Bu başlığı okuyanlar, belki şöyle diyeceklerdir: “Her göz iki yazıya bakar
ve birbirine benzeyip, benzemediğini ayırt edebilir; güzel mi, çirkin mi,
görünce anlar, müspet veya menfi bir hükme bağlar. Dolayısıyla ayrıca bahse
değer mi?
Evet, bu sözler bir bakıma doğrudur. Fakat, her zaman, herkes ve her yazı
için değil! Göz önüne alınacak bazı hususlar vardır. Sülüs ile Celî’sini,
Nesih ile Ta’lîk’ı... yan yana getirince ayrı yazılar olduklarını fark etmek
şüphe yoktur ki kolaydır. “Şu güzel, şu çirkin” de diyebiliriz. Lâkin
meselâ, iki kişinin yazdıkları aynı mevzudaki iki yazıyı (Resim:
95-96-97-98)’de görülen Besmele’leri karşılaştırıp tetkik etmek veya
herhangi bir yazının yalnız başına estetik değerini isabetle tayin eylemek
bahis mevzuu olunca, bunların göze çarpan taraflarını kaba görüşlere
bırakalım. Ancak, ilk bakışta hiçbir fark görünmediği halde, ele aldığımız
yazı veya yazıların, imzalı veya imzasız, tarihli veya tarihsiz olduklarına
göre, kıymetlerini isabetle takdir etmek, hiç de kolay bir iş değildir. İşte
arz etmek istediğimiz metotlar, böyle nazik ve çetin, ince durumlar içindir.
Bu bahsi yazmama sebep olan bir hâdiseyi kaydetmemiz, işin ehemmiyetini daha
iyi aydınlatacaktır: Millî Eğitim Bakanlığı Orta Tedrisat Şube Müdürlerinden
Selâhattin Tansel Bey, güzel yazı toplamaya meraklıdır. Buluştuğumuz
günlerde ekseriya bu yazıları temâşâ ile tatlı tatlı vakit geçiririz. Yine
bir gün evine gitmiştim, yeni almış olduğu on kadar yazıyı gösterdi. Birisi
çok dikkatimi çekti, imza ve târih yoktu. “Kiminmiş?” diye sordum “Arkasında
yazılı” dedi. Hakikaten, Reîs-üHattâtîn Kâmil Akdik merhum, yazının
Ağakapılı İsmâil Efendi’ye ait olduğunu yazarak tasdîk ve imzâ etmiş yazıyı
bir daha tetkik ettim ve ve “Hayır!” dedim, “Bu, ya Şeyh Hamdullah’ın veya
oğlu Mustafa Dede’nin olsa gerek!” Bu sözüme o da hayret etmekle beraber,
bir şey söylemedi. Bir hafta sonra evime geldi ve ilk sözü o yazıdan
bahsetmek oldu: “Azîzim! Avdetinizden sonra o hükmünüz beni çok düşündürdü,
bir yazıya, bir de arkasındaki tastîk şerhine bakarken ne göreyim;? Yazının
Şeyh’e âit olduğu kurşun kalemiyle bir köşesinde “Li’ş-Şeyh” diye iş^retli
değil mi? Bir hakîkatin tezâhürüne sebep oldunuz, teşekkür ederim” dedi. Ben
de Rabbime şükrettim.
Bu hâdise gösteriyor ki, bir yazıyı mukayese ve tetkik ederken işi tamamıyla
objektif olarak el almak, hiçbir tesir ve teessüre kapılmamak lâzımdır. İndî
görüşlere ve telkinlere kapılmaksızın hüküm verebilmek zordur. Çünkü bu gibi
mevzularda “Gönül kimi severse güzel odur” denilemez.
Şu hususları göz önünde bulundurmak icâp eder:
1: Ele alınan yazı
bir veya daha çok olduğuna göre, yapılacak ilk iş, her birinin üslûbunu,
tarzını, tavrını, şivesini ve hâlini tespit etmek olmalıdır. Bu yönlerden
yerleri ileri geri nedir? Yazı tarihinin ve tekâmül seyrinin hangi
seviyesindeler? Bu cihetlerden ya yüksek, ya müsâvi veya geridirler. Kıymeti
veya kıymetleri buna göre tâyin ve tespit olunur. Bu cihetlerden bir netice
elde edilmezse:
2:
Ele alınan yazı veya yazılar, düz satır üzerine yâhut istifli olarak
yazılmış bulunduklarına göre, uzaktan veya yakından yaptıkları tesirin
derecesi nedir? Fark arsa nedir ve nerelerindedir?
