Tezhip Sanatı ismini nereden almıştır?
Altın ile süsleme anlamına gelen tezhip, Farsça bir
kelimedir. Ferman, berat ve Kur’an ayetleri gibi değerli
evrak ve levhaların yüksek manevi değerini ifade etmek
amacıyla gelişen bir sanat dalıdır.
Ancak tezhip sanatının kökeni Uygur Türklerine kadar dayanır.
Bay Sungur devrinde Türk ve İran ustalarının eserleri “Herat
Ekolü”nü doğurmuştur. Bu Ekol 15. yüzyılın ikinci yarısıyla
17. yüzyılın başlarına kadar sürer. Bu dönemlerde Baba
Nakkaş başta olmak üzere, Saray Nakkaşhanesi’nde yetişen pek
çok sanatçı Türk Tezhip Sanatı’nın şaheserlerini ortaya
çıkarmışlardır.
Özellikle Osmanlı döneminde saray bürokrasisinde yerini alan
tezhip sanatı, ferman, berat gibi resmi evrakların
süslemesinde de kullanılmaya başlanmış, böylece gelişiminin
arkasına Osmanlı Sarayı’nı alarak en parlak devrini
yaşamıştır. Kur’an-ı Kerim’in ilk ve son sayfaları (Serlevha
ve zahriye), divanlar gibi el yazması kıymetli kitaplar,
levhalar, fermanlar, nağmeler ve beratlar gibi çeşitli
eserlerin tezhiplenmesi bir gelenek halini almıştır.
Kanuni Sultan Süleyman Devri (1520-1566) tezhip sanatının en
parlak dönemlerindendir. Tezhip çalışmalarında, özellikle
zahriye, serlevha, sure başları ve hatime sahifelerinde
zengin bir işçilik ön plana çıkar. Altının çokça
kullanıldığı bu dönemin karakteristik rengi laciverttir.
Zahriye sayfalarında dörtgen, altıgen ve sekizgen formlar
göze çarpmaktadır. İşçilik artmış, bordür çeşitliliği
fazlalaşmış, özellikle tığlar oldukça zengin bir çeşitliliğe
ulaşmıştır. Saz yolu üslubunun ortaya çıkışı da bu döneme
rastlamaktadır. Bunu Nakkaşhane’de çalışan doğulu nakkaşlara
bağlayanlar çoğunluktadır.
Kanuni Sultan Süleyman döneminin ünlü nakkaşları arasında,
Şah Kulu ve Kara Memi sayılabilir. 1520-1526 yılları
arasında çalışmalar yapan Şah Kulu, Osmanlı sanatında kitap
bezemeleri, kumaş, çini ve mücevher gibi alanlara yayılan
özgün saz üslubunun yaratıcısıdır. Onun öğrencilerinden olan
Kara Memi ise, Osmanlı süsleme sanatının en önemli
sanatçılarından biri olarak kabul edilir. Aslında müzehhib
olan Kara Memi, özellikle kitap süslemesinde klasik
kuralları esneten ve o güne kadar görülmemiş bir üslubun
yaratıcısı olmuştur.
Bu dönemde kullanılan renkler ise altın ve laciverdin uyumu
ile birlikte turuncu, yeşil, vişneçürüğü, pembe, sarı,
eflatun, siyah ve bu renklerin çeşitli tonlarıdır. Çiçek
motiflerinde hemen hemen tüm renklere yer verildiği görülür.
Genellikle gül, lale, süsen, nergis, sümbül, hasekiküpesi,
zerrin ve kır çiçekleri kullanılmıştır.
17. yüzyılda tezhip sanatı, 16. Yüzyılın birikimlerini
korumuş ancak üzerine bir şey eklememiştir. Bir anlamda
durgunluk dönemi olarak da düşünülebilir. Sadece altın
kullanımının biraz arttığı görülür. Osmanlı tezhip sanatı bu
dönemden sonra her alanda başlayan Batılılaşma akımları
etkisinde bir değişim sürecine girmiştir.
18. yüzyılda III. Ahmed Devri süresince Batılılaşma
akımlarının etkisi daha net hissedilmeye başlamıştır.
Fransız Rokoko akımı 1721′den sonra Osmanlı sanatlarını
etkisi altına almıştır. Neredeyse tüm sanat dallarını
etkileyen bu akımdan tezhip de nasibini almıştır. Bu dönemde
Avrupa Barok üslubuna Türk sanatının unsurlarının
katılmasıyla oldukça zevkli eserler verilmiştir. Bazı sanat
öğreticilerimiz bu dönem sanatına “Türk Baroğu” adını
vermekte bir sakınca görmemektedirler.
