Hikmet Barutçugil

'Ebruda sonsuzluk var'

Güzin Osmancık 'ın Hikmet Barutçugil ile röportajı:

Hikmet Barutçugil, 'Eğer siz suya kötü davranırsanız, su sizden intikam alır.' diyor. Barutçu ebrusunu bulan Hikmet Barutçugil, çalışmalarını Üsküdar'daki atölyesinde Ebristan'da sürdürüyor. Literatürlere yaptığı çalışmalara 'Barutçugil vuruşu ismi ile geçen bir sanatçı Hikmet Barutçugil. Onu herkes Barutçu Ebrusu ismini verdiği teknik ile tanıyor. Üsküdar'da Ebristan ismini verdikleri bahçeli bir evde çalışmalarını sürdürüyor ve ebruyu seven gönüllülere bu sanatı tasavvuf edebi içinde öğretiyor. 1973 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde tekstil eğitimi alan Barutçugil, hocası olan Emin Barın sayesinde bu işe gönül vermiş. Sanatkârımız, birçok meraklının kendisini ziyaret edip çalışmalarından ilham aldığı ve kendisi ile müşterek çalışmalar yaptığı gelenekli sanatlarımızın en önemli kaynak kişilerinden. Biz de siz okuyucularımız için kendisini ziyaret edip çalışmaları hakkında bilgiler aldık.

OSMANCIK: Ebruya nasıl gönül verdiniz?
BARUTCUGİL: O yıl tanıştığım ve öğrencisi olduğum merhum Emin Barın bize yazı dersine geliyordu. Kendisi Arap alfabesi hattatıydı. Aynı zamanda modern çalışmaları da olan bir hattattı. Bize bu geleneksel çalışmalara olan ilgisizlikten tatlı tatlı şikâyetlerle, menkıbelerle bu eski sanatlarımızı sevdirmeye çalışıyordu. 70'li yıllarda ve ondan öncesi, kendi kültürümüze yabancı olduğumuz dönemlerdi. Bu günleri görünce şimdiki halimize şükrediyoruz.

OSMANCIK: O zamanlar Akademide hat sanatları ve ebru sanatı diye bir ders yoktu değil mi?
BARUTCUGİL: O yıllarda yoktu. Ondan önceki yıllarda tezyini sanatlar diye bir bölüm vardı. Fakat bu sürekli üvey evlat muamelesi gören bir bölümdü, pek rağbet edilmezdi. Daha sonra geleneksel sanatlar bölümü kuruldu ya da bu tezyini sanatlar geleneksel sanatlara dönüştü. O yıllarda İstanbul Üniversitesi'nin meşhur saatli kapısı vardır, cümle kapısı, onun kapısı tamir edilmek istenmiş. Fakat onu tamir edecek ustayı Türkiye'de bulamamışlar, İspanya'dan usta getirip tamir etmişler. Rahmetli hocam buna çok kızmış ve üzülmüştü. Bize hep derdi 'Bu kadar birikmiş kültür mirası kimlerin eline kalacak? Siz bilmezseniz İngiliz gelip size bu sanatı öğretecek.'
Onun teşvikleriyle ben ebru sanatına, hat sanatına ilgi duydum. Bunu da hocama ifade ettiğimde bana 'Süleymaniye Kütüphanesi'ne git, orada duvarda yazılı eserleri bir incele' dedi. Süleymaniye Kütüphanesi'ne gittim, orada hatları incelerken hattın zemininde, pervazlarında kullanılan ebruları gördüm. O zaman bana büyülü bir güzellik gibi geldi. O an bir aşktır gönlüme düştü, o gün bugündür kendi kendime bu sanatı öğrendim. Bu çalışmalar sırasında, geleneksel ebruyu arayış çalışmaları daha evvel yapılmamış denenmemiş ebru türleri karşıma çıktı. Tabii burada akademide bir öğrenci olmanın çok büyük bir avantajını da gördüm. Oradan aldığımız desen bilgisi, boya madde bilgisi de bana büyük katkı sağladı.

