Minyatürün dirilişi

 

Minyatür, bir renk sanatı olmasının ötesinde, geçmişe dair bilgileri günümüze aktarmasıyla belge niteliği de taşıyor. Çok büyük ustaların yetiştiği Anadolu topraklarında son 200 yıl boyunca görülmeyen bu sanat, Prof. Dr. Süheyl Ünver’in çabalarıyla diriltildi, öğrencisi Nusret Çolpan tarafından yaşatılıyor.

 

Minyatür, Anadolu topraklarına birçok kültürün etkisiyle süzülüp gelen bir sanat. Moğol imparatorları akınları düzenledikleri dönemlerde, yanlarında dönemin en iyi minyatür ustalarını da götürüyorlardı. İran, Ortadoğu ve Anadolu’nun içlerine kadar gelen Moğollar aracılığıyla, minyatür ustaları bu kentlerde eserler vererek sanatın tanınmasını sağladılar. Moğolların ardından buralarda kurulan devletler kendi ekollerini de geliştirdiler. Doğa şartlarından dünya görüşüne, kıyafetlerden yaşama biçimine farklı minyatür üslupları oluştu. Selçukluların ardından minyatür, tüm bu gelişmelerin sonucunda Osmanlı İmparatorluğu’na ulaştı. Osmanlı minyatürlerinin en güçlü olduğu devir olan 16. yüzyıl, Nakkaş Osman, Nigari gibi sanatçıların olduğu dönemdi.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı minyatür sanatında pek çok yenilik ortaya kondu. Şehnamecilik adı verilen ve minyatürün tarihi olayların saptanması amacıyla kullanımı bu döneme denk gelen bir gelişme. Bu anlayış içinde tarihi olaylar bir yandan yazıya geçirilirken diğer yandan resmedilerek kayıt altında tutuluyordu. Savaşlar, tahta geçişler, elçilerin kabulü, kutlamalar gibi önemli olaylar minyatürlerde kendine yer buluyordu. Resmi bir görev olarak gerçekleştirilen tarihi olayların minyatürle belgelenmesi işi, Osmanlı minyatürünü diğer İslam ülkelerinin minyatüründen ayırt edici bir özellik halini aldı ve Osmanlı ekolünü oluşturdu.

 

200 yıl rafta kaldı

Çok büyük ustaların yetiştiği Anadolu’da son 200 yıl boyunca görülmeyen bu sanat, Prof. Dr. Süheyl Ünver’in çabalarıyla diriltildi ve günümüzde Ünver’in öğrencisi Nusret Çolpan tarafından yaşatılıyor. İstanbul metrosunun duvarlarından Dubai’deki Tekno Park’a kadar dünyanın çeşitli noktalarında Çolpan’ın eserlerine rastlamak mümkün. Asıl işi mimarlık olan Çolpan, minyatürle tanışmasının ardından, mimari deneyimini minyatürlerine yansıtarak dünyanın birçok şehrini resmetmeye başlamış. New York, Tokyo, Paris, İstanbul, Çolpan’ın resmettiği kentler arasında. Tarihi olayların resmedildiği geçmiş dönem kentlerinin minyatürlerini görmeye alışkın bizler için, New York’ta Özgürlük Heykeli’ni ya da Paris’te Eyfel Kulesi’ni bir minyatürde görmek ilgi çekici.

Çolpan, minyatürün aslında bir kitap sanatı olduğunu söylüyor. Dolayısıyla ayrıntıların görülmesi için dikkatle bakılması gereken eserler verilmiş. Ayrıca geçmiş dönemde minyatürler devlet erkanı için yapıldığından saray kütüphanelerindeki kitapları süslemiş. Bugüne ulaşan yaklaşık 20 bin minyatür var. Saray içerisinde olmaları nedeniyle, yapıldıkları devirde bu minyatürleri ancak birkaç yüz kişi görebilmiş.

 

Matrakçı Nasuh tarzı

Minyatür için arşivin ve bilginin çok önemli bir unsur olduğunun altını çizen Çolpan, işe başlamadan önce konuyla ilgili geniş çaplı bir araştırma yaparak belge ve bilgi biriktirmenin şart olduğunu dile getiriyor. Arşiv çalışmasından sonra işe girişiyor minyatür ustası. Bir şehri resmedecekse öncelikle leke ağırlıklı eskizler çiziyor örneğin. Objelerin hangisinin büyük, hangisinin küçük olacağına ve nerede duracaklarına leke çalışmaları yaparak karar veriyor. Her çizimde resmi daha fazla detaylandırıyor ve bu eskizler ona resmin bütününü görme şansı veriyor. Her mimari objeyi tek tek inceleyip önce mimari açıdan bakıyor, sonra minyatür formunda düşünüp resmediyor.