III. Ahmed döneminde başlayan değişim yaygınlaşıp 19.
yüzyılın başlarına kadar sürmüştür. Yüzyıl sonuna kadar
devam eden süreçle klasik tezhip üslubu oldukça değişmiş ve
barok unsurları olan iri çiçekler, buketler, vazo, saksı
veya sepet içinde buketler, kurdele ile bağlanmış çiçekler
bolca kullanılmıştır.
Ülkemizde, tezhip sanatının öğretildiği ilk eğitim kurumu,
1914′de “Medresetül Hattatin” adı ile açılmıştır.
İstanbul’da, Cağaloğlu’nda İran Konsolosluğu binasının
arkasındaki yokuşun başında yer alan Sübyan Mektebi
binasında eğitime başlayan okulun ilk müdürü hattat Arif
Bey’dir. Hat, tezhip, halı, cilt, ebru ve ahar gibi
geleneksel sanatların yaşamasını sağlamak üzere kurulan okul,
harf devrimine kadar, önce “Medreset-ül Hattatin” sonraki
adıyla “Hattat Mektebi” ve sonunda “Şark Tezyini Sanatlar
Mektebi” adları altında eğitim vermiştir. 1936 yılında,
Osman Hamdi Bey’in kurmuş olduğu “Güzel Sanatlar
Akademisi’ne” (Sanayi-i Nefîse Mekteb-iI Âlî’si)
bağlanmıştır.
Şark Tezyini Sanatlar Mektebi Hocaları; 1933 yılında,
Sümerbank Sanayi Dairesi başkanlarından olan Reşat
Eğriboz’un teşvikiyle Ankara’da bir sergi açmışlardır. 2
kasım 1933 günü sergiyi gezen Atatürk eserlerden oldukça
etkilenerek, bu alanda öğrenci yetiştirilmek üzere gereken
düzenlemelerin geliştirilerek yapılması talimatını verir.
Okulun “Akademi”ye bağlanması, bu olay üzerine Milli Eğitim
Bakanı Saffet Arıkan’ın talimatı ile olmuştur.
Bu sırada kadrosunda bulunan öğretim elemanları şunlardır:
Yazı Hocası Kamil Akdik (Reis-ül Hattatin), Yazı Hocası
İsmail Hakkı Altunbezer (Tuğrakeş), Hakkak İsmail Yümni
Sanver, Sedefkar Vasıf Hoca, Müzehhib Bahaeddin Tokatlıoğlu,
Mücellid Necmeddin Okyay, Müzehhib Yusuf Çapanoğlu. Bu
kadroya Hattat Rakım Unan sonradan katılmıştır. Bu öğretim
görevlilerinden oluşan Bölüm Öğretmenler Kurulu, ilk
toplantısını Akademi Müdürü Burhan Toprak’ın başkanlığında
20 temmuz1936 tarihinde yapmış ve 1936-1937 öğretim yılı
başında eğitime başlanmıştır.
Tezhip sanatının güzelliği ayrıntısında gizlidir. İnce fırça
darbeleri yazıyı adeta sanat eseri haline getiriyor. Hele ki
altın, boya ile dans ederken kağıtta, sanki işlemenin
notalarını duyar gibi olursunuz... Zemine nakşedilen kelamın
estetiği düşündürürken insanı, etrafını çevreleyen altın ve
boyadan yapılan ince işlemeler hayran bıraktırır kendine...
Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen Türk sanatı
Geçmişi çok eskiye dayalı olan tezhip sanatının tarihi, 8 ve
9. yüzyıllarda Orta Asya'ya kadar dayanıyor. İlk olarak
Uygur Türklerinde görüldüğü biliniyor. Tezhibin Anadolu'ya
gelişi ise Selçuklu Devleti sayesinde olmuştur. Tezhip,
Osmanlı döneminde de hatrı sayılır bir yere sahipti. Hatta
Tezhip Sanatı, bir dönem Saray Sanatı olarak anılıyordu.
Çok uzun ve köklü bir geçmişe sahip olan bu sanatın adı,
yani Tezhip; Arapça "Zehep" (Altın) sözcüğünden gelen,
altınlamak, altın ile süslemek anlamından geliyor. Ayrıca,
tezhip yapan sanatçıya da "Müzehhib" deniliyor. Hat ve cilt
sanatlarında altınla yapılan tezhibe halkari denir. Rumî ve
Hatayî üsluplarında, kitapların zahriye, hatime, başlık,
serlevha, mihrabiye kısımları tezhiple süslenir. Küçük
yıldız ve çiçeklere nokta, geometrik olanlara mücevher,
altıgenlere şeşhane, beşgenlere seberk denir. Kur'an'da
secde ayetlerine denk gelen yerlerde vakıf gülü, hizip gülü,
cüz gülü bulunur. Varakçı ve cetvelkeş denilen ustalar
vardır. Kalemfırça, zermühre, boyalar müzehhiplerce sıkça
kullanılan aletlerdendir.

