Türk Tezhip Sanatı Nedir

02/02/2014
 


Tezhip Sanatı ismini nereden almıştır?

Altın ile süsleme anlamına gelen tezhip, Farsça bir kelimedir. Ferman, berat ve Kur’an ayetleri gibi değerli evrak ve levhaların yüksek manevi değerini ifade etmek amacıyla gelişen bir sanat dalıdır.

Ancak tezhip sanatının kökeni Uygur Türklerine kadar dayanır. Bay Sungur devrinde Türk ve İran ustalarının eserleri “Herat Ekolü”nü doğurmuştur. Bu Ekol 15. yüzyılın ikinci yarısıyla 17. yüzyılın başlarına kadar sürer. Bu dönemlerde Baba Nakkaş başta olmak üzere, Saray Nakkaşhanesi’nde yetişen pek çok sanatçı Türk Tezhip Sanatı’nın şaheserlerini ortaya çıkarmışlardır.

Özellikle Osmanlı döneminde saray bürokrasisinde yerini alan tezhip sanatı, ferman, berat gibi resmi evrakların süslemesinde de kullanılmaya başlanmış, böylece gelişiminin arkasına Osmanlı Sarayı’nı alarak en parlak devrini yaşamıştır. Kur’an-ı Kerim’in ilk ve son sayfaları (Serlevha ve zahriye), divanlar gibi el yazması kıymetli kitaplar, levhalar, fermanlar, nağmeler ve beratlar gibi çeşitli eserlerin tezhiplenmesi bir gelenek halini almıştır.

Kanuni Sultan Süleyman Devri (1520-1566) tezhip sanatının en parlak dönemlerindendir. Tezhip çalışmalarında, özellikle zahriye, serlevha, sure başları ve hatime sahifelerinde zengin bir işçilik ön plana çıkar. Altının çokça kullanıldığı bu dönemin karakteristik rengi laciverttir.

Zahriye sayfalarında dörtgen, altıgen ve sekizgen formlar göze çarpmaktadır. İşçilik artmış, bordür çeşitliliği fazlalaşmış, özellikle tığlar oldukça zengin bir çeşitliliğe ulaşmıştır. Saz yolu üslubunun ortaya çıkışı da bu döneme rastlamaktadır. Bunu Nakkaşhane’de çalışan doğulu nakkaşlara bağlayanlar çoğunluktadır.

Kanuni Sultan Süleyman döneminin ünlü nakkaşları arasında, Şah Kulu ve Kara Memi sayılabilir. 1520-1526 yılları arasında çalışmalar yapan Şah Kulu, Osmanlı sanatında kitap bezemeleri, kumaş, çini ve mücevher gibi alanlara yayılan özgün saz üslubunun yaratıcısıdır. Onun öğrencilerinden olan Kara Memi ise, Osmanlı süsleme sanatının en önemli sanatçılarından biri olarak kabul edilir. Aslında müzehhib olan Kara Memi, özellikle kitap süslemesinde klasik kuralları esneten ve o güne kadar görülmemiş bir üslubun yaratıcısı olmuştur.

Bu dönemde kullanılan renkler ise altın ve laciverdin uyumu ile birlikte turuncu, yeşil, vişneçürüğü, pembe, sarı, eflatun, siyah ve bu renklerin çeşitli tonlarıdır. Çiçek motiflerinde hemen hemen tüm renklere yer verildiği görülür. Genellikle gül, lale, süsen, nergis, sümbül, hasekiküpesi, zerrin ve kır çiçekleri kullanılmıştır.

17. yüzyılda tezhip sanatı, 16. Yüzyılın birikimlerini korumuş ancak üzerine bir şey eklememiştir. Bir anlamda durgunluk dönemi olarak da düşünülebilir. Sadece altın kullanımının biraz arttığı görülür. Osmanlı tezhip sanatı bu dönemden sonra her alanda başlayan Batılılaşma akımları etkisinde bir değişim sürecine girmiştir.

18. yüzyılda III. Ahmed Devri süresince Batılılaşma akımlarının etkisi daha net hissedilmeye başlamıştır. Fransız Rokoko akımı 1721′den sonra Osmanlı sanatlarını etkisi altına almıştır. Neredeyse tüm sanat dallarını etkileyen bu akımdan tezhip de nasibini almıştır. Bu dönemde Avrupa Barok üslubuna Türk sanatının unsurlarının katılmasıyla oldukça zevkli eserler verilmiştir. Bazı sanat öğreticilerimiz bu dönem sanatına “Türk Baroğu” adını vermekte bir sakınca görmemektedirler.

