İKONOGRAFİK AÇIDAN
TÜRK SANATINDA RUMİ VE PALMETLER
|
Plastik sanatların başlıca kollarından olan taş üzerine işlenmiş kabartmalar, insanlığın varoluşundan beri çeşitli yörelerde ortaya çıkan önemli konular arasında yer alırlar. (1) Konu bakımından bu kabartmaları iki grupta düşünmek mümkündür. Bunlardan biri insan ve hayvan şekillerinden oluşan "Figürlü Kabartmalar", diğeri de bitki motiflerinden ibaret olan "Bitkisel Kabartmalar"dır. Bu tebliğin konusu, ikinci grup olarak nitelendirdiğimiz bitki motiflerinden oluşan bazı örneklerin Türk sanatı çevrelerindeki orijinine ait olacaktır. Bir doğulu motif olarak ortaya çıkan ve Eski Dünya'nın çeşitli yörelerinde sevilerek kullanılan palmet ve rûmîler, kullanım zenginliği bakımından mimari bezemenin en önemli kolunu meydana getirirler. (2) Şekil yönünden hayli farklılık gösterse de palmet ve rûmîlerin anavatanı olarak eski Mısır Sanat çevresi kabul edilmektedir. Bu sanatın yayıldığı çevrenin doğal bitki örtüsü olan papirüs ve palmiye ağaçlarının, motiflerinin oluşumunda etkili iki örnek olduğu düşünülmektedir. Palmet ve rûmî motiflerinin erken örnekleri M. Ö. I. Bince Akdeniz çevresinde oluşan diğer kültür çevrelerinde de yaygınlaşmış ve M.Ö. VII. Yüzyıldan itibaren de bu çevrelerde sevilerek kullanılmıştır. (Başaran 1987: 17 vd.; Başaran 1989) Mısır sanatını takiben Eski Dünya'nın en önemli sanat ve kültür birikiminin ortaya çıktığı klasik Yunan sanatı ile ardından gelen Hellenistik dönemde de Mısır Sanatından alınma bu bitkisel formların öncü örneklerine rastlanmaktadır. (Koçhan 1987: 28 vd. ; Koçhan 1990 : 219 vd.) Hellensitik dönemden sonraki Roma devrinde Milattan önce ve sonraki yıllarda, palmetlerle birlikte lotus çiçeği motiflerine her tür mimari yapıda, lahitlerde, kapı, Pencere pervazlarında, lentolar üzerinde oldukça geniş bir kullanıma açık bir şekilde rastlanmaktadır. (Başaran 1987 : 17 vd.; Başaran 1989: 54, not. 2.) Türk plastik sanatının şekillenip yaygınlaşmasında temel kaynak olarak kabul edilen Hun Sanatı, mimari ve bezeme açısından en parlak dönemin yaşandığı Ortaçağ Türk mimarisine yön veren güçlü bir sanat çevresi olarak tanınır. Anadolu öncesi Türk sanatının yayıldığı coğrafya üzerinde M.Ö. I. Binde şekillenen Orta Asya Hun sanatının etkileri gayet açıktır. Zamanla belirginleşen ve klasik değerler kazanan bazı bitki motiflerinin öncü örneklerinin tesadüf edildiği bu sanat çevresinde ortaya çıkan şekiller, fikir ve düşünce bazında Anadolu-Türk sanatını da etkilemiştir. Doğuda Çin, Batıda Avrupa içlerine kadar uzanan çok geniş bir alanda, etkileri yüzyıllarca hissedilen Hun sanatından günümüze ulaşan ve çok azı yayımlanabilen 212 Kurgan'da gün ışığına çıkarılan buluntular arasında, konumuz açısından ilginç örnekler vardır. Biz bu örneklerden bazıları üzerinde durmak istiyoruz. Çiz. 1/a ve b Hunlara ait M. Ö. VI. V. Yüzyıllara tarihlenen I. Pazırık Kurganında ortaya çıkarılan bir at koşum takım parçasına aittirler. (Diyarbekirli 1968: 130 ; Diyarbekirli 1972: 34, res. 24 ; Rudenko 1951: 113-142; Rudenko 1950: 1125, Jettmar 1967 : 76 vd.) (res. 1) Atların eyer, yular, beleme gibi elemanlarından oluşan koşum takımları, madenden yapılmış parçaların yanında ahşaptan