kullanan İbn-i Mukle tarafından geliştirildiği sanılmaktadır. Çok daha önceleri kullanılmış olması mümkün olmakla birlikte yuvarlak hatların bu türünün geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasında İbn-i Mukle şüphesiz önemli bir rol oynamıştır. Diğer bir vezir İbn-ül’Bevvab (V. H 423/M 1032), meşhur Müslüman hattatlar üçlüsünün ikincisidir. Kendisinden önce gelen İbn-i Mukle tarafından konulan kuralları takip etmiş, fakat zamanının en iyi bilinen altı el yazısı hattının daha zarif versiyonlarını oluşturmuştur. İbn-ül’Bevvab, Kur’an nüshalarında yuvarlak hatların kullanılmaya başlanmasına öncü olmasıyla bilinir. Günümüze kadar ulaşan Nesih hattındaki en eski Kur’an nüshası İbn-ül’Bevvab’ın bizzat yazdıklarından biridir. Bu gün bu nüsha İrlanda’da Dublin Üniversitesi’nin Chester Beatty Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Okunabilirliği sebebiyle hattı zamanla Kur’an-ı Kerim yazısında Kufi hattının yerini aldı. Kufi gibi Nesih hattı da Müslüman dünyasının bütün yörelerine dağıldı.

Yuvarlak el yazısı hatları, üçüncü meşhur hattat, Yakut bin Abdullah el-Musta’sımi (V. H 698/M 1298) tarafından daha da ince şekilde işlendi ve düzenlendi. Bazen “sitte”yi yani devrinin revaçta olan “altı” hattını ortaya çıkaran kişi olarak anılmakla birlikte, bu hatlar muhtemelen çok daha önceden biliniyorlardı. Fakat, kamış kalemi kesmek ve ucunu yazıya hazırlamak için bulduğu yeni bir metodla bu yazıları daha da güzelleştirdi.

Yakut el-Musta’sımi’nin zamanına kadar yuvarlak Arap hatlarının temel gelenekleri kurulmuş, mükemmelleştirilmiş ve güzelleştirilmişken daha sonraki nesiller bu malzemeleri daha dekoratif ve pahalı Kur’an nüshaları hazırlamakta, ayrıca şiir ve nesir kitaplarında kullandılar. Sonraki yüzyıllarda hazırlanan Kur’an nüshalarında bulunan yazı ve süslemelerdeki zarafet aşılamaz niteliktedir. Her yönetici, her hanedan, her zengin kişi zamanın en güzel Kur’an nüshasını yazmak veya yazdırmak için yarışmıştır. Hattatlar bir saray için çok değerliydiler. Her eğitimli kişi sanatın en yüksek seviyedeki maharetine sahip olmaya çalışmıştır. Hat sanatına duyulan ilgi Kur’an yazımından hatların metal, cam, fil dişi, kumaş tahta, taş, alçı ve seramikten yapılmış eşyanın süslenmesinde kullanılmasına sıçramıştır. Mümkün olan her malzeme ve nesne yazı sanatıyla oluşturulmuş şeritler, madalyonlar, motifler veya bütün tasarımlarla süslenmiştir.


Değişik, köşeli ve yuvarlak hatlardan her biri özel bir stili belirler ve her biri ayırt edici bir isme sahiptir. (Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhani, Rika, Tevkıi vb.). Farklı bir hat meydana getiren stil özellikleri dikey çizgilerin başlarının nasıl yapıldığı, harflerin bitiş şekli, sıklığı, eğiklik derecesi, yatay ya da düşey uzatma, köşelerin yuvarlatılma derecesi ve bunlar gibi özelliklerdi.

Geliştirilen en önemli hatlardan biri Müslüman dünyasının bütün yörelerinde kullanılan Sülüs hattıdır. Sülüs, mimari ve küçük dekorasyonunda, aynı zamanda Kur’an nüshalarında ve diğer metinlerde dekoratif bir hattır. Abbasi döneminin ilk yıllarında yaygınlaşan, yani miladi sekizinci yüzyıl sonlarında kullanılmaya başlanan çok eski bir hattır. Altı ana hattan (sitte) biri olarak kabul edilir. Bu güne kadar değişik formlarda kullanımıyla sülüs harflerin herhangi bir boşluk veya forma uyacağı şekilde genişlemesine ya da sıkıştırılmasına izin veren bir esnekliğe sahiptir. Üst üste satırlar ve uzatılan düşey çizgiler hattın diğer özelliklerindendir.

