CELİ BİR YAZI NASIL HAZIRLANIR
|
Kalem ağzının genişlemesiyle yazı da irileşir ve
kalınlaşır. Bu, yazının konacak veya yazılacak yerinin yüksekliğine ve mekânın
ölçüsüne göre değişir. Cami kubbe yazıları, Allah ve Peygamber isimleri, dört
halifenin isimleri, büyük kıta”da Ayet ve Hadis-i Şerifler, bu hususlar nazarı
itibara alınarak hazırlanır. Harflerin incelik ve kalınlıkları, harf aralıkları, bünyeleri, mesafe ve mekâna göre hesaplanır. Önce kalıp çalışmaları yapılır. Kalıplar çeşitli usullerde hazırlanır. Eski hattatlar sulu mürekkeple mukavim beyaz kağıt üzerine yazarlar ve sonra tashih ederlerdi. İ.Ü. dış kapısı üzerindeki “Daire-i Umür-u Askeriye” ibaresini Şefik Bey”in kurşun kalemleri birbirine bağlayarak bir günde çizmiş olduğu rivayet edilir. Ekseriya sanatkârın zırnık mürekkebi ile siyah zemin üzerine büyük bir cehd ve emekle hazırladığı kalıplar; usulüne uygun iğnelenip silkinerek, arzu edilen zemine yazılır veya mermere hâkkedilir. Elle yazılamayacak kadar iri olan yazılar, önce küçük ebatta yazılarak satranç usulüne (gözlere bölme) göre istenildiği kadar büyültülür. Bu şekilde hazırlanmış Ayasofya”daki halifelerin adlarının bulunduğu levhaları 55 cm. kalınlığında en büyük yazılarımızdır. Hususi istifle hazırlanan bu celi yazıların, tashihi de yapıldıktan sonra kalıp olarak kullanılabilmesi için iğnelenmesi lazımdır. İğneleme işlemi şöyle yapılır: İğnelenecek yazı birkaç tabaka kâğıtla beraber ıhlamur ağacından yapılmış tahta üzerine yerleştirilir. Bir sapa geçirilen boncuk iğnesi ile harf ve işaretlerin iç ve dış kenarından dik olarak sıkça iğnelenir Üstteki yazılı kâğıda üst kalıp, altta iğnelenen diğer kâğıtlara da alt kalıp adı verilir. Alt kalıplardan biri, yazı yazılacak zemin üzerine konur, kömür tozu sürülmüş çuha, iğne delikleri üzerinde gezdirilir. Böylece yazı siyah noktalar halinde tespit edilir. Buna yaz silkelemek tabir olunur. Eğer yazı siyah zemin üzerine “zerendüd” olarak yazılacaksa kömür tozu yerine tebeşir kullanılır. Daha sonra ya harfler ve şekiller asıl kalıbın yazıldığı kalemle doğrudan doğruya yazılır veya tarama ucu ile düzgün bir şekilde hatlar çizilerek içi fırça ile doldurulur. Celi Sülüs Bir Hat Levhasının Hazırlanış Safhaları Karşısında durup hayranlıkla seyrettiğimiz sanat eserlerinin nasıl bir emekle meydana getirildiğini çoğu zaman aklımıza getirmeyiz. Bir eserin, sanatkârın zihninde berraklaşmasından, meydana gelene kadar geçen süre içerisinde çekilen zahmet, verilen göz nuru aslında esere verilen ruh kadar önemlidir. Bir sanatkârın eserini evlâdı gibi sahiplenmesi başkalarına garip gelse de, bu alın teri ve çilenin bir neticesidir. Hemen bütün sanat dallarında, bir eserin meydana geliş safhaları birbirine benzemektedir. Şiirinde kullanacağı uygun kelimeyi uzun müddet düşündükten sonra bulan Yahya Kemal Beyatlı da aynı çileyi çekmiş, bir levhasına altı ayda vücûda getiren hattat Sâmi Efendi de aynı çileli