Güzelliği detaylarında gizli...
Tezhibin ana teması desendir. Deseni motifler oluşturur.
Motifler tamamen matematiksel bir düzen içinde çizilmiş
geometrik şekiller üzerine yerleştirilir. Bu geometrik
şekillerle hiçbir yüzyılda oynanmamış ve değiştirilmemiştir.
Motifler daima simetrik olarak yerleştirilir. Tezhib sanatı,
çok fazla zengin ve çeşitlidir. Bunun sebebi de islam
dininin resim ve heykel sanatına koyduğu yasaklardır. Bu
yüzden Türk sanatçıları, bütün üretici güçlerini süsleme
alanında yoğunlaştırarak, gördükleri her şeyi, doğadan aşırı
derecede soyutlamaya ve stilizasyona yönelmişlerdir. Doğayı
hiç değiştirmeden taklit etmek yerine onu üsluplaştırmayı
uygun görmüşlerdir.
Tezhip sanatında özellikle, renklerde altın ve laciverdin
uyumu ile birlikte turuncu, yeşil, vişneçürüğü, pembe, sarı,
eflatun, siyah ve bu renklerin çeşitli tonlarıdır.
Çiçeklerde hemen hemen bütün renkler kullanılmıştır.
Tabiattan yetiştiği şekilde alınan, gül, nergis, lale,
sümbül, süsen, haseki küpesi, zerrin ve bahar çiçekleri
kullanılmıştır.
Gerçek bir ustalık isteyen tezhip, çok ince detayları ve
sistematiği ile dikkat isteyen bir sanat. Müzehhibler bir
eseri 1-2 ay içerisinde tamamlıyor olabilmesi sanatın
zorluğunun ve özelliğini gösteriyor.
Uzunca bir süre kaderine terkedilen bu güzel ve zor sanat,
son 10 yıl içerisinde tezhibe gönül veren çeşitli grup ve
kişilerce canlandırılmıştır. Günümüzde Türkiye'deki pek çok
üniversitede "tezhip bölümleri" yetenekli sanatçılar
yetiştirmektedir.
Tezhip sanatının uygulayıcıları müzehhiplerdir. Müzehhip, el
yazması kitapları ve hüsn-i hat murakka’larını, levhaları,
serlevhaları ve tuğraları boya ve ezme altınla tezyîn eden
kişilere denir.
Tezhip sanatının icrâ edildiği dönemlerde birçok müzehhip
yetişmiş, ancak bütün bu müzehhiplerin isimleri günümüze kadar
gelmemiştir. Bunun en önemli sebebi, müzehhiplerin yapmış
oldukları eserlerine imza atmamalarıdır. İmza koyma önceleri
adet olmamıştır. Eskiden nadir örneklerine rastladığımız
tezhipli eserlerde imzalara ancak XVIII. yy.da rastlanır. Bu
dönem tezhiplerinin en çok uygulama alanları levhalardır. Her
dönemin kendi zevk ve inceliğine göre tezhip sanatı gelişerek
bugünlere gelmiştir. Bu sanatı icra eden sanatçılar
sayılamayacak kadar çoktur. Ancak, biz tezhip sanatın
eserlerinden yola çıkarak bu sanatın geçirdiği evreleri
öğrenebiliyoruz.
Tezhip sanatının bütün aşamaları müzehhiplerin fırçalarında
anlam bulmuştur. Dönem dönem devletin desteğini görmüş, çoğu
zaman da tutkulu bir aşkla icrâ edilmiştir. Bu sanatı icra
edenler arasında çoğu zaman maddi sıkıntıya düşenler olmuştur.
Kanûnî döneminin baş müzehhibine o dönemin şartlarında yanında
çalışan 29 kişi ile beraber 214 akçe ödeniyordu. Bu para bugünün
şartlarıyla mukayese edildiğinde o gün için zar zor
geçindiklerini söylenebilir.
Tezhip sanatı, hat sanatından hiçbir dönem uzak kalmamış, hüsn-i
hatla çok estetik bir birliktelik sağlamıştır. Çok uzun geçmişi
olan bu sanat, doğuda gelişmeye başlayan, Selçuklularla
gelişimini devam ettiren ve nihayet Osmanlılarda zirveye çıkan
bir sanat olmuştur. Bu sanatın en ünlü müzehhipleri XV-XVll.
yy.lar arasında yetişmiştir.