OSMANCIK: Ebru sanatının başlangıç tarihi nedir. Bir Orta Asya sanatı mıdır, yoksa Osmanlı'ya has bir sanat mıdır?
BARUTCUGİL: Ebrunun kesin olarak nerde ne zaman başladığını bilmiyoruz. Ama ebru tarihçileri kullandığımız çok renkli ebruların ana vatanının Orta Asya olduğunu söylerler. Buhara, Semerkant, oralar bu sanatın çıkış yeri olarak kabul ediliyor. Oradaki ilk adı Çağatayca 'Ebre.' Ebre, hare gibi damarlı, çok renkli anlamına gelen bir kelime. Bu sanat ipek yoluyla İran'a geliyor. Orada Abru oluyor ismi..

OSMANCIK: AB; su RU; yüz. ABRU su yüzü demek mi oluyor?
BARUTCUGİL: 'ABRU' su yüzü demek. Bakın görüyorsunuz her şey burada su yüzünde oluyor. Su yüzünde boyalar yüzdürülüyor, desenleniyor ve kâğıda alınıyor. Bir de 'Ebr' kelimesi geçiyor. İran bunu kullanıyor. Ebr bulut veya bulutumsu demek oluyor. Bu sanata çok yakışan bir isim.
Çünkü ebru teknesinde oluşan desenlerin bulutların gökyüzünde oluşturduğu desenler gibi asla tekrarı olmuyor. Hepsi ilk ve son, yani kelimenin tam anlamıyla kupon oluyor.

OSMANCIK: Bizde hangi anlamda kullanılmış?
BARUTCUGİL: Ebri adı bizde yaygın olarak eski ustalarımız tarafından kullanılmış. Ebru kelimesi yerleştiğinde o daha avam bir tabir olarak gelmiş.

OSMANCIK: Ebru için İslâm sanatı diyebilir miyiz veya bu sanat için Allah'ı arayış diyebilir miyiz?
BARUTCUGİL: Tabii. İslâm sanatları diyoruz bu sanatların adına. İlahi güzellik arayışına dayalıdır bu sanatların özü. Yani sanatçının uğraştığı sanatla kendisini Allah'a yaklaştırması diyebiliriz bu sanatlar için. Hedef bu olunca bir sürü ibret var burada bize. Bunu merhum Necip Fazıl veciz bir sözle özetliyor, diyor ki 'Anladım işi; sanat Allah'ı aramakmış, / Marifet bu, gerisi çelik çomakmış.' Sanatların özünde bir Allah arayışı, Hakka yaklaşma çabası vardır.
 
OSMANCIK: Tam anlamı ile burada yapılan şey nedir?
BARUTCUGİL: Burada yapılan şey tekliktir. İlk başta bize vahdeti hatırlatıyor. Yaratılışta bir teklik var bize Cenab-ı Hakkı hatırlatıyor. Biz bu tekneye tefekkür teknesi diyoruz. Hakikaten düşünenler için çok büyük ibretler var. İnsanlar düşünüyor, yapmak istiyor. Fırçaya vuruyor, damlalar su üstünde yayılıyor. Damlaların ne kadar büyük olacağı, ne kadar büyüyüp açılacağı, yanına gelecek rengin onun içinde nasıl dağılacağı, bunu kestirmek mümkün olmuyor. İşte burada külli irade ile cüzi irade arasındaki farkı görüyoruz. Biz sanıyoruz ki her şeyi biz kendimiz yapıyoruz. Ama görüyoruz ki her şey doğal bir oluşum. Ebruların zemininde bulunan resimler aslında tabiatta var olan ama bizim çıplak gözle göremediğimiz görüntülerdir.

OSMANCIK: Şöyle diyebilir miyiz Mikro kozmosla makro kozmos arasında bir sonsuzluk sergileniyor.
BARUTCUGİL: Aynen öyle. Bir kan hücresinin beş bin kere büyütülmüş hali, son derece bir Barut ebrusuna benziyor. Bundan yıllar önce bir öğrenci geldi. Her gelen öğrenciye sorarım 'Bu sanata neden ilgi duydunuz, neden geldiniz?'diye. Bu hanım kızımız dedi ki, 'Bilim ve teknik dergisinde bir fotoğraf gördüm, ne güzel bir ebru diye uzun uzun baktım, sonra altını okuduğumda bir kan hücresinin elektro mikroskoptaki görüntüsü olduğunu öğrendim.'

