Semer, bir zamanlar çekim ve binek hayvanlarının vazgeçilmez
donanımıydı. Binlerce yıl arabalarla özdeşleşen at ve
benzeri çekim ve binek hayvanları, motorlu araçların
bulunup yaygınlaşmasıyla işsiz kaldılar ve buna bağlı
olarak semercilik, palancılık ve koşumculuk da meslek
olarak hayatımızdan birer birer çıkmaya başladı.

Eskiden göçebe toplumlar, yolcular, kervanlar ve seyyar
satıcılar eşya ve yüklerini semerli hayvanlarla
kolaylıkla taşıyorlardı. Semer sayesinde hayvanların
vücudu hem soğuktan korunuyor hem de taşıdıkları
yüklerin onlara zarar vermesi engellenmiş oluyordu.
Ayrıca semer atlarda kullanılan eyerin de görevini
üslendiğinden insan taşınmasına da olanak sağlıyordu.
İşte semerin bu geniş kullanımından dolayıdır ki
semercilik de en gözde mesleklerin başında geliyordu.
Şimdi semerin yapılışında kullanılan malzemelere bir göz
atalım:
Berdi bir bataklık bitkisidir. Kamış gibi bataklıkta
yetişir. İçi süngere benzer. Sıkıldığında tekrar eski
haline döner. Bu özelliğinden dolayı semer yapımında
dolgu malzemesi olarak kullanılır. Semerin gövdesinin
esnek olmasını sağlar. Berdi Anadolu’da hasır, kürsü,
sepet ve açkı malzemelerinin yapımında kullanılırdı.
Sağlıklı, doğal bir malzemedir. Bataklıkların
kurutulması ve sulak yerlerin kalmaması bu bitkinin de
yok olmasına sebep olmuştur. Günümüzde ise yurdumuzda
yok denecek kadar az yetişmektedir.

Sicim (Kınnap) keten,
kenevir gibi bitkilerin liflerinden yapılan ince ve
sağlam ip, “İngiliz sicimiyle asın” deyimi, sicimin ne
kadar sağlam olduğunu anlatır.
Sırım, sahtiyanın
ıslatıldıktan sonra makasla ince ince kesilmesiyle elde
edilir.
Sahtiyan tabaklanmış ve
cilalanmış teke derisidir. “Tabak sevdiği deriyi taştan
taşa vurur” deyimi buradan gelir.
Keçe koyun yapağısından
dövülerek ve sıkılarak dokuma işlevi yapılmadan elde
edilen bir çeşit kaba kumaştır.
Telis, bitkisel liflerden
dokunmuş kaba örgülü kumaştır.
Berdi bıçağı ahşap saplı
olup içe doğru eğimlidir, bıçağın kesen tarafı testere
ağzına benzer.
Üdürgü, Orta Asya’dan beri günümüze kadar gelmiş eski
bir delme aleti olup, günümüz matkabının ilkel şeklidir.
İki parçadan oluşur: Birinci parça keman yayına benzeyen
kısımdır. Yarım ay şeklindeki bir çubuk ve bu çubuğun
iki ucuna bağlanmış iki santimetre kalınlığında deriden
oluşur. İkinci kısım ise delme işlemini kemane
yardımıyla sağa ve sola dönerek yapan bölümdür. Bu
kısmın ucunda demir bir matkap ucu çakılıdır. Dört-beş
santimetre kalınlığında ağaç tornacıları tarafından özel
olarak imal edilir ve ucu sivri ince bir silindir
şeklindedir. Bir ucu elle tutulan parçası gövdeden ayrı
döner. Eskiden, elektrikli matkapların olmadığı
dönemlerde, marangozlar tarafından da delme işlerinde
kullanılırdı. Yayı olduğu için adına kemane üdürgü de
denilmektedir.Yay bu ikinci parçayı sağa-sola çevirme
işlemini gerçekleştirir.
Balmumu sicimin mumlama
işleminde kullanılır. Sicimi dış etkenlerden
koruduğundan semerin dikişlerinin uzun ömürlü olmasını
sağlar.
Çuvaldız yaklaşık otuz ila
kırk santimetre uzunluğunda oldukça büyük bir dikiş
iğnesidir. “İğneyi kendine çuvaldızı ele batır” deyimine
konu olmuştur. Çuvaldız demirciler tarafından
üretilirdir.
Semerci makası: 35-40
santimetre boyunda bir makas olup keçe ve deri kesmek
için kullanılır. Demirciler tarafından semercilere özel
olarak yapılırdı.
Tarak: 50, 20 ve 4 cm.
