|
yazan: Prof. Dr. Faruk TAŞKALE

Hüsn-i hat ve tezhip sanatı tarihine baktığımızda
sanatçıların çoğunluğu erkektir. Kadın sanatçıların
ismine birkaç istisna dışında rastlamamaktayız. Bilinen
en meşhur kadın hattat Mahmud Celaleddin'in eşi Esma
İbret Hanım (1780-?), tezhip sanatçısı ise Rikkat
Kunt'tur.
Fatma Rikkat Kunt, 27 Nisan 1903'te Beylerbeyi'nde
dünyaya geldi. İsmini babasının yakın arkadaşı Tevfik
Fikret vermiştir. Annesi uzun yıllar Beyrut'ta yaşamış
Güzide Hanım, babası ise "Büyük Türk Lügati" yazarı ve
kitaplarının çoğunda "Şeyh Muhsin-i Fânî” adını kullanan
Hüseyin Kâzım Kadri Bey'dir. (1870-1934). Hüseyin Kâzım
Kadri Bey, Osmanlı İmparatorluğu'nun idare, siyaset ve
ilim alanında oldukça önemli bir ismidir. Mehmet Akif
Ersoy ve Tevfik Fikret'in yakın arkadaşıdır.
Hüseyin Kâzım Bey, Sultan Abdülhamid tarafından,
çalışkanlığı ve dürüstlüğü nedeniyle Trabzon valiliğine
atanan Kadri Bey'in (1843-1903) oğludur. Kadri Bey'in
babası Hacı Ethem Paşa Sultan Mahmud ve Sultan
Abdülmecid devrinde vezirlik yapmıştır.
Rikkat Kunt, babasının görevleri dolayısıyla Serez'de,
Selanik'te ve Halep'te bulunur. 1913 yılında annesi
Güzide Hanım'la büyüdüğü Beyrut'a göç ederler. Babasının
görevleri nedeniyle sık sık değişik yerlerde bulunması
gerektiğinden Fatma Rikkat Hanım ilk eğitimini
mürebbiyelerden alır. Evde çoğu zaman Fransızca
konuşulduğundan Fransızca’yı ana dili Türkçe ile beraber
öğrenir. Rikkat Hanım, Beyrut’ta Fransız okulunun orta
kısmına başlar ve 1.5 sene devam eder. Bu arada Hüseyin
Kâzım Bey, Büyük Türk lügati için çalışmalarını
hızlandırır. Beyrut kütüphanelerinden, Arap
bilginlerden, Hristiyan din adamlarından yararlanır.
I.Dünya Savaşı çıktığında Fransız okulunun kapanması ile
beraber Rikkat Hanım Alman okuluna gider ve öğrenimine
orada devam eder.
1918 yılında yapılan antlaşma ile Suriye ve Lübnan
Osmanlı Devleti’nin elinden çıkınca tekrar İstanbul'a
dönerler. İstanbul'a dönüşte Rikkat Kunt 15
yaşlarındadır ve İstanbul işgal altındadır. Amerikan
Kolejine gitmek ister, ancak babasının arzusu üzerine o
zamanlar Çengelköy'de oturan ve Hüseyin Kâzım Bey'in
yakın arkadaşı Mehmet Akif Ersoy'dan edebiyat dersleri
almaya başlar ve Türkçesini ilerletir. Bu arada Ali Sami
Boyar'dan resim dersleri ve o zamanlar İstanbul'da
tanınmış piyano hocası Alman Langaberg'den, arkadaşı
Münevver Ayaşlı ile birlikte piyano dersleri alırlar.
Rikkat Kunt, 1920'de ilk evliliğini yaptığında 17
yaşındadır. Eşi İsmail Sarıca'nın dişçilik öğrenimi için
Almanya'ya giderler ve üç sene Almanya'da kalırlar.