yoldan geçerek eser vermiştir. Bir Mustafa Râkım’ın, bir Yesâri’nin, bir Osman Hamdi’nin de aynı çileli yollardan geçerek eser verdiklerine şüphe yoktur. Bir hat eseri, elifbâ harfleri, kamış kalem, kağıt ve mürekkep kullanılmak suretiyle meydana getirilmektedir. Yazılacak bir metinde, harflerin yanında okutma işaretleri olan harekeler bulunmaktadır. Yine normal metin yazımında olmamakla birlikte, özellikle celî sülüs, celî dîvâni gibi yazılarda, harf ve harekenin yanında bir takım süsleme işaretleri de kullanılmaktadır. Yerine ve lüzûmuna göre tirfil, mimli tirfil, tırnak ve hurûf-ı mühmele denilen şekiller, celî sülüs levha yazımında istifin doldurulmasında önemli rol oynamaktadır. Harflerin yanında, hareke ve tezyinî işâretlerin gayet düzenli, intizamlı, yerinde ve dengeli kullanılması, istif sahasına düzenli bir şekilde yayılması önem arz etmektedir. Burada sanatkârı sınırlayan husus, harflerin ve harekelerin, teşrifata uygun, yani yerli yerinde kullanılması; metnin mânâsını bozacak uygunsuz yere konulmamasıdır. Yazıda harflerin veya istifi meydana getiren diğer unsurların, istif sahasına uyumlu bir şekilde ve aynı nisbette yayılması, yani istif örgüsünün her tarafının aynı yoğunlukta olması, istifte organik bütünlüğün temini, çizgiler arasında uyum, denge, ritm ve ahengin bulunması güzel bir istifin temel unsurlarıdır. Harflerdeki tenâsüp ve ölçü yanında, gerek satır, gerekse katmerli istiflerde, harflerin birbirleri ile kaynaşmış bir halde bulunması önemlidir. Genel olarak, yazılacak metin seçilirken mânâya dikkat edildiği gibi, seçilen metnin istife uygun olup olmayacağı da göz önünde bulundurulmaktadır. Yalnız, bir ibârenin, istife uygun düşüp düşmeyeceğini önceden kestirmek zordur. İstif üzerinde çalışma, çeşitli zuhûratlara sebep olabilir. Bazı metinlerin istifi kolaylıkla çıkabildiği gibi bazı metinlerin istifleri günler, hatta aylar sonra ortaya çıkabilmektedir. İstifin oturması, bazen zaman istemektedir. Yazılacak metnin istifi oluşuncaya kadar, hattatın zihnini devamlı meşgul eder. Bu arada, zaman içerisinde geliştirilen istifler de yeri gelince kullanılmak üzere muhafaza edilir veya daha iyisi bulunana kadar istif üzerinde çalışılır. Bazı hattatların dosyasında daha sonra geliştirilmek üzere birçok istif çalışması bulunabilmektedir. Bazen tamamlanmış istifler, çok sonraları levha hâline getirilmektedir. İstifin oluşma safhasında, meslektaşlar arasındaki istişârenin de önemi çok büyüktür. Yazılacak metin, evvela kurşun kalemle çalışılır, yazılabileceğine kanaat getirilen istifin taslağı çıkarılır. İkinci ve önemli safha, kurşun kalemle yapılan taslağın, sülüs yazı ve kamış kalemle sınırları tespit edilmiş alana yazılmasıdır. Bu safhaya geçmeden evvel, metinde bulunan bütün harfler tek tek çalışılmaktadır.