|
ŞEBEK
MEHMET EFENDİ:
HATİP MEHMET EFENDİ: (? – Nisan 1773)
İstanbullu'dur. Ayasofya
Camii hatibi olması nedeniyle "hatip" diye anılan Mehmet Efendi'nin doğum
tarihi bilinmemektedir. "Tuhfe-i Hattâtîn'de kendisinden "pîr-i mübarek" diye
bahsedildiğine göre 1187 yılının Muharrem ayında (Nisan 1773) vefat ettiğinde
yaşının bir hayli ilerde bulunması icap eder. "Eski Zühdî" diye de bilinen Zühdî
İsmail Ağa'dan sülüs-nesih yazılarını öğrenmiştir. İçiçe damlatılan renklerle
oluşturulan konsantrik halkalara iğne ile şekil vermek suretiyle yapılan
ebruların mucidi olması nedeniyle böyle yapılan ebrulara hatip ebrusu adı
verilir. O zamana kadar kıvamı nispeten sulu kitre kullanılmasından ötürü soluk
olan ebruların renklerini kitresinin kıvamını artırarak canlılaştırmış olması
sebebiyle ebruculuk tarihimiz açısından önemli bir şahsiyettir. Ebruları
zamanında yapılan işlerde daima kullanılmış olup renklerinden ve üslûbundan
hemen tanınır. Hocapaşa'daki evinde çıkan yangında eserlerini kurtarmak isterken
kendisi de ebrularıyla birlikte yanarak vefat etmiştir.
ŞEYH SADIK EFENDİ: (?- Temmuz 1846)
Buhara'nın Vabakne şehrinde doğan ve Üsküdar
Sultantepesi'ndeki Özbekler Dergâhı şeyhliğinde bulunan Sadık Efendi'nin hayatı
hakkında fazla bilgimiz bulunmamaktadır. Ebruculuğu Buhara'da iken öğrendiği ve
iki oğlu Edhem ve Salih Efendiler'e öğrettiği bilinmektedir. Dergâhtaki kabir
kitabesinden 17 Recep 1262 (11 Temmuz 1846) tarihinde vefat ettiği
anlaşılmaktadır.
Geçen asrın ebrucularından en çok
bilineni,Üsküdar Özbekler Dergâhı Şeyhi İbrahim Edhem Efendi'dir. Türkiye'nin
eski Washington Büyükelçisi merhum Münir Ertegün'ün (1882-1944) de dedesi olan
Edhem Efendi'nin fen ve sanat tarihimizde müstesna bir yeri olması gerekirken
unutulup gitmiştir. 1245 (1829) yılında Özbekler Tekkesi'nde doğmuştur. İlk
tahsilini Hâcce Hesnâ Hâtun Mahalle Mektebi'nde bitirdikten sonra Dergâh'ta
babasından, amcasından ve Dergâh'a gelen Buhara'lı âlimlerden ders alarak
yetişmiştir. Türk, Arap, Fars ve Çağatay dillerine şiir yazacak derecede vâkıf
olan Edhem Efendi, ileri yaşına rağmen hat sanatına merak sarıp Çarşambalı Arif
Bey'den Ta'lîk hattını öğrenerek icâzet almıştır. Doğramacılık, marangozluk,
oymacılık, hakkâklık, mühürcülük, dökmecilik, tornacılık, demircilik,
tesviyecilik, makinecilik, matbaacılık, dokumacılık ve mimarlık gibi fen ve sanatlarda kabiliyet ve özel çalışmaları sonucu ihtisas sahibi olmuştur. 1869
tarihinde Mithat Paşa tarafından kurulan Sultanahmet Sanat Enstitüsü
Müdürlüğü'ne getirilmiş ve memleketimizde kurşun boruyu da ilk defa burada
döktürmüştür. Ebruculuk, onun pek çok meziyetinden bir tanesidir. Bu yüzden Hezârfen (bin sanat sahibi) lâkabıyla anılmaktaydı. Eserlerinde imza olarak Kâmi
mahlâsını kullanmıştır. Bilhassa Hac zamanı gelen Özbek misafirlerle artan
ziyaretçi sayısından dolayı tekkenin artan giderlerini karşılayabilmek için
yaptığı sanat eserlerini elden çıkartır, ebruları, denkler halinde satılmaya
getirildiği Bayezid'deki Kâğıtçılar Çarşısı'nda pek beğenilerek aranır ve satın
alınırdı. 20 Şevval 1321 (8 Ocak 1904) tarihinde Cuma gecesi yatsı namazı
sırasında üç İhlâs bir Fatiha okunurken "âmennâ ve saddaknâ" (inandık ve
onayladık) dedikten sonra secdeye kapanan ve bir daha kalkamayan Edhem Efendi,
ertesi gün Dergâh'ın hazîresine defnedilmiştir. NAFİZ EFENDİ:
Hattat
SAMİ EFENDİ:
(1838-1912)
AZİZ EFENDİ:
(1871-1934)
19 Rebiülevvel 1300 (29
Ocak 1885) tarihinde İstanbul Üsküdar'da doğdu. Mürekkepçilik, âhârcılık,
okçuluk, gülcülük, eski tarz mücellitlik, hattatlık gibi pek çok hünerinin yanı
sıra ebruculuğu da meslek edinen Hâfız Necmeddin Okyay da, üstâdı Edhem Efendi
gibi Hezârfen lâkabıyla anılır. Sanat hayatı başlıbaşına bir kitabı dolduracak
hadar geniş olan Necmeddin Okyay'ın geniş hal tercümesi, hattatlarımızı anlatan
eserlerde bulunabileceğinden burada sadece ebruculuğu konusunda bilgi
sunulacaktır. Ebruyu Edhem Efendi'den öğrenmiştir. Medresetü'l Hattâtî'nde ve
Güzel Sanatlar Akademisi'nde tarz-ı kadîm cilt ve ebru hocalığı yapmıştır. Rik'a,dîvânî
ve celi dîvânî icazetlerini Ravza-i Terakkî Rüşdiyesi'ndeki hüsn-i hat hocası
Hasan Tal'at Bey'den aldı. Sülüs-nesih yazıyı Hacı Arif Efendi'den,ta'lik ve
celî ta'lik yazıyı Sami Efendi'den öğrenmiştir. Ebruyu oğulları Sami (1910-12
Haziran 1933) ve Sâcid (1915-19 Nisan 1999) Okyay ile yeğeni Mustafa Düzgünman'a
(1920-12 Eylül 1990) öğretmiştir.
Kendisinden önce çok
ilkel biçimde yapılan ve bugün tüm dünya ebrucularının gıpta ile seyrettikleri
çiçekli ebruları icad ederek ebruculuk tarihimizde yeni bir tarz başlatmıştır.
Kalıbını kesip Arap zamkı ile yapıştırmak ve ebruladıktan sonra kalıbı sökmek
suretiyle yaptığı yazılı ebrular ise ebruculuk tarihi açısından bir ilktir.
Kalıptan taşan zamkın bulunduğu yerlerin de boya almadığını görerek mürekkep
yerine doğrudan zamk kullanarak yazmak suretiyle yaptığı ebrular arasında
"Lâfza-i Celâl" en
meşhurudur.
ABDÜLKADİR KADRİ EFENDİ:
(1875-1942)
BEKİR EFENDİ:
Geçen yüzyılın başlarında Bayezid'deki Kâğıtçılar
Çarşısı'nda yapıp sattığı battal ebrularıyla tanınan Bekir Efendi,aynı zamanda
eski tarz is mürekkebi imalcilerindendir. Hayatı hakkında fazla bir bilgi
bulunmamakta olup ebruculuğu kimden öğrendiği de bilinmemektedir. Devrinde resmî
dairelerde kullanılan defterlerin üzerine geçirilen ve "ali kurna" tabir edilen
sağlam Avrupa kâğıdı ile yapılmış olan ebrular Bekir Efendi tarafından
yapılmıştır.
Necmeddin OKYAY'ın
ortanca oğludur. 1910 yılında Üsküdar'da doğmuştur. Ebruculuğu babasından
öğrenmiş ve kısacık ömrü süresince çığır açacak eserler vermiştir. Aynı zamanda
ince bir tezhîb, hâk (oyma), lâke ve şemse tarzı cilt sanatçısı idi.
Necmeddin Okyay'ın küçük
oğludur. 1915 yılında Üsküdar'da doğmuştur. 1936 yılından emekliye ayrıldığı
1973 yılına kadar Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde eski tarz cilt ve ebru
hocalığı yapmıştır. 19 Nisan 1999'da vefat etmiş ve Karacaahmet Kabristanı'na,
babasının yanına defnedilmiştir.
9 ŞUBAT 1920′de İstanbul Üsküdar’da Sultantepe’de doğdu.
Babası, aynı semtteki Abdülbâki Efendi ve Aziz Mahmud Hüdâyî Camilerinin
imamlığını yapan Saim Efendi’dir. İlk tahsilini tamamladıktan sonra babasının
Üsküdar çarşısındaki aktar dükkânında çalışmaya başladı. 1938 yılında, annesinin
dayısı hattat Necmeddin Okyay onu, hocalık yaptığı Devlet Güzel Sanatlar
Akademisi’nin Türk Tezyinî Sanatları Bölümü’ne kaydettirdi. Burada Necmeddin
Okyay’dan eski tarz cilt ve ebru öğrenerek kısa zamanda kabiliyetiyle dikkati
çekti, diğer kıymetli hocalardan da faydalandı. Ancak hayat şartları sebebiyle
bir müddet sonra okuldan ayrılarak tekrar baba mesleği olan aktarlığa döndü.