Osmanlıların, Konya’da eski dönemlerden kalma nakışlardan
istifade ettikleri bilinmektedir. Osmanlılarda müzehhiplik XV.
yy.ın ilk yarısında görülmeye başlanmıştır. Bursa’da Yeşil
Camii’nin nakkâşı
Bursalı Aii b. İlyas bu dönemin nakkâşlarındandır. Yine
Aksaraylı Ahmet b. Hacı Mahmut ilk Osmanlı dönemini etkileyen
müzehhipierdendir. Sultan II. Murat zamanının nakkâşı Bursalı
Nakkâş Safî’dir. XV. yy. nakkâşları arasında Hoca Yusuf b. Hoca
Ferruh diğer bir nakkâştır.
XV. yy.da Tebrîz ve Orta Asya’da ehemmiyetini sürdüren nakkâşlık
Anadolu’ya girmiş ve bu yüzyılın sonlarında önemini artırrnıştır.
Tebrîz’den ve diğer bölgelerden Istanbul’a gelen müzehhipler,
tezhip sanatı üzerinde etkili olmuşlardır.
Mustafa Âlî’nin Menâkıb-ı Hünerverân adlı eserinde birçok
müzehhipten bahsedilir. Bunlar arasında XV. yy.da Nişaburlu
Molla Sîmî isimli bir kişinin altı kalemde (şeş kalem) ,
yaprakların boyanmasında, tezhip, zerefşân ve vassâllıkta usta
olduğu zikredilir. Nakkâş Mevlâna Abdulhayy Molla Sîmî’nin
öğrencisidir. Yine Menâkıb-ı Hünerverân’ın müzehhipler başlıklı
bölümünde en ünlü müzehhipler arasında Enîsî’nin öğrencileri “Buharalı
Mîr Adûd” ve “Şirazlı Molla Yârî’nin adları geçmektedir.
Fatih Sultan Mehmed için istinsâh ediimiş olan bazı kitapların
tezhiplerinde bu sanatının gelişmeye başladığı görülür. Bu
dönemin müzehhiplerinden Şahabeddin Kutsî, yaptığı tezhiplerin
kenarlarına ismini yazmıştır. Fatih’in sanata olan düşkünlüğü,
onun Topkapı Sarayı’nda bir nakışhâne kurdurmasına sebep olmuş
ve başına Baba Nakkâş’ı getirmiştir. Baba Nakkâş, sarayda
şâheserler meydana getirmiş ve aynı zamanda öğrenciler
yetiştirmiştir.
Tezhip sanatının en olgun devresi olarak kabul edilen XVI. yy.
eserleri birer şâheser hüviyetindedir. Fatih, II. Beyazıt ve
Kanûnî dönemleri bu sanatın en ince ve en zarîf örneklerinin
ortaya konduğu devirlerdir. Özellikle Kanûnî Sultan Süleyman
döneminin tezhipleri tezhip sanatının klâsik üslûbunu
oluşturmaktadır. O dönemin tezhiplerinde devrinin zevk ve
inceliğini görmek mümkündür.
XVI. yy.da tezhip sanatıyla uğraşan II. Beyazıt’ı görüyoruz.
Heyete dair yazılan bir kitabın şerhinin kenarında bulunan
tezhip, 11. Beyazıt’ın olup yanında ismi (imzası) vardır.
Bu dönemin saray nakışhânesinin başına Baba Nakkâş’ın torunu
Şeyh Mustafa getirilmiştir. Saray müzehhipleri arasında Hasan b.
Mehmet, Melek Ahmet Tebrîzî, Hasan b. Abdulcelîl, Turmuş b.
Ahmet, Mehmet b. Bayram, Ali, Mehmet b. Melek, Hasan, Abdullah
ve Feyzullah b. Arap54 isimleri sayılabilir.
Kanûnî Sultan Süleyman döneminin en ünlü müzehhibi, Şahkulu’nun
öğrencisi Karamemi’dir. Karamemi, Kanûnî Sultan Süleyman’ın
Topkapı Sarayı’ndaki Nakışhânesinin baş müzehhibidir. Karamemi,
nakışhânede 29 kişiden oluşan arkadaş ve talebeleriyle
çalışmıştır. Bunlardan biri de oğludur.
Bu dönemin diğer bir müzehhibi kanbur lakaplı Mehmet
Çelebi’dir.58
I. Sultan Selim, Kanûnî Sultan Süleyman ve sonraki dönemlerde
istanbul bir sanat merkezi olmuştur. iran’dan istanbul’a gelen
sanatçılann yanı sıra yerli sanatçıların sayısı da az değîldir.
Nakkâş Şâhkulu, Mîr Nakkâş isfahânî ve üstâd Veli Can
bunlardandır.
Bu dönemin müzehhiplerinden Üstâd-ı Rûm diye nâm yapmış olan
müzehhip Şaban ve İstanbul nakışhânesinde çalışan müzehhip
Hüseyin vardır. Müzehhip Selânikli Abdullah b. Mehmed’in
öğrencilerinden hattat ve müzehhip Mehmet b. İlyas tarafından
bir Kur’ân-ı Kerîm tezhiplenmiştir.