III. Ahmed döneminde başlayan değişim yaygınlaşıp 19. yüzyılın başlarına kadar sürmüştür. Yüzyıl sonuna kadar devam eden süreçle klasik tezhip üslubu oldukça değişmiş ve barok unsurları olan iri çiçekler, buketler, vazo, saksı veya sepet içinde buketler, kurdele ile bağlanmış çiçekler bolca kullanılmıştır.

Ülkemizde, tezhip sanatının öğretildiği ilk eğitim kurumu, 1914′de “Medresetül Hattatin” adı ile açılmıştır. İstanbul’da, Cağaloğlu’nda İran Konsolosluğu binasının arkasındaki yokuşun başında yer alan Sübyan Mektebi binasında eğitime başlayan okulun ilk müdürü hattat Arif Bey’dir. Hat, tezhip, halı, cilt, ebru ve ahar gibi geleneksel sanatların yaşamasını sağlamak üzere kurulan okul, harf devrimine kadar, önce “Medreset-ül Hattatin” sonraki adıyla “Hattat Mektebi” ve sonunda “Şark Tezyini Sanatlar Mektebi” adları altında eğitim vermiştir. 1936 yılında, Osman Hamdi Bey’in kurmuş olduğu “Güzel Sanatlar Akademisi’ne” (Sanayi-i Nefîse Mekteb-iI Âlî’si) bağlanmıştır.

Şark Tezyini Sanatlar Mektebi Hocaları; 1933 yılında, Sümerbank Sanayi Dairesi başkanlarından olan Reşat Eğriboz’un teşvikiyle Ankara’da bir sergi açmışlardır. 2 kasım 1933 günü sergiyi gezen Atatürk eserlerden oldukça etkilenerek, bu alanda öğrenci yetiştirilmek üzere gereken düzenlemelerin geliştirilerek yapılması talimatını verir. Okulun “Akademi”ye bağlanması, bu olay üzerine Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’ın talimatı ile olmuştur.

Bu sırada kadrosunda bulunan öğretim elemanları şunlardır: Yazı Hocası Kamil Akdik (Reis-ül Hattatin), Yazı Hocası İsmail Hakkı Altunbezer (Tuğrakeş), Hakkak İsmail Yümni Sanver, Sedefkar Vasıf Hoca, Müzehhib Bahaeddin Tokatlıoğlu, Mücellid Necmeddin Okyay, Müzehhib Yusuf Çapanoğlu. Bu kadroya Hattat Rakım Unan sonradan katılmıştır. Bu öğretim görevlilerinden oluşan Bölüm Öğretmenler Kurulu, ilk toplantısını Akademi Müdürü Burhan Toprak’ın başkanlığında 20 temmuz1936 tarihinde yapmış ve 1936-1937 öğretim yılı başında eğitime başlanmıştır.

Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen Türk sanatı

01/07/2012
 

Tezhip sanatının güzelliği ayrıntısında gizlidir. İnce fırça darbeleri yazıyı adeta sanat eseri haline getiriyor. Hele ki altın, boya ile dans ederken kağıtta, sanki işlemenin notalarını duyar gibi olursunuz... Zemine nakşedilen kelamın estetiği düşündürürken insanı, etrafını çevreleyen altın ve boyadan yapılan ince işlemeler hayran bıraktırır kendine...

Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen Türk sanatı

Geçmişi çok eskiye dayalı olan tezhip sanatının tarihi, 8 ve 9. yüzyıllarda Orta Asya'ya kadar dayanıyor. İlk olarak Uygur Türklerinde görüldüğü biliniyor. Tezhibin Anadolu'ya gelişi ise Selçuklu Devleti sayesinde olmuştur. Tezhip, Osmanlı döneminde de hatrı sayılır bir yere sahipti. Hatta Tezhip Sanatı, bir dönem Saray Sanatı olarak anılıyordu.


Çok uzun ve köklü bir geçmişe sahip olan bu sanatın adı, yani Tezhip; Arapça "Zehep" (Altın) sözcüğünden gelen, altınlamak, altın ile süslemek anlamından geliyor. Ayrıca, tezhip yapan sanatçıya da "Müzehhib" deniliyor. Hat ve cilt sanatlarında altınla yapılan tezhibe halkari denir. Rumî ve Hatayî üsluplarında, kitapların zahriye, hatime, başlık, serlevha, mihrabiye kısımları tezhiple süslenir. Küçük yıldız ve çiçeklere nokta, geometrik olanlara mücevher, altıgenlere şeşhane, beşgenlere seberk denir. Kur'an'da secde ayetlerine denk gelen yerlerde vakıf gülü, hizip gülü, cüz gülü bulunur. Varakçı ve cetvelkeş denilen ustalar vardır. Kalemfırça, zermühre, boyalar müzehhiplerce sıkça kullanılan aletlerdendir.