Rikkat Hanım orada da boş durmaz, konservatuara gider ve
piyano derslerine devam eder. İstanbul'a döndüklerinde
resital verecek kadar piyano öğrenmiştir. Bu evlilikten
oğlu Reşid dünyaya gelir. Bir süre sonra eşiyle
geçinemeyip ayrılırlar. Rikkat Kunt ikinci evliliğini
1926 yılında Hariciyeci Fahrettin Gata ile yapar. Eşinin
görevi nedeniyle Atina'ya giderler. Bir yıl sonra ikinci
oğlu Nur dünyaya gelir. Hazin bir evliliktir bu ve
birkaç sene sonra sona erer. Hüseyin Kâzım Bey 1934'de
kışı geçirmek için gittiği Tarsus'ta vefat eder. Bu olay
üzerine Rikkat Kunt çok üzülür, perişan bir halde içine
kapanır.
Dayısı Türk edebiyatı profesörü İsmail Hikmet Ertaylan
(1889-1967), 1935 yılında vekaleten Devlet Güzel
Sanatlar Akademisi’ne tayin edilir ve artık Rikkat
Hanım'a evlenmeyi düşünmediğine göre bir şeylerle
ilgilenmesi gerektiğini söyler. 1936 senesinde Rikkat
Hanım'ı Akademide Türk Tezyini Sanatlar Bölümü tezhip
hocası Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946) ile
tanıştırır. Rikkat Kunt, İsmail Hakkı Altunbezer'den çok
etkilenmiştir ve sanatçıdan tezhip dersleri almaya
başlar.
Rikkat Kunt, İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946),
Necmeddin Okyay (1883-1976), Halim Özyazıcı (1898-1964),
Nuri Korman (1868-1951), Kâmil Akdik (1861-1941),
Feyzullah Dayıgil (? – 1949), Tahirzâde Behzat
(1889-1947), Muhsin Demironat (1907-1983) ve Emin
Barın'ın (1913-1987) bulunduğu grupta çok mutlu olur ve
1968 yılında emekli olana kadar Akademide kalır.
Hakkı Bey, büyük bir sanatçıdır; ancak öğrencinin
seviyesine inip bildiğini aktaramaz, öğretemez. Söz
gelimi kendisine gösterilen bir deseni düzeltmek yerine
desenin yenisini çizip, kendi çizdiği desenin
uygulanmasını ister. Halbuki Rikkat Hanım, çizdiği
desenlerdeki eksikleri görüp düzeltmek ve tezhibi
bilinçli olarak öğrenmek ister. Bu arada Akademide çini
hocası olarak görev yapan Feyzullah Dayıgil, Rikkat
Kunt'a birlikte çalışmayı teklif eder. Zaten hocasının
tezhipteki tavrına alışamayan Rikkat Hanım çini
atölyesine geçer. Bu duruma İsmail Hakkı Altunbezer epey
gücenir. Feyzullah Dayıgil, Rikkat Hanım’la birlikte
İstanbul kütüphanelerini, cami ve türbelerini gezerler
ve çinileri incelerler. Çinilerdeki laleleri toplayarak
bir çalışma hazırlarlar ve bu çalışmayı "İstanbul
Çinilerinde Lâle" başlığı altında Vakıflar dergisinde
yayınlarlar (1938).
Klâsik tezhibe vâkıf olan Necmeddin Okyay, Rikkat Kunt'a
klâsik tezhip örneklerini inceleyip kendisine bir yön
çizmesi gerektiğini söyler ve o zamanlar kendisinde,
bugün ise T.S.M. Kütüphanesi’nde 913 yy. ile kayıtlı
bulunan Şeyh Hamdullah ketebeli bir Kur'ân-ı Kerîm'i
gösterir ve Rikkat Hanım'ı yönlendirir. Feyzullah
Dayıgil, Rikkat Hanımı yönlendiren diğer önemli bir
şahıstır. Kendisinde nefes darlığı olduğu için çizip de
renklendiremediği birçok deseni Rikkat Hanım
renklendirmiştir. Bu şekilde hazırlanmış birçok eserde
beraber imzaları bulunmaktadır. Bu arada Akademide
İngilizce kurslarına devam eden Rikkat Hanım
İngilizce'yi de öğrenmekte güçlük çekmez.
