|
Turgut Çekmegelioğlu, 1984 yılından beri ebru sanatıyla iç içe yaşayan biri. Ebrunun sevgi ve hassasiyet gösterilmesi gereken bir sanat dalı olduğunu ifade eden Çekmegelioğlu, ebrunun sırrının, külli iradeyle cüzi iradeyi birleştirmesinde olduğunu vurguluyor. İlk olarak sizi bir tanıyalım, Hocam. 1947 Malatya doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Malatya'da yaptım. 1984 yılında ebru sanatına başladım. Özellikle emekli olduktan sonra bu sanat dalıyla daha çok ilgilenmeye başladım. Fakat ortaokul yıllarında da yağlı boyalarımızı su üzerinde gaz yağıyla inceltip atar, -o zaman- su kâğıdı dediğimiz boyama sanatını yapardık. O zamanlar ebru olduğunu bilmiyordum tabi. Yani benim ebru ile tanışmam ortaokul yıllarına gidiyor. Bu sanat dalında ilerledikten sonra ilimizde ve yurtdışında bazı sergilere katıldım. Ebru nedir? Tanımından başlayalım… Ebru esas olarak topraktan elde edilen, metal oksit boyaların içerisinde asit, yağ, kazein gibi ürünlerin bulunmadığı topraktan elde edilen mermer üzerinde destesengle ezilip su ile inceltilip öd ile aktif hale getirilip kıvamı arttırılmış bir sıvı boyanın - bu sıvı salep, kitre, denizkadayıfı olabilir- gül dalına sarılmış atkuyruğundan yapılmış fırçalarla atılması; tarak ve bizlerle şekil verilerek kâğıda veya başka materyaller üzerine alınmasına ebru diyoruz. Kısaca Türk kâğıt boyama sanatıdır. Ebru çeşitleri nelerdir? Öncelikle belirteceğim çeşidi ebrunun üniversitesi, mektebi olan ve ilk ebru sayılan battal ebrudur. Gelgit ebru, taraklı ebru, hafif ebru, neftli ebru, çiçekli ebru, yazılı ebruların yanında katı sanatına giren ebrular var. Yine bunların yanında minyatür ebru çeşidi var. 18 ayar altın ezilerek yapılan zeref şanlı ebru var. Ebru çeşitlerinin sonu yoktur diğer sanat dallarında olduğu gibi. Kullandığınız malzemeler nelerdir? Öd, kitre, kaynak suyu, tarak, biz, tekne, kâğıt, fırça, boya gibi geleneksel ebru malzemeleriyle sanatımızı icra etmekteyiz. Ebru sanatı zor ve sabır isteyen bir sanat olarak belirtilir. Siz buna katılıyor musunuz? Ebru sanatı diğer sanatlardan daha çok ihtimam ve sevgi isteyen bir sanattır. Zor kelimesini biz kabul etmiyoruz. Çünkü her şey çalışmayla öğrenilir öğretilir. Ebrunun esas sırrı boyanın suyun üzerinde bozulmadan durması mı? Az önce ebru malzemelerini sayarken ana madde olarak ödü söyledim. Sığır ödünü kullanıyoruz. Benmari usulüyle kaynatıp steril hale getiriyoruz. Bunu boyaya katarak boyalarımızın su üzerinde durmasını, açılmasını ve yüzmesini sağlıyoruz. Ve en önemli özelliği ebru boyalarının birbirine karışmaması. Bunun da sebebi içlerindeki öd miktarlarının çok farklı olmasıdır. Ebruları nasıl çeşitlendiriyorsunuz? Ebrularımızdaki desenleri yapılan hareketle isimlendiriyoruz. Bir battal üzerine atıp da hiç elimizi vurmadan yalnız battalı alıyorsak buna tarz-ı kadim diyoruz. Şayet tarak çekiyorsak taraklı ebru, gelgit yapıyorsak gelgit ebrusu, neftli boya hazırlayıp atıyorsak neftli ebru diye çeşitlendiriyoruz. Ebruda renkler önemli yer alır. Ve her sanatçı kendine bir renk seçer. Sizin var mı böyle bir renginiz? Evet, renkler ve uyumlarına özellikle hassasiyet gösteririz. Tabi herkesin kendi benliğinde bir rengi vardır. Benim de rengim mavidir. Ebru pek yaygın bir sanat değil; bunu neye bağlıyorsunuz? Öncelikli sebebi diğer sanatlardaki gibi büyük bir rantının olmamasıdır. Ve ebrunun bir gönül işi olmasıdır. Ebru sanatı cüzi iradeyle külli iradenin birleşmesi sanatıdır. Bir ebrunun hazırlanması ortalama ne kadar sürer? Öncelikle kitrenin hazırlanmasından başlanır. Bir kitre de su içerisinde dört günde olgunlaşıyor. Boyalarımızı mermer üzerinde destesengle su yardımı ile eziyoruz. Bazı boyalarımızı anında ödle karıştırıp kullanırken, bazı boyalarımızın ise bazen ayları bulan bir olgunlaşma süreci vardır. Bunlar ebrunun yapım süresinde belirleyici olur. Yani kısaca ebru sabır işidir. Ebru tasavvufla iç içe anılan bir sanat dalımız siz neler söyleyeceksiniz? Az önce söylediğim gibi ebru, cüzi iradeyle külli iradenin birleşmesinden meydana gelmiştir. Külli irade Yaratanın iradesidir. Elbette ki tasavvufla iç içe bir sanat dalıdır ebru. Ve insanı tasavvufi olarak etkilemektedir. Ebru sanatı son zamanlarda yok olmaya yüz tutmuş bunun sebepleri neler sizce? Bunun en temel sebebi hocalarının zor şartlarda yetişmesidir. Ve okumakla, izlemekle kendi başına öğrenilemeyecek, yalnızca usta çırak eğitimiyle öğrenilebilecek bir sanat olmasından kaynaklanıyor. Bu yok olmanın önüne geçmek için neler yapılmalı? Ülkemizde Milli Eğitim, Kültür ve Turizm Müdürlükleri ve Belediye Kültür Müdürlüklerinin el ele vererek gençlerimize bu sanatı öğretmeleri lazım. Bizim maddi imkânlarımız el vermediği için kendi çabalarımızla herkese ebru öğretmek gibi bir durumumuz maalesef olamıyor. Onun için destek görmemiz şart. Elazığ Belediyesinin düzenlediği bir kurs için ilimizdesiniz. Bu kurs hakkında bilgi alabilir miyiz? 