Tezhip Terimleri

 

ABADÎ Anadolu'da; Çin, Orta Asya ve Hindistan da Allahâbâd gibi isima alan yerlerde yapılan kâğıtlara abâdî ıtlak olunur. (Hint'ten geleni makbul sayılırdı.

ACEM SAN’ATKÂR Türkiye'ye hariçten gelmiş sanatkâra ıtlak olunur. Arabın gayri mânası gelirse de bizde şark tarafında bulunan milletlere Acem denmiştir. Bunlara Asya Türkleri de dahildir. Bu tâbirden şimdi dünya yüzünde yalnız İranlılar kastedilmektedir.

AHER (Ahar) Kâğıt terbiyesine verilen isimdir. Yumurta akiyle yapıldığı gibi ayrıca pişmiş toz pirinçle de yapılır ki buna pirinç âheri derler.

ALTLIK
Hattatlar, ressamlar ve müzehhiplerin yazdıkları ve yapacakları işlerinde altında bir karton veya mukavva gibi kullanılır. Bunun sureti mahsusada yapılmış ve itinâlı olanları vardır. Yumuşak olması için bir çok kâğıtlar konur ve dört kenarından yapıştırılır. Üst ve altına nakışlı ve yazılı bazan resimli ve çıkmaması için verniklenmiş süslü kâğıtlar konmuştur.

ALTUN CEDVEL Altun ezmeğe mahsus tabaklara da her ne kadar altun tabağı denilirse de bunlar büyük kıtadadır. Mertebânî tabak denir. Ayrıca bunlarda ezilip ufak ve ateşe mukavim olanlarına konan ufak tabaklara Altun tabağı ismi verilir. İçinde ezilmiş altun var demektir.

ARA SÜSLER Sahifelerin metin araları boşluklarına yapılan tezyinata ıtlak olunur.

 

 

 

BAŞ USTA Baş üstat, baş hoca mânasına gelir. Usta üstâdın Türkçeleştirilmişidir.

BAŞLIK Eserin ilk sahifesidir. Metin sahifenin ortasından ve bazen üçte birinden başlar, üstüne Besmele ve onun gibi münasip bir ibâre ile tezhipli bir kısım yapılır ki buna Başlık denir.

BERMUCİBİ RÜZNAME Topkapı Sarayının müstakil bir binada Nakış hanesine göre kadrosunun bildirdiği esaslar dahilinde mânasınadır. Nitekim eski ve kabiliyetli yeni ve müstaid olan sanatkâr ve namzetlerinin alacakları günlük ücretlerde de bir nispet vardır. Burada bu cihetin tasrih edildiği anlaşılmaktadır. (Muhasebe dairelerinde tutulan bu türlü defterlere sonrada îcâbına göre kasa defteri. Yevmiye defteri de denmiştir.)

BÖLÜKÜ RUMİYAN
Yine toplu halde çalışan memleketimizin yerli sanatkârlarını şarktan gelen, zevkimize müdahale etmek isteyenlerden ayrılmak maksadıyla bir araya toplandıklarından onlara verilen isimdir.

BULUT Nakışlar arasında hususi bir şekildir. Buna Çin bulutu da derler. Stilize edilmiş ve münhanilerle uzatılmış bir bulut intibaı verir.

 

 

 

CEMAATİ NAKKAŞÂN Toplu halde bulunan nakkaş ve ressamlar demektir. (Sanatkâr kurumu mânasına gelen bir tâbirdir. Saray teşkilâtı arasında geçtiği gibi Yeniçeri teşkilâtı arasında da geçer.)

CEMÂATİ NAKKAŞÂNI HASSE Topkapı Sarayında müstakil bir binada çalışan ve sırf saraya ait bazı ve kitaplar ve ciltlerle meşgul olan zümreye ıtlak olunur.

CEMÂATİ RUM NAKKAŞLARI
Şarktan XVI ncı asrı başında mahdut sayıda ressam ve müzehhip getirildikte bunların görüşler ve zevkleri Türk zevkine uymadığından ve Türk san’atkâriyle geldikleri Türkiye'de menfaatlerine halel gelir korkusuyla her nedense geçinemediklerinden nakış haneleri onlardan ayrılmış ve milli sanatkârlarımız bu isimle anılmıştır. Türkler bu sayede kendi milli zevklerine yabancı bir tesir karıştırmamışlardır.