Minyatür için seçtiği şehirler, gezip gördüğü yerlerden oluşuyor. Bu yönüyle Kanuni döneminin ünlü minyatür sanatçısı Matrakçı Nasuh’tan etkilendiğini söylüyor. Gittiği seferlerde gördüğü şehirleri resmetmiş. “Görmeden çizmek zor” diyor Çolpan. İş ya da gezmek için gittiğinde binlerce fotoğraf çekiyor. O şehirle ilgili bulabildiği tüm dokümanları topluyor. Şehri gezip kendi anlayışına göre algılamaya çalışıyor, notlar alıyor. Sonra bir kartpostal büyüklüğünde eskizler çiziyor ve her defasında o eskizi daha da büyüterek çizimi yineliyor: “Şehri nasıl konumlandıracağım, nehri nereye koyacağım, denizin ne kadar yer tutacağı böylece belirleniyor. Şehrin tamamını değil en can alıcı noktasını bulup resmetmek gerekiyor. Şehri genel hatlarıyla oturttuktan sonra binaları tek tek ele alıyorum ve ayrıntılarını çiziyorum. Minyatüre yerleştirmeye karar verdiklerimi boyuyorum ve ağaçları ekliyorum.”

 

Minyatürde renkler

Minyatürde doğal boyalar kullanılıyor. Saf, canlı, parlak renkler tercih ediliyor ve renkler birbiriyle karıştırılmıyor. Işık ve gölge kullanılmadığından, farklı renkler karıştırmak yerine aynı rengin tonları kullanılarak kontrast oluşturuluyor ve renkler konuya göre belirleniyor. Renk kullanımının sınırını öğrenmek için Çolpan’a soruyoruz: Minyatürde mavi bir ağaç çizilebilir mi? “Mümkün” diyor Çolpan ve bir koşul koyarak sürdürüyor: “Bunun için zamana ihtiyaç var. Minyatür binlerce yıllık bir sanat. Kış ve gece efekti ya da mevsimleri baskın çıkarmak olmaz.” Zaman diyerek ustalığı kastettiğini cümlenin devamından anlıyoruz: “… ama ben yaptım. Yağmur yağdırıp şimşekler çaktırdım. Bu benim üslubum oldu. İçimden geldiği gibi renklendiriyorum.” Bir kaosu anlatmak istiyoruz mesela… Sahi bu minyatürde nasıl anlatılır? Çolpan düşünmeden güncel bir örnekle yanıtlıyor bizi: “Örneğin Irak’la ilgili bir şey çizmek isterseniz minyatürün genel prensiplerini zedelemeden resmi kırmızıya boyayabilirsiniz. Renk oyunları da olabilir, neden olmasın?”

 

Minyatür zor sanat

Minyatür zor bir sanat ve bir minyatür için yaklaşık bir ay gerekiyor. Grafik, resim ve gündem hakkında bilgi sahibi olmak da şart. “Her sanatla ilişkili olmalısınız” diyor Çolpan, “donanma Komutanlığı için bir eser yaptığınızda modern gemileri de eski gemileri de bilmeniz gerekiyor. Ayrıca limandayken bayrağın arkaya konduğunu, sefer halinde göndere çekildiğini de bilmelisiniz. Donanımınızı artırmak zorundasınız.”

Peki, sanatçı, yoğun bir ilgi, merak ve uğraş gerektiren bu sanatın geleceğini nasıl görüyor? Kendi açısından baktığında umutlu olduğunu belirten Çolpan, “İstediğim potansiyele sahibim ve Türkiye’ye yetiştiremiyorum. Çok çalışanlar, bu işi ciddiye alanlar maddi ve manevi olarak kazanırlar. Minyatür geleceği olan bir sanat” diye konuşuyor. Sanatçı, zamanının çoğunu minyatüre ayırıyor. Kalanını mimarlık ofisinde geçiriyor. Bazen bir ay boyunca yalnızca minyatüre zaman ayırdığı da oluyor: “Mimarlıkla ilgilenmek benim için bir çeşit mola gibi oluyor, iyi geliyor. Bir gün mimar, bir gün minyatür sanatçısı oluyorum ve bu bana büyük keyif veriyor.”

 

Minyatürde devrimin adı: Levni

Lale Devri’nde Osmanlının batıya açılmayla birlikte batının, yağlı boya resim, portre gibi sanat eserleri Osmanlı minyatürlerinin üslubunu da etkiledi. Bu devirle birlikte, tarihi olayların resmedildiği geleneksel üslubun yanı sıra hiçbir metne bağlı olmayan figürlerin ya da günlük hayatla ilgili konuların işlendiği örnekler de verilmeye başlandı. Daha sonra 18. yüzyılda Levni minyatürde öne çıktı. Levni, diğer minyatürcülere göre devrimci bir sanatçıydı. Eserleri Osmanlı minyatürlerinden çok farklıydı. İnsanların dizilişinde, kompozisyonlarda klasik minyatürlere göre Batı etkisi göze çarpıyordu. Klasik minyatürlerde insanlar tek tek görünür ve birbirini örtmezken, Levni üst üste figür yığabiliyor, minyatüre az da olsa perspektif katıyordu.

kaynak: yaşa dergisi

 

Copyright © 2008, Hat Dergisi | Designed on 2008-March-21 by alpaslan