ölçülerinde olan bir tahtanın kenarına yakın bölümüne,
yan yana çakılan, bıçak şeklinde demirlerden ibaret bir
alettir. Berdilerin dilimlenmesine yarar.
Semerci demiri: Boyu
yaklaşık bir metredir. El tutulan bölümü vardır, ucu
yarıktır. Bu yarık bölüme sıkıştırılan berdiler semerin
elle ulaşılamayacak bölümlerine berdilerin ulaşmasını ve
semere şekil verilmesini sağlar.
Keçi boynuzu: Boynuzun içine keçe parçaları sokulur.
Zeytin yağıyla bu keçeler iyice yağlanır. Semerci
semerin deri bölümünü dikerken çuvaldızını bu keçi
boynuzuna sokar ve yağlanan çuvaldızın deriyi daha kolay
delmesini sağlar.
Avuç demiri: Dikim
esnasında kullanılan çuvaldızın semercinin avuç içini
yaralamasını engelleyen, sarı bakırdan dökülmüş yassı
bir alettir. Terzilerin kullandığı, dikiş dikerken
parmaklarına taktıkları yüzüklerin avuç içine
takılanıdır.
Semerin yapımında kullanılan malzemeler kısaca böyledir.
Semerin yapılışı:
Semerin gövdesi telisten dikilir ve mindere benzer.
Gövdenin içine semerci tarağından geçirilerek
dilimlenmiş berdiler yerleştirilir. Semerin şeklini
oluşturan bölgelere berdi dilimlenmeden konur. Sert
olması bakımından dilimlenmez. İhtiyaç duyulan yerlere
daha sonra “Semerci demiri” ile daha fazla berdi
sokulur. Mindere benzeyen bu gövde ortasında ikiye
katlanır. Ön cepheden görünüşü “V” şeklindedir.
Islatılarak yumuşatılmış teke derisi, oluşturulan bu
gövdenin üzerine sicimle dikilir.
Semerin ahşap bir iskeleti vardır. Bu iskelet, yan
ağacı, parmak ağacı, ön ve arka kaş ağaçları gibi
parçalardan oluşur. Öncelikle parmak ağaçları ıslatılır
ve mangal ateşinde ısıtılır. Yumuşayan ağaçlar
ortasından otuz derecelik bir açı yapacak şekilde eğilir
ve bu şekilde kurumaya bırakılır. Semerin ahşap
iskeletinin sağlam olması için, bu kısımda sert ağaç
cinsleri kullanılır. Bu ahşap iskelet, deri ile
kaplanmış gövdeye üst taraftan oturtulur ve iskeletin
yan ağaçlarından semerin gövdesine sicimle sıkıca
tutturulur. Daha sonra semer ters yatırılarak iç
tarafının keçesi sırımla itina ile dikilerek semer
tamamlanır.
Semerin ahşap kullanmadan yapılanına da kürtün (palan)
denir. Daha çok eşekler için kullanılır. Kürtünün
dilimizde “Eşek kaçtı kürtün düştü” deyiminde yer
ettiğini hatırlayalım. Üzerinde deri (teke derisi)
kullanılmaz. Bunun yerine kıldan örülmüş kalın çadır
bezi dikilir. İçine ise yine semerde olduğu gibi keçe
konur. Dikişlerde sırım yerine bal mumlu sicim
kullanılır.
Semerin süslenmesi:
Bu işler için renkli keçeler yuvarlak şekillerde
kesilir. Bu parçaların üzerine de mantarı çıkarılmış
gazoz kapakları konularak semerin ön kaş tahtasına
çakılır. Semerin ön dikişleri, aralara mavi boncuklar
sırıma geçirilmek suretiyle dikilirdi. Daha sonraları
çıkan parlak kabara çivileri de semerin süsleme
işleminde kullanılmıştır.
Semerciler ölçü alırken terziler gibi mazura
kullanmazlar. Bunun yerine ya karışlarını ya da berdiye
attıkları çentikleri ölçü olarak alırlar. Semeri
yapılacak hayvanın vücut ölçüleri böyle belirlenirdi.
İyi bir ustanın elinden çıkan semer hayvana kesinlikle
zarar vermez, öyle ki hayvanın vücudunu yara yapan semer
iyi dikilmemiş sayılır. Mesleğin püf noktası da
buradadır. Semerciler kendilerini hayvan terzileri
olarak nitelerler. Belki de semercileri günümüzün
kaportacılarına benzetebiliriz. Burada semerciler için
söylenen bir fıkrayı anlatalım: Semercinin semerlerinden
memnun olmayan eşekler semercinin değişmesini isterler.