3: Şayet ele alınan
yazılar taklît suretiyle yazılmışlarsa şunlara dikkat gerekir: Harflerinde
incelik ve kalınlık farkı var mıdır? Meyiller, dönüşler, inişler, çıkışlar,
takılışlar, harfler arasında yakınlık ve açıklık bakımlarından bir fark
yoksa, benzeyen harfler birbirine nispet edilir. Bünyelerinde,
yazılışlarında, durumlarında bir aksama var mıdır? Sun’îlik denilebilecek,
velev ki hareke vesâir işaretlerde olsun, bir fark seziliyor mu? Bir tercih
sebebi bulunamıyorsa:
4: Yazılar tashihli
veya tashihsiz mi yazılmışlardır? Tashih hangisinde az veya çoktur? Tashih
gören yerlerde silinti, kazıntı belli midir? Aynı harflerde midir? Yazması
zor veya kolay olan, kalem hareketi az veya çok bulunan harflerde midir?
Mürekkeplerinde eksiklik veya yenilik gösteren bir hal var mıdır? Renginde,
akışında tabîîlik veya sonradan eklenme, parlaklık, donukluk, kırçıllık gibi
tezâhürler göze batıyor mu?
5: Kullanılan
kâğıtların hamurları, âharları, mühreleri, incelik ve kalınlıkları
îtibariyle, kolaylık veya zorluk içinde yazılıp yazılmamaları bakımından bir
fark var mıdır?
6: Yazılar küçük
iseler, partavsızla büyülterek, büyükse küçülterek harflerde cılızlık,
kabalık, tenâsüpsüzlük gibi bir hâl arz ediyorlar mı? Etmiyorlarsa, baş
aşağı çevirerek baştan sona, sondan başa, aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağı
bakarak muvâzilik, tenâsüp, tenâzur bakımlarından bir aksama var mıdır?
İmza ve târih varsa, bunlara önceden hiç bakmamayı, sanki imzâ yokmuş gibi
ele almayı, bu bakımdan olan tetkîkleri en sonra bırakmayı tercîh ve âdet
edinmelidir. Çünkü o eser, belki en yüksek bir elin mahsûldür veya değildir.
Yâhut bilmediğimiz, adını duymadığımız birinin eseridir. Eğer meşhur bir
zâtın ise, nefs, o ismin tesiri altında kalarak, yazıyı güzel görmek
temâyülüne kapılabilir ve yazıda olmayan bir kıymeti ona isnat edebilir. Bu
gibi hallerde ise, işin rengi, sırf indîden de geri bir seviyeye düşer.
Meselâ nefs, kendi kendine “Râkım’ın, yâhut Mustafa Dede’nin, Derviş Alî’nin...
kim olduğu mâlûm; o sultânın yazısı fenâ olmaz. Şâyet ben şu yazıda bir
kusur görüyor, kusur bende ve benim sezişimde olmak muhtemeldir. Demek ki,
bu harfin şurası böyle olacakmış da ben bilmiyormuşum!” gibi telkinlere
kapılarak onu güzel sanabilir, ismin tesiri altında uğradığı zaaf, o sanmayı
ve aldanmayı doğurmuştur.
Şâyet o eser tanınmayan bir sanatkâra âit ise, imzâsı olsun veya olmasın;
nefis, buna karşı da önce kayıtsız kalmak, temâyülüne düşebilir ve şöyle
fâsit bir düşünceye kapılabilir: “Bunu yazan, meşhur bir sanatkâr olsaydı,
imzasını koyardı (İmzâ varsa) Bu imzâ şimdiye kadar tanınırdı. Gerçi şu yazı
bana güzel görünüyor ama; belki de bu görüşüm, kifâyetsizliğimdendir.
Üstatların da bu kanâatime iştirâk edip etmeyeceklerini bilmem, hele ben her
ihtimale karşı görünüşümden biraz ıskonto yapayım!” der, yazı gerçekten
güzel olsa da, tereddüdü ve zaafı katî hüküm vermeğe mânî olur.
Lâkin kişi, nefsine hâkim ve yazının yazanla değil, yazanın yazı ile kıymet
kazanabileceğini bilir ve hükümleri ciddî ve tarafsız bir tetkîk ve muhâkeme
sonunda vermeye muktedir ise, “Evet, şu yazı –imzâlı veya imzâsız olsa da-
şu ve şu sebeplerden dolayı güzeldir. Yâhut şu derecede bir yazıdır. Yâhut
estetik kıymeti yoktur” hükmünü vermekte tereddüt etmez. Eğer, tetkîk edilen
yazı taklit edilmiş bir yazı ise, taklit olunan önde bulunmak îtibariyle
taklit edilerek yazılandan, bu da, taklît sanatı bakımından evvelkinden
üstün kıymet ifâde ederler. Yâni, güzellik bakımından görünüşte birbirlerine
müsâvî olsalar, mânevî bakımdan diğerinde bulunmayan bir karakter üstünlüğü
vardır. İşte hüküm, asıl bu farka göre verilmek îcâp eder. |
|