|
Tıp tarihi Enstitütüsü Müdürü Meşhur Türk Hekim karanfilcileden Tabib Mehmed
Aşkî ve Dr. Salih Efendilere ve Cevad Rüştü Bey'e ithaf
9 asırdır payidar anavatanımızda madem ki tabiatinde karanfil de vardır. Bu
da lâle gibi asırlar boyunca millî çiçeklerimizden olmuştur. Tarihini bu
kadar eskiye götüren bu çiçek için en mühim kaynak eski eserlerimizde
istilize edilmiş örneklerinin mevcudiyetidir. Selçuk taş ve çini işlerinde
görülmektedir. Esasen menşei Asya ve Küçük Asya (Anadolu) dur.
XV. asırda da bu merakın devam ettiğini buluyoruz. Zira karanfiller
zevkimizin sembolü ve bahçelerimizin ananesi olmuştur. Hele XVI. asırda
yalnız çinilerimizde ve taş üzerine tezyinatta değil kumaşlarımızda da yer
almıştır. Ve bunun çeşitleri bol bol dokunmuştur. XVI. asırda Kanunî devri
Topkapı Sarayı Nakışhanesi Baş hocası Karamemi de Kanunî Sultan Süleyman'ın
zatine mahsus Divan nüshası tezhibinde 700 sahifenin her varakına tek veya
çift, renkli "Şikâf" halkârîde sayısı pek çok istilize karanfil yapmıştır ki
bu da bize Kanunî asrında karanfilin de lâle gibi rağbette bir çiçek
olduğunu gösteriyor.
Edirne Yeni Sarayında:
Kum Kasrı çinilerinin müşabihleri Topkapı Sarayı'nda Adalet Kapısı
karşısındaki (Araba kapısı dahilindeki taşlıkta 1078 (1667) tamirinde
Dördüncü Sultan Mehmed tarafından vaz' edilmiştir. Bu kasırda bordür olarak
kullanılan karanfil saksılı çinilerden Topkapı Sarayında Muradî Salis
dairesinde muttasil şehzâdeler dairesi divarları haricinde kaplanmıştır.
İstanbul hamamları hakkında Almanca mühim bir resimli eser yayınlayan meşhur
müsteşrik H. Glück müdüri olduğu 1929 senesi son ayında Viyana Müzesinde
beniz gezdirirken "Bunların Türk kumaşı olduğunu nereden anlıyorsunuz?"
sualime güzel Fransızcası ve hattâ Türkçesiyle: "Karanfil ve lâle
motiflerinden" cevabını vermişti. Çiçek ve lâle hakkında yazılan resimli ve
resimsiz mecmualarda karanfile çok defa iyi bir mevki' verilmiştir. 1061
(1651) de padişahın nedimi olan meşhur Zırnıhî Cüce Hüseyin Efendi Cabî
Hasan Efendi Hüseyin Ali Çelebi gibi meşhur zevatın karanfilleri de Abdullah
Efendinin 110 (1689) tarihli Tezkire-i Şukûfeciyanın'da yer almıştır.
Urfalı Adınî Efendi karanfile:
Narı endişeye karanfil atup
Udu Veş Dudî çıktı muhammerden, diyor.
1078 (1667) de Ali Çelebinin "Şukûfenamei Musavverin'de karanfil mühim bir
yer alır.
Ubeydî (Ubeydullah Netâyicü'l-Ezhar'ı 110 (1698-1699) da yazmıştır. "Karanfîlî
Mustafa Çelebi'nin "Süheyli Karanfil"inden bahsederken şu kıt'ayı düzmüş:
Manzuru olur mu çeşm-i ehl-i zârın
Sad necmi süheylî felek-i tannazın
Düşdü nazarımdan feleğin mihr-ü mehi
Seyreyle Süheyli'ni hazzazın
Mustafa Halife'nin "Süheyli Mustafa Halife"si sapı gâyet düz ve yoğun ve
çiçek vermeğe cömerddir. İbtida "Zerrin" kısmına Süheyl demek bunlardan
çıkmıştır.
"Şeyhî Sünbülî"deki karanfiller de şöhret alarak mecmualarda sıralanmıştır.
XVIII. asırda Lâle risalelerinde resim ve hattâ isimleriyle karanfillerden
bahsolunması diğer çiçekler arasında rağbetini kaybetmediğini gösterir.
Karanfiller isimleri cinsleri
yetiştirenler ve sair hususlarda yazılı resimli ve resimsiz eserler üç kısma
ayrılır:
1-Çiçeklerin en rağbet
edilerinden bahseden mecmualar. Bunlarda ayrı bir fasıl hâlinde karanfile
yer verilmiştir.
2- Bazı eserler ve
makalelerin aralarında dolayısiyle karanfilden bahis geçer.
3- Munhasıran "Ferahname"
gibi sır karanfilden bahseden eserler.
Herşeyde olduğu gibi en iyi karanfil çeşitleri de İstanbul'da
yetiştirilmiştir. Anadolu'da muhtelif yerlerde ve o muhitlerde bulunan sade
cinsler karanfil ihtiyacını temin etmiştir.