954/1547′de tezhiplenen bu Kur’ân, Topkapı Sarayı Koğuşlar
Kütüphanesi 563 numarada kayıtlıdır.
XVII. yy.ın ikinci yarısından itibaren tezhip sanatı gelişme
hızını kaybetmeye başlar. Bu dönemin hattatlarından Derviş
Ali’nin yazılarını Sürahi Mustafa adındaki müzehhip
tezhiplemiştir. Yine Derviş Ali tercümesinde söz edildiği üzere
Sürahi Mustafa’nın öğrencisi Beyazî Mustafa’nın oğlu ve
öğrencisi olan Baruthaneli Abdullah, Çinicizâde Abdurrahman
Efendi’nin eserlerini tezhiplemiştir62.
Bu dönemde klâsik anlayışta eserler veren müzehhiplerden biri de
saray nakkâşlarından Derviş Mehmet’tir.
Türk tezhip sanatı toplumun her kademesine hitap eden bir sanat
dalı değildir. Bu sanat, kitapla ilgisi olan kişilerin
görebileceği ilmî ve dînî eserlere yapılırdı. Bu yüzden
müzehhiplik cazip bir meslekti. Devletin de desteğiyle
nakışhâneler kurulmuş ve birçok müzehhip yetişmişti. XV. ve
XVII. yy.lar arasında Topkapı Sarayında yetişip, maaş alan
sanatçıların sayısı 526′dır.
XVIII. yy. Osmanlı Imparatorluğu’nun Batıya kapılarını açtığı
dönemdir. Sanatta Batıyla ilişkilerimizin arttığı bu yüzyılda,
sanatımız Batı etkisi altına girmiştir. Artık tezyînatımızda
yavaş yavaş Batılı anlayışın tesirleri görülür. Dönemin ünlü
müzehhipleri arasında Abdullah Buharî, Yusuf Mısrî ve Ali
Üsküdârî sayılabilir. Ali Üsküdârî, Yusuf Mısrî’nin öğrencisidir.
Meşhur hattat Yedikuleli Seyyid Abdullah’ın yazdığı Mushafların
çoğunu Ali Üskidârî tezhiplemiştir.
XVIII. yy.ın ilk yarısı içerisinde halkârî tarzındaki süsleme ve
bilhassa lâkecilikte temâyüz etmiştir. Bir Türk lâke sanatkârı
olaraktamnan Ali Üsküdârî, aynı zamanda kudretli bir
müzehhiptir66. Seyyid Abdullah’ın
Mushaflarını tezhipleyen müzehhiplerden biri de Haydarpaşalı
İbrahim Çelebi’dir. Bu dönemin diğer bir müzehhibi Bursalı
Hezarfen’dir.
Ali Üsküdârî, Türk süslemesinin Batılılaşma hareketleri
içerisinde kaybolmaya yüz tuttuğu XVIII. yy.da batı tesirlerini
klâsik üslûp içerisinde eriterek ortak kullanım noktasını bulmuş
bir sanatçıdır. Onun izinden giden ve onunla üslûp benzerliği
gösteren birkaç sanatçı, muhtemelen Ali Üsküdârî’nin
öğrencisidir. Bunlar arasında Nakkâş Hüseyin olarak imza atan
bir sanatçı vardır. Yalnız bu müzehhip Ali Üsküdârî seviyesinde
eserler verememiştir.
Ali Üsküdârî, Sultan Ahmet, II. Mahmut, III. Osman ve III.
Mustafa dönemlerinde sarayda çalışmıştır. Hattat Mahmut Râsim’in
yazılarını tezhiplemiş, Sultan Selim ile Raşit Mustafa Çelebi’ye
hocalık etmiştir.
Sultan Ahmet dönemi müzehhipleri arasında Ahmet Hazine ve Çâkerî
sayılabilir. Çakeri, Ali Üsküdârî yolunda giden ünlü bir
müzehhiptir. Bu sanatkârların eserlerinde, realist çiçek
buketleri kullandıkları görülür.
XIX. yy.a gelindiğinde ekonomik ve siyasal açıdan büyük
buhranlar içinde olan imparatorlukta, tezhip sanatıyla uğraşan
sanatçıların sayıları azalmıştır. Bu geriieme bütün
sanatlarımıza da yansımıştır. Bunun belki de tek istisnâsı hat
sanatıdır. Bütün sanat dallarımızdaki bozulma yazı sanatımıza
tesir edememiş, tam aksine yazı, tarihi seyri içerisindeki
tekâmülüne devam etmiştir. Bu yüzyılda hat sanatı en yüksek
seviyesine ulaşmıştır. Uğur Derman, bunun en önemli sebeplerini
şöyle sıralamaktadır;
a) Sağlam ve düzenli bir usta-çırak münasebetinin asırlardır
bozulup kopmadan devam edişi,
b) Bu sanatın bünyesinde yenilenme ve zamania gelişme
kabiliyetinin bulunması,
c) Hüviyetini bozabilecek benzeri birsanatın Batıda bulunmayışı.