OSMANCIK: Çok enteresan, Ebru mikro âlemin külli irade tarafından resimlenmesi mi oluyor acaba?
BARUTCUGİL: Bir kitabım basılırken matbaaya gidip geliyordum. Makine dairesi ile bürolar arasında basılmış fotoğrafları yerlere koymuşlar. Bir gün geçerken onları gördüm. Aaa dedim bu ebruların burada ne işi var. Hatta öyle bir yakın geldi ki, benim ebrummuş gibi bir şekilde yanaştım, aldım elime, altında şöyle yazıyor 'Alkolik karaciğeri dokusu' Meğerse bir tıp kitabıymış, yani ebrunun içinde böyle bir sonsuzluk var. Bana öyle geliyor ki henüz bilmiyorum ama Cenab-ı Allah bize bu ebru sanatıyla yaradılışıyla ilgili sırlar ifşa ediyor. Çünkü bir ayet var Kur'an-ı Kerim'de 'Her şeyin sudan yaratıldığını anlatan. İşte bu ebru böyle bir şeydir, anlatmakla bitmez. Bir gizem yumağı, sonsuzluk nasıl tarif edilmez.

OSMANCIK: Ebru yapmak için nasıl malzemeler gerekiyor?
BARUTCUGİL: Malzemelerin hepsi tabiattan ve hepsi doğal ürünler. Boya olarak toprak boya dediğimiz metal oksitleri kullanıyoruz. Sıvı olarak da dağlarda kendiliğinden yetişen Anadolu'da 'Geven' diye bilinen kitre zamkı. Onu suda eritiyoruz, bir yoğunluk kazandırıyoruz ki şekil yapabilelim. Bunu tamamen musluk suyunda yapabiliriz ama o zaman şekil veremiyoruz. Fırçalarımızı da biz kendimiz özel yapıyoruz. Gül dalı ve atkuyruğundan olur. Gül dalının özelliği esnek olmasıdır. Uzun ömürlüdür ve antiseptik olduğu bilinir. Boyaların içine öd katıyoruz biz, sığır ödü. Bu sanatın asıl sihirli iksiri bu. O boyaları tutuyor, boyaların birbirine karışmamasını sağlıyor. Bir çeşit zamk gibi boyalı tutuyor. Renk tonları yapabiliyoruz. O olmadan olmuyor.

OSMANCIK: Barut ebrusunun özelliği nedir?
BARUTCUGİL: Bir kere renklerde bir sınırsızlık var, sonsuzluk var. Klâsik ebrularda tekneye attığımız kadar renk alıyoruz, renkler birbirine karışmıyor. Bunda renklerin birbirine az da olsa bir karışımı var. O da ara tonlarının çıkmasına vesile oluyor. Bir de görüntü olarak ta farklı. Orda daha çok tabiattaki katmanlar gibi bir görüntü var. Bazı şeyleri orijinal diliyle konuşmamız lâzım.
 
OSMANCIK: Talebeleriniz ile çalışırken, ders esnasında kurallarınız var mıdır?
BARUTCUGİL: Evet vardır. Bu kurallardan bir tanesi; negatif enerji üretme yasağıdır. Bu çok önemlidir. Şimdi biz suyla çalışıyoruz. Su etrafındaki enerjiden etkilenen bir maddedir. Sözcüklerden, müzikten, enerjiden etkilenen ve kristal yapıları bozulan bir maddedir. Bunu Japon bir araştırmacı olan Dr. Emoto, yıllarını vererek, su kristallerinin etrafındaki enerjiyle değiştiğini fotoğraflamış.
Bir su almış, onun etrafındaki insanlar birbirlerine hakaret etmişler, küfretmişler, kötü sözler söylemişler. O suyun kristal yapısını incelemişler bozuk şekiller, bozuk görüntü elde edilmiş. Aynı suyun etrafında insanlar birbirlerine sevgi sözleri söylemişler, şiir okumuşlar, Allah'ı düşünmüşler. Kristal yapıları mükemmelleşmiş. Okunmuş su deriz ya hani, onun şifası ispatlanmış. Orda çok daha fazla ilgimi çeken bir şey oldu. Aynı sözcükler değişik dillerde değişik şekiller oluşturuyor. Teşekkür kelimesi İngilizce'de farklı, Almanca'da farklı, Japonca'da farklı kristaller oluşturmuş. Bu bana şunu hatırlattı. Bazı şeyleri orijinal diliyle konuşmamız lâzım. Türkçe ezan okunmamalı, tesiri farklı çünkü. Kur'an-ı Kerim Türkçe okunmamalı, anlamıyorsan zaten Türkçesini de anlamazsın. Arapça bilmiyorsan anlamaya niyeti yoksa. Suyla çalıştığımız için bizim enerjimizde suya yansıyor ve su anında intikamını alıyor.
 