Kufi, Nesih ve Sülüs hat çeşitleri Müslüman dünyasının bütün bölgelerinde kullanılmakla birlikte sadece mahalli hatlar da mevcuttur. Bunlardan biri Mağribi olarak bilinen hattır. Bu hat Mağribi İspanya ve Kuzeybatı Afrika’da Kur’an ve diğer metinlerin kopyalanmasında ve küçük eşyanın süslenmesinde kullanılmıştır. Mağrip’te bile, Pan-İslami hatların hüküm sürdüğü kitabeler arasında üstünlük sağlayamamıştır. H 400/M 1000 yılları civarında ortaya çıkmış görünen Mağribi hatta Kufi’nin köşeli özellikleriyle, Neshin yuvarlak formları arasında bir geçiş olarak karakterize edilmektedir. Bazı harflerin sonda gelen şekillerinin satır altındaki abartılı yuvarlak uzanımları ayırt edici bir özelliğidir. Bununla birlikte İbn-i Mukle tarafından icat edilen orantılı (Mensub) sistem İslam’ın batı bölgelerinde hiçbir zaman geniş ölçüde kullanılmamıştır.

Bazı genel özelliklere uymakla birlikte Mağribi hattın tarihte dört alt stili mevcuttur. Bunlardan ilki adını önemli ölçüde kullanıldığı şehir olan Kayrevan’dan alan Kayrevani’dir. Mağribi hattın bu türü çok kısa dikey çizgilerle ayırt edilir. Endülüsi ya da Kurtubi adı verilen hat ise daha sıktır. Yatay çizgilerin ve satır altı çizgilerinin bir hayli uzatılmasıyla dikkati çeker. Müslüman İspanya’nın en önemli stili haline gelmiş ve Müslümanların İber Yarımadası’ndan çıkarılmalarıyla birlikte oradan Kuzey Afrika’ya yayılmıştır. Mağribi hattının üçüncü türü olan Fasi daha büyük, daha kalın ve daha ince işlenmiştir. Onyedinci yüzyılın başlarında Endülüsi ile birleşmiştir. Bu karışım basitçe Mağribi olarak bilinir. Fas, Cezayir, Tunus ve daha az ölçüde de Libya’da önemli bir hat haline gelmiştir. Sudani ise Orta Afrika’nın Müslümanlar tarafından geliştirilen ve sevilen bir hattır. Bilinen Mağribi hattı özelliklerine sahiptir fakat satırlar daha kalın ve metin daha yoğundur. Günümüzde Sudani, Mağribi stillerinin içinde ayrı bir adı koruyan tek hattır.

Geniş bir etki alanı kazanan üç diğer bölgesel hat miladi onüçüncü ve ondördüncü yüzyıllarda yaşayan İranlı yenilikçilere atfedilir. Bunlar Ta’lik, Nesta’lik ve Şikeste hatlarıdır. Son ikisi ana Ta’lik hattının çeşitleri olarak bilinirler. Bu yuvarlak el yazısı hatlarından Ta’lik ismi “alak: asma, asılma” kelimesinden gelir. Kur’an nüshalarında çok az kullanılan bu hat daha çok diğer edebi eserlerin istinsahında ve küçük nesnelerin süslenmesinde kullanılmıştır. Miladi dokuzuncu yüzyıl civarında ortay çıktığı sanılan Ta’lik Tebrizli meşhur sanatçı ve hattat Mir Ali’nin zamanına kadar yaygın bir kullanım bulamamıştır (miladi ondördüncü yüzyıl sonu, onbeşinci yüzyıl başı).

Ta’lik’in daha sonra yeniden düzenlenmesi Nesta’lik hattını ortaya çıkarmıştır. Bu daha hafif ve daha zarif bir yazı şeklidir. Ayırt edici özellikleri arasında birçok harflerinin abartılı şekilde uzatılmış yatay eğrileri, küçük dairelerin içlerinin doldurulması, çok ince ve sivri harf bitimleri, yataydan çok dikey hareketlerde vurgu ve çizgi kalınlıklarındaki büyük farklılıklar sayılabilir. Onaltıncı yüzyılda Nesta’lik İran edebi eserlerinin istinsahında pratikte Nesh’in yerini almıştır. Nesta’lik ismi nesh ve ta’lik adlarının bir araya getirilmesi olarak düşünülmüştür.