1944 senesinde Akademiden mezun olan Rikkat Kunt,
mezuniyet ödevi olarak altıgen bir çini masa deseni
hazırlar ve uygular. Rûmî motiflerinden oluşan yedi
parça halindeki masa, sır altı tekniğinde Kütahya'da
Azmi Çini Fabrikası’nda pişirilir. Mezuniyetten sonra,
Akademi müdürü Burhan Toprak, Rikkat Hanım’ı Akademi
Kütüphanesi’nde çalışma konusunda ikna eder ve Rikkat
Hanım 1948 yılına kadar kütüphanecilik yapar. Ancak
sanatçının kalbinde hocalık yatmaktadır. 1946 yılında
İsmail Hakkı Altunbezer'in vefat etmesi üzerine tezhip
atölyesinin bütün yükü Muhsin Demironat üzerine kalır ve
Rikkat Hanım’ı yanına ister. Bu arada 1948'de Necmeddin
Okyay emekli olur ve yerine Rikkat Hanım’ın tayin
olmasını ister. Rikkat Kunt’un tayininin geldiği sırada
Akademide çıkan yangın sonucunda Akademi
Kütüphanesi’ndeki bütün sanat kitapları yanar. Bu olay
Rikkat Kunt’u derinden etkilemiştir. Sanatçı, 1948 yılı
nisan ayında Muhsin Demironat'ın yanında çini ve tezhip
hocalığına başlar. 1966 senesinde Muhsin Demironat
Yıldız Porselen Fabrikası’na müdür tayin edilir. Rikkat
Kunt yalnız kalır. Bölümde öğrenci azalır ve Rikkat
Hanım 1968'de emekli olduğunda tezhip atölyesi de
kapanmıştır.
Bundan sonra Rikkat Kunt çalışmalarına Beylerbeyi'ndeki
evinde devam eder. Aynı yıl Portekiz'in Lizbon kentinde
sel baskını olması üzerine, Gülbenkyan Müzesi’ndeki Türk
eserleri harap olmuştur. 1970 senesinde Rikkat Hanım,
Prof. Emin Barın (1913-1987) ve İslam Seçen ile birlikte
Portekiz'e davet edilir, selden bozulan eserlerin
restorasyonlarını yaparlar.Bu arada Ali Şîr Nevâî'nin
eserlerinde bulunan minyatürlerin restorasyonuna
başlayan Rikkat Kunt, sağlığının bozulması üzerine
İstanbul'a döner ve geri kalan minyatürlerin
restorasyonlarına evinde devam eder ve tamamlar.
Sanat yaşantısına evinde devam eden, birbirinden
kıymetli yüzlerce eser veren Rikkat Kunt, 14 Ocak
1986'da Beylerbeyi'ndeki evinde vefat etti ve Küplüce
Mezarlığı’nda çok sevdiği babasının yanına defnedildi.
RİKKAT KUNT’UN TEZHİBİNİN
ÖZELLİKLERİ
Rikkat Kunt'un yaptığı ilk tezhiplerde ilk tezhip hocası
İsmail Hakkı Altunbezer'in etkisi görülür. Bunda İsmail
Hakkı Bey'in öğrencilerine kendi hazırladıkları
desenleri düzeltip renklendirmelerini sağlamak yerine,
kendi çizdiği tasarımları uygulatmasının etkisi
büyüktür. Hocasının tezhipteki tarzı ve öğretiş şekli
kendisini tatmin etmediği için zaten çini atölyesine
geçip Feyzullah Dayıgil ile beraber çalışmaya başlar.