Tezhip sanatı için geçerli olabilecek ilk iki sebepten sonra,
üçüncü
sebep belki de tezyînatımız için Batılı tesirler altına
girmesinde en etkili sebep olmuştur. Batılı tezyînat anlayışı,
tezyînatımızı tesiri altına almıştır. Maalesef bu dönemin en
ünlü hattatlarınm yazıları, Batı zevkiyle bezenmiştir.
XIX. yy.ın müzehhipleri arasmda saray baş müceliidi ve müzehhibi
Ali Râgıp Efendi, II. Mahmud’un saray baş mücellidi Ahmet,
Müzehhip Mehmet Salih, Müzehhip Raşit bu dönemin sanatçılandır.
Hezargradizâde Seyyid Ahmet Atauilah, Sultan II. Mahmud ketebeli
yazıyı tezhiplemiştir. Seyyid Mehmet’in talebesi olan
Hezargradizâde devrin ünlü müzehhibi Hüseyin Hüsnü’nün hocasıdır.
Bu müzehhipler devrin modası olan rokoko tarzı tezhipler
yapmışlardır.
Hakkâk ve bir müzehhip olan Osman Yümnî, Beyazıt’ta Hakkâklar
çarşısında küçük bir dükkânda çalışmalarını sürdürmüştür. Rokoko
tarzı tezhipler yapan Osman Yümnî, Sâmi Efendi, Hulûsi Efendi,
Çarşambalı Ârif gibi ünlü hattatların yazılarını zer-endûd
olarak işlemiş ve tezhiplemiştir. Levha tezyînatında sanatçı
için siyah, altın ve gül vazgeçilmeyen unsûrlardır. Beyazıt’ta
son dönemlerde çalışan müzehhipler arasında Müzehhip Saffet,
Sarı Hâfız, Şeyh Ârif, Hüsnü Efendi, Sâmi, Şevkî ve Şevket
Efendi gibi isimler sayılabilir.
Sultan Abdülmecit ve Sultan Abdulazîz’in müzehhibi olan Hacı
Hasan Salih, usta müzehhiplerdendir. II. Abdülhamit zamanında
ise Tevfik
Efendi, Lâlelili Şâkir’in öğrencisi Nurettin Efendi, Hüsnü
Efendi , Bahaeddin Efendi ve Hakkı Bey devrin üstâdlarındandır.
Müzehhip Bahaeddin, babası Müzehhip Nurettin’den kalan
Beyazıt’taki dükkânında çalışmıştır.
XX. yy.a gelindiğinde tezhip sanatı artık ne sarayda ne de
Beyazıt’taki dükkânlarda yapılmaktadır. Devletin himayesinden
uzak ve ilgisizlik yüzünden unutulmaya yüz tutmuştur. Bu
yüzyılın ortalarından sonra, uzun bir süredir tezyinatımızda
görülen rokoko bezemenin aksine, klâsik anlayışa dönülmüştür. Bu
dönemin önemli müzehhipleri arasında Muhsin Demironat, Rikkat
Kunt ve A. Süheyl Ünver gibi sanatçılar sayılabilir. Demironat
ve Kunt klâsik anlayışta eserler vermişlerdir.Her iki sanatçının
eserleri, çoğunlukla levhalardır.Bu tarihten itibaren levha
tezyinatımızda bir disiplin görülmeye başlar.Levhalarda,
zer-endûd levhalarda görülmeyen iç pervazlar ve klâsik unsurlar
kullanılır. Günümüz levha bezemeciliğinde, bu iki sanatçının
rolü çok büyüktür.
Tezhip sanatı tekniklerini; klasik tezhip, halkar, zerefşan, sazyolu,
şukufe ve münhani olarak sınıflandırmak mümkündür.
Klasik Tezhip
Klasik tezhibin yapımında öncelikle kompozisyon kurallarına uyularak
desen hazırlanır. Desen tezhiplenecek zemin üzerine istenilen desen
geçirme yöntemiyle silkilir. Önce fırça ya da kalem ile belli
edilerek altın sürülür. Altın kısımlar mührelenerek parlatılır.
Tahrirlendikten sonra uygun renklerle çiçekler boyanır.
Tarama ya da lekelendirme gibi yöntemlerle çiçekler renklendirilir.