(2) Bu çalışma esnasında beğenilen harf, metinde kullanılmak üzere saklanmaktadır. Eğer metinde aynı harften iki adet varsa, diğeri için de, daha önce çalışılmış harf kullanılmaktadır. Celî sülüs harfler çalışılırken hattat Sâmi Efendi(3), Nazif Bey(4), Neyzen Emin Efendi(5), Halim Özyazıcı(6) gibi Sâmi Efendi ekolüne mensup hattatların harfleri örnek alınmalıdır. Celî sülüs yazı için şu tespiti yapmak mümkündür; celî sülüs harfleri, ölçü ve estetik olarak hattat Sâmi Efendi eliyle mükemmel hâle getirilmiştir; aynı şeyi istif bakımından söylemek mümkün değildir. Celî sülüsün istifinde Mustafa Râkım’la birlikte, özellikle Sâmi Efendi ile çok mesâfe alınmıştır ama, yapılması gereken daha çok şey olduğu muhakkaktır. Yapılanlar hâlâ çok azdır. İkinci safhada metin, tespit edilen sınırlara yazılır. Gerektiği taktirde aynı kağıt üzerinde, şekil ve estetik olarak beğenilmeyen harflere müdâhalede bulunulur. Burada şu husus akıldan çıkarılmamalıdır; istifte harflerin ölçüsü, meşkte öğrenildiği gibi değildir. İstif icâbı harflerin ölçüsünde belli bir noktaya kadar değişiklik mümkündür. Meselâ celî sülüste, “nun” harfinin çanak tabir edilen kısmı normalde beş nokta ölçüsündedir. İstif icabı bu çanak dört buçuk nokta ölçüsünde olabileceği gibi, beş buçuk nokta ölçüsünde de olabilmektedir. İstif hazırlanırken hareke ve tezyinî işâretler birlikte düşünülür ve çalışılır. Dördüncü safhada, hareke ve tezyinî işâretler üzerinde durulur. Unutulmamalıdır ki başarılı bir istif, hareke ve tezyinî işaretler kapatıldıktan sonra, harflerinin dengeli dağılım gösterdiği istiftir. Beşinci safhada, yazı fotokopi usulü ile yazılacak büyüklüğe getirilerek, harekelerin de son kontrolleri yapılır. Levha artık, aherli kağıda yazılacak hâle gelmiştir.(7) Altıncı safhada artık yazı, aharlı kağıt üzerine yazılır, ince tashihi yapılır. Aslında bir levhanın en önemli safhalarından biri de bu kısımdır. Levhanın kalıptan aherli kağıda aktarılması uzun sürmese de tashihi, özellikle ince tashihi epeyce zaman alabilmektedir. Toplu iğne ucu kadar demir uçlu yahut Cava kalemi ile yapılan ince tashih dikkat ve ihtimam istemektedir.(8) Levhanın yazım ve tashihi bittikten sonra fotokopi usulü ile küçültülerek cılız kalan yerler tashih edilmek üzere tespit edilmelidir. Bunun iş için özellikle beyaz kağıt tercih edilidir, çünkü beyaz kağıt, hataları daha bâriz bir şekilde göstermektedir.Tekrar yapılan bu tashihte ayrıca, harflerin kalem hakkında bir bozulma meydana gelmişse bu da giderilir. Çünkü tashihte kalemin tabii cereyan hakkının bozulmaması çok önemlidir. Hattat Nazif Bey (v. 1913)’in yazılarının tashihini bitirdikten sonra fotoğrafla küçültüp harflerin cılız kalan yerlerini tashih ettiği kaynaklarda belirtilmiştir. Bu tashihler yapıldıktan sonra imza ve tarih konulur. Levha artık tezhibe hazır hâle gelmiştir. Levhada imza ve tarih en son düşünülen hususlardır. Burada sıralanan safhalar, peş peşe icra edilebildiği gibi, uzun zaman aralıkları ile de icra edilebilmektedir. Tashih kısmının fazlaca zaman aldığı bilinmelidir. Titiz bir