yapılmış çeşitli süsleme elemanlarıyla zenginleştiriliyordu (res. 2). Bu kurganlarda maden ve deriden yapılmış koşum takımı süslerinden daha fazla sayıda ahşaptan işlenmiş buluntular ele geçmiştir. Örneğimizdeki bir orta eksenin iki yanına alt ve üstü kıvrık bitki sapları ile, bunların üst kısımlarındaki boşlukların da iki yandan doldurulmasıyla elde edilen bir çiçek tomurcuğu şeklinde beş ana hattan oluşan motif, şematik olarak palmiyeyi andırdığı ve dolaylı olarak da bir el biçimini hatırlattığı için adına "palmet" denmiştir. Latincede beş rakamın karşılığı olan "Palam" (Fransızcada Palme), palmiye ağacının el benzemesi dolayısıyla hem bu ağaca, hem de beş rakamına isim olarak yakıştırılmıştır. (Arseven 1983a; Arseven 1983b ; d.n.1 ; Palma 1973) Aynı sanat çevresi içerisinde çiz. 1/c'de belirtilen bitki kompozisyonu da I. Pazırık Kurganı'ndan çıkarılmış koşum takımına ait bir parçadır (res. 3). Beş damarlı olarak gelişen birinci örneğe göre burada birbirini takibeden alternatif iki bitki şekli esas alınmıştır. İki palmet motifi ile bunların arasında bir ve yanlarında birer olmak üzere beş ayrı motifin oluşan bu kompozisyon, Türk sanatının sonraki dönemlerinde ortaya çıkacak olan "Palmet" ve "Lotus" olarak baş ve kuyrukları benzer şekilde sonuçlanan çeşitli hayvan figürleri, XI-XIII. Yüzyıl Anadolu Selçuklu yapılarında özellikle ejderli kabartmalarda ortak karakterler halinde karşımıza çıkmaktadır. (Önder 1966; İnal 1971 ; Öney 1969: 176-177; Esin 1969; Gündoğdu 1979) Ahşaptan işlenmiş bu figürün konumuz açısından bizi ilgilendiren yanı, kıvrık gaga, baş ve kulak kısımlarının palmet, rûmî ve lotusların, Türk sanatı çevrelerinde görülen eğri kesim tekniği ile işlenmiş örneklerle gösterdiği beraberliktir. Buradaki grifon figüründe gaga, yele ve kulak kısmının içlerinde ortaya çıkan şekil, rûmî motiflerinin orijinini temsil edecek görünümdedir. Çifte rûmîlerin de zamanla palmetlerin oluşumuna yol açtığı bilinmektedir. Hayvanları çok iyi tanıyan, onları ahşap, maden, keçe ve deri üzerinde adetâ hamur şekil verircesine kolayca biçimlendiren Hun sanatı çevresinde, Orta Asya Hayvan üslûbunun anlatım gücü, günümüz soyut heykel ve resimleriyle uğraşanları olduğu kadar XX. Yüzyılın ilk çeyreği bir akım halinde ortaya çıkan Fauvist'lere de pek çok konuda kaynak oluşturabilecek niteliktedir. (3) M. Ö. 77 yılından itibaren, gün ışığına çıkarıldıkları XIX. Yüzyılın sonu ile XX. Yüzyılın ilk yarısına kadar geçen dönemde bir çok defalar soyulmuş, yağma edilmiş olan bu kurganlardan çoğu, bilimsel yöntemlerle açılarak buluntuların bir kısmı yayınlanmıştır. (Diyarbekirli 1972: 95 vd.; diyarbekirli 1968: 112-204) Yayımlanabilenlerin incelenmesi ile hun çevrelerindeki pek çok mezarda ortaya çıkan bu veriler, inanılmaz derecede, hayvanlar ve doğa ile kaynaşmış, sanatçı bir topluluğun meydana getirebileceği son derece özel biçimleriyle dikkatleri çekerler. Bunlara sadece şekil benzerliği ve malzeme ortaklığı olarak bakmamak gerekir. İfadeci bir anlatımla, abartılması gereken bütün unsurların başarı ile yansıtılması, kıvırıp bükülmesi, şişirilip küçültülmesi, vücutlarda özel biçimlere yer verilmesi şeklinde özetlenebilecek görünümleriyle