Çiçeklerin tahrirleri de tamamlandıktan sonra istenilen renklerle
zemin doldurulur. Desenlerin bazı kısımlarını kabarık olarak
göstermek için yaldız ve boya sürülmeden önce yumurta sarısı ile
beyaz boya sürülür ve kuruduktan sonra üzerine yaldız ve boya
sürülür. En koyu zemin rengi ile kompozisyonun etrafı
kontürlendikten sonra uygun tığ çizimi yapılarak boyanır.
Halkar
Tezhip sanatı tekniklerinden biri olan halkar, altınla ya da
yaldızla yapılan hafif süsleme üslubuna verilen addır. Gölgeli
halkar ve tarama halkar gibi değişik şekillerde uygulanmış ve boyama
şekillerine göre isimler almıştır.
Tek renk veya çift renk (sarı-yeşil) altınla yapılan esas halkar
tahrirli halkar, renkli halkar, foyalı halkar, iğne perdahlı halkar
gibi isimler alır. Sulu altınla çalışılan çiçek yaprak ve şekillerin
ortadan dışa doğru süpürme hareketiyle altının uç kısımlarda
toplanarak çalışılmasıdır. Daha sonra etrafına yine altınla kalın
bir kontür çekilir. Yine aynı tarz çalışılmış fakat daha sonra çok
sulandırılmış bir renk ile altının az olduğu iç bölgelere
gölgelendirme yapılır ki bu halkarın hafif renklendirilmiş olanına
şikaf denir.
Zerefşan
Zerefşan Türk tezyinatında serpme altın şeklinde yapılan bir süsleme
tarzıdır.
Varak altının elek üzerinden jelatinli su veya yumurta akı sürülmüş
bir zemine serpiştirilmesidir.
Sazyolu
Sazyolu 16 .y.y.’ın ilk yarısında Osmanlı Sarayı’nda geliştirilen
bir üsluptur. Sazyolu, kıvrık dal olarak bilinen uzun dallar üzerine
yapılan süslemelerdir. Ana motiflerini hançer yaprakları denilen
ince sivri uçlu iri yaprak motifleri, çok süslü ve kıvrımlı hatmiler,
çeşitli kuşlar, ejderhalar ve simurglar, özellikle sırt çizgisi
kalın çekilmiş kıvrık yaprak motifleri oluşturur.
Şukufe
Şukufe doğadan alınan çiçek motiflerinin stilize edilerek
kullanılmasıyla yapılan bir çeşit tekniktir. Avrupa’nın barok ve
rokoko sanatlarının Türk zevkine göre şekillenmesi ile ortaya çıkan
Şukufe tarzı, kendine has karakteri ile Türk tezyinatında yer
almaktadır. Şukufe ince fırça darbeleriyle gölgelendirme yapılarak
çalışılan, özellikle tezhip sanatında çokça eser verilen çiçek
minyatürüdür.
Münhani
Münhani tekniği kitap süslemesinde 11. ve 15.y.y.’lar arasında çok
kullanılan bir desen çeşidi, aynı zamanda bir tekniktir. Münhaniler
birbirine yapışık kümeler halinde olup kendine özgü bir renklendirme
özelliğine sahiptir. Rumi ve kuş gagalarının iç bünyelerinde
kullanılan ayrıntılardan oluşup gittikçe incelerek belli bir yöne
doğru daralıp deseni meydana getirirler. Münhani boyama tekniğinde
önce kağıda geçirilen kompozisyon hatları uygun bir fırça ile
yaldızlanır. Siyah ince kontür her motifin yaldızlanan hattının
dışına çekilir. Renklendirilmesinde ise istenilen renk en az üç ton
olmak üzere hazırlanır. Kuzu denilen bir fırça kalınlığında boşluk
bırakılarak, tonlar açıktan koyuya doğru eşit aralıklarla kalan
zemine uygulanır. En koyu zemin rengi ile kontür çekilerek, uygun
tığla kompozisyon tamamlanır.
Yazma Kitaplar
Tezhip sanatı daha çok yazma eserlerin süslemesinde
kullanılmıştır. Yazma kitaplar arasında en çok yazılıp,
tezhiplenmiş olan elbette ki Kuran-ı Kerim’lerdir.
Yazma kitaplarında genel olarak; zahriye sayfaları, unvan
sayfaları, serlevhalar, sure başları, güller, noktalar,
satır araları, sayfa kenarları, ve hatime sayfaları
tezhiplenmiştir. Zahriye sayfaları yazma kitabın ismini
veren birinci sayfaya veya cilt kapağının iç tarafına denir.
(Özen, 1983:39) Yazıda başlık anlamına gelen serlevha,
zahriyeden hemen sonra gelen ve metnin başladığı ilk
sayfadır. Burada tezhibin başlıca amacı olan yazının ön
planda, tezhibin ikinci planda olması düşüncesi terk
edilerek, tezhibin bütün ihtişamı serlevha sayfalarında
gösterilmiştir.