Güzelliği detaylarında gizli...

Tezhibin ana teması desendir. Deseni motifler oluşturur. Motifler tamamen matematiksel bir düzen içinde çizilmiş geometrik şekiller üzerine yerleştirilir. Bu geometrik şekillerle hiçbir yüzyılda oynanmamış ve değiştirilmemiştir. Motifler daima simetrik olarak yerleştirilir. Tezhib sanatı, çok fazla zengin ve çeşitlidir. Bunun sebebi de islam dininin resim ve heykel sanatına koyduğu yasaklardır. Bu yüzden Türk sanatçıları, bütün üretici güçlerini süsleme alanında yoğunlaştırarak, gördükleri her şeyi, doğadan aşırı derecede soyutlamaya ve stilizasyona yönelmişlerdir. Doğayı hiç değiştirmeden taklit etmek yerine onu üsluplaştırmayı uygun görmüşlerdir.

Tezhip sanatında özellikle, renklerde altın ve laciverdin uyumu ile birlikte turuncu, yeşil, vişneçürüğü, pembe, sarı, eflatun, siyah ve bu renklerin çeşitli tonlarıdır. Çiçeklerde hemen hemen bütün renkler kullanılmıştır. Tabiattan yetiştiği şekilde alınan, gül, nergis, lale, sümbül, süsen, haseki küpesi, zerrin ve bahar çiçekleri kullanılmıştır.

Gerçek bir ustalık isteyen tezhip, çok ince detayları ve sistematiği ile dikkat isteyen bir sanat. Müzehhibler bir eseri 1-2 ay içerisinde tamamlıyor olabilmesi sanatın zorluğunun ve özelliğini gösteriyor.

Uzunca bir süre kaderine terkedilen bu güzel ve zor sanat, son 10 yıl içerisinde tezhibe gönül veren çeşitli grup ve kişilerce canlandırılmıştır. Günümüzde Türkiye'deki pek çok üniversitede "tezhip bölümleri" yetenekli sanatçılar yetiştirmektedir.

Müzehhipler

01/07/2012
 
 

Tezhip sanatının uygulayıcıları müzehhiplerdir. Müzehhip, el yazması kitapları ve hüsn-i hat murakka’larını, levhaları, serlevhaları ve tuğraları boya ve ezme altınla tezyîn eden kişilere denir.

Tezhip sanatının icrâ edildiği dönemlerde birçok müzehhip yetişmiş, ancak bütün bu müzehhiplerin isimleri günümüze kadar gelmemiştir. Bunun en önemli sebebi, müzehhiplerin yapmış oldukları eserlerine imza atmamalarıdır. İmza koyma önceleri adet olmamıştır. Eskiden nadir örneklerine rastladığımız tezhipli eserlerde imzalara ancak XVIII. yy.da rastlanır. Bu dönem tezhiplerinin en çok uygulama alanları levhalardır. Her dönemin kendi zevk ve inceliğine göre tezhip sanatı gelişerek bugünlere gelmiştir. Bu sanatı icra eden sanatçılar sayılamayacak kadar çoktur. Ancak, biz tezhip sanatın eserlerinden yola çıkarak bu sanatın geçirdiği evreleri öğrenebiliyoruz.

Tezhip sanatının bütün aşamaları müzehhiplerin fırçalarında anlam bulmuştur. Dönem dönem devletin desteğini görmüş, çoğu zaman da tutkulu bir aşkla icrâ edilmiştir. Bu sanatı icra edenler arasında çoğu zaman maddi sıkıntıya düşenler olmuştur. Kanûnî döneminin baş müzehhibine o dönemin şartlarında yanında çalışan 29 kişi ile beraber 214 akçe ödeniyordu. Bu para bugünün şartlarıyla mukayese edildiğinde o gün için zar zor geçindiklerini söylenebilir.

Tezhip sanatı, hat sanatından hiçbir dönem uzak kalmamış, hüsn-i hatla çok estetik bir birliktelik sağlamıştır. Çok uzun geçmişi olan bu sanat, doğuda gelişmeye başlayan, Selçuklularla gelişimini devam ettiren ve nihayet Osmanlılarda zirveye çıkan bir sanat olmuştur. Bu sanatın en ünlü müzehhipleri XV-XVll. yy.lar arasında yetişmiştir.

Osmanlıların, Konya’da eski dönemlerden kalma nakışlardan istifade ettikleri bilinmektedir. Osmanlılarda müzehhiplik XV. yy.ın ilk yarısında görülmeye başlanmıştır. Bursa’da Yeşil Camii’nin nakkâşı

Bursalı Aii b. İlyas bu dönemin nakkâşlarındandır. Yine Aksaraylı Ahmet b. Hacı Mahmut ilk Osmanlı dönemini etkileyen müzehhipierdendir. Sultan II. Murat zamanının nakkâşı Bursalı Nakkâş Safî’dir. XV. yy. nakkâşları arasında Hoca Yusuf b. Hoca Ferruh diğer bir nakkâştır.