Çünkü sırtlarına konulan semerler onları yara bere
içinde bırakmaktadır. Semerci değiştirilir. Yerine gelen
semercinin yaptığı semerler de iyi değildir. Onun
semerleri hayvanlara daha fazla zarar vermeye
başlamıştır. Bu semercinin de değişmesini eşekler hep
bir ağızdan istemektedirler. Semerci ustasını yine
değiştirirler.Yeni gelen semerci de tüm eşeklere “gelen
gideni aratır” dedirtmektedir. Bütün eşekler şikayet
edip dururken içlerinden biri diğer eşeklere bir öneride
bulunur ve der ki “Eşek kardeşlerim semerci ustalarına
beddua edip duracağımıza eşek olmaktan kurtulmayı neden
denemiyoruz?!”
Benim babam semerciydi. Okul çıkışlarında kalan zamanımı
onun yanında çırak olarak geçirirdim. Dedem 1915’te
Çanakkale savaşında şehit düştüğünde babam dört
yaşındaymış. Babası olmadığından onu dayısı büyütmüş.
Okutmamış ama zamanın en iyi mesleği olan semerci yanına
çırak olarak koymuş. “Semerci Şükrü” deyince yaşı
ellinin üzerinde olan her Gaziantepli onu tanır.
Yine babamın yanındayım. Berdilerini taraktan geçirip
onun yanına bırakıyorum. Babam da bu dilimlenmiş
berdileri semerci demiri ile semere tepmeye çalışıyor.
Babamın arkadaşlarından birkaçı “Kolay gelsin Şükrü
usta’” diyerek geldiler. Biraz babamla şakalaştıktan
sonra da bana dönerek “Söyle bakalım, baban çullu mu,
semerli mi?” diye sordular. Yaşım küçük, semerin ne
olduğunu biliyorum ama çulu bilmiyorum. Semer at ve
eşeklerin üzerine konulduğundan insanlara
yakıştıramadım. Cevap olarak da “çullu” dedim. Nasıl bir
cevap vermişim ki bir kahkaha kopuverdi. Neden sonra
misafirler gittiklerinde babam çulun da bir çeşit semer
olduğunu söylediğinde kahkahanın sebebini anlamıştım.
kaynak;
M. Ali DİYARBAKIRLIOĞLU
Ressam
SEMER VE SEMERCİLİK
El sanatları bir toplumun aynası ve geleceğe tuttuğu
ışıktır. Günümüzde her ne kadar el sanatları yok olma
durumunda olsa da geçmişte büyük bir misyon üstlenmiş ve
geleceğe ve modern topluma teknolojiye geçişi
sağlamıştır. El sanatları özelliklerini kaybederken
toplumda hala tek tük bazı kişiler meslek olarak
yaşatmakla beraber, günümüzde el sanatları fabrikasyon
olmuş, elektrikle çalışan torna atölyelerinde
yapılmaktadır. Günümüz şartlarında fazlada bir ihtiyaç
duyulmasa da geçmişimizin bir parçası olan el sanatları
bizim öz ve öz değerlerimizdir.
SEMER
Yük bağlamak için hayvanların sırtına yerleşti-rilen
yastık tanımlamasını yapıyor Meydan Larousse
ansiklopedisi semer için Semer, at, katır, eşek, deve
gibi yük taşıyan hayvanların sırtına konulur. İlk defa
Araplar ve İranlılar tarafından kullanıldığı, daha sonra
Türklere geçtiği söylenir. Fakat onlardan önce yaşayan
Mısır, Mezopotamya ve Anadolu milletlerinin hayvanlarla
yük taşımayı bildikleri, bu yüzden hayvanın sırtına yük
taşımaya yarayan bir araç yerleştirdikleri, kazılarda
çıkan buluntulardan ve duvar kabartmalarından
anlaşılıyor.
SEMER YAPIMI

Semer genellikle ağaç, çuval, deri ve sazdan yapılır.
Üçgen çatılıdır ve hayvanın sırtında karnının iki yanına
doğru açılan bir biçimdedir. Hayvanın sırtına değen iç
tarafı saz doldurulmuş iki kanatlı bir çuvaldır. Yük
vurulan üst tarafı da semer ağaçları denilen ahşap küçük
direklerle çatılmış ve üstüne hayvan derisi veya çadır
bezi dikilmiştir.
Hayvanların omuzları üstüne gelen bölümde, üstte, yükü
bağlamaya yarayan öne doğru çıkıntılı, iki kol vardır.