Miladi onbeşinci yüzyılda ortaya çıkışından beri hat İran’ın milli hattı olagelmiştir. Nesta’lik aslen albüm koleksiyonları için yapılan koligrafi sayfaları (murakka’) veya dünyevi edebi eserler için kullanılmıştır. H 900/M 1500 yılları civarından sonra İran ve Orta Asya’da kitabe ve abidelerde kullanılmasına rağmen hemen hemen hiçbir zaman Kur’ani hat olarak kullanılmamıştır. Üslup, Farsça’nın ve İran-İslam etkisinin kuvvetli olduğu doğu bölgelerinde hızla yayılmıştır. Farsça hatlarının bu bölgelerinin ötesinde ya çok az etkisi olmuş ya da hiç olmamıştır.

Şikeste (kırık şekil) hattı Herat’ta H onbirinci/M onyedinci yüzyılın ortalarında geliştirilmiştir. Ta’lik’in karmaşık ve okuması zor bir çeşididir. Aşırı derecede sıkışık olan bu hat çok yüksek olmayan ve eğimli dikeylere sahip harflerle yazılıyordu. Sesli harf işaretleri yoktu. Satırlar sayfa üzerine değişik açılarda yerleştiriliyorlardı. Şikeste öncelikle İran ve Pakistan’da şahsi, ticari ve resmi yazışmalarda kullanıldı.

Müslüman dünyasında geniş bir öneme ve kullanıma sahip olan bir başka hat da Divani hattıdır. H dokuzuncu/M onbeşinci yüzyıl sonlarında Osmanlı Sultanlığının katipleri tarafından yaygınlaştırılmıştır. Bu da Ta’lik’in bir çeşidi olarak bilinir, fakat bu eski İran hattıyla ilişkisi Nesta’lik ve Şikeste kadar açık değildir. Divani, kısmen resmi dokümanlar, fermanlar ve Osmanlı Padişahlarından her biri için yapılan resmi imza mühürlerinde (tuğra) kullanılmıştır. Divani, Kuran’ın yazımında veya kitabelerde yaygın olarak kullanılmamıştır. Abartılı derecede akışkan hareketliliğiyle ve satır sonlarında harflerin düzey değiştirme ve uzamalarıyla ayırt edilebilecek yuvarlak bir hattır. Harflerin üst üste yazılmalarına ve kuralsız şekilde birleştirilmelerine doğru belirgin bir eğilim gösterir. Sesli harf işaretleri genellikle konulmaz.

 

 

 

GÜNÜMÜZ MÜSLÜMAN DÜNYASINDA


HAT SANATI

Günümüz müslümanları arasında İslami şuurun yükselmesi ve yeni bir etnik, milli ve dini kimliğin üçüncü dünya insanlarını harekete geçirmesiyle birlikte müslüman hattatlar sanatları üzerinde araştırmalar ve tecrübeler yapmaya devam etmektedirler. Günümüzde müslüman dünyasının bütün yörelerinde sanatçılar olduğu kadar, müslüman işverenler de hat sanatına artan bir ilgi göstermektedirler. Bu yeni hat örneklerinin bazı özellikleri bölgeden bölgeye değişiklik arzetse de bu eski İslam sanatının yeni örneklerindeki stiller için ayrı bölgesel ya da milli sınırla çizmek mümkün değildir. Bu, hattaların günümüze ait çalışmalarının hiçbir çeşitlilik göstermediği anlamına gelmemektedir. Durum tam bunun tersidir. Ancak bu çeşitlilik milli veya dini özelliklerden çok, İslam-dışı kaynaklardan gelen tesirlerin çeşitli uyarlamalarına dayanmaktadır. Şayet müslüman dünyasındaki günümüze ait hat sanatındaki eğilimleri tasnif etmek için bir teşebbüste bulunacaksak, sanatın çoğu örnekleri şu kategorilerden birine girecektir: (1) “Geleneksel”, (2) “Figüratif”, (3) “Ekspresyonist (ifadeci, dışavurumcu)”, (4) “Sembolik”, (5) “Saf Soyutlama”.


GELENEKSEL HAT SANATI

Geleneksel hat örnekleri daha önceki nesiller tarafından bilinen bir çok üslup ve hat cinsi kullanılarak günümüz müslüman hattatları tarafından üretilmektedir. Bu kategorinin örnekleri için “geleneksel” terimini seçmemizin sebebi bu örneklerin çok eskiden gelen geleneklere olduğu kadar İslami gelenekteki daha standart elemanlara da benzerlik göstermeleridir. O halde geleneksel terimi yalnızca geçmişle olan bir ilgiyi değil aynı zamanda müslümanların toplam hat sanatı ürünlerinin genel çizgisine ya da önde gelen özelliklerine uyumu da göstermektedir. Çağdaş hat sanatının diğer türleri mirasın daha az sayıdaki genel özellikleriyle ilişki gösterirler; yabancı medeniyetlerden gelen tesirlere daha açıktırlar.