XV. yy.da Tebrîz ve Orta Asya’da ehemmiyetini sürdüren nakkâşlık Anadolu’ya girmiş ve bu yüzyılın sonlarında önemini artırrnıştır. Tebrîz’den ve diğer bölgelerden Istanbul’a gelen müzehhipler, tezhip sanatı üzerinde etkili olmuşlardır.

Mustafa Âlî’nin Menâkıb-ı Hünerverân adlı eserinde birçok müzehhipten bahsedilir. Bunlar arasında XV. yy.da Nişaburlu Molla Sîmî isimli bir kişinin altı kalemde (şeş kalem) , yaprakların boyanmasında, tezhip, zerefşân ve vassâllıkta usta olduğu zikredilir. Nakkâş Mevlâna Abdulhayy Molla Sîmî’nin öğrencisidir. Yine Menâkıb-ı Hünerverân’ın müzehhipler başlıklı bölümünde en ünlü müzehhipler arasında Enîsî’nin öğrencileri “Buharalı Mîr Adûd” ve “Şirazlı Molla Yârî’nin adları geçmektedir.

Fatih Sultan Mehmed için istinsâh ediimiş olan bazı kitapların tezhiplerinde bu sanatının gelişmeye başladığı görülür. Bu dönemin müzehhiplerinden Şahabeddin Kutsî, yaptığı tezhiplerin kenarlarına ismini yazmıştır. Fatih’in sanata olan düşkünlüğü, onun Topkapı Sarayı’nda bir nakışhâne kurdurmasına sebep olmuş ve başına Baba Nakkâş’ı getirmiştir. Baba Nakkâş, sarayda şâheserler meydana getirmiş ve aynı zamanda öğrenciler yetiştirmiştir.

Tezhip sanatının en olgun devresi olarak kabul edilen XVI. yy. eserleri birer şâheser hüviyetindedir. Fatih, II. Beyazıt ve Kanûnî dönemleri bu sanatın en ince ve en zarîf örneklerinin ortaya konduğu devirlerdir. Özellikle Kanûnî Sultan Süleyman döneminin tezhipleri tezhip sanatının klâsik üslûbunu oluşturmaktadır. O dönemin tezhiplerinde devrinin zevk ve inceliğini görmek mümkündür.

XVI. yy.da tezhip sanatıyla uğraşan II. Beyazıt’ı görüyoruz. Heyete dair yazılan bir kitabın şerhinin kenarında bulunan tezhip, 11. Beyazıt’ın olup yanında ismi (imzası) vardır.

Bu dönemin saray nakışhânesinin başına Baba Nakkâş’ın torunu Şeyh Mustafa getirilmiştir. Saray müzehhipleri arasında Hasan b. Mehmet, Melek Ahmet Tebrîzî, Hasan b. Abdulcelîl, Turmuş b. Ahmet, Mehmet b. Bayram, Ali, Mehmet b. Melek, Hasan, Abdullah ve Feyzullah b. Arap54 isimleri sayılabilir.

Kanûnî Sultan Süleyman döneminin en ünlü müzehhibi, Şahkulu’nun öğrencisi Karamemi’dir. Karamemi, Kanûnî Sultan Süleyman’ın Topkapı Sarayı’ndaki Nakışhânesinin baş müzehhibidir. Karamemi, nakışhânede 29 kişiden oluşan arkadaş ve talebeleriyle çalışmıştır. Bunlardan biri de oğludur.

Bu dönemin diğer bir müzehhibi kanbur lakaplı Mehmet Çelebi’dir.58

I. Sultan Selim, Kanûnî Sultan Süleyman ve sonraki dönemlerde istanbul bir sanat merkezi olmuştur. iran’dan istanbul’a gelen sanatçılann yanı sıra yerli sanatçıların sayısı da az değîldir. Nakkâş Şâhkulu, Mîr Nakkâş isfahânî ve üstâd Veli Can bunlardandır.

Bu dönemin müzehhiplerinden Üstâd-ı Rûm diye nâm yapmış olan müzehhip Şaban ve İstanbul nakışhânesinde çalışan müzehhip Hüseyin vardır. Müzehhip Selânikli Abdullah b. Mehmed’in öğrencilerinden hattat ve müzehhip Mehmet b. İlyas tarafından bir Kur’ân-ı Kerîm tezhiplenmiştir.