OSMANCIK: Efendim, ebru sanatı hakkında verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkür ederiz.
BARUTÇUGİL: Ben de sanatalemi sitesi olarak millî sanatımıza gösterdiğiniz ilgiden dolayı size teşekkür ediyor, başarınızın devamlı olmasını diliyorum.

EBRU'YU YAŞATAN SANATKÂR
1952'de Malatya'da doğan Hikmet Barutçugil, 1973'de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu'nda tekstil eğitimine başladı. Yüksek öğreniminin ilk yılında tanıdığı ve öğrencisi olduğu Prof. Emin Barın'ın teşvikiyle hat sanatına büyük ilgi duydu. Hat sanatı ile ilgili çalışmalarına başladığı sırada ebru sanatını keşfeden Barutcugil'in bu sanata duyduğu sevgi kısa zamanda tüm benliğini sardı. Öğrencilik yıllarında çalışmalarını tek başına sürdürüp kendisini geliştirdi.


1977'de Akademi'den tekstil desinatörü olarak mezun oldu. Okuldan sonra çalışmalarını hep ebru üzerine yoğunlaştırdı. 1978-1981 yılları arasında ihtisas için gittiği Londra'da da araştırma ve çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Geleneksel sanatlarımızın yeni bir dinamizme kavuşturulması gereğine inanan sanatçı, ebruyu her zaman bir bilim dalı gibi görüp, geliştirmeyi hedeflemiştir. 70'li yıllarda çok az kişinin ilgi gösterdiği bu sanatı yaşatmak için yaşamanın gereğine inandığından, günlük kullanım araçlarından iç mimaride kullanılan malzemelere kadar birçok ürün üzerinde uygulayarak geliştirdi.


Deneme yanılma yöntemi ile araştırmalarını sürdürürken daha önce görülmemiş ebru yöntemleri ortaya çıktı. Literatüre; Barut Ebrusu olarak bilinen yeni bir ebru türünü bulan kişi olarak geçti. Türk Ebru Sanatı'nı tanıtmak ve yaymak amacı ile yurtiçinde ve yurtdışında bir çok sergi, kurs ve seminere imzasını attı.


Hikmet Barutcugil'in eğitim faaliyetleri halen Mimar Sinan Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü; Ebristan (İstanbul Ebru Evi Salacak ve Bağdat Caddesi), ve bazı eğitim kurumlarında devam etmektedir. Uluslararası birkaç ödülü olan Barutcugil'in bunlara ek olarak, London British Museum başta olmak üzere müzelerde ve bazı özel koleksiyonlarda sürekli olarak sergilenen eserleri bulunmaktadır.


Ebru sanatı ile ilgili birçok TV programına katılan, dergilerde röportajları yayınlanan Hikmet Barutcugil'in bu konuda yayımlanmış birçok makalesinin yanı sıra 'Renklerin Sonsuzluğu', 'Suyun Renklerle Dansı', 'Suyun rüyası', 'Efsun Çiçeği', 'Ebristanbul' ve 'Siyah Beyaz' adlı yayınlanmış altı kitabı bulunmaktadır. Sanatçı 1996 yılında İstanbul, Üsküdar'da eski bir konağı restore ederek kurduğu Ebristan 'İstanbul Ebru Evi'nde halen kağıt, kumaş, seramik, cam, ahşap gibi malzemeler üzerine ebru çalışmalarına devam etmekte; hat, tezhip, minyatür, cilt gibi diğer geleneksel sanatları da uygulayarak sürdürmektedir.
Hikmet Barutçugil'in yayımlanmış eserleri 'Renklerin Sonsuzluğu', 'Suyun Renklerle Dansı', 'Suyun Rüyası Ebru', 'Ebristanbul', 'Efsun Çiçeği', 'Siyah Beyaz Ebru' ve 'Simetri'dir.

 

Copyright © 2008, Hat Dergisi | Designed on 2008-March-21 by alpaslan