XVIII. asır sonunda 1193 (1779) de Hekim Mehmed Aşkî "Miyarü'l-Ezhar" diye
en meşhur çiçeklerimiz hakkında bir eserini 1203 (1788-1789)da Üçüncü Sultan
Selim'e ithaf ederek sırf karanfiller isimleri cinsleri ve yetiştirilmesi
hakkında "Ferahname" diye bir risale kaleme almıştır ki el yazısiyle bir
nushası bizde durmaktadır.
Tabib Mehmed Aşkî hem hekim ve hem de çiçek meraklısı idi. Gençliği III.
Sultan Ahmed devrine rastlar.
İstanbul'da meraklılar karanfilin pek güzel nevi'lerini yetiştirmişlerdir.
Ferahname bunları tespit ediyor. Miyarü'l- Ezhâr'da beyazlardan ikisine
Nur-u Sefid, Necm-i Seher, Şeker renk beyazlara: Bedri Bahar, Nuru Gülşen
deniyor.
Şap renkli, açık penbe renklerden "Elmas-ı Pâre" gülpenbeler, al renkliler,
fes renkliler, morumsu renkler, karışık renkli beneklilere 96 dan fazla isim
verilmiştir.
Gümüş Fincan Atik Gümüş Fincan büyük Gülbü -Gülru, Kapıcı Ali, Kumkapılı
moru, Tezhibi çimen, Tezhibi Gülşen.
Avrupalıların "Panaché" dedikleri (Ebrî) ... bunlardan birkaçı.
Şehremini Camîi Hatibi ve Mahmud Efendi-zâde Ubeydullah Efendi 1100 (1689)
da yazdığı Tezkire-i Şukûfeciyan eserinde çiçek meraklıları isimlerini ve
yetiştirdikleri çiçeklerin evsafını verirken "B" Harfinde Pirî paşanın oğlu
Seyyid Cemalî Mehmed Beyin tohum sahibi olduğunu söyledikten sonra henüz
karanfilde surhu sihîd, Ayva gülü, gül penbe, Yel alı adlı dört karanfil
olduğuu bildiriyor.
Ferahnâmede yalnız sümbül ve lalei Osmaniden değil, karanfilden de bahseder.
"Ferahnâme" de tabiati iktizası dört mevsimde terbiyesi, arızaları ve
hastalıkları bildirilmektedir. Eser iki makale ve bir son kısımdan
ibarettir.
Birinci makale:
Karanfil çiçeğinin amelî ve nazarî
bilgisini 11 babda verir. İkinci makale hariçten ona lâzım ve yardımcı olan
saksı, gübre ve ilaç gibi hususlarda dört lâzime sıralanmıştır.
Kütüphanemizde yazmaları olan bu nushadaki tafsilatı burada tekrarlamıyoruz.
Zamanına göre bunlar karanfil yetiştirme bakımından bir nizamname
mesabesindedir.
Saksı bahsinde (İkinci makale, birinci lâzime) Büyükdere, Eyüb, Göksu,
Üsküdar Kavağı ve Levent çiftliğinde yapılanlardan bahis açıyor. Sarı,
kırmızı ve zeytunî toprak, taşı az toprak tavsiye olunur. Cibre-gübre
makamında- Bellut'u üzüm cibresinden iyi buluyor. Bu da debbağhaneden
tedarik olunuyor. Şerbetçi veya helvacılardan tedarik olunan cibreyi
beğenmiyor.
Tasvifini ve renklerini bildirdiği karanfil isimleri:
Afitabı Gülşen, İşte Meydan, İzhar-ı Kudret, Pertev-i Hurşid, Perçem-i Hûr
Tozkoparan, Tuhef-i Naz, Cihan Pesend, Hubi cemal, Dil-pesend, Dil-nişin,
Reşk-i Süheyl, Ser-levhai Cedid, şihidi kudret, şâduman, Turra-i Mahbub,
Tabur Bozan. Âlemtab, Unvan-i Şeref. Feyz-i Kudret. Kâfur-u Behişt. Mirât-ı
Cihan.
Karanfile ikinci meraklı hekimimiz Mektebi Tıbbiyei Adliyei Şahanenin daha
son sınıfında öğrenci iken Muallimi Evvel C. A. Bernard'ın tensibiyle
nebatat dersleri veren ve bilahere mezun olduktan kısa zaman sonra Sultan
Mecid'e Hekimbaşı olan Dr. Salih'in karanfil cinslerini yetiştirmekle
meşhurdur. Anadolu Hisarı ile Kanlıca Bahaî körfezi arasında halâ bir kısmı
tamirle duran yalısında oturur ve bahçesinde bizzat yetiştirdiği nebatlar ve
çiçeklerle de meşgul olurdu. Merhum yandan çarhlı vapurla gidip gelirken
tanıdıkları yanına varır, etrafını alırlar. Çiçeklere aid sohbetlerini
lezzetle dinlerler. (1) Karanfil hakkında karanfil alıp hemen burnuna
götürenler karanfilin ne olduğunu bilmeyenlerdir. Karanfili şöyle alıp
bakmalıdır, diyerek şehadet ve orta parmaklarının arasiyle karanfilin
ke'sini ölçmesini söylerdi.