Hayvana konulan yük, iple hayvanın sağrısı üstüne gelen
bölümdeki kancalara bağlandıktan sonra tekrar omuz başı
kollarında düğümlenir.
Semer, hayvanın sırtına kolan, kayış veya kayton denilen
sağlam bir şeritle bağlanır. Kolanın iki ucu hayvanın
kaburgalarından biri üzerinde tokalanır.Karın altından
geçtikten sonra, semerin üzerine dolanan bu kolan,
semeri hayvanın sırtında sıkıca tutturmaya ve yükün
sallanarak düşmesini önlemeye yarar.
Semerin omuzbaşı kollarında genellikle “kaş” denir.
Semerler, hayvan sahibinin mali durumuna göre sade veya
süslü olur. Kaşları, kolanları, hayvanın kuyruğu
altından geçen ve inişlerde semerin omuzlara düşmesini
önleyen “paldım”ı ve üzerine atılan çulu bazen işlemeli,
kakmalı olur. Değerli madenlerle işlenen, süslenen
semerlerde vardır.
Günümüzde evlerde ve bazı işyerlerinde minyatür semerler
süs aracı ve dekorasyon malzemesi olarak kullanılmakta
dolayısıyla bu el sanatımız azda olsa bu
şekilde varlığın sürdürmeye çalışmaktadır.
GÜMÜŞHACIKÖY İLÇEMİZDE SON KALAN
SEMERCİ USTALARI

Semercilik el sanatlarımız arasında günümüze ulaşmayı
başaran meslekler arasında yer almaktadır.
İlçemizde iki adet semerci ustası bulunmaktadır.
Bunlardan yakın zamana kadar semercilik işi yapan lakabı
mesleği
bütünleşen bir isim olarak Semerci Ramis vardı. Ramis
usta 2006 yılında
vefat etmiştir. Halen hayatta olan ve bu mesleği
sürdüren Gümüşhacıköy ilçemizde büyük cami yanındaki
tarihi handaki dükkanında sürdüren Semerci Mehmet amca (
Mehmet GEYLAN ) yıllardır bu mesleği yapmakta olup,
geçim kaynağını da bu meslekten temin etmektedir.
Semerci Mehmet = Mehmet Geylani
Semerci Mehmet Akkuş = Lakabı Osmancıklı memet
Semerci Ramis Mutlu
SON SEMERCİ USTALARI
Osmaniye’nin son semerci ustası, yok olmaya yüz tutan
mesleğini inatla sürdürmeye çalışıyor.
Semerci ustası 39 yaşındaki Ali Dikeçoğlu, İstiklal
Mahallesi Sezginler Sokak üzerinde bulunan küçük
dükkanında mesleğini zor şartlar altında devam
ettiriyor.
Bir zamanların en gözde mesleği olan semerciliğin
özellikle traktör sayısının artması ile yok olma
noktasına geldiğini vurgulayan Ali Dikeçoğlu, ayda üç ya
da dört tane semer yapıp satabildiğini ve geçim
kaynağını da bu meslekten temin ettiğini söyledi.
Tarihi yüzyıllar öncesine dayanan semercilik mesleğinin
motorlu taşıtların olmadığı dönemlerde, at, deve, katır
ve eşek gibi hayvanların sırtlarında dengeli yükü ve
insanı oturtmak için yapıldığını aktaran Dikeçoğlu, her
mesleğin yok olmasına neden olan teknolojinin
semerciliği de bitirdiğini ifade etti.
El emeği göz nuru gerektiren semer yapımının iki gününü
aldığını ve tanesini 120 TL ye sattığını söyleyen
Dikeçoğlu, “Bu mesleği Kahramanmaraş’ta bulunan amcam
Osman Dikeçoğlu’ndan öğrendim ve Osmaniye’de de 15
senedir devam ettirmekteyim. Özellikle Erzin, Dörtyol ve
çevre köylerden gelip semer talebinde bulunanlara
yapıyorum. Kış aylarında işlerimiz iyice durma noktasına
geldi. İşimizi zor şartlar altında devam ettiriyoruz.
Yanımıza çırak alamıyoruz. Çünkü bitmek üzere olan bir
meslek olduğu için öğrenmek isteyen olmuyor. Bizlerde bu
işin son temsilcileriyiz.” Diye konuştu.