954/1547′de tezhiplenen bu Kur’ân, Topkapı Sarayı Koğuşlar Kütüphanesi 563 numarada kayıtlıdır.

XVII. yy.ın ikinci yarısından itibaren tezhip sanatı gelişme hızını kaybetmeye başlar. Bu dönemin hattatlarından Derviş Ali’nin yazılarını Sürahi Mustafa adındaki müzehhip tezhiplemiştir. Yine Derviş Ali tercümesinde söz edildiği üzere Sürahi Mustafa’nın öğrencisi Beyazî Mustafa’nın oğlu ve öğrencisi olan Baruthaneli Abdullah, Çinicizâde Abdurrahman Efendi’nin eserlerini tezhiplemiştir62.

Bu dönemde klâsik anlayışta eserler veren müzehhiplerden biri de saray nakkâşlarından Derviş Mehmet’tir.

Türk tezhip sanatı toplumun her kademesine hitap eden bir sanat dalı değildir. Bu sanat, kitapla ilgisi olan kişilerin görebileceği ilmî ve dînî eserlere yapılırdı. Bu yüzden müzehhiplik cazip bir meslekti. Devletin de desteğiyle nakışhâneler kurulmuş ve birçok müzehhip yetişmişti. XV. ve XVII. yy.lar arasında Topkapı Sarayında yetişip, maaş alan sanatçıların sayısı 526′dır.

XVIII. yy. Osmanlı Imparatorluğu’nun Batıya kapılarını açtığı dönemdir. Sanatta Batıyla ilişkilerimizin arttığı bu yüzyılda, sanatımız Batı etkisi altına girmiştir. Artık tezyînatımızda yavaş yavaş Batılı anlayışın tesirleri görülür. Dönemin ünlü müzehhipleri arasında Abdullah Buharî, Yusuf Mısrî ve Ali Üsküdârî sayılabilir. Ali Üsküdârî, Yusuf Mısrî’nin öğrencisidir. Meşhur hattat Yedikuleli Seyyid Abdullah’ın yazdığı Mushafların çoğunu Ali Üskidârî tezhiplemiştir.

XVIII. yy.ın ilk yarısı içerisinde halkârî tarzındaki süsleme ve bilhassa lâkecilikte temâyüz etmiştir. Bir Türk lâke sanatkârı olaraktamnan Ali Üsküdârî, aynı zamanda kudretli bir müzehhiptir66. Seyyid Abdullah’ın

Mushaflarını tezhipleyen müzehhiplerden biri de Haydarpaşalı İbrahim Çelebi’dir. Bu dönemin diğer bir müzehhibi Bursalı Hezarfen’dir.

Ali Üsküdârî, Türk süslemesinin Batılılaşma hareketleri içerisinde kaybolmaya yüz tuttuğu XVIII. yy.da batı tesirlerini klâsik üslûp içerisinde eriterek ortak kullanım noktasını bulmuş bir sanatçıdır. Onun izinden giden ve onunla üslûp benzerliği gösteren birkaç sanatçı, muhtemelen Ali Üsküdârî’nin öğrencisidir. Bunlar arasında Nakkâş Hüseyin olarak imza atan bir sanatçı vardır. Yalnız bu müzehhip Ali Üsküdârî seviyesinde eserler verememiştir.

Ali Üsküdârî, Sultan Ahmet, II. Mahmut, III. Osman ve III. Mustafa dönemlerinde sarayda çalışmıştır. Hattat Mahmut Râsim’in yazılarını tezhiplemiş, Sultan Selim ile Raşit Mustafa Çelebi’ye hocalık etmiştir.

Sultan Ahmet dönemi müzehhipleri arasında Ahmet Hazine ve Çâkerî sayılabilir. Çakeri, Ali Üsküdârî yolunda giden ünlü bir müzehhiptir. Bu sanatkârların eserlerinde, realist çiçek buketleri kullandıkları görülür.

XIX. yy.a gelindiğinde ekonomik ve siyasal açıdan büyük buhranlar içinde olan imparatorlukta, tezhip sanatıyla uğraşan sanatçıların sayıları azalmıştır. Bu geriieme bütün sanatlarımıza da yansımıştır. Bunun belki de tek istisnâsı hat sanatıdır. Bütün sanat dallarımızdaki bozulma yazı sanatımıza tesir edememiş, tam aksine yazı, tarihi seyri içerisindeki tekâmülüne devam etmiştir. Bu yüzyılda hat sanatı en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Uğur Derman, bunun en önemli sebeplerini şöyle sıralamaktadır;

a) Sağlam ve düzenli bir usta-çırak münasebetinin asırlardır bozulup kopmadan devam edişi,

b) Bu sanatın bünyesinde yenilenme ve zamania gelişme
kabiliyetinin bulunması,

c) Hüviyetini bozabilecek benzeri birsanatın Batıda bulunmayışı.
Tezhip sanatı için geçerli olabilecek ilk iki sebepten sonra, üçüncü

sebep belki de tezyînatımız için Batılı tesirler altına girmesinde en etkili sebep olmuştur. Batılı tezyînat anlayışı, tezyînatımızı tesiri altına almıştır. Maalesef bu dönemin en ünlü hattatlarınm yazıları, Batı zevkiyle bezenmiştir.