Çağdaş geleneksel hattatlar genelde çevrelerindeki önde gelen hattatlardan biri tarafından bir çıraklık sistemi içinde eğitilmektedir. Bazı müslüman devletler hattatların eğitilmesi için okullar açmışlardırç fakat bu kuruluşlar kolonicilik, batılılaşma ve kültürel/ekonomik sıkıntılar kendilerini hissettirdiklerindezor devirler yaşamışlardır. Müslüman dünyasının her yerindeki küttab dini oklulları müslüman öğrencileri eğiterek güzel Arap yazı sanatı için ilgi ve kabiliyetin korunmasına büyük katkıda bulunmuşlardır. Maalesef hat geleneğinin bu kaleleri kolonici ve misyoner amaçlı kuruluşların varlığıyla ciddi derecede zayıflamıştır. Hatta bölgelerin yerlileri tarafından yönetilen müslüman okullarından çoğu dahi yabancı rakiplerini taklit etmeye o kadar isteklidirler ki, Arap hat sanatının yeşertilmesi ve güzelleştirilmesi bahtsız bir kurban durumuna düşmüştür. Bu kötü durumlara rağmen geleneksel hat sanatının temsilcileri halen mevcuttur. Belki geleneğin bu yaşama ısrarı için en önemli sebep sanatın müslüman insanların estetik isteklerine verdiği eşsiz karşılıktır.

Bu yüzyılın geleneksel hattatları, sanatları için soyut bir özne seçerek soyut özellik isteğine bağlı kaldılar. Tabiattan figürler sunmaktansa mantıki bir mesaj vermeyi ve hafrleri güzel bir şekilde yerleştirmeyi vurguladılar. Hat figürleriyle birlikte stilize edilmiş yaprak veya çiçek motifleri ve geometrik şekiller de çalışmalarda göze çarpmaktadır; fakat geleneksel hattatların çağdaş örnekleri genelde soyuttur.

Bir kelime, deyim ya da cümlenin bu şekilde sağ/sol veya yukarı/aşağı ayna düzenlemesinde kullanılması İslam hat sanatında H yedinci/M onüçüncü ve hatta belki de daha önceki yüzyıllardan beri uygulanmaktadır.



FİGÜRATİF HAT SANATI

Çağdaş hat sanatının ikinci kategorisi “Figüratif” olarak ifade edilebilir; figürlerle hat elemanlarını değişik şekillerde bir araya getirmektedir. Bazıları birbirlerine ekleme kombinasyonlarıdır, yani yazı ve figür motifleri sanat çalışmasında yalnızca bir araya getirilmişlerdir. Figüratif elemanlar İslami sanatın soyut yapısına daha iyi uyum sağlamaları için genelde stilize veya tabi halinden çıkarılmış yaprak ya da çiçek motifleriyle sınırlandırılmıştır. Hayvan ve insan figürleri Kur’an nüshalarında, cami, medrese süslemelerinde ya da dekorasyonlarında görülmezler, fakat mahalli amaçla kullanılan vasıta ve eşya üzerinde bulunurlar.

Hem geçmişte hem günümüzde İslam sanatında figürlerin yazı ile bir arada kullanılmalarının ikinci bir türü “resmetme” olarak nitelendirilebilecek metoddur. Bu tür tasarımlarda harfler geometrik, bitki, hayvan ya da insan figürüne uymaları için uzatılır, kısaltılır, çekilir, sıklıştırılır ya da eklemeler, burgular, daireler veya ilave işaret ve dolgularla zenginleştirilirler. Her Kur’an ayetinin yazılışında veya okunuşunda; risale veya mektubun başında kullanılan “besmele” (rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla) bu tür hat çalışmaları için çok uygun bir lafızdır.

Günümüzde hat sanatı kaynaştırma olarak adlandırılabilecek bir figüratif kombinasyona da sahiptir. Bunlarda harfler bitki, hayvan ya da insan motiflerine dönüştürülürler. Kelimenin ifade ettiği gibi kaynaştırma, tasarımı meydana getiren elemanların yani harf ve figürlerin birbirlerinden ayrılmasının imkansızlığını belirtir. Bu örneklerin harfleri, figüratif elemanları oluşturan parçalardır. Herhangi birinin çıkarılması tasarımı yok eder.