Vefatına kadar titizlikle sürdürdüğü bu meslekte işinin ehli güvenilir bir esnaf
olarak tanındı. Çeşitli konularda yeniliğe açık olduğu halde ebru sanatında klasik anlayışa sımsıkı bağlı kalan ve bu hususta modern uygulamalara iltifat etmeyen Düzgünman, ebruculukta kendisini geçtiğini söyleyen hocası Necmeddin Okyay’ın bu sanata kazandırdığı çiçekli ebru çeşitlerine papatyayı eklemiş, ayrıca çiçek şekillerini de ıslah etmiştir. 1940′ta başlayıp ölümüne kadar elli yıl süren ebruculuğu sırasında, 1967′den itibaren çeşitli sergiler açan ve bazı sergilere katılan Düzgünman, hem eserleriyle hem de yetiştirdiği öğrencileriyle bu sanatın tanınmasına ve yayılmasına hizmet ederek son otuzbeş yılın ebruculuğuna adeta damgasını vurmuş bir sanatkardır. Mustafa Düzgünman, ebru sanatı dışında dinî mûsikiyle de meşgul olmuş ve tasavvuf zevkini, Hafız Eşref Ede’den almıştır. Muzıka-i Hümâyun’da yetiştiği için “Mızıkalı” lakabıyla anılan Hafız Muhittin Tanık, Üsküdar’daki Çarşamba Rifâî Dergâhı şeyhi Hayrullah Tâcettin Yalım ve Üsküdar Rifâî Âsitânesi şeyhi Hüsnü Sarıer gibi kıymetli hocalardan istifade etmiştir. Aziz Mahmud Hüdâyî Camii’nde uzun yıllar cuma günleri iç ezan ve teravih namazı aralarında ilahi okuyuşuyla iyi bir icracı olarak da tanınan Düzgünman’ın, bir kısmının güftesi de kendisine ait olmak üzere değişik makamlarda bestelediği yirmi kadar ilâhisi vardır. ( Bu ilahilerden birisini merhum Mustafa Düzgünman’ın kendi sesinden dinlemek için lütfen aşağıdaki gramafon resminin üzerine tıklayınız. ) Onun bestekârlık tarafını gösteren ve son yılların dinî mûsiki repertuvarı açısından ayrı bir önem taşıyan bu ilahiler, vefatından önce yakın arkadaşı neyzen Niyazi Sayın tarafından notaya alınarak tesbit edilmiştir. Ayrıca vaktiyle meşkettiği dinî eserleri son zamanlarında banda okuyarak tesbit edilmelerini sağlamıştır. 1953′ten 1979′a kadar yirmialtı yıl müddetle Aziz Mahmud Hüdâyî Dergâhı’nın türbedarliğını yapan Düzgünman, halk ağzıyla koşma tarzında şiirler de yazmıştır. Bunlar arasında, ebrunun tarihçesi, özellikleri ve mahiyetini anlatan yirmi kıtalık “EBRUNAME” en tanınmışıdır. Kıymetli tesbihler, yazı levhaları, kendi ebruları, şemse tarzında yaptığı kitap kapları, kutu ve çerçevelerden oluşan koleksiyonu halen ailesinde bulunmaktadır. Ayrıca eski tarz körüklü fotoğraf makinasıyla 1000′e yakın hat örneğini emüsyonlu cama tesbit etmiş, bazıları “Kalem Güzeli” (Ankara,1981) ve “İslam Mirasında Hat Sanatı” ( İstanbul, 1993 ) adlı eserlerde yer alan bu fotoğraf camlarının asılları, daha sonra kendisi tarafından Türkpetrol Vakfı’na hediye edilmiştir. 12 Eylül 1990 Çarşamba günü vefat eden Mustafa Düzgünman’ın kabri, Karacaahmet Mezarlığı’ndadır. kaynak: M.Uğur DERMAN / İSLAM ANSİKLOPEDİSİ
|
Tarihimizde Ebru Ustaları

HEZARFEN ETHEM EFENDİ:
(1829- Ocak 1904)
NECMETTİN OKYAY:
(1883-1976)
SAMİ OKYAY:
(1910-
Haziran 1933)
SACİD OKYAY:
(1915-1973)
MUSTAFA DÜZGÜNMAN:
(1920-1990)
NİYAZİ SAYIN:
(1927- )