san’atkârın yazının her safhasında hiçbir ayrıntıyı ihmal etmediği, güzellik ve mükemmelliğin ayrıntılarda gizli olduğunu akıldan çıkarmadığı muhakkaktır. Dipnotlar; (1)Bu yazı, Tarihi Sanatı ve Kültürüyle Eyüpsultan Sempozyumuna tebliğ olarak sunulmuştur. (2)Bu konu ile ilgili Mahmud Bedreddin Yazır’ın ait Kalem Güzeli (Kalem Güzeli/I, s. 151) isimli eserde anlattığı olay çok önemlidir: “Nitekim, hocam Ömer Vasfî Efendi’ye bir gün yazı göstermeye gitmiştim. Odasına girdiğimde, siyah kağıd üzerine Sülüs Celîsiyle …kad eflaha.. sûresini yazarken meşgul buldum. “Gel birâder gel!” diye yanına çağırdı. Bir (dal) harfini başka bir siyah kağıd üzerine defalarca-hatırımda kaldığına göre yirmi kadar- yazmıştı ve nihayet “Hah oldu!” diye birisini beğendi ve onu iğneleyip asıl yazdığı yere silkdi, sonra üzerinden itina ile tekrar kalemle yazdı, sebebini öğrenmek için “Niye böyle yaptınız?” diye sordum, şu cevabı verdi: “Elimiz öteki şekillere alışmış, buraya uygun olanı bir türlü çıkaramadım, yaza yaza kıvamını bulduruncaya kadar uğraşmaya zaruret hasıl oldu. İşte, çok yazmanın bir manası da budur. Bu şekli bir daha yapabileceğime güvenim olmadığımdan, iğneleyip silkmek ve üzerinden yazmak kolaylığını tercih ettim. Gördün ya, hocamdan icazet alalı, yani bana hatat denileli şöyle böyle yirmi seneyi geçtiği ve şu harfi binlerce defa yazdığım halde, istiften doğma icaplara uygun olacak suretde ve belki de buraya mahsus olmak üzere, harfi kürsüsüne oturtmak noktasında bir talebe kadar ter döktüm. Fakat, muvaffak oluşum, yorgunluğumu giderdi.” (3)Sâmi Efendi: 16 Zilhicce 1253/18 Mart 1838’de İstanbul’da doğdu. Boşnak Osman Efendi’den sülüs ve nesih, Recâî Efendi’den celî sülüs, Kıbrıszâde İsmail Hakkı Efendi’den ta’lik, Ali Haydar Bey’den de celî ta’lik meşk etti. San’at kudretini daha ziyade celîde ortaya koymuştur. Celî ve tuğra’da Râkım, celî ta’lik’te Yesarizâde yolunu benimsemiştir. Celî ve tuğra’da Râkım’ın tamamlayıcısı olarak kabul edilir. Nazif Bey, Kâmil Akdik, İsmail Hakkı Altunbezer, Hulûsi Efendi, Necmeddin Okyay önemli talebelerindendir. 1 Temmuz 1912 tarihinde vefat etti. Kabri Fatih Camii haziresindedir. Mezartaşı kitâbesini talebesinden Kâmil Akdik yazmıştır. (bkz. İbnülemin, 355-365; Derman, Hayat Tarih Mecmuası, sy. 5, s. 4-10; a. mlf., Hat Sanatının Şâheserleri, 36; a. mlf., İKMHS, 217; a. mlf., Sabancı Koleksiyonu, 140-147. (4)Mehmed Nazif Bey: 1846 yılında bugün Bulgaristan’da kalan Ruscuk’ta doğdu. Aslen Kırım’lıdır. İstanbul’a hicretten sonra Enderun’a intisap etti. Şefik Bey’den sülüs ve nesih meşketti. Daha sonra Sâmi Efendi’den celî sülüs, celî ta’lik, divanî ve tuğra meşketti. Erkân-ı Harbiye Dairesi hattatlığı yapan Nazif Bey, aynı yerde mümeyyiz oldu. Celî sülüs’te İsmâil Zühdî ve Râkım yolunu takip eden Nazif Bey’in celîleri tokça görünümlüdür. Bunun sebebi, yazılarını yazdıktan sonra pertevsuzla (mercek) tashih etmesiydi. 