XIX. yy.ın müzehhipleri arasmda saray baş müceliidi ve müzehhibi Ali Râgıp Efendi, II. Mahmud’un saray baş mücellidi Ahmet, Müzehhip Mehmet Salih, Müzehhip Raşit bu dönemin sanatçılandır. Hezargradizâde Seyyid Ahmet Atauilah, Sultan II. Mahmud ketebeli yazıyı tezhiplemiştir. Seyyid Mehmet’in talebesi olan Hezargradizâde devrin ünlü müzehhibi Hüseyin Hüsnü’nün hocasıdır. Bu müzehhipler devrin modası olan rokoko tarzı tezhipler yapmışlardır.

Hakkâk ve bir müzehhip olan Osman Yümnî, Beyazıt’ta Hakkâklar çarşısında küçük bir dükkânda çalışmalarını sürdürmüştür. Rokoko tarzı tezhipler yapan Osman Yümnî, Sâmi Efendi, Hulûsi Efendi, Çarşambalı Ârif gibi ünlü hattatların yazılarını zer-endûd olarak işlemiş ve tezhiplemiştir. Levha tezyînatında sanatçı için siyah, altın ve gül vazgeçilmeyen unsûrlardır. Beyazıt’ta son dönemlerde çalışan müzehhipler arasında Müzehhip Saffet, Sarı Hâfız, Şeyh Ârif, Hüsnü Efendi, Sâmi, Şevkî ve Şevket Efendi gibi isimler sayılabilir.

Sultan Abdülmecit ve Sultan Abdulazîz’in müzehhibi olan Hacı Hasan Salih, usta müzehhiplerdendir. II. Abdülhamit zamanında ise Tevfik

Efendi, Lâlelili Şâkir’in öğrencisi Nurettin Efendi, Hüsnü Efendi , Bahaeddin Efendi ve Hakkı Bey devrin üstâdlarındandır. Müzehhip Bahaeddin, babası Müzehhip Nurettin’den kalan Beyazıt’taki dükkânında çalışmıştır.

XX. yy.a gelindiğinde tezhip sanatı artık ne sarayda ne de Beyazıt’taki dükkânlarda yapılmaktadır. Devletin himayesinden uzak ve ilgisizlik yüzünden unutulmaya yüz tutmuştur. Bu yüzyılın ortalarından sonra, uzun bir süredir tezyinatımızda görülen rokoko bezemenin aksine, klâsik anlayışa dönülmüştür. Bu dönemin önemli müzehhipleri arasında Muhsin Demironat, Rikkat Kunt ve A. Süheyl Ünver gibi sanatçılar sayılabilir. Demironat ve Kunt klâsik anlayışta eserler vermişlerdir.Her iki sanatçının eserleri, çoğunlukla levhalardır.Bu tarihten itibaren levha tezyinatımızda bir disiplin görülmeye başlar.Levhalarda, zer-endûd levhalarda görülmeyen iç pervazlar ve klâsik unsurlar kullanılır. Günümüz levha bezemeciliğinde, bu iki sanatçının rolü çok büyüktür.

Tezhip Sanatında Teknik Üsluplar

01/07/2012
 

Tezhip sanatı tekniklerini; klasik tezhip, halkar, zerefşan, sazyolu, şukufe ve münhani olarak sınıflandırmak mümkündür.

Klasik Tezhip
Klasik tezhibin yapımında öncelikle kompozisyon kurallarına uyularak desen hazırlanır. Desen tezhiplenecek zemin üzerine istenilen desen geçirme yöntemiyle silkilir. Önce fırça ya da kalem ile belli edilerek altın sürülür. Altın kısımlar mührelenerek parlatılır. Tahrirlendikten sonra uygun renklerle çiçekler boyanır.

Tarama ya da lekelendirme gibi yöntemlerle çiçekler renklendirilir. Çiçeklerin tahrirleri de tamamlandıktan sonra istenilen renklerle zemin doldurulur. Desenlerin bazı kısımlarını kabarık olarak göstermek için yaldız ve boya sürülmeden önce yumurta sarısı ile beyaz boya sürülür ve kuruduktan sonra üzerine yaldız ve boya sürülür. En koyu zemin rengi ile kompozisyonun etrafı kontürlendikten sonra uygun tığ çizimi yapılarak boyanır.