Feyzullah Dayıgil'in Rikkat Kunt üzerine etkisi
büyüktür. Nefes darlığı hastası olan ve gerek çini,
gerekse tezhipte klâsik çizgiler doğrultusunda desen
çizmekte büyük bir usta olan Feyzullah Dayıgil,
hastalığı nedeniyle renklendirme yapamaz ve klâsik
tarzda çizdiği desenleri Rikkat Kunt boyar. Böyle
ortaklaşa hazırladıkları tezhip örneklerinde yine (desen
Feyzi, tezhip Rikkat olarak) ikisinin de imzası
bulunmaktadır. Feyzullah Dayıgil’in düzgün tezhip
desenleri ve saz yolu tarzındaki halkâr desenlerinden
etkilenen Rikkat Kunt'un bu tarzda yaptığı eserlere
sıkça rastlanmaktadır. Klâsik tarz tezhip anlayışına
sahip olan Necmeddin Okyay da gösterdiği örneklerle
Rikkat Kunt'u yönlendirmiştir.
Rikkat Kunt'un tezhipte kendi kişiliğini ve üslubunu
yakalamasına Feyzullah Dayıgil ile beraber yaptıkları
çini çalışma ve araştırmalarının da büyük etkisi
olmuştur. Çünkü Rikkat Kunt'un tezhip ve halkârlarındaki
hatâyî yaprak ve çiçekleri, çinide kullanılan yaprak ve
çiçekler kadar zengin ve muntazamdır. Hatâyîler
sanatçının elinde adeta dans ediyor gibidirler.
Halkâr tezyinatlarında desenlerin köşe ve ortalarındaki
çiçekler büyükçe ve detaylı, diğerleri ise bunlara
nazaran daha sade ve ufaktır. Desende çiçekler ve
yapraklar dengeli bir biçimde yerleştirilmiş ve gerekli
yerlerde boşluklar, yapraklar ve hafif kıvrımlı çizgiler
ile doldurulmuştur. Sanatçının tasarımlarına
bakıldığında, desenler bir bütünlük gösterir. Yani bütün
desen aynı anda göze çarpar. Halkâr desenlerinde hurde
rûmî ulamalarına, yaprak ulamalarına ve bazen de bulut
motiflerine yer vermiştir. Yapraklar üzerinden ve
altından çıkan yarım pençler ve hatâyîler ile dallara
sarılmış özgür yapraklar, Rikkat Kunt'un halkâr
desenlerinde sıkça görülen motiflerdir. Çok dişli
yaprakların kıvrım dişleri ile yaprak damarları muhakkak
çizilmiştir.
Halkâr süslemelerinde, zemin ya kağıdın kendi rengidir
ya da plâka boyalar ile boyanmıştır. Kağıdın kendi rengi
üzerine yapılan halkâr desenlerinde motifler altın ile
boyanıp ya altın ile ya da lacivert, kırmızı ve
çoğunlukla siyah renk ile tahrirlenmiştir. Kağıdın kendi
rengi üzerine yapılan halkârlar muhakkak mührelenmiştir.
Plâka boya ile hazırlanmış zeminlerde ise halkâr
yapılırken yalnızca altın kullanan Rikkat Kunt,
çoğunlukla bu tarz çalışmayı tercih etmiştir. Zemin
rengi olarak bordo, kahverengi, yeşil, lacivert ve
siyahı kullanan Rikkat Kunt, bazen çiçekleri sarı altın,
yaprakları ise yeşil altın ile renklendirilmiştir.
İç pervazlarda altın veya renkli (özellikle açık yeşil
ve mavi) zemin üzerine zencerek, negatif hatâyî
motifleri ve üç iplik rûmî ulamalar kullanan Rikkat
Kunt, bazen üç iplik rûmîleri tahrirlemiştir. İç
pervazına tezhip yaptığı eserleri de vardır.