EKSPRESYONİST HAT SANATI

Ekspresyonist hat, müslüman dünyasının çağdaş hat sanatının üçüncü türüdür. Son zamanların diğer hat eserleri gibi bu stil de ilgili batılı estetik hareketlerle ilişkilidir. Bunlar, Müslüman sanatı ve sanatçılarının son zamanlarda batılı sanatlar tarafından etkilenmesinin bir sonucudur. Ekspresyonist hattatlar İslami sanat mirasının kelimelerini kullanmakla birlikte onun gramerini örneklemekten çok uzaktırlar.

Ekspresyonist terimi genellikle büyük ölçüde bozulmuş ve abartılmış hislerin ya da hissi unsurların ön planda olduğu hat türünü tasnif için kullanılır. Ondokuzuncu yüzyıl sonları ve yirminci yüzyılda batı dünyasındaki modern bir hareket olarak ortaya çıkan ekspresyonizm kendi şahsi duygularını izleyiciye nakletmek isteyen sanatçıların çalışmalarıyla örneklendi. Aynı zamanda sunulan nesnelere, kişilere ya da olaylara şahsi, görsel ve hissi bir karşılık vermek istediler. Gayeleri realistik bir portreleme değildi. Böyle bir sanat hareketi temsil edilebileni, şahsi olanı içine alır. İslami sanatın soyut ve evrensel özellikleriyle uyumu büyük ölçüde eksiktir, hatta keskin bir zıddiyet seviyesindedir. Müslüman sanatçı, seyredeni şahsi olandan uzağa çekmeye ve ilahi olan üzerine teksif etmeye çalışmıştır. Ekspresyonist sanat ise insan duygularını, ruh hali portrelerini şahsi hisleri ve ilgileri vurgular. Daha yüksek seviyede bir varlığın kavranmasına doğru bir yükseliş olmaktan çok tabiata ve çoğunlukla onun en az yükselten ve ideal konularına bir düşüş anlamına gelmektedir.

Ekspresyonist sanatın tamamen yabancı temellerine rağmen çağdaş Müslüman hattatlardan bazıları bu estetik özellikleri İslami hatta uyarlamaya çalışmışlardır. İslami gelenek ve ideolojinin temel esasları yerine yabancı bir gelenekle o kadar iç içe görünmektedirler ki, bu garip ve gayri İslami metodla hat üretme çabalarının uygunsuzluğunu fark etmemektedirler. İslam mirasından motifler –Arap dilinin harf ve kelimelerini- kullanmakla birlikte bu tür çalışmalar batılı sanat geleneğinin bir parçası ve mahsülüdürler. Müslüman sanatçının canlanmasına bir katkısı olmadığı gibi Müslüman seyirciye de verecek çok az şeyi vardır. Bu türü İslam sanatı olarak değerlendirmenin batılı bir Hristiyana başörtüsü taktırarak ona Müslüman demekten çok büyük bir farkı yoktur.



SEMBOLİK HAT SANATI

Çağdaş Müslüman hat sanatının dördüncü kategorisi “Sembolik” hat sanatı olarak adlandıracağımız örnekleri ihtiva eden bölümdür. İslam sanatı için edebi semboller kullanımının kendisine has tatbik olunamazlığına rağmen günümüzün bazı hattatları bu yolu takip etmişlerdir. Hat sanatının bu türünde batılılaşma, sanatın kaynağı ve sürecinde yine tesirini göstermektedir. Bu türden kültür etkisinin delilleri belli bir harf veya kelimeyi bir fikrin ya da fikirler kompleksinin sembolü olarak kullanan çağdaş hattatların tasarımlarında görülebilir. Bunların arasında bir Arapça harfin bu harfle başlayan kelimelerle özdeşleştirildiği çalışmalar da yer alır –mesela sin harfiyle başlayan seyf (kılıç) veya sikin (bıçak) kelimeleri-. Sembolik harf ya da harfler bu tür kompozisyonlarda belli bir mesaj vermek gayesiyle anlatılmak istenen nesneleri ifadelerinde bir araya getirirler. Böylelikle ifade edilen fikirler yazı tarafından taşınan bir mesaj olmaktansa nesnelerle ilişkili hale gelirler. Nesnelerin arkasındaki mana harf ya da harflerin şekli veya ifade edilme durumuyla belirtilirler. Böyle kombinasyonlar yalnızca sanatçının seçimi ve duygularının ifadesi olarak anlamlıdır. Bu şekildeki sun’i bir kombinasyonda bir araya getirilmeye zorlanan harfler üstün bir mesajın taşıyıcısı olmaktaki rollerini inkar ederler. Bu birleştirici ve sembolik görünüşe genellikle isyan ya da sosyal yenilik mesajı ifade edilen kompozisyonlarda girerler. Sanat çalışmalarında bu tür yönelme İslam sanat tarihinde önemli rol oynamış olan bir eğilim değildir. Fakat insanın günlük hayatıyla bu denli yakın münasebetin, günümüzün ya da geleceğin İslam sanatı için geçerlilik kazanabileceği merak edilebilir. Bu, İslami estetik geleneğin üstünlüğü hedefleyen yolundan büyük bir sapma manasına gelecektir.