birlikte tasvir edilen hayvan ve bitki kompozisyonları, birbiriyle geçişli olmalarıyla da dikkati çekerler. Orta Asya'nın uçsuz bucaksız bozkırlarında, yaylarında, vâdilerinde yaşayanlar tarafından oluşturulan bu kültür, hem doğanın hem de üzerinde yaşayanların ortaklaşa meydana getirdikleri değerler bütünü olarak algılanmalıdır. Başta, ahşap, maden, deri ve keçe olmak üzere taş, kemik vb. gibi diğer malzemeler üzerinde tüm boyutlarıyla ve en güzel şekillerde yoğrularak gerçekleştirilen, şematize edilen ya da üslûplaştırılan bitki motifleri, hayvandan bitkiye veya bitkiden hayvana geçen özellikleriyle, ayrıca zemin olgusu yaratacak nitelikte ve çerçeveler içinde sunulmuşlardır. (Esin 1969: 163-182) Kalıplama, ajurlama, yapıştırma, eğri kesim (4) gibi teknikleri kullanarak ortaya konulmuş bu sanat eserleri , sınırsız bir hayvan bilgisine ve gözlemci doğa bilgisine sahip Orta Asya insanının elinden çıkmışlardır. Türk sanatının genel akışı içerisinde M.S. X.-XI. Yüzyıllarda bulundukları bölgede bir devlet kuran ve sanat alanında hayli de etkili olan Gazneliler, kendilerinden önceki Türk devletlerinden almış oldukları sanat mirasını daha da geliştirip, olgunlaştırarak kendilerinden sonraki Türk devletlerine aktaran bir katalizör görevini yerine getirmişlerdir. (Ögel 1964 ; 104 vd.) Gazne şehri merkez olmak üzere sahip oldukları topraklar üzerinde meydana getirdikleri çok amaçlı yapılan iç ve dış yüzeylerinde hem figüratif hem de dekoratif anlamda bu tür motifleri kullanmışlar, daha arkaik olan ilk şekilleri olgunlaştırarak klasik görünümlere kavuşturmuşlardır. Çiz. 3'de verlen korkuluk levhası (res. 6), Gazne kazılarında ortaya çıkarılmıştır. (Bombaci 1962a : 573 ; Bombaci 1962b: 90; Ögel 1964: 203, res. 8; Ögel 1966: 104 vd., res.119) XI. Yüzyıla ait Gazneli Sultan Mesud III'ün Sarayında iç avlu olarak bilinen kısımdan çıkarılan pek çok figürlü kabartmada olduğu gibi bu kabartmada da Hun sanatında ortaya çıkan motif ve figür anlayışının etkili olduğu görülmektedir. Bu levhada görülen bitkisel ve figüratif tarzdaki kabartmalarla Gaznelileri takiben aynı yerde bir devlet kurmuş olan Büyük Selçuklular, hatta Anadolu Selçukluları ile aynı mirası paylaşan diğer Türk devletlerinin ortaya koyduğu süslemeler arasında da açık bir yakınlık bulunmaktadır. Bu yakınlık birer düz palmet şekli ile aynı kökten çıkan iki rûmînin meydana getirdiği alternatif bir sıralama ile kendini hissettirir. Anadolu Selçukluları tarafından yaptırılmış çeşitli yapılarda da karşılaştırdığımız bu tür süslemeler giderek daha olgunluk ve çeşitlilik kazanmıştır. Gazne sanatında mükemmeleşen rûmî ve palmetlerin İslamın yayıldığı çevrelerde de daha ince kıvrım dallar ve birbiriyle bağlantı sağlayan kollarla çok girift bir bemze şekline dönüşmesi ile konuyu açıkça tariften kaçınmak amacıyla bu tür bezemelere "Arap işi" anlamına gelmek üzere "Arabesk" denilip geçilmiştir. (Grabar 1988 : 145-158 ; Arseven 1975a.) Bu küçük değerlendirmemizde sonraki dönemlere ait ve özellikle İslâmî çevrelerde giderek yaygınlık kazanan palmet ve rûmîlerin önceki Bin yıllık devrede Orta Asya Türk sanatı çevrelerinde ortaya çıkarak kullanılmaya başlanmış olmalarına dikkat çekmek istedik.
|