Halkar
Tezhip sanatı tekniklerinden biri olan halkar, altınla ya da yaldızla yapılan hafif süsleme üslubuna verilen addır. Gölgeli halkar ve tarama halkar gibi değişik şekillerde uygulanmış ve boyama şekillerine göre isimler almıştır.

Tek renk veya çift renk (sarı-yeşil) altınla yapılan esas halkar tahrirli halkar, renkli halkar, foyalı halkar, iğne perdahlı halkar gibi isimler alır. Sulu altınla çalışılan çiçek yaprak ve şekillerin ortadan dışa doğru süpürme hareketiyle altının uç kısımlarda toplanarak çalışılmasıdır. Daha sonra etrafına yine altınla kalın bir kontür çekilir. Yine aynı tarz çalışılmış fakat daha sonra çok sulandırılmış bir renk ile altının az olduğu iç bölgelere gölgelendirme yapılır ki bu halkarın hafif renklendirilmiş olanına şikaf denir.

Zerefşan
Zerefşan Türk tezyinatında serpme altın şeklinde yapılan bir süsleme tarzıdır.

Varak altının elek üzerinden jelatinli su veya yumurta akı sürülmüş bir zemine serpiştirilmesidir.

Sazyolu
Sazyolu 16 .y.y.’ın ilk yarısında Osmanlı Sarayı’nda geliştirilen bir üsluptur. Sazyolu, kıvrık dal olarak bilinen uzun dallar üzerine yapılan süslemelerdir. Ana motiflerini hançer yaprakları denilen ince sivri uçlu iri yaprak motifleri, çok süslü ve kıvrımlı hatmiler, çeşitli kuşlar, ejderhalar ve simurglar, özellikle sırt çizgisi kalın çekilmiş kıvrık yaprak motifleri oluşturur.

Şukufe
Şukufe doğadan alınan çiçek motiflerinin stilize edilerek kullanılmasıyla yapılan bir çeşit tekniktir. Avrupa’nın barok ve rokoko sanatlarının Türk zevkine göre şekillenmesi ile ortaya çıkan Şukufe tarzı, kendine has karakteri ile Türk tezyinatında yer almaktadır. Şukufe ince fırça darbeleriyle gölgelendirme yapılarak çalışılan, özellikle tezhip sanatında çokça eser verilen çiçek minyatürüdür.

Münhani
Münhani tekniği kitap süslemesinde 11. ve 15.y.y.’lar arasında çok kullanılan bir desen çeşidi, aynı zamanda bir tekniktir. Münhaniler birbirine yapışık kümeler halinde olup kendine özgü bir renklendirme özelliğine sahiptir. Rumi ve kuş gagalarının iç bünyelerinde kullanılan ayrıntılardan oluşup gittikçe incelerek belli bir yöne doğru daralıp deseni meydana getirirler. Münhani boyama tekniğinde önce kağıda geçirilen kompozisyon hatları uygun bir fırça ile yaldızlanır. Siyah ince kontür her motifin yaldızlanan hattının dışına çekilir. Renklendirilmesinde ise istenilen renk en az üç ton olmak üzere hazırlanır. Kuzu denilen bir fırça kalınlığında boşluk bırakılarak, tonlar açıktan koyuya doğru eşit aralıklarla kalan zemine uygulanır. En koyu zemin rengi ile kontür çekilerek, uygun tığla kompozisyon tamamlanır.

 

Τezhip Sanatının Kullanım Alanları

01/07/2012
 

Yazma Kitaplar
Tezhip sanatı daha çok yazma eserlerin süslemesinde kullanılmıştır. Yazma kitaplar arasında en çok yazılıp, tezhiplenmiş olan elbette ki Kuran-ı Kerim’lerdir.

Yazma kitaplarında genel olarak; zahriye sayfaları, unvan sayfaları, serlevhalar, sure başları, güller, noktalar, satır araları, sayfa kenarları, ve hatime sayfaları tezhiplenmiştir. Zahriye sayfaları yazma kitabın ismini veren birinci sayfaya veya cilt kapağının iç tarafına denir. (Özen, 1983:39) Yazıda başlık anlamına gelen serlevha, zahriyeden hemen sonra gelen ve metnin başladığı ilk sayfadır. Burada tezhibin başlıca amacı olan yazının ön planda, tezhibin ikinci planda olması düşüncesi terk edilerek, tezhibin bütün ihtişamı serlevha sayfalarında gösterilmiştir.