Secde gülü secde edilecek ayetlerin hizasına, hizip gülü her
beş sayfada bir, cüz gülü her yirmi sayfada bir, sure gülü
de her surenin başına konur.
Noktalar müzehheb çiçeklere verilen addır. Bunlar kitap
süslemesinde genellikle ayetlerin söz başlarına veya
sonlarına konulduğu için bu adı almışlardır. Vakfe de denir.
Hatime sayfaları yazma kitaplarda müellifin eserini
bitirirken yazdığı duaları ve hattatını, varsa müzehhibini
belirten yazıları kapsayan son yapraktır.
Levhalar
Levhalarda tezhiplenen eserlerdendir. Ancak levhaların
camlanıp çerçevelenerek korunmasına önem verilmediğinden,
açıkta kalan yazı ve tezhipler dış etkilere özellikle devrin
aydınlatma aracı olan kandillerin isiyle kirlenip karararak
neredeyse okunmaz hale gelmiştir.
Ferman ve Tuğralar
H at sanatında da önemli bir yeri olan ferman ve tuğralar da
tezhiplenmiştir.
Önceleri ferman, berat, vakfiye gibi yazılı belgelerin baş
kısmına konulan tuğranın kullanım alanları zamanla
yaygınlaşmış, mühürler, paralar, pullar ve kitabelerde
kullanılmaya başlanmıştır.
Kitap Ciltleri
Eskiden beri tezhiplenen kitap ciltleri özellikle 16y.y.’da
en değerli örneklerini sergilemiştir. Bu yüzyıl cildinde
kapaklar, sertap ve miklep üzerindeki şemse, selbek,
köşebent ve bordürler, Türklere has renk ve kompozisyon
uyumu, sadelik içinde güzel bir ahenk teşkil etmekteydi.
Minyatürler
M i nyatürlerde minyatür içindeki birimler ve bütünün
etrafındaki iç ve dış Pervazlar tezyin edilir. Minyatürde
tezhiplenen bölümler; mekanlar, çadırlar, kıyafetler,
örtüler vediğer ufak detaylardır. Mekanlar genellikle
geometrik şekillerle tezhiplenir. Kıyafetlerde devrin
kıyafet desenlerine uygun biçimde tezhiplenir. Çadır
detaylarında şemseler ve diğer süsleme elemanları en uygun
şekilde kullanılmıştır.
Türkler minyatürlerin etrafını gerektiğinde hafif bir halkar
ile tezyin etmişler, bazen zerefşan ile süslemişlerdir.
Kubur, Kutu, Sandık (Lake İşleri)
Bunların dışında kubur, kutu ve sandıklarda tezhiplenen
eşyalardandır. Kubur üzerinde kalem koymaya mahsus yeri,
altında da hokka bulunan yazı aletinin adıdır. Boru şeklinde
dört altı ve sekiz köşeli olup, yirmibeş cm. boyunda
olanları vardır.
Kuburlar gövde ve kapaktan oluşur. Genelde gövde ve kapağın
her iki uç kısmına pervaz yapıldıktan sonra arada kalan alan
tezhiplenir.
Diğer Alanlar
Tılsımlı gömlekler de tezhiplenmiştir. Özellikle padişah ve
ailesi için hazırlananların tüm yüzeyi hattatlar ve
müzehhipler tarafından çeşitli ayetler ve dualar yazılarak,
altın ümüş ve kumaş boyaları ile tezhiplenerek
doldurulmuştur.
Tezhip sanatı bunların yanı sıra çadır direkleri, tabanca
kılıf ve kabzaları, ok ve yaylar ile bunların içine
konulduğu tirkeş ve sadak denilen ok kapları üzerine de
uygulanmıştır.
Günümüz Kullanım Alanları
Tezhip sanatı günümüzde; genellikle tek başına ya da hüsn-i
hat, minyatür gibi eserleri süslemek suretiyle levha olarak
kullanıldığı gibi daha çağdaş alanlarda da kullanılmaktadır.
Örneğin tekstil sektöründe kumaş deseni tasarımlarında
tezhip sanatı motiflerine ve kompozisyonlarına sıkça
rastlanmaktadır. Gelenekselliğin değer kazanmasıyla özel
kıyafetlerden kravat, eşarp gibi günlük kıyafetlere kadar
pek çok giyim eşyasında tezhip sanatı motifleri
görülmektedir. Bunun yanı sıra dekorasyon alanında da klasik
ya da daha da stilize edilmiş şekilde tezhip sanatı
kompozisyonları
kullanılmaktadır. Duvar, tavan, merdiven vs. mekan
süslemesinin yanında mobilya ve aksesuar tasarımı ve
süslemesinde tezhip sanatı motifleri görülmektedir.