TALEP OLURSA SÜS AMAÇLI YAPIYRUZ
Kepenk indirmemek için değişik uğraşlara başvurduğunu
aktaran Dikeçoğlu, “Ayakta kalabilmek için olağanüstü
çaba sarf ediyorum. Bir ayda yaptığım semer sayısı 4'ü
geçmiyor. Bu nedenle süs semerleri yapıp satmak istedim
ama odana da pek talep olmadı. Zaman zaman turistlik
bölgelerde satış yapanların süs semerleri için talepleri
oluyor. Oda çok az sayıda. Böyle giderse kepenk indirmek
zorunda kalacağız” dedi.
Ebatları belirlenen semerlere ilk önce temel malzemesi
olan çulhaları keserek başladığını belirten Ali
Dikeçoğlu, “Bu çulhaların içerisini Afyon yöresinden
getirdiğimiz berdi otu ile doldurulduktan sonra
kenarlarını dikiyoruz. Ardından yine semerin kenarlarına
bu malzeme perdah sarıyoruz. Oturak kısmı da sazla
doldurularak üzerine çulha bezi dikiyoruz. Semerin ön ve
arka kısımlarını ise renkli boncuk ve keçelerle
süslüyoruz. Son olarak semerin üzerine keçi derisi
çekip, ağaç aksağımı taktıktan sonra alt kısmına keçe
çekilip satışa sunuyoruz”
kaynak;
İbrahim EMÜL
/www.osmaniyeportal.com
BABA-OĞUL SEMERCİLİĞİN YOK OLMAMASI İÇİN ÇALIŞIYOR
Tokat’ta semercilikle uğraşan baba-oğul, mesleğin yok
olmaması için çaba sarf ediyor.
Kentte 60 yıldır semercilik yapan İhsan Çeliköz (73),
severek yaptığı mesleğinin yaşatılması için gayret
gösterdiğini söyledi.
43 yaşındaki oğlu Mustafa’yı da semerci ustası olarak
yetiştirdiğini ifade eden Çeliköz, şimdi oğluyla
birlikte Tokat’ta bu mesleği yaşatmaya çalıştıklarını
söyledi.
Okula gidemediğini, küçük yaşta çırak olarak başladığı
semercilik mesleğini bugüne kadar severek yaptığını
bildiren Çeliköz, “Mesleği oğluma da öğrettim. Ben
ölürsem oğlumun semerciliği devam ettireceğini
biliyorum” dedi.
Çeliköz, semer yapımının 1 gününü aldığını belirterek,
“Ama artık kimse yenisini yaptırmıyor. Eski semerlerini
tamir ettiriyorlar. Vatandaşın yenisini alacak parası
yok. Eskiden Tokat’ta 38 semerci dükkanı varken işlere
yetişilmiyordu” dedi.
Mustafa Çeliköz de kentte bu işle uğraşan en genç insan
olduğunu belirterek, kendisinden sonra da semercilik
yapacak ustanın kalmayacağını söyledi
not;kaynak internet içeriklidir.
ELAZIĞ YEMENCİLER ÇARŞISINDA SON SEMERCİ;
Elazığ daki Yemenciler çarşısında bulunan son semerci
Abdullah Karalı, semerciliğin teknoloji karşısında
yenildiğini belirterek
Semercilik artık tarih oluyor. Elazığ’daki Yemenciler
çarşısında bulunan son semerci Abdullah Karalı,
semerciliğin teknoloji karşısında yenildiğini
belirterek, köylerde hayvanların yerini traktörlerin
aldığını ve semer satamadıklarını söyledi.
Bir zamanların gözde mesleklerinden biri olan semercilik
gelişen teknoloji karşısında yok oluyor. Meslekte artık
işçi çalışmadığını belirten semerci Abdullah Karalı,
”Köylerde hayvan kalmadı, teknoloji hayvanı bitirdi.
Bizim de işlerimiz bitti” diye konuştu.
Karalı, “Eskiden günlük üç veya dört tane semer
satıyorduk. Şimdi haftada bir tane bile satamıyoruz.
Eskiden çok çalışırdık, fakat şimdi iş yok işler olmuyor
artık. İşçi yetişmiyor bu işe merak eden yok. Ben 60
yıldır bu çarşıdayım. Eskiden her köyde 40-50 hayvan
vardı. Şimdi köylerde hayvan kalmadı artık. Hayvan
bitti, teknoloji hayvanı bitirdi. Bizim de işlerimiz
bitti. Böyle giderse sonu gelir. Eskiden motor yoktu
şimdi semerciliği öldürdü. Artık iş kalmadı. Biz de iş
yapamıyoruz. Şimdi haftada, on
günde bir tane satıyoruz fiyatlar ise 70 ile 100 lira
arasında değişiyor” dedi

kaynak:www.elazighaber
|