2007'de 40 öğrencimiz oldu. 2008'de de bu kursumuza devam ettik. Beklenenin üzerinde bir ilgi gördüğümüzü belirtmek isterim. İnsanlarımız böyle bir sanatla ilk kez karşılaşıyor. Çünkü Elazığ ve Malatya bölgelerinde bu sanatı icra eden tek sanatçı da galiba benim. Öğrencilerin ilgisini nasıl buldunuz? Öğrencilerimiz gayet fazla ilgi gösterdiler. Çünkü kendilerine daha önce böyle bir sanat hakkında bilgi verilmemiş. Uhdelerinde olan bir sanat dalıydı ve benim aracılığımla bu sanatla ilk kez tanışmış olmaları bu ilgilerinin de sebebiydi. Peki kurslarınız süresince öğrencileriniz içerisinde bu sanatı yaşatabileceğine inandığınız cevherler çıktı mı? Öğrencilerimizin hepsi büyük bir merakla geliyorlardı. Ama tabi usta çırak ilişkisini devam ettirdikleri takdirde bu sanatı icra edebilecek yetenekte kişiler çıkacaktır. Ebru gereken ilgi gösterildiği takdirde öğrenilemeyecek bir sanat değil. Genç yaşlı, kadın erkek her kesimin öğrenebileceği ve icra edebileceği bir sanattır ebru. Şu an ebru sanatını icra edebilen sizin yetiştirdiğiniz öğrencileriniz var mı? Devlet memuru olan bazı öğrencilerim var. Onlar sanatlarını başarıyla devam ettiriyorlar. İnşallah Elazığ'dan da bunu bekliyorum. İlimizde bir sergi açmayı düşünüyor musunuz? Evet çalışmalarımızı yapıyoruz. İnşallah havaların ısınmasıyla Elazığ'da ebru ve kaligrafi sergisi açacağız. Son olarak neler söyleyeceksiniz? Ben ebruyu artık bir hayat felsefesi olarak görüyorum. Ve hayatımda olmasından çok memnunum, çıkarmayı da hiç düşünmüyorum. Ayrıca Elazığ Belediye Başkanı Sayın Süleyman Selmanoğlu'na ebru sanatına göstermiş olduğu ilgiden dolayı teşekkürlerimi iletiyorum. EBRU'NUN TARİHÇESİ Kâğıt bezeme sanatlarının en mühimlerinden olan ebruculuğun hangi tarihten beri bilindiğini kesinlikle söylemek, bugün için imkânsızdır; böyle bir belgeden mahrumuz. Gerçi çok eski tarihli kitap ciltlerinde bile yan kâğıdı (kapak ile kitabı birbirine bağlayan kağıt) olarak ebru'yu görmekteyiz. Ancak bu eserlerin yazıldıkları tarih bilinse bile, bizim için, ebruya dair bir belge sayılamaz. Çünkü böyle eski yazmalar, yüzyıllar boyunca hiç değilse birkaç defa tamir görüp yenilenmiştir. Bu ebru kâğıtlarının da o tamir sırasında konulmuş olması muhtemeldir; yani kitabın tarihinden çok sonraya ait olacağı akla gelir. Üzerinde yazıldığı tarih kayıtlı olmak şartıyla bir hat örneği ihtiva eden ebru kâğıtları, zamanı göstermek bakımından bir vesika hükmündedir. Görebildiklerimiz içinde tarihi olan en eski ebru kâğıdı 962 H. (1554) yılına ait bir Malik'i Deylemi yazısıdır. Ebru'nun başlangıç tarihini bulmak için hiç değilse Onbeşinci Asır'a kadar inilebilir. VE EBRU'NUN FELSEFESİ Bazı günler, şafak veya gurup vakti ufka bakarsınız; kırmızı, sarı, lacivert ve mavi renklerin en ilahi tonları ile bulutlardan bir ebrunun daha doğrusu ebrunun şekillendiğini görürsünüz. Yine bazı gecelerde, bulutlu semalar kadar geniş bir ebru teknesine, Yüce Yaratıcı'nın usta fırçasıyla lacivert, mavi ve ışıklı beyazın bütün nüansları serpiştiriverdiğine elbet rastlamışsınızdır. İşte, sanatkâr dedelerimiz, bir anda değişip kaybolan bu semavi güzellikleri yeryüzüne aksettirerek, onların ağaç yeşiline ve toprak rengine olan hasretini giderdikten sonra, bu şahane tabloyu kâğıt üstünde de ebedileştirmeyi bilmişlerdir. Bu anlayış içinde Allah'a boyun kesen sanatkârın "benlik"ten uzaklaşan gönlü, sanki ebru teknesinde şekillenmiş gibidir. Artık o zaman büyümeye başlayan ebru teknesi derya kadar genişler, genişler ve bir kâinata döner. Ebrucunun gönlü gibi... Hz. Ali ne güzel buyurmuş : "Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, hâlbuki bütün bir âlem sende dürülüp bükülmüştür!" |
Ebru ustası Turgut Çekmegelioğlu