1913 yılında vefat eden Nazif Bey, Yahya Efendi Kabristanı’na defnedildi. (bkz. İbnülemin, 232-235; M. Uğur Derman, Hattat Nazif Bey, 50 San’at Sever Serisi, İstanbul, 1965, 3 s.; Rado, 242-244). (5)Neyzen Emin YAZICI: 1883 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. İlk yazı derslerini Rüşdiye Mektebi’nde iken aldı. Ağabeyi Ömer Vasfi, Sâmi Efendi’ye derse gittikçe onu da götürdü. Ağabeyi gibi düzenli ders almadı. Ağabeyinin yazılarını tashih ederek celîde maharetini arttırdı. Dinî ve lâdinî musikîde de behre sahibi idi. 3 Şubat 1945 tarihinde vefat ederek ağabeyinin yanına defnedildi (bkz. İbnülemin, 80-84; Derman, İki Kardeş Hattatımız, 9 s.; Rado, 255-256; Derman, İKMHS, 226-227). (6)Mustafa Halim ÖZYAZICI: Babası Kırımlı, anası Sudanlı olan Halim Efendi 14 Ocak 1898 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi Orta tahsili sırasında hattat Hâmid Bey’den Rik’a meşketti. Daha sonra Medresetü’l-Hattâtîn’de devrin önemli hat üstatları, Hasan Rıza, Kâmil Efendi, Hulûsi Efendi ve Tuğrakeş İsmail Hakı Bey’den yazı meşketti. Her yazı cinsini büyük bir kudretle yazdı. 1963 yılında emekliliğine kadar Güzel Sanatlar Akademisi’nde yazı dersi verdi. 30 Eylül 1964 tarihinde vefat etti (bkz. İbnülemin, 104-106; Derman, Hattat Mustafa Halim Özyazıcı (1898-1964), 50 San’at Sever Serisi, İstanbul, 1965, 3 s.; Rado, 260-261; Derman, İKMHS, 227; Süleyman BERK,“Hattat Halim Efendi’nin Bilinen Tek Hilyesi“, Tarih ve Düşünce, sy. 2002/7(Temmuz 2002), s.56-64). (7)Önceleri, fotokopi imkânının olmadığı zamanlar, yazı kalıbı, şablonu hazırlamak için siyah kağıt kullanılırdı. Siyah kağıda sarı zırnık boya ile yazı yazılır, beğenilmeyen kısım siyaha boyanmak sureti ile istenen kısım aynı yere, sarı zırnık ile tekrar yazılırdı. Ayrıca yazı kalıbının levhanın yazılacağı büyüklükte yazılması gerekmekte idi. Aynı yazının ayrı ölçüsü gerektiğinde tekrar aynı usullerle kalıp hazırlanması zorunluydu. Günümüzde fotokopi usûlü, yazı kalıbı hazırlama işini epeyce kolaylaştırmıştır. Bir gün, hattat Mehmet Özçay’ın “Eğer Sâmi Efendi zamanında fotokopi olaydı, kim bilir ne yazılar yazardı!” dediğini çok iyi hatırlıyorum. (8)Yazının tashihi yazıdan da önemli bir husustur. Tashih için yazı sanatına çok iyi vâkıf olunması gerekmektedir. Sâmi Efendi’nin ifadesi ile “yazının neresinden alınıp, neresine verileceğinin iyi bilinmesi” gerekmektedir. Yazı asıl güzelliğini tashihten sonra almaktadır. Tashihte dikkat edilecek hususlar şunlardır: 1- Kalemin hakkını vermek, 2- Kalemin nefes gibi akışını muhafaza etmek, 3- Harfin tenâsüp ve tenâzurunu muhafaza etmek, 4- Bu kayıt ve şartlar altında noksanları görüp tamamlamak, 5- Fazlalıkları giderip yazıyı şekil ve durum bakımından lâyık olduğu kürsüsüne oturtmak (Yazır, Kalem Güzeli, III, 297) Yazı tashihi için ayrıca bkz: Savaş Çevik, “Hat San’atında Tashih”, M. Uğur Derman 65. Yaş Armağanı. İstanbul, Sabancı Üniversitesi Yayını, 2000, s. 209-219. |