Bazı makbul olmayan biraz
büyücek karanfilleri kendilerine gösteren gençlere:
-Oğlum biz bunlara Pazar pehlivanı tabir ederiz, der beğenmezdi. Hele
ke'inde patlamış olan karanfillere Avrupa meraklıları gibi velev büyük olsa
hiç itibar etmez.
Her Çarşamba kendi istirahat odasının bir köşesini nadide karanfillerle
adeta bir gelin odası askısı suretinde süsler ve bu rengarenk, kokulu
karanfil müzeyyinatı altında oturarak sırf bize mahsus millî bir çiçek
zevkiyle şevklenirdi.
Bahçesindeki çiçek camekânlarına limonluk tabir etmez. Çiçeklerin orada
kışın kışlamasından dolayı ser mukabili olarak "kışla" tabir ederdi.
Tetkik ettiğimiz Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi el mecmuasında da
karanfilin büyük yetiştirilmesi usülünden bahsedildiğini öğrendik.
Karanfil bütün tezyinî mevzuatımıza girmiştir. Kumaşlar ve çinilerimizde
cazip örneklerini görüyoruz. Bütün bunlarda çiçek demetleri ve vazolu
buketlerde pek değişiklerine rastlarız. Tahta üzeri işlere de karanfilin
istilize çeşitleri yer almıştır. Kâğıt üzerinde süslemelerde keza pek
güzelleri vardır. XVIII. asırda rökoko tezyinatımızda karanfil de mühim
alıyor.
Edirne ve İstanbul mezar taşlarında süsler içinde çiçekler arasında
karanfilin envâi vardır. İşlemelerimizde de ve oyalarda da katmer karanfil,
kavuniçi karanfil, çaylak, penbe, yediveren, dağ, boz, Zehli dağıl ebru,
sarı isimlerini alanları sayarlar.
Kaplarda, el işlerinde, üstad Necmettin Okyay ve Mustafa ebrularında, Meşhur
nakkaş ve ressam Ali Üsküdarî lâke kap, kutu ve altlıklarında ve İstanbul
Üniversitesi Müzesinde saklı, pek çok karanfillerle süslü lâke kaplı şiir
cönkünde, I. Sultan Abdülhamid Kütüphanesi'nde 152 No.da başlığında sağ ve
solda iki karanfil gördük. Halkarî işlerde keza karanfilin yani tezhib
süslerimizde dahi karanfilin pek çok kullanıldığı meydanda.
Karanfil şairlerimize lâle gibi ilham vermiştir. Bir takım medlullerden
Ahmed Haşim Merhumun karanfil şi'ri:
KARANFİL
Yârin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil
Ruhum acısından bunu bildi
Düşdükçe vurulmuş gibi bir yer
Kızgın kokusundan kelebekler
Gönlüm ona pervane kesildi.
Tarzı kadim divanlarda ve şarkı mecmualarında güftelerde de yer almıştır.
Darb-ı mesellerimizde karanfil medlullü olanlara rastlayamadım. Yalnız bu
söylenir:
Karanfilsin kararın yok.
Gonca gülsün timarın yok. Lisan-ı ezharda karanfil de mühim yer alır.
Karanfil (3 dane) : -Görüşmemiz oldu güç Kavuşmamız güç.
Karanfil (bir dane) : -Olalım bir.
Karanfil (5, dane) : -Olayım sana eş Karanfil:
-Kadrimi bil Karanfil tepesi:
-Yandı ciğerim köşesi
-Karanfil (7 dane): -Aşkın beni yedi
XIX. asır sonlarında kadın, erkek sevgililerin birbirlerine içten
tahassüslerini ifade için karanfilin de delaletine baş vurmuşlardır. İşte
bir aşık farzedin ki yanına aldığı karanfiller sayısının mânâsına göre
hissiyatını bilvasıta ifadeye medar oluyor.
Karanfil hakkında Hekimbaşı
Salih Efendi için şöyle bir fıkra nakledilir:
Kendisi zabtiye nazırı iken narhtan fazlaya karanfil satan bir karanfilciyi
getirirler. Daha ucuza verilmesi lâzım bir karanfili bir mecidiyeye satar.
Ona 4 mecidiye belediye cezası keser ve der ki:
-Ben sana bu cezayı şu sebebten verdim ki bunca emek vererek yetiştirilen bu
karanfili insan bir mecidiyeye satar mı?
1, Cevat Rüştü: Milli çiçeklerimizden karanfil. Edebiyatı
Umumiye Mec. No. 29 1917. bu izahatı merhume yetişmeyen Cevat Bey'e rahmetli
Keçeci zâde Fuad Bey vermiştir.
|