CİHET VERİLME (Hizmet yerinde de kullanılır.) Diğer ilmî ve idarî mesleklerde olduğu gibi san’at sahasında da ilerleyenler de bir pâyeye nail olur. Sant’atkârlar arasında bu şâkirtlikle başlar, sonra sıraya girer. Halife (Kalfa) yani üstâd muavini pâyesine erişir, ondan sonra da üstat (usta) ve nihayet bütün ustaların da başı olur ki, o zaman çalıştığı şubeye göre nakkaş başı, müzehhip başı ve mücellit başı pâyelerine erişirler ve bu vazifeleri de kendilerine cihet (resmî bir vesika) verilmekle de maaş hususlarında ellerinde bir vesika olur

CİLBEND
Hattat ve ressamların yazı ve resimleri ve tezhip eserleri sakladıkları miklepsiz yanları bazen körüklü ve kapalı iki boş kapaklı cilttir.

 

 

 

ÇIRAK Bir ustanın yanında hizmet ederek öğrenen san’at tâlibine denir. Usta ve çırak tâbiri meşhurdur. Yani üstadın yanında çıraklıkla daha çok öğrenileceğine işarettir.

 


 

DESEN Yalnız çizgilerle boyasız olarak yapılan resim.

DİVÂN
Şiir söyleyenlerin muhtelif şekillerde yazdıkları manzumelerin bir usulü mahsusa riayet olunarak sıralanmış olanlarına verilen bir isimdir ki yalnız şiir söyleyenlere değil bunları bu suretle derli toplu bir hale getirenlere Divânıvar tâbir edilir. (Dîvân şâiri divân tarzında şiir söyleyenlere de denir.)

 

 

 

ECDER Ejder. Ejderhadan kısaltılarak söylenir. Yılana benzer. Ancak ayaklı, kanatlı ve ağzından alevler püskürdüğüne itikat olunan bir mevhum hayvan. Bir nevi’ efsanevî yılan.

ELFAKİR ÜL HAKÎR
Müslüman Türklerin ilim ve sanatla meşgul olanları ve tarikatlardan herhangi birisine mensup bulunanları ekseriya ruhlarını tatmin etmelerinden mütevellit bir hisle insanların mânen fakiri ve hakiri mânasına gelmek üzere isimlerinin önlerine bu tevazu’ lâkaplarını takar ve bundan rûhânî bir haz duyarlar. Bu zümrelere dahil olamayan bazı mukallitlerin de bu tâbirlerden büyüklük duyarak sahte tevazu’ gösterdikleri de işitilmiş ve hattâ görülmüştür. Bu ifadeyi gayet samimî olarak kullananlardan biri de Karamemi oluyor. Onun sanatında kemâlini ne kadar hazmetmiş olduğunu bu umumî lâkap bildirmektedir. (Bu gibi insanlar esâsen meziyet dâvasında bulunmazlar.)

 


FİGÜR
Resim ve heykelde insan ve hayvan görüntüsü.


 


G
EÇME Tezhip de, birbiri içinden geçer biçimde tertip edilen geometrik çizgilerden ibaret süsleme şekilleri, örgü de denilir. Kenarsuyu (bordür) ve yalın hâlde olmak üzere iki büyük bölüme ayrılır.

G
EÇME NOKTA Tezhip motifi. Birbirinin altından ve üstünden geçmek üzere çeşitli şekillerde ve düzgün biçimde yapılan nokta. Mücevher nokta da denir. Surelerde âyet aralarında çok kullanılmıştır.

GÜL Yazma kitapların sayfa kenarlarında görülen, çevresi tezhiplenmiş, ortası boş, yuvarlak motifler. Ortalarına o sayfadaki komi yazılırdı. Çok çeşitli süslemeleri yapılmıştır.

 

 

Copyright © 2008, Hat Dergisi | Designed on 2008-March-21 by alpaslan