TAKLİDİ YAZI SANATI VEYA SAF SOYUTLAMA

Müslüman sanatçılar tarafından hattın beşinci tür bir çağdaş kullanımı daha vardır. Bu tür, “Pseudo-Kaligrafi/Taklidi Yazı Sanatı” veya “Saf Soyutlama” olarak isimlendirilebilir. Pseudo-Kaligrafi deyimi elbette bu tür sanat örneklerinin harflere ve/veya kelimelere benzediğini fakat onların geleneksel manalarından hiç birini taşımadığını belirtir. Saf soyutlama ise Müslüman estetik üretimi içindeki estetik bir türü adlandırmak için yirminci yüzyıl batılı sanat hareketinden alınan bir başka addır. Soyutlama terimi batılı sanat çevrelerinde birbirinden bir hayli farklı sanat hareketlerini tasnif için kullanılmasına rağmen “saf” sıfatıyla birlikte kullanılması soyutlamacılık içinde genel olarak belirli bir hareketi ifade etmektedir. Harfler, geometrik şekiller ya da herhangi bir başka motif Müslüman saf soyutlama sanatçıları tarafından geleneksel mana ya da önemlerinin hepsinden kopmuş saf şekiller olarak kullanılmaktadır. Harfler sözlük manalarından çıkarılarak tamamen tasarım elemanları haline gelmektedir. Eğer hat motifleri herhangi bir mana taşıyorlarsa bu mana da canlandırmanın ya da onlara atfedilen edebi sembolik imaların ekspresyonist özelliklerinden gelmektedir.

Hattı bu yolla kullanan Müslüman dünyasının bazı sanatçıları adını “tek boyut grubu” koydukları yeni bir sanat ekolü kurmaya çalıştılar. Gayeleri Arap yazısını geometrik ya da figüratif bir motiften farklı değilmiş gibi kullanmaktı. Alfabenin plastik potansiyelini istismar ederek bu saf soyutlama hattatları harfleri üstün bir mesajın elemanları olmak yerine, işlenmesi gereken şekiller olarak gördüler. Bu sanatçılarla harf artık eski zamanların İslam hattındaki iki kat zengin manaya sahip motifleri değillerdi.

Saf soyutlama hattatlarının çalışmaları genellikle İslami sanat yelpazesinin dışında kabul edilebilirler. Sadece sanatkarlarının istatistiki olarak Müslüman olmaları anlamında “İslami” olarak değerlendirilebilirler. Fakat harflerin birlikteliğini ve Arap dilinin kelimelerini ve bunun bir sonucu olarak sanatlarıyla Kur’ani mesaj arasındaki ilişkiyi reddetmeleri Müslümanlar tarafından yüzyıllar boyunca sanatın en asil mahiyeti olarak görülen sanatkarane yapım unsuruyla ters düşer. Dahası, ekspresyonizme meyleden Pseudo Kaligrafi ya da Saf soyutlama örnekleri yani sanatçının duygularını ve hislerini görüntüleme çabası yine İslami mücerret hedeflere muhaliftir. Saf soyutlamadaki “sanat için sanat” öenekleri olan derlemeler, yani yalnızca renk ve şekil çalışmaları da aynı şekilde İslami değildir. İnsan varlığının tabiatını ve faaliyetinin maksatlılığını kuvvetle vurgulayan İslam ve tevhid doktrini kendisi için ve uygun olmayan bir şekilde “sanat için” var olan bir sanatı teşvik edemez ve destekleyemez. Hatta İslam böyle bir sanatın varolamayacağını söyler.

 

 

 

Copyright © 2008, Hat Dergisi | Designed on 2008-March-21 by alpaslan