Secde gülü secde edilecek ayetlerin hizasına, hizip gülü her beş sayfada bir, cüz gülü her yirmi sayfada bir, sure gülü de her surenin başına konur.

Noktalar müzehheb çiçeklere verilen addır. Bunlar kitap süslemesinde genellikle ayetlerin söz başlarına veya sonlarına konulduğu için bu adı almışlardır. Vakfe de denir. Hatime sayfaları yazma kitaplarda müellifin eserini bitirirken yazdığı duaları ve hattatını, varsa müzehhibini belirten yazıları kapsayan son yapraktır.

Levhalar
Levhalarda tezhiplenen eserlerdendir. Ancak levhaların camlanıp çerçevelenerek korunmasına önem verilmediğinden, açıkta kalan yazı ve tezhipler dış etkilere özellikle devrin aydınlatma aracı olan kandillerin isiyle kirlenip karararak neredeyse okunmaz hale gelmiştir.

Ferman ve Tuğralar
H at sanatında da önemli bir yeri olan ferman ve tuğralar da tezhiplenmiştir.

Önceleri ferman, berat, vakfiye gibi yazılı belgelerin baş kısmına konulan tuğranın kullanım alanları zamanla yaygınlaşmış, mühürler, paralar, pullar ve kitabelerde kullanılmaya başlanmıştır.

Kitap Ciltleri
Eskiden beri tezhiplenen kitap ciltleri özellikle 16y.y.’da en değerli örneklerini sergilemiştir. Bu yüzyıl cildinde kapaklar, sertap ve miklep üzerindeki şemse, selbek, köşebent ve bordürler, Türklere has renk ve kompozisyon uyumu, sadelik içinde güzel bir ahenk teşkil etmekteydi.

Minyatürler
M i nyatürlerde minyatür içindeki birimler ve bütünün etrafındaki iç ve dış Pervazlar tezyin edilir. Minyatürde tezhiplenen bölümler; mekanlar, çadırlar, kıyafetler, örtüler vediğer ufak detaylardır. Mekanlar genellikle geometrik şekillerle tezhiplenir. Kıyafetlerde devrin kıyafet desenlerine uygun biçimde tezhiplenir. Çadır detaylarında şemseler ve diğer süsleme elemanları en uygun şekilde kullanılmıştır.

Türkler minyatürlerin etrafını gerektiğinde hafif bir halkar ile tezyin etmişler, bazen zerefşan ile süslemişlerdir.

Kubur, Kutu, Sandık (Lake İşleri)
Bunların dışında kubur, kutu ve sandıklarda tezhiplenen eşyalardandır. Kubur üzerinde kalem koymaya mahsus yeri, altında da hokka bulunan yazı aletinin adıdır. Boru şeklinde dört altı ve sekiz köşeli olup, yirmibeş cm. boyunda olanları vardır.

Kuburlar gövde ve kapaktan oluşur. Genelde gövde ve kapağın her iki uç kısmına pervaz yapıldıktan sonra arada kalan alan tezhiplenir.

Diğer Alanlar
Tılsımlı gömlekler de tezhiplenmiştir. Özellikle padişah ve ailesi için hazırlananların tüm yüzeyi hattatlar ve müzehhipler tarafından çeşitli ayetler ve dualar yazılarak, altın ümüş ve kumaş boyaları ile tezhiplenerek doldurulmuştur.

Tezhip sanatı bunların yanı sıra çadır direkleri, tabanca kılıf ve kabzaları, ok ve yaylar ile bunların içine konulduğu tirkeş ve sadak denilen ok kapları üzerine de uygulanmıştır.

Günümüz Kullanım Alanları
Tezhip sanatı günümüzde; genellikle tek başına ya da hüsn-i hat, minyatür gibi eserleri süslemek suretiyle levha olarak kullanıldığı gibi daha çağdaş alanlarda da kullanılmaktadır. Örneğin tekstil sektöründe kumaş deseni tasarımlarında tezhip sanatı motiflerine ve kompozisyonlarına sıkça rastlanmaktadır. Gelenekselliğin değer kazanmasıyla özel kıyafetlerden kravat, eşarp gibi günlük kıyafetlere kadar pek çok giyim eşyasında tezhip sanatı motifleri görülmektedir. Bunun yanı sıra dekorasyon alanında da klasik ya da daha da stilize edilmiş şekilde tezhip sanatı kompozisyonları

kullanılmaktadır. Duvar, tavan, merdiven vs. mekan süslemesinin yanında mobilya ve aksesuar tasarımı ve süslemesinde tezhip sanatı motifleri görülmektedir.


 

  
Recent Record
iletişim / contact

  • TELEFON: 0532 316 30 12
  • EMAIL: info@hatdergisi.com
  • MSN: hatdergisi@hotmail.com