Zemin doldurmalı, tezhiplerde önceleri, altın ve
laciverte ilaveten küf yeşili, gri, kırmızı, pembe,
siyah gibi renkleri zemin rengi olarak kullanan Rikkat
Kunt, daha sonra zemin renkleri olarak lacivert tonları
ve altın tonlarını tercih etmiş, bazen de ufak alanlarda
siyah kullanmıştır. Tezhip desenlerindeki çiçekler sade
ve detaysız penç, gonca ve hatâyî çiçekleridir. Dallar
ve yapraklar altın ile çiçekler ise kat kat (açıktan
koyuya) renklendirilmiştir. Çiçek rengi olarak pembe,
mavi, yeşil, sarı, leylâk turuncu ve kırmızı tercih
ettiği renklerdir ve bu renklerde daima canlılıktan
kaçınmıştır. Çiçeklerin en dış kısmı beyaz ile
sınırlandırılıp, siyah ile tahrirlenmiştir. Bu çeşit
renklendirme Rikkat Hanım tezhiplerinin en belirgin
özelliğidir. Çiçeklerin ortasını, çiçekleri boyadığı
rengin koyusu ile gölgelendirmiştir. Gölgelendirme
peçlerde noktalar şeklinde, gonca ve hatâyîlerde ise
inceden genişleyen çizgiler şeklindedir.
Rikkat Kunt, kompozisyona son derece hakim bir
sanatçıdır. Yaptığı tezhip hiçbir zaman yazıyla
yarışmaz. Sanatçıya göre tezhip yazının giysisidir ve
asla yazının önüne geçmemelidir. Dolayısıyla bu ilkeyi
çalışmalarında açıkça görürüz. Gözü yormayan sade, ancak
zarif, zengin ve insan ruhunu dinlendiren çalışmalarla
karşımıza çıkar. Tasarımları daha çok zarif hatâyî
motiflerinden oluşur. Desenler birbirine benzer gözükse
de mutlaka birbirinden farklıdır. Desenlerinde rûmî ve
bulut motifleri hatâyîlerle uyumlu bir şekilde
kullanılmıştır. Klâsik tezhip ve halkâride hatâyî
motifleri ağırlıktadır ve Rikkat Kunt ile hatâyî
motifleri altın çağını yaşamıştır.
Rikkat Kunt'un en önemli eserlerinin başında Fatih
Albümü’ne yaptığı tezhipler gelir. Hikmet Ertaylan,
geleneksel sanatlara tutkun bir sanatseverdir. 1953
yılında İstanbul'un fethinin 500.yıl dönümü nedeniyle
bir Fatih Albümü hazırlamak ister. Proje, 1944 senesinde
başlar. Dönemin önemli hattatları (Macid Ayral, Halim
Özyazıcı, Necmeddin Okyay, Ali Alparslan) Fatih
Divânı’ndaki şiirleri yazarlar ve müzehhipler de Fatih
Dönemi tezhibine uygun olarak yazılan şiirleri
tezhiplerler. Eserin cildini Emin Barın yapar. Eser 1950
senesinde biter. Rikkat Hanım, 66 sayfalık bu nefis
eserin 34 sayfasının tezhibini yapmıştır. Bu nadir eser,
Rikkat Kunt’un sanat hayatında önemli bir yer tutar.
Sanatçının çalışmalarından diğer bir önemli grup da,
sanatsever İsmail Akgün'ün Hattat Halim Özyazıcı’ya
yazdırıp Rikkat Kunt'a tezhiplettiği ve 1958 yılında
Akademide sergiledikten sonra Topkapı Sarayı’na hediye
ettiği büyük boy kıt'a şeklinde levhalardır. Bu
levhalardaki halkâr ve koltuk tezhipleri, renk ve desen
bakımından birbirinden farklı olup büyük bir özen ve
ustalıkla yapılmıştır.
KAYNAKÇA
Baraz, Mehmed Rebii Hâtemi, “Teşrifat Meraklısı Beyzâde
Takımının Oturduğu Bir Kibar Semt Beylerbeyi”,
İstanbul,1994, C.II, s.309.
Merhume Münevver Ayaşlı’dan naklen
Merhume Rikkat Kunt’tan naklen.
Taşkale, Faruk, “Türk Tezhip Sanatının Büyük Ustası
Rikkat Kunt”, Antik Dekor, İstanbul, 1992, Sayı